banner15

Barkçin'in gazelleri Dîvân-ı Zerefşân'da

Dr. Savaş Barkçin, Dîvân-ı Zerefşân ile klasik şiirin naif rayihasını günümüz insanının irfanına arz ediyor

Barkçin'in gazelleri Dîvân-ı Zerefşân'da

İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Divan-ı Zerefşân, Dr. Savaş Barkçin’in klasik şiir formatında kaleme aldığı, Divan şiirinin “dün” olduğu gibi “bugün” de hayatiyetini devam ettirdiğini gösteren son çalışması… Dr. Barkçin, Divan-ı Zerefşân ile klasik şiirin naif rayihasını günümüz insanının irfanına arz ediyor.

Üstad Barkçin, Litera Yayıncılık tarafından yayınlanan kitabı Münâcât, Nu’ût, Gazeliyyât ve Müfredât adlarıyla dört bölüme ayırmış. Kitapta yer alan hatlarda Mahmut Şahin’in ketebesi yer alıyor…

Barkçin, Divan’ındaki “Esmânâme” serlevhalı münâcaatında Hakk Teâlâ’nın doksan dokuz güzel ismini zikrediyor; Peygamber Efendimiz (sav) için yazdığı naatlarda okuyucularına Medine rayihasını teneffüs ettiriyor. Naat, kaside, gazel, kıt’a ve beyitlerden müteşekkil divanda Mevlânâ Celâleddin-i Rumi Hazretleri, Şeyh Gâlib Dede ve Ahmed Avni Konuk Hazretleri için gazeller tanzim edilmiş.

AŞK OLSUN

Ankara’daki devlet hizmetiyle yetinmeyen bürokrat, şair, yazar, musiki üstadı, kültür ve dava adamı Savaş Barkçin, kitabını şiir, musiki ve kemâlât yolundaki rehberi Merhum Mustafa Şirin’e şu cümlelerle ithaf ediyor:

“Bu divanı, yâr-i cânım, Üstâd-ı bî-nazîrim, sebeb-i feyzim, ârif-i billâh Mustafa Şîrîn en-Nakşibendî ağabeyimizin aziz ve pak ruhlarına ithaf eylerim. Pek çok manzûmemi evvel âna arz eyler, anın tensîbi ile dîvâna koyar idim. Bu esnâda bana pek çok hikem-i ilâhî ve füyuzât-ı vehbî lutf eyler idi. Cenab-ı Hakk’dan ol şehîd ü azîze ebedî rahmetler niyâz ederim. Himmeti dâim olsun. Aşk olsun.”

DİVAN, YOLLARDA YAZILMIŞ

Savaş Barkçin içten gelen tabii bir şevkle yazmış divanını… Gönlüne, sadrına düşen hakikate dair mısraları latif harflere, kelimelere büründürerek sadırdan satıra aktarmış.

Eserini mücerret bir divan sahibi olmak mülahazasıyla yazmamış, günden güne, yaşadığı, zamanını geçirdiği hemen her yerde gönlüne düşen ilhamı divan kalemiyle not etmiş.

Şiirlerin önemli bir bölümü yollarda kaleme alınmış. Kitabındaki eşârı, kâh İstanbul’da, kâh Bürüksel’de, kâh Ankara’da, kâh Londra’da, kâh Johannesburg’da yazmış...

Muhatabımız işte, evde, seyahatte, sokakta, medresede, camide her yerde kalemi elinden düşürmemiş. Günde bir-iki bazen 5-10 gazel yazmaya muvaffak olmuş. Bazen hiç yazmamış/yazamamış. Netice itibarıyla yazmak fiili nasip, azim ve ilhamla ilintili…

MEDENİYETİMİZDE MAKBUL OLAN SOHBETTİR

“Bizim medeniyetimizde makbul olan sohbettir, konuşma, ders verme, vaaz, nutuk atma, sohbet havasında olursa güzelleşir. Muhabbet olmadan sohbet olmaz.” diyen Dr. Barkçin, yedi yılda tamamlamaya muvaffak olduğu Divân-ı Zerefşân’da okuyucularıyla, eskimez şiirin sevdalılarıyla hasbıhal ediyor, dertleşiyor…

Muhakkak her şairin kendine has şiir iklimi, söyleyiş, ifade ediş ve sunuş tarzı var… Barkçin de “Men arefe nefsehû fe-kad arefe Rabbehu” sırrının mündemiç olduğu gazellerinde kendi tarzını, veznini oluşturarak mutlak ve mücerret kavramları irdeliyor. Ele aldığı kavramları bazen hakikat bazen de hayal aynasına tutarak okuyucusunu düşünmeye, akletmeye sevk ediyor.

SERSERÎNİM YÂ RESÛLALLAH SENİN

Şaire ilhamın nerede ve ne zaman geleceği beli olmaz. O şiirini hakikat, bazen hayâl; bazen de rüya âleminde devşirir… Yazımıza Dr. Barkçin’in gördüğü rüyaya istinaden İstanbul’dan Ankara’ya giderken yazdığı “Serserînim yâ Resûlallah” manzumesinin hikâyesiyle nihayet verelim.

“Bir gece rü’yâda Roma’da bir Osmanlı câmiinin içindeki bir mermer levha üzerinde sülüs hat ile “Serserînim yâ Resûlallâh” yazılmış olduğunu gördüm. Bana rüyâmda her Osmanlı hattatının bu hattı tevâzû eseri yazmasının bir an’ane olduğu söylendi. Şu âciz kalem, bu ilhâm ile ertesi günü şu manzûmeyi yazmaya müyesser kılındı.

Serserînim yâ Resûlallâh

Kıl şefâat kemter âciz kuluna/Serserînim yâ Resûlallâh senin.

Eyle himmet girem Allâh yoluna/Serserînim yâ Resûlallâh senin.

Bî-adeddir günehim, hep şer işim/Yok enîsim, gâib olmuş cân eşim

Gayrı yok mehtâbım, ey şeh, güneşim/Serserînim yâ Resûlallâh senin.

Seni bildim, seni sevdim ey Nebî/Olayım benden, kerem kıl ebedî

Ey resûller şâhı, ey Hakk’ın gülü/Serserînim yâ Resûlallâh senin.

Bu seher rü’yâda ismin gördü göz/Başka ad yokdur ve yokdur başka söz

Nûrun ihsân et de nûr olsun şu öz/Serserînim yâ Resûlallâh senin.

Ey Zerefşân yola gir, kalma cüdâ/Tevbe et, hâdîdir elbette Hudâ

Yüzüm eğdim, pâyin öpdüm Mustafâ/Serserînim yâ Resûlallâh senin.

Güncelleme Tarihi: 10 Haziran 2014, 16:38
YORUM EKLE
YORUMLAR
Çakma Prof.
Çakma Prof. - 6 yıl Önce

İbrahim Ethem Bey, sizi cân-ı gönülden tebrik ediyorum.Özellikle geleneksel sanatlarımızla ilgili ropörtaj ve yazılarınızı lgi ile takip ediyorum ve çevreme de tazsiye ediyorum.

Sedat KILIÇ
Sedat KILIÇ - 6 yıl Önce

Tek kelimeyle müthiş yorumlanmış bir yazı. Klasik şiirin güzelliğini yansıtmış bizlere. Okudukça insan kendini buluyor beyitler içinde."Serserinin ya Resulallah senin." Kaleminize, yüreğinize sağlık.

havva
havva - 6 yıl Önce

Allah ikinizden de razı olsun.günümüzü aydınlatıyor böyle yazılar

banner39

banner50

banner47

banner48