Batının korkusu, geleneğin kini

Özgün İrade dergisi Ocak sayısında İslâm’ın iç savaşı bağlamında dikkate değer bir yazıya yer verdi. Nihat Karademir tarafından kaleme alınan yazı “Üretilmiş Radikalizm, Enstrümantal Gelenekçilik ve İslâm’ın Entelektüel İç Savaşı” adını taşıyor

Batının korkusu, geleneğin kini

Ali Koçak | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Türkiye’de 28 Şubat, dünyada ise 11 Eylül 2001’den sonra İslâmcılığın çağdaş klasiklerine dair yergiler ciddi ölçüde arttı. Ayrıca, RAND Raporu çerçevesinde İslâm’ın iç savaşı olarak adlandırılan bir strateji yürürlüğe konuldu. Bugüne kadar sadece bu konuda yazılıp çizilenler bile müstakil bir külliyat oluşturacak sayıya ulaştı.

Özgün İrade dergisi Ocak sayısında bu bağlamda dikkate değer bir yazıya yer verdi. Nihat Karademir tarafından kaleme alınan yazı “Üretilmiş Radikalizm, Enstrümantal Gelenekçilik ve İslâm’ın Entelektüel İç Savaşı” adını taşıyor. ABD’nin NATO’ya yeni düşman ile mücadele yöntemlerini gözden geçirmeye zorladığının ve bu noktada Müslümanlarla savaşmak yerine İslâm içi bir savaşı tavsiye ettiğini aktararak başlıyor yazı.

İSLÂMÎ HAREKETLERİN İTİBARSIZLAŞTIRILMASI

İslâmî hareketlerin şeytanlaştırılma sürecini bu rapor üzerinden ele alan yazının en dikkat çekici boyutunu, modernist, milliyetçi ve mezhepçi yapıların önemli bir kısmını yanına alabilen Batının bu süreçteki en önemli müttefikinin pusuda bekleyen muhafazakârlıkla sinsi gelenekçilik olduğu tespiti oluşturuyor. Batının İslâm iç savaşında araçsallaştırılma pahasına ümmetin iç savaşını bir rövanş ve intikam fırsatına dönüştüren gelenekçiliğin, İslâm dünyasının maruz kaldığı tüm işgalleri ve askeri müdahaleleri İslâmî hareketlere ihale ettiği belirtiliyor. İslâmî hareketleri şeytanlaştıran fakat Batı emperyalizmi karşısında suskun kalan bu tutum yazara göre tipik bir rövanşizmi içeriyor. Nihat Karademir, bu süreçte pek çok alim ve hareketin selefi, aşırıcı, mezhepsiz ve Vahhabi olarak damgalanmasının altında yatan tarihdışılığı şu cümlelerle belirgin kılıyor:

“ Yaklaşık dokuz yüzyıl önce yaşamış İbn Teymiye’den Seyyid Kutup ve Mevdudi gibi çağdaş İslâm öncülerine ve Vehhabi hareketinden İhvan-ı Müslimin’e kadar birbiriyle mekânsal ve zamansal olarak çok uzak olan birçok kişi ve yapının bir araya getirilerek Selefilik üstbaşlığıyla ve İŞİD gibi üretilmiş bir örgüt üzerinden itibarsızlaştırılması sadece Batı’nın oyunu değil, geleneğin kininin de büyüklüğüne işarettir.”

DAHA KUŞATICI BİR DİL

Kategorik Selefilik düşmanlığı başta olmak üzere İslâmi hareketleri itibarsızlaştırma stratejisine karşı konulurken ortaya konulacak itirazın nasıl olacağı da yazıda üzerinde durulan bir başka önemli konu. Karademir, bunu da göz ardı etmeden şu ifadelerle bağlıyor yazısını:

“(..) gerek geçmişteki Moğol ve Haçlı işgallerinde gerekse son üç yüz yıldır karşı karşıya olduğumuz Batı işgallerinde, işgalci ile işbirliği yapan veya sanki hiçbir şey olmamış gibi kendi ‘manevi karantinalarına’ çekilen geleneklerin İslâm’ın tek sahih yorumu olarak dayatılması, öncelikle biz Müslümanların itiraz etmesi gereken temel sorunlardan biri olarak evrilmiştir. Ancak bu itiraz yapılırken bile İslâm’ın iç savaşını körükleyecek ve Batı’nın projelerine hizmet edecek yöntemler ve söylemlerden kaçınılmalı ve ümmetin maslahatı için daha kucaklayıcı ve daha kuşatıcı bir dil geliştirilmelidir.”

Güncelleme Tarihi: 20 Ocak 2016, 12:15
banner53
YORUM EKLE
YORUMLAR
hakkı
hakkı - 5 yıl Önce

Bütünleştirmeyi ehli sünnet vel cemaate yüklerken , nedense selefiliğin sonradan kuvvetlendirilen bir akım olup bir ayrışma sonucu zaten mevcudiyetinin oluştuğunu belirtmemişsiniz. Ehli sünnet vel cemaat ve tasavvuf çizgisinin moğol istilasında işbirlikçi gibi konumlandırılması vehhabizm ve selefiliğin legalite kurnazlığıdır. Ayrıca islami akımların hangisinin daha batıya hizmete uygun olduğunu bulmak zor değildir. Suudi geleneğinin küresel emperyallerce onayı ve hüsnü kabulü takdire şayandır

banner39