'Ben Mutasavvıfım' diye etrafta geziniyorlar!

Granada edebiyat dergisinin 6. sayısında Doris Lessing’le 1988 tarihinde yapılan bir söyleşiye yer verildi.

'Ben Mutasavvıfım' diye etrafta geziniyorlar!

Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Granada, 6. sayısında, Mustafa Kutlu’nun “Uzun Hikâye”si odağında “Edebiyatımızın Uzun Hikâyesi: Mustafa Kutlu” başlıklı bir dosya hazırladı. Dosya yazarları Şaban Sağlık, Necip Tosun, Lütfi Bergen, Necati Tonga ve Erbil Korkmaz. Şaban Sağlık yazısında, Baudelaire’in “spleen”inin karşısına Kutlu’nun “uzun hikâye”sini koyuyor.

Necip Tosun, Uzun Hikâye’nin Kutlu’nun dönem kitaplarının en iyilerinden biri olduğunu söyleyerek bu kitap ile Türk toplumunun yaşadığı otuz yıllık serüvenini az çok yakalayabileceğimizi belirtiyor.

Lütfi Bergen, Mustafa Kutlu’nun modernleşmeye karşı bir “sistem-düzen” önermese de kasabayı anlatarak “gecikmiş bir modernleşme”yi savunduğunu öne sürüyor. Necati Tonga, Kutlu’nun uzun hikâye döneminin ilk eseri olan Uzun Hikâye’yi yazar-hayat-eser bağlamında analiz ediyor. Erbil Korkmaz, Uzun Hikâye ile Topçu’nun isyan ahlâkı tezi, arasında bir bağlantı kurmanın ve Topçu’nun bu fikirleri bilinmeden Uzun Hikâye’nin anlaşılamayacağı iddiasının sorunlarını irdeliyor.

Dergide yer alan söyleşilerden biri geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz 2007 Nobel Edebiyat Ödüllü Britanyalı romancı Doris Lessing’e ait. Lessing’in Thomas Frick’e verdiği 1988 tarihli önemli söyleşi Engin Sezer’in çevirisiyle okura sunulmuş.

Söyleşide Lessing’in tasavvufla olan ilişkisi, Jane Somers adıyla yazdığı kitaplarla eleştiri kurumunun olağanüstü sıradanlığını ispatlama girişimi gibi birçok ilginç konu yer alıyor. Lessing söyleşide yazarların görevini şöyle vurguluyor: “Sanırım bir yazarın işi, insanları soru sormaya kışkırtmak. Benim kitabımı okuyan birisi, nasıl diyeyim, edebî anlamda bir duş almış gibi olur diye düşünmek istiyorum. Belki bunun sonucu, biraz da olsa farklı şekilde düşünmeye başlarlar.”

Pek çok tasavvufi antolojiye girişler yazan Lessing tasavvuf konusunda konuşmaktan nefret ettiğini de ifade ediyor. Bunun sebebi ise söylediği sözlerin klişelere dönüşmesi ve insanın kulağına bir aldatmaca gibi gelmesi. Ardından bu konuda söyledikleri hayli ilginç:

“Herkes kabul eder ki, insanın bir hocaya ihtiyacı vardır. Ben de etrafıma bakınıp bir hoca arıyordum ama bulduklarımın hiçbirini beğenmedim, çünkü bunların hepsi şu yada bu çeşit bir ‘guru’ydu. Sonra ‘Şah’ adında, beni çok etkileyen bir mutasavvıf tanıdım. Böylece altmışlı yılların başından beri işin içindeyim. Bunların hepsin, özetlemek epeyi zor, çünkü baştan sona kendi deneyiminizle ilgili.

Bu noktaya işaret etmek istiyorum, çünkü insanlar var; ‘Ben mutasavvıfım’, diye etrafta geziniyorlar, belki de kitap okumuşlar ve bu onlara bir bakıma çekici gelmiş olduğundan. Bu da gerçek mutasavvıfların söylediklerine ve yaptıklarına kesinlikle aykırıdır.

Büyük mutasavvıfların bazıları, gerçekten de ‘Ben kendime asla mutasavvıf demem, bu çok büyük bir sıfattır,” demişlerdir. Ama mektuplar alıyorum, şöyle mektuplar: “Merhaba Doris! Duydum sen de mutasavvıfmışsın.” Yani, ne diyeceğimi bilemiyorum, gerçekten. Daha çok görmezlikten geliyorum bunları.”

 

 

 

Güncelleme Tarihi: 10 Mart 2014, 10:22
banner53
YORUM EKLE

banner39