banner39

banner35

Bir İstihbaratçı Askerin Anıları: Ömrüm

Yüksekova çetesini ortaya çıkaran Hüseyin Oğuz'un anıları kitaplaştırıldı

Kültür Sanat 18.10.2010, 12:37 18.10.2010, 13:04
Bir İstihbaratçı Askerin Anıları: Ömrüm

 

Asım Öz/Dünya Bülteni

Fakir bir aileden gelen emekli astsubay Hüseyin Oğuz anılarından bir kısmını "Bir İstihbaratçı Askerin Anıları :Ömrüm" kitabında "Aydınlık günlere kavuşmak dileğiyle..." anlattı. Kitabın sonunda Oğuz'un Susurluk Komisyonu'na verdiği ifadenin sansürsüz tutanakları da yer alıyor. Anı+tutanak toplamı bir kitap bu.Hatta tutanak kısmı daha baskın.Çünkü yarıdan fazlası yani 96 sayfası tutanaklardan oluşuyor kitabın.Anılar ise seksen sayfa.

 Bu çalışmada yalnızca Hüseyin Oğuz'un anılarının kâğıda dökülmesi isteği değil; Türkiye'nin yakın tarihinin belirli dönemlerinde aktif rol oynamış bir kişinin, yeterince açıklığa kavuşmamış bazı olayların aydınlatılmasında, en azından farklı bir açıdan yeniden ele alınmasında rol oynama duygusu vardır.

Haksızlıklar ve Suikastler

 Mehmet ve Havva çiftinin oğlu Hüseyin Oğuz. 1959 Edirne İpsala/ Koyuntepe Köyü doğumlu. Nüfusa iki yıl sonra kaydedilmiş. Doğduğu köyü, Selanik'ten gelince dedesi ve babaannesi kurmuş. Okuma yazmayı ilkokula başlamadan öğrenmiş.  Çok sayıda tehdit aldığı için nüfusunu İzmir Karaburun Merkez Mahallesine naklettirdi. Keşan'da ortaokulu bitirdikten sonra 1973 yılında, Ankara Güvercinlikte Astsubay Okulu sınavına girer ve kazanır.1977 yılında Jandarma Astsubay Okulunu bitirdi. Dünyanın en mutlu insanı olduğunu düşünür okulu bitirince. Çocukluğundan itibaren asker olmak istemiştir çünkü.Kurada Aydın'ı çektiyse de idealist bir asker olduğu için gönüllü olarak Güneydoğu'da görevlendirilmek istediğini yetkililere bildirir. Kabul edilir bu istek. 1978 yılında ilk görev yeri Diyarbakır'ın Silvan ilçesi olur.  Farklı illerde çalışarak tecrübeleri artar Oğuz'un. Yaşadıkları onun hayatın anlamını daha net çözmesini sağlar. Bir de medyaya konuşarak  kendini korumak zorunda oluşu ilginç. Çünkü bunu yapmamış olsa kenara fırlatılacağı endişesini taşır. Sanırım bu endişe bugün bile var onda. Hayatta kalmak için medyaya konuşmak zorundadır.Konuştuğu şeyler şahit olduğu  haksızlıklar ve suikastlerdir.Ama adalet ters işler suçlular serbest kalır o ise göz hapsinde.

Susurluk komisyonuna verdiği ifadede Eşref Bitlis'in uçağına bir asker tarafından patlayıcı yerleştirildiğini, Uğur Mumcu'nun kontrgerilla tarafından öldürüldüğünü, Veli Küçük'ün derin devletin kilit isimlerinden biri olduğunu söyledi. Yeşil'i bir defa gördüğünü,onun kimliğini ve baskın özelliklerini de anlatmıştı bu komisyona verdiği ifadelerde. Veli Küçük'ün yükselişini şöyle açıklamıştır: "Veli Küçük bir zamanla JİTEM'in en kıdemli, en sözü geçen kişisiydi. Bu kişiyi tutan kötü insanlar çoğunlukta olduğu için general oldu. Kocaeli jandarma komutanı iken birkaç soruşturma geçirdi ama bunlar kapatıldı."

Faili meçhullerle ilgili olarak 18 Şubat 1997'de TBMM Susurluk Komisyonu'na şunları söylemiş mesela: "Diyarbakır'daki sistem, şimdi siz hep çete diyorsunuz; fakat ben onu ayırmak istiyorum. Tetik timi ve menfaat timi diye ayırmak istiyorum. Siz menfaat timlerini şu ana kadar dinliyorsunuz. Menfaatçi tetikçiye görev veriyor, 'sen şunu -tespit ediyor hedefini- resmî olarak aldır' diyor. Nasıl aldırıyor? Özel harekât elbisesiyle aldırıyor. Polis olarak kapıyı çalıyor, alıyor, aldırıyor, ondan sonra da infaz ediyor; ama jandarma bölgesine atıyor. Polis bölgesinden özel harekât elbisesiyle alıyor, götürüyor. Jandarma bölgesine atıyor. Jandarma bölgesine atarken, o karakol komutanının haberi olmuyor mu; oluyor. Yani, bir bölgeden alınıp diğer bölgeye atılan bir cesedi kesinlikle bilir ve araştırmasını yaptığı zaman, bilgi sahibidir diyorum ben."

Yüksekova Çetesi'ni ortaya çıkardıktan sonra ordudan ayrılmak zorunda kaldı. Emekliliğinin ardından İzmir'de çobanlık yapmaya başlayan Hüseyin Oğuz yaşadıklarından bir kısmını gazeteci Emin Demirel ve Ali Burak Ersemiz'e anlattı. Hüseyin Oğuz'un  bazı anılarını bölük pörçük anlattığı "Bir İstihbaratçı Askerin Anıları:Ömrüm" kitabında neden bütün anılarını hatırlamak istemediğini şöyle anlatıyor: "...bazı anılarımı hatırlamak dahi istemiyorum.Çünkü yetişme tarzım olarak fakir bir aileden zor şartlarda okuyarak jandarma astsubayı olmuştum.Benim için Yüksekova^da her şey bitmişti.Bu süreye kadar devleti korudum.Çocuklarıma sevgi veremediğim gibi özenti duyduğum yaşamdan da tad alamamıştım.Meslek yaşamımda hep garibanın ezilenin yanında olduğum içindir."

Oğuz,  parçalı bulutlu anılarında Susurluk tetikçisi olarak bilinen  Doğan Erşahin'i ararken ulaştığı bilgileri şöyle anlatıyor: "Ben bir gün Malatya il jandarmada oturuyordum. Doğan Erşahin'i ararken Aydın Öztürk diye biriyle tanıştık. Konuşmamızda Tekin Coşkuner'in Ankara Yenimahalle'de Mumcu suikastında kullanılan C4'leri sakladığını söyledi. Kardeşinin oğlu Ali'nin de onu alıp getirdiğini, hatta Malatya da polisin gözaltı çektiğini, devreye Özal suikastını yapan Kartal Demirağ'ı sorgulayan savcı Uğur Tonik'in girdiğini söyledi. Uğur Tonik'in kim olduğunu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının iyi bilmesi lazım. Uğur Tonik bir de Tekin Coşkuner'le aynı masada yemek yedik. Yemekte Tekin, bana Tonik'i göstererek 'O komünisti yok ettiğimizde beni kurtaran kişi bu' dedi."

Düş Kırıklığı

Oğuz, bugünlerde çokça konuşulan Turgut Özal suikastına da değiniyor anılarında.  Uğur Tonik'in Turgut Özal suikastını soruşturan  savcı olduğunu  ifade eden Oğuz şunları yazmış anılarında: "Susurluk Komisyonu'na ifade verdikten sonra Elazığ İl Jandarmaya döndüğümde sıkıntılar başladı. Beni Elazığ İl Jandarma Harekat Ünitesi'nde görevlendirdiler. Benim o dönem PKK'nın yayın organı olan MED TV'ye röportaj verdim diye cezaevine gönderileceğim ve orada infaz edileceğim bana söylendi. 12 içeride kaldım ve tamamen kendimi korumaya çalıştım. Elazığ İl Jandarma'da kalırken santral bir gün bir bayanın telefonla beni aradığını söyledi. Bende eşim arıyor diyerek kabul ettim. Karşıdaki ses kendisini tanıttı ve Uğur Tonik'in eşi olduğunu ifade etti. Ben Susurluk Komisyonu'nda Uğur Tonik'in ismini vermiştim. Ayla Hanım bana, 'Evladım, bizim çok sıkıntımız oldu. Kartal Demirağ'ın sorgulanmasından sonra başımıza birçok iş geldi. Kızımızı kaçırdılar, çok mağdur olduk neden siz de bizi mağdur ediyorsunuz' diye sordu. Bende, sizi mağdur etmek için değil, gerçeklerin ortaya çıkması için bildiklerimi açıkladım" dedi.

Hüseyin Oğuz, Uğur Tonik'in kendisine bir dosya vereceğini ve kendisi ile üç gazetecinin şahitliğinde Ankara'da Havaalanı'nda buluştuklarını ve Uğur Tonik'in kızgınlıkla kendisine saldırdığını da ifade ediyor, "Buna yanımızda bulunan üç kişide şahitti" dedi. Uğur Tonik'in Yargıtay'dan emekli olmasında bu olayın etkili olduğunu  belirten Oğuz, Uğur Tonik'in konuşması halinde Özal suikasti ile ilgili  bilinmeyen bir çok  noktanın da aydınlanacağını  belirtiyor.

Yüksekova çetesini ortaya çıkardıktan sonra sürekli sürgüne gönderildiğini belirtiyor. "3 ayda 6 ilçe 3 il gezdim" diyen ve  yaşadığı sıkıntının sürgünle de kalmadığını  belirten Oğuz, Kars'ta kar üzerinde yattığı için zarar gören böbreklerinden tedavi olmak için gittiği GATA'da yüzüne bile bakılmadığını şu ifadelerle anlatıyor: " Bu dönemde yaptığım işlerin de ağırlığı üstüne gelince böbreklerimden  rahatsızlığım ve çektiğim acı, dayanılmaz hale gelmişti. Askeri hastaneye gittim.oradaki doktor binbaşı bana "kardeşim senin ameliyat olman lazım dedi". GATA'ya sevk edildim. Elimde acil ameliyat olmamın gerektiğini belirten birkaç tıbbi raporla sıraya girdim. Ama nafile...Çünkü benim arkamda sıra bekleyenleri,benim önümdeki sıraya aldılar.Kısacası GATA'da ameliyat olamadan Elazığ'a geri döndüm." Elazığ'a döndüğünde ise emeklilik dilekçesi çoktan hazırlanmıştır Oğuz'un. Hiç itiraz etmeden dilekçeyi imzalar ve aylarca emekli maaşının bağlanmasını bekler.

Emekliliğinin ardından İzmir Karaburun'da "Peygamberlerin kutsal saydığı toplumda hakir görülen çobanlığı zorunlu ve çaresiz kaldığı için" seçmek durumunda kalmıştır.

Çalışma hayatım boyunca inandığı değerlere sahip kaldığını Asla ihanet etmeksizin kendisine ne görev verildiyse aynen yaptığını ifade edişi yanında ihanete uğradığının da altını çiziyor.

"Hayat gün geçtikçe daha da zorlaşıyor" diyor Hüseyin Oğuz. Çok şey bilen istihbaratçının anıları fazla olmasa da belli bir dönemde yaşananlara ışık tutmakta. Yazının başında da altını çizmeye çalıştığımız gibi, memleketin dünü, bugünü ve geleceği açısından büyük önem taşıyan bir belge niteliğinde bu kitap.

Emin Demirel-Ali Burak Ersemiz Bir İstihbaratçı Askerin Anıları:Ömrüm,Lagin Yayınları, 2010,196 sayfa.

 

Yorumlar (0)
25
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?