Bizim kahramanımız Ahmet Uluçay

Ahmet Uluçay, mütevazılığıyla, disipliniyle, imkânsızlıklar içinde en iyi ve güzeli yapma gayretiyle bütün imajları, şablonları yerle bir eden nadir sinemacı/ yönetmenlerdendi

Bizim kahramanımız Ahmet Uluçay

İmajlar çağında yaşıyoruz. İmajların gerçekliğin yerini aldığı, kişiliklerden önce imajların geldiği bir çağ. Kalıpların, ön kabullerin, şablonların egemenliği… Sinemacı, oyuncu ya da yönetmen denildiğinde akla hemen yaşadığı toplumun uzağında, uçlarda yaşayan, burnundan kıl aldırmayan, sosyo/kültürel ve ahlaki açıdan dokunulmazlığı olan, çok para kazanan tipler geliyor. Yaşadığı toplumun değerleriyle ve yaşadığı toplumdaki insanlarla arasında sınırlar olan...

Ahmet Uluçay, mütevazılığıyla, disipliniyle, imkânsızlıklar içinde en iyi ve güzeli yapma gayretiyle bütün imajları, şablonları yerle bir eden nadir sinemacı/yönetmenlerdendi.  Uluçay, yoklukla, yoksullukla boğuşarak; egosu tavan yapan ama yaptığı işler yerlerde sürünen meşhur, ünlü, imaja boğulmuş yönetmenlerin gözüne sokulacak filmler yaptı. “Karpuz kabuğundan gemiler” yaparak o çocuk saflığıyla ve içtenliğiyle gemisini dalgalı kültür/sanat denizimizde yüzdürmeyi başardı. Ona göre çocuklar masumiyettir. “Çocukların, kedilerin ve delilerin olmadığı film düşünemiyorum” diyerek farkını ve kalitesini ortaya koyuyordu. O,  her büyük istisna gibi yerleşik kaideleri, düzenleri, klikleri geçerek emeğin, samimiyetin aslında hiç eskimeyen ve eskimeyecek değerler olduğunu hepimize bir kez daha gösterdi. İyi şeyler yapmanın yalnızca imkânlarla, parayla olamayacağını da hatırlattı.

Kendi gerçeğine yabancılaşmış Türk Sineması’na karşı en sağlam tavrı koydu

Uluçay’ın “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” filmi 23. İstanbul Film Festivalinde en iyi film ödülünü almıştı. Uluçay burada gerçekten ulu bir konuşma yapmıştı: “Bu filmi eşim Ayşe’ye adadım ve onun adına alıyorum, çünkü gerçek yönetmen o; ben sadece sinema yapmak için onu buradaki insanların asla bilemeyeceği yoksulluklara ittim ama o hep benimle oldu." Hani dedik ya Ahmet Uluçay imaj peşinde değil. Kendini pazarlayan imaj merkezi yok. Gündemde kalmak için özel hayatlarını, mahremlerini her gün gözümüze sokan oyuncu, yönetmen ve sinemacılar güruhuna mensubiyeti yoktu.  “'Kamyon şoförlüğü yaptım, tavukçuluk yaptım, Allah yardım etti, her ikisinde de iflas ettim. İflas etmeseydim sinemacı olamayacaktım.” diyebilecek kadar da geldiği yeri bilen, mensubiyetinden rahatsız olmayan, doğal, samimi, oynamayan, racon kesmeyen biriydi.

“Optik Düşler”, “Koltuk Değneklerinden Kanat Yapmak”, “Bizim Köyün Orta Yeri Sinema”, “Bizim Köyde Bayram Sabahı”, “Bozkırda Deniz Kabuğu”, “Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak” gibi birbirinden güzel filmler çeken, filmlerinin adında bile bir sıcaklık, samimiyet bulduğumuz Uluçay, kirlenmemiş bilincin, çocukluğa özgü saflığın, hesapsızlığın, Anadolu irfanının öncülüğünde kendi gerçeğine yabancılaşmış Türk Sineması’na karşı en sağlam tavrı koydu. Duyguları abartan, parayı abartan, cinselliği abartan, ahlaksızlığı abartan güncel anlayışa karşı, insan olmanın naifliğiyle, insana ait hüznün yansımasıyla cevap verdi. Uluçay’ın para ve maddi imkânlar açısından minnacık olan ama hatırlattıklarıyla, insanı anlatmasıyla devleşen filmleri içimize hapsettiğimiz hatıralarımızı ve çocukluğumuzu yeniden coşturdu. Yeniden hatırlattı bize unuttuklarımızı…

Bizim kahramanımız Ahmet Uluçay

Memleketimizdeki sanat kliklerine mensup olmadığından, sinema mahfillerinden icazet almadığından dolayı ‘köylü yönetmen’ yaftası yapıştırılan Ahmet Uluçay, bu yaftayı yapıştıranların kastettiği manada kimlerin köylü kimlerin şehirli olduğunu gösterdi. Bir kimsenin şehirde oturmasının onu şehirli yapmayacağını da…

“Köyde yaşayan yönetmen” Uluçay, 30 Kasım 2009’da İstanbul Çapa Tıp Fakültesi’nde sonsuzluğa kanatlandı. Allah onu rahmetiyle ve merhametiyle kucaklasın.

Yazımızı sinema eleştirmeni Sevin Okyay’ın ‘Benim Kahramanım Ahmet Uluçay’ yazısından bir paragrafla bitirelim: “Ahmet Uluçay, sadece Türk sinemasında ya da sanat dünyasında değil, insanlar arasında bir kahraman olarak da benim ilk aklıma gelen isimlerden biri. Ahmet yapmak istediği şeyin aşkla peşinde koştu, nasıl bir tepki alacağına hiç aldırmadı. Daha doğrusu, tepkilerle karşılaşacağını bildiği ve karşılaştığı halde, yapmak istediği şeyden caymadı, kendi doğrusundan ayrılmadı. Başkaları için yanlış olsa da, kendisi için doğru olanın peşinden gitti. Haklıymış; gerçi yeteneğiyle hakettiği yerde değil ama, hâlâ en güzel filmleri çekmeyi istiyor, hâlâ ona hayli zorluk yaratmış seçiminden pişmanlık duymuyor.”  

Kaynak: Dünyabizim

Güncelleme Tarihi: 01 Aralık 2016, 14:37
YORUM EKLE

banner33

banner37