banner15

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki gizli hazine: Nafi Baba Tekkesi

Boğaziçi Üniversitesi Güney kampüs içinde pek kimse tarafından bilinmeyen Nafi Baba Dergahı Yönetmen Metin Erksan'ın vefatıyla gündeme geldi

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki gizli hazine: Nafi Baba Tekkesi

İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni

Türk sinemasının duayenlerinden Metin Erksan vefat etti. Ve vasiyeti üzerine Boğaziçi Üniversitesi Güney kampüs içinde yer alan ve halk arasında Nafi Baba Türbesi şeklinde tanımlanan mezarlığa defnedildi.

Mesele, medyada "Sinema ustası Metin Erksan'ın cenazenin Nafi Baba Türbesi'ndeki aile mezarlığına defnedildi" şeklinde yer buldu... Nafi Baba'nın gerçekte hiçbir zaman türbesi olmadı. Nafi Baba Türbesi diye bilinen ve içinde sanduka bulunan küçük odacıkta ailenin yakınlarından başka bir zat medfun... Türbenin, sülüs-rik'a hatlı kitabesinde "Hüvey Hayy, Kavalalı Ahmed Bey'in mahdumu Ferik Ahmed Halil Paşa'nın kabri. Veladeti H. 1261, Vefatı H. 1335" ibaresi yer alırken, türbenin kapısını ise kırık bir kiremit parçasıyla plastik bir su şişesi bekliyor!

Gerçekte Erksan'ın defnedildiği yer, Nafi Baba Tekke'sinin haziresi. Bu yazıda Usta sinemacı Metin Erksan'ın vasiyeti üzerine gündeme gelen Osmanlı ulemasından Nafi Baba, Nafi Baba Tekkesi, Şüheda Kuyusu özelinde medeniyetin kadife görünüşlü demir süngerlerinin cemiyetimize ait güzelliklere nasıl zarar verdiği üzerinde duracağız. Boğaziçi Üniversitesi'nin, tekkenin, hazirenin, Şüheda Kuyusu'nun ve Rumelihisarı'nda bugün han-ı yağma olan oldukça geniş bir arazinin Osmanlı dönemindeki ismi Şehitlik Dergâhı'dır. Ve Şehitlik Dergâhı ağıt yakılacak bir vaziyettedir.

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ'NDE GİZLİ BİR MANEVİ HAZİNE

Nafi Baba Tekkesi, daha doğrusu tekkenin kalıntıları, haziresinde Metin Erksan'ın, ağabeyi Dr. Ali Can Erksan'ın kabrine defnedildiği mezarlık, Osmanlı'nın Avrupa yakasındaki ilk Osmanlı-Türk şehitliği ve  "Şüheda Kuyusu" ile birlikten hemen hemen hiç kimsenin bilmediği gizli bir manevi hazinenin bir halkası...

Bugün büyük bölümü Boğaziçi Üniversitesi Güney kampuste bulunan Şehitlik Dergahı'nda hayatlarını tereddüt etmeden feda etmiş olan yüzlerce Osmanlı askeri, Nimel çeyş medfun. Ni'mel ceyşin ya da İstanbul fethinin ilk şehitlerinin hatırası gibi kendileri de unutulup gitmiş...

ŞÜHEDA KUYUSU OSMANLI'NIN İLK ŞEHİTLİĞİ

Şüheda Kuyusu, adından da anlaşılacağı üzere İstanbul'un fethi sırasında Rumelihisarı'nda hayatını kaybeden şehitlerin toplu olarak medfun bulundukları bir toplu mezar. Osmanlı'nın ilk toplu şehitliği...

Miladi 1451 yılında Sultan II. Mehmed'in emri ile Osmanlı ordusunun öncü kuvvetlerinden, akıncılarından, serdengeçtilerinden bir gurup Osmanlı askeri, Rumelihisarı'nın inşasına paralel olarak Bizans'ın içlerine doğru cihada çıkar ve askerlerin bir kısmı Rumelihisarı'nın hemen üst bölgesinde şehit düşerek, topluca bir kuyuya; Şüheda Kuyusu'na defnedilir.

Şüheda Kuyusu, oldukça geniş, etrafı alçak duvarla çevrilmiş kare biçiminde büyükçe bir mezar. Toplu mezar olduğu için şehitlerin adı meçhul, ancak "Şüheda Taşı" olarak bilinen ve diğer mezar taşları gibi tahrip olmaması için Boğaziçi Üniversitesi tarafından Üniversitenin Kültür Mirası Müzesi'nde korunmakta olan bu taşın üzerinde sülüs hattı ile şöyle bir ifade vardır: "Heza Makam-ı Şüheda 855 Sene".

NAFİ BABA TEKKESİ'NİN HALİ İÇLER ACISI

Nafi Baba Tekkesi, haziresi, mezarlığı ve hatıratı ile günümüz insanına lisan-ı haliyle aslında çok şeyler anlatıyor...

Her mezarlık gibi, serin serviler altında ahrete açılan kapıları bulunan Nafi Baba mezarlığı insanoğluna fena ve beka âlemine dair esaslı öğütler veriyor, misaller sunuyor...

Bir zamanlar ilim, hikmet ve irfan ocağı olan Nafi Baba Tekkesi pek çok öz kıymetimiz gibi tarihin nisyan karanlığına terk edilmiş.

Boğaziçi Üniversitesi'ndeki mevcudiyetini öğrencisinden mezununa; öğretim üyesinden idarecisine kadar hemen hiç kimsenin bilmediği Nafi Baba Tekkesi'nin temel kalıntıları Şüheda Kuyusuna yaslanarak, hali pürmelâlimize ağlıyor... Nispetiye Caddesi'nin durumuna; Güney Meydan'ın keyfiyetine, cemiyetin vurdumduymazlığına, kendi perişanlığına ağlıyor...

Osmanlı armalı, hilâli kırılmış, parçalanmış mezar taşlarını, kitabeleri gördüğünüzde kendinizi ecnebi diyarlarda, suyun öte tarafında; Balkanlarda, Yunanistan'da, Bulgaristan'da, Romanya'daymış gibi hissedebilirsiniz.

HELİKOPTER PİSTİ MAMUR TEKKENİN BOYNU BÜKÜK

Boğaziçi Üniversitesi Güney Kapı'nın hemen yakınında bulunan helikopter pisti sadece bir/birkaç zengin işadamının hizmetine sunulmuş. Pistte asayiş her zaman berkemâldir! Pist ve etrafı tertemizdir...

Yağmurlu günlerde pistin her yıl toplam 25-30 kişiyi 5-10 dakikalığına misafir edecek olan bekleme kulübesi var. Nafi Baba Tekkesi'nin hemen yanı başındaki ucube kulübe ne hikmetse her yıl boyanır, elden ve gözden geçirilir.

Buna mukabil, helikopter pistine sadece 200 metre mesafede bulunan Şehitlik Dergâhı kaderine; daha doğrusu kederine terk edilmiştir. Boğaziçi Üniversitesi'nde Şehitlik Dergahı'nın hemen girişinde sizi bir levha karşılar: "Çöp ve moloz dökmek yasaktır". Burası kapısında 24 saat güvenlik bulunan bir okulun arazisi. Bahsedilen çöpler Rumelihisarüstü'nün çöpleri de değil elbette; Boğaziçi Üniversitesi'nin, Güney Kampüs'ün çöpleri... Okul yönetimi çöplerin Şehitlik Dergahı'na dökülmemesini personelini levhalarla uyararak önlemeye çalışıyor.

Şehitlik Dergâhı çer-çöple, sigara izmaritleriyle viski şişeleriyle sırlanarak, üzeri, külliyen büyük bir vurdumduymazlıkla örtülmek istenmiştir.

Metin Erksan Usta'nın defni vesilesiyle mezarlık bir miktar temizlenmiş, Bakanların, Belediye başkanlarının definde kullanacakları güzergah derlenip-toparlanmış, otlar, çalılar biçilmiş, çöpler, çöp yığınları görülemeyecek yerlere taşınmış.

Bu sabah Nafi Baba'yı ve Şüheda Kuyusu'nu ziyarete gittim. Nafi Baba'nın taşı yıllar önce sökülen kabrinin ana mermer bloğundan biri yerinden ayrılmış. Şüheda Kuyusu İtanbul'un fethinde; 29 Mayıs'ta temizlediğimiz haliyle duruyor. Şüheda Kuyusu'nun hemen yanında ölen bir hayvan cesedinden yayılan koku mekanda bir Fatiha okuyacak kadar kalmanıza bile engel oluyor.

MİLLETİN YURDU TARİHTİR

Geçtiğimiz Mayıs ayında öğrenci ve mezun arkadaşlarla birlikte Şehitlik Dergâhı gezisi düzenlediğimizde Boğaziçi Üniversitesi'nin, bu okulun selefi Robert Kolej'e kapılarını açan Şehitlik Dergâhı'yla ve öz tarihimizle ne kadar yakından ilgilendiğini ve buralara nasıl sahip çıktığını gözlerimizle görmüştük! Külliyen bir tarihi hazine, kültür mirası, ortak değerlerimiz mahvedilmiş, Nafi Baba Tekkesi'nin temelleri çöplüğe dönüşmüş, tekkenin haziresinde yer alan kabirlerin mezar kitabeleri parçalanmış, üzerinde İmadvari nestalik yazılar bulunan 400 yıllık mezar kitabeleri ayaklar altında bırakılmış.

Şehitlik Dergâhı bizim kimliğimiz, namusumuz, kültürümüz, irfanımız; her şeyimiz değil mi? "Milletin yurdu tarihtir" diyordu Şehitlik Dergâhı'ndaki Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun iktisat gurusu Mustafa Özel... Biz de soralım: Tarihini katleden milletlerin yurdu neresidir?

Nafi Baba mezarlığında pek çok değerli ilim, devlet, halk, millet ve ümmet adamı medfun. Günay Kut, Edhem Eldem'le birlikte hazırladığı Rumelihisarı Şehitlik Dergâhı Mezar Taşları isimli kitabında Dergâh haziresinde 17 babanın, 3 şeyhin, 7 seyyidin, 5 mollanın, 3 çelebinin ve 5 paşanın medfun bulunduğunu belirtiyor. Fotoğraflarda paşaların, seyyidlerin, ulemanın, çelebilerin mezar kitabeleri perişan hallerine sizler de şahit oluyorsunuz.

"NAFİ BABA" AVRUPA YAKASINDAKİ İLK DERGÂH

Nafi Baba Tekkesi İstanbul'un ilk dergâhlarından biri olma özelliğine sahip...  İstanbul'un Avrupa yakasında kurulan ilk dergâh olan Nafi Baba Tekkesi'nin hikâyesi İstanbul'un fethinin öncesine dayanıyor.  Malum olduğu üzere fetihten önce Anadolu yakasında birçok dergâh mevcuttur.

II. Mehmet, otağ-ı hümayununu, temelleri bugün Boğaziçi Üniversitesi'nin sınırları içerisinde kalan ve az önce mevcut durumunu tavsif ettiğimiz Şehitlik Dergâhı'nın bulunduğu yere kurmuştur.

Ecdadımız işlerine/amellerine besmele, hamdele, salvele ve dua ile başlardı. Feth-i mübînin müjdecisi olan ilk dualar burada yapıldığı için mezkûr mahallin ismi Dua Meydanı olarak anıla gelmiştir. Nafi Baba Tekkesi işte böylesi bir alan üzerine kurularak; fetih öncesinde Sultan Mehmed Han'ın ilk karargâhı olmuştur.

Nafi Baba Tekkesi ve bir zamanlar Rumelihisarı'ndan Zincirlikuyu'ya kadar uzanan geniş arazisi, çok özel bir statü kapsamında Fatih Sultan Mehmed Han tarafından doğrudan Nafi Baba Ailesi'ne verilmiştir. Dolayısıyla, tekke ve arazisi kişisel mülk statüsünü kazanmıştır. Tekkelerin kapatılmasının ardından, Vakıflar, özel mülkiyet niteliğindeki tekke içindeki tüm eşyalara, çok değerli kitaplara ve el yazmalarına el koyarak toplatmıştır.

ÂLİ ARTEMEL TEKKEDE DÜNYAYA GELMİŞ

Bununla birlikte Nafi Baba Ailesi'nin bazı fertleri ve tekkeye gönül vermiş olanlar bir müddet daha tekke binası ve müştemilatında yaşamaya devam etmiştir. Cafer Baba'nın 1930'lu yıllarda Tekke'de oturduğu bilinmektedir.  Mehmet Nafi Artemel Hoca'nın babası Âli Bey de tekkede dünyaya gelmiştir. Tekke, daha sonra, 1940'ların ortalarında harap olup bakımsızlıktan yıkılmıştır.

Osmanlı döneminde ilim ve hikmet adamlarının, dervişlerin uğrak yeri olan Nafi Baba Dergâhı, diğer yandan da Osmanlı Bahriyesinin odak noktası olmuş, istişare ve irfan merkezi vazifesi görmüştür.

Tekke, felsefeci Rıza Tevfik, karikatürcü Cem, Abdülhak Hamid'in kardeşi, şair ve bestekâr Nasuh Bey gibi çok sayıda yerli ve Tekke'nin haziresinde faaliyet gösteren Robert Kolej'in hocalarından Profesör Kingsley Birge ve İstanbul Üniversitesi Alman Filoloji Bölümünün kurucusu ve yine Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi hocalarından Profesör Traugott Fuchs gibi yabancı bilim adamlarına, yazarlara, şairlere, sanatkârlara kapılarını açık tutarak, tüm insanlık âlemini kucaklayan bir tebliğ mekanı hüviyetinde olmuştur.

TEKKE'NİN ŞEYHLERİNDEN MAHMUT BABA 10 MÜBAREK ADAMDAN BİRİ

Cemal Kutay, Örtülü Tarihimiz serlevhalı kitabında "müsbet ilimler cemiyetini kurabilme yürekliliğini gösteren on mübarek adam" arasında Mahmut Baba'yı saymıştır.

Sultan Abdülaziz döneminde, 19.yYüzyılın ikinci yarısında, İstanbul'da ilk "İlim Cemiyeti" ismi altında kültür faaliyeti, bu Dergâh'ın çatısı altında başlamış, Nafi Baba'nın babası olan Mahmut Baba, İstanbul Üniversitesi'nin kuruluşunda önemli bir payı olan matematik, coğrafya, felsefe, edebiyat, fizik, kimya, tıp ve astronomi gibi dersleri vermek üzere kurulmuş olan Beşiktaş İlim Cemiyeti'nin kurucu üyesi olmuştur.

Nafi Baba Tekkesi Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar önemini muhafaza ederek İstanbul'un manevi atmosferine katkı sağlamıştır.

Nafi Baba'nın torunlarından, BÜ öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Mehmet Artemel bir hasbıhalimizde tekkenin statüsüne değinerek dedesi Nafi Baba'nın RC kurucularıyla olan teşrik-i mesailerine şu cümlelerle atıfta bulunmuştu: "Nafi Baba Tekkesi yani Şehitlik Dergâhı bugün Boğaziçi Üniversitesi'nin sınırları dâhilinde yer alıyor. Aslında, üniversite ve de Robert Kolej kısmen bizim arazimizin, kısmen de Ahmet Vefik Paşa'nın arazilerinden müteşekkil bir alanın üstüne kuruluyor.

NAFİ BABA TEKKESİ ROBERT KOLEJ'E KUCAK AÇMIŞTIR

Nafi Baba Tekkesi Robet Kolej'e kucak açmıştır. Zira bu nokta, Fatih'in, Rumelihisarı'na ayak bastığı dönemden itibaren çok özel ve bir anlamda dokunulmaz bir alan statüsüne sahip oluyor. Kalenin de üstünde en yüksek noktada, boğaza hâkim bu dergâh aynı zamanda dervişlerin de inzivaya çekildiği, sakin ve gözlerden ırak bir mekândı. Bu açıdan, tekkenin rızası olmadan da Kolej'in buraya kurulabilmesi mümkün olmayabilirdi, zira o dönemde diğer yabancı dillerde eğitim veren yabancı menşeli okulların temsilcileri, Amerikalılara ayrıcalık yapılır gibi buraya Kolej'in kurulmasına karşı Sultan'a itirazlarını yöneltiyorlardı.

Üniversitemizdeki arşivlerde yazacağım bir makale için evrak ararken, Kolej'in iki kurucusundan biri olan Cyrus Hamlin'in, bugünkü 1. Erkek Yurdu ya da zamanında Hamlin Hall olarak bilinen Kolej'in ilk binasının inşaatı esnasında ailesine yazdığı mektuplarının fotokopilerine rastladım. Hamlin, temel çalışmaları başladığı günden itibaren, yukarıdan, yani tekkeden sessizce ama dikkatlice incelendiklerini yazıyor. Daha sonra, Hamlin binasının temeli atıldıktan sonra temelin sulanması gerekirken, kuraklığın baş gösterdiğini ve bu yüzden de çok endişeli olduğunu yazıyor. Aynı mektupta, kendi ifadesiyle tepedeki dervişlerin kendisini birlikte yağmur duasına davet etmek için haber yolladıklarını söylüyor. Buna çok şaşırdığını zira daha önce Müslümanlar ve Hıristiyanların birlikte dua edebildiklerini bilmediğini soyluyor. Daha da ilginci bir sonraki günün tarihini taşıyan mektupta, son derece şiddetli bir yağmur yağdığını ve temellerin dibine kadar suyla dolduğunu ifade ediyor."

TEKKE'NİN EN MEŞHUR ŞEYHİ: NAFİ BABA

Selefleri olan sair meşayih gibi tekkede dünyaya gelen Nafi Baba, Tekke'nin en tanınmış şeyhi olma özelliğini haizdir. Mahmut Baba'nın yerine 1860 yılında postnişinlik makamına getirilen Nâfi Baba'nın ismi pek çok eserde âlim, fazıl, nüktedan ve hoşsohbet bir zât ifadeleriyle zikredilmektedir.

NAFİ BABA CAMİİ YA DA MERKEZ KAMPUS

Nafi Baba aynı zamanda, İstanbul Üniversitesi'nin fıkıh hocalarındandır. Zamanının en büyük Bektaşî şeyhi olarak gösterilen Nâfi Baba'nın hatırası Boğaziçi Üniversitesi'nin Kuzey ve Güney kampusleri arasında yer alan Nafi Baba Camii'nde, öğrenciler nezdinde "merkez kampus" olan kendi ismiyle anılan camide yad edilmektedir.

Nâfi Baba, tam 50 yıl Şehitlik Tekkesi'nin çerağını yandırıp, susuz gönülleri sohbetleriyle kandırdıktan sonra 1912 yılının haziran ayında garik-i rahmet olmuştur. Artık yerinde bulunmayan mezar kitabesine müridlerinden Hüseyin Kâmi'nin düşürdüğü şu tarih kıtası yer almaktadır:

Yüzü ak, alnı açık gitti Cenâb- Nâfi/Emel-i hâsı olan Hazret-i Haydar yanına

Dâr-ı dünyada temennisi esasen bu idi/Ala ukbâda yedullah onu çâker yanına

Mütebessimdi vefatında eminim geldi/Ruh-ı Şebbîr ü Şüber Bâkır u Cafer yanına

Elli üç ileri validi Mahmut Baba/Yürüyüp girmiş idi sıhr-i peygamber yanına

Şimdi elbette girerler ikisi dest be-dest/Mefhar-ı âlem-yânın da beraber yanına

Elli üç yıl bu Şehitlik'te mübarek nefsi/Gönderirdi vatanın hayır-dua her yanına

Hazret-i Nâfii endişe ederdim Dehrî/Evliyadan onu almış idi kimler yanına

Geldi bir dem çekerek söyledi Bektaş Veli/Aldı Nâfi Baba'yı sâki-i kevser yanına

AİLENİN CEDDİ AKŞEMSEDDİN'İN ARKADAŞI ŞEYH BEDREDDİN'E UZANIR.

Nafi Baba sülalesinin bilinen ilk ceddi Şeyh Bedreddin olup aile, Sevgili Peygamberimizin (sav) torunu Hz. Hüseyin'in (ra) seyyid neslinden gelmektedir.

Süheyla Hoca'yla evinde yaptığımız bir görüşmede Şeyh Bedreddin'in Akşemseddin'in arkadaşı; Hacı Bayram-ı Velî'nin de halifesi olduğunu söylemişti.

Mehmet Artemel'le olan bir hasbıhalimizde Hocamız ceddine ve Şehitlik Dergahı'na ilişkin tetebbuatını bizlerle paylaşmıştı: "Şeyh Bedreddin'in fetih şehidi olarak 1451'de şehid olduğunu mezar taşından görebiliyoruz. Esasen, bu da buradaki Şehitliğin ne kadar kıymetli bir tarihinin olduğunu gösteriyor. Şöyle ki, Fatih, fethi surların içindeki İstanbul'un alınması ile sınırlı değil; bir anlamda burada, Rumelihisarı'nda verilen zorlu mücadelede kazanılan zafer ve bunun sonucu tarihi Rumelihisarı kalesinin inşası, fethi başlatıyor.

ŞEHİD YENİÇERİLER BOĞAZDA GÖZCÜLÜK YAPIYOR

Örneğin, mezar taşlarından birinin üzerinde "Serdengeçti Ağası" olarak zikredilen şehidin mezar taşı mevcuttur. Fatih, burada hayatlarını kaybeden şehitlerin ruhuna, merkezi, şimdiki Şehitliğin bulunduğu noktayı ve çevresini Şeyh Bedreddin sülalesine bahşederek, geleneğe göre şehit yeniçerilerin "Çerağlarını uyandırması ve boğaza gözcülük yapmaları" görevlerini vermiş ve daha sonraları, yine Şeyh Bedreddin'in torunlarından Nafi Baba'nın adıyla anılan Nafi Baba Tekkesi olarak bilinen Şehitlik Dergâhı'nın yapılmasını emretmiştir."

Nafi Baba Tekkesi'nin ilk yıllardaki manevi irtibatının Bayramîlik olduğunu, sonraki yıllarda Tekke'ye intisap eden Yeniçerilerin Bektaşiliği benimsediklerinden Tekke'nin Bektaşiliğe adım attığını da Mehmet Hocamızdan öğreniyoruz: "Mezar taşlarından anlaşıldığına göre, Şeyh Bedreddin'in Bayramî tarikatına mensup olduğu görülüyor. Ancak, akıncılar, öncü kuvvetler ve Osmanlı ordusunun belkemiğini oluşturan Yeniçerilerin Bektaşi tarikatına mensup olmalarından ötürü, Şeyh Bedreddin'in oğullarının da Bektaşi yolunu seçmesiyle tekke Bektaşi dergâhı olmuştur."

TEKKE HER DAİM RUMELİHİSARI'NIN HİZMETİNDE BULUNMUŞTUR

Mehmet Nafi Hoca, dergâhın mandırasıyla, bağlarıyla, hayvanlarıyla aslında tüm köye hizmet ettiğine vurgu yapıyor: "Dönemin Rumelihisarı halkı, Tekke'den hizmet beklemeye o denli alışmışlar ki, zamanla söyle bir latife yerleşiyor, "Rumelihisarı sakinleri pek çalışmayı sevmezler, yemek pişirmeye üşenirler zira keşkek yemek için Halim Paşa'ya, aşure yemek için ise Nafi Baba'ya giderler".

NAFİ BABA AİLESİ 561 YILDIR RUMELİHİSARI'NDA İKAMET EDİYOR

Nafi Baba'nın Mahmut Bey Baba'ya ulaşan ceddi, İstanbul'un en kadîm aileleri arasında yer alır. Asırlardır Rumelihisarı'nda ikamet eden Nafi Baba ailesini ve irfanını günümüzde Boğaziçi Üniversitesi'nin kurucularından Prof. Dr. Süheyla Artemel ve oğlu Yard. Doç. Dr. Mehmet Nafi Artemel temsil etmektedir.

Rumelihisarı'nda Kışlak Sokakta 250 yıllık tarihi bir Osmanlı Bağdadi evinde oturan aile, tasavvuf kültürünün, naif İstanbul/Anadolu beyefendiliğinin/hanımefendiliğinin müşahhas bir misalini teşkil ediyor. Son cümlemizdeki hakikati anlamak için Mehmet ve Süheyla Hoca ile sohbet etmeniz kâfidir.

Süheyla Artemel, Günay Kut ve Edhem Eldem'in mezkûr kitabına kaynaklık eden arşiv belgelerinde Nafi Baba'nın aile silsilesi şöylece belirtiyor: Şeyh Bedreddin, El-Hac Kuddusi Mehmet Efendi, Ali Baba (Tekke'nin banisi), Mechul, Ramazan veya Veli Baba, Ahmed Baba, Mahmud Baba, Nafi Baba, Mahmut Baba, Nüzhet Baba.

ŞEHİTLİK DERGÂHI'NI İHYA EDECEK BİR SERDENGEÇTİ ARANIYOR!

Şehitlik Dergahı'nı ihya edecek bir serdengeçti aranıyor! Metin Erksan'ın vefatı, vasiyeti ve defni dolayısıyla cemiyetin günlük koşuşturması arasında Erksan'ın filmlerindeki gibi bir sığınma sahnesi kadar gündeme gelen Nafi Baba Tekkesi'nin, hazirenin, Şüheda Kuyusu'nun ve mezarlığının acilen ihya edilmesi gerekiyor.

Gereken ve tedbir alınması lazım gelen diğer bir önemli husus da tarihîi mezarlığın olduğu gibi muhafaza edilerek yeni definlere açılmaması; adalet ve haktan ayrılmadan hareket edilmesi...

Tekke'de doğan, büyüyen, Robert Kolej'e ve Boğaziçi Üniversitesi'ne sayılamayacak kadar hizmetleri geçen eden Âli Artemel Merhum, bilindiği üzere Nafi Baba haziresine defnedilememişti... Âli Beyin Nafi Baba Tekkesi haziresine defnedilmesine kim, niçin müsaade etmemişti? Ersan'ın vefatı dolayısıyla basında yer alan haberlerde Nafi Baba'da definlere 1950'lı yıllara kadar müsaade edildiği bilgisi yer alıyordu. Hazireye gittiğinizde mezar taşları 2001 yılına kadar defin yapıldığını söylüyor... Yolunu bulan Nafi Baba'nın yanına gidiyor anlaşılan!

Âli Artemel Merhum Boğaziçi Üniversitesi'ne bugün kimsenin hatırlamadığı, yerini dahi bilmediği birçok araziyi kazandırmıştı. Örneğin, Karadeniz kıyısında Kilyos'taki arazi, bugün futbol sahasının olduğu Uçaksavar arazisi, BÜMED'in arkasındaki tarihi Osmanlı Bostanı, Rumelihisarı kampusu, Alibeyköy lojmanları, Kandilli kampusu Nafi Baba'nın torunu Âli Beyin Boğaziçi Üniversitesi'ni kazandırdığı mekânlardır. Ruhu şâd; makamı cennet olsun.

ŞEHİTLİK DERGÂHI'NI KİM İHYA EDECEK?

Rumelihisarı Şehitlik Dergâhı'nı kim ihya edecek? 1970'li yıllardan günümüze kadar Şehitlik Dergâhı'nın ihya edilmesi sürekli gündemde olmuştur. 40 yılı aşkın bir süredir Nafi Baba ailesinden bazı bireyler Âli ve Süheyla Artemel ile birlikte tamamen gönüllü olarak bu amaçla seferber olmuştur. Bu seferberliğe bazı BÜ hocaları, yabancı hocalar da katılmış ama maalesef herhangi bir netice alınamamıştır.

Atilla Koç'un Kültür Bakanı olduğu dönemde mezkûr Bakan, dönemin BÜ Rektörü Ayşe Soysal ve Prof. Süheyla Artemel'le birlikte Topkapı Sarayı'nda bir protokol imzalamış ama her nasılsa imzalanan protokol, Topkapı Sarayı'nın has odalarında unutulup gitmiştir.

Derken, İstanbul 2010 Kültür Başkenti faaliyetleri çerçevesinde Anadoluhisarı, Rumelihisarı, Dua Tepe ile birlikte Şehitlik ve Şehitlik Dergahı'nın restorasyon projeleri hazırlanarak Dergâh'ın inşaatı için fon dahi ayrılmış; fakat her zamanki gibi yorgan gittikten sonra kavga bitmiştir.

Şehitlik Dergâhı'na, Şüheda Kuyusu'na, Nafi Baba Tekkesi'ne selâm olsun.  Buralarda medfun bulunanların ceddimizin ervahına Fatihalar okuyalım... Bizim yapabileceğimiz bu, İstanbul'un, Türkiye'nin sahiplerinin bu konuda neler yapabileceğini ise Nafi Baba haziresindeki mezar kitabelerinde yazılı bulunan hakikate olduğu gibi "Hû Hakk Dost" diyerek bekleyip göreceğiz.

Güncelleme Tarihi: 08 Ağustos 2012, 16:31
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Nafi Artemel
Mehmet Nafi Artemel - 7 yıl Önce

Muhterem İbrahim Ethem Beyefendi, nefis ve akıcı üslubunuzla kaleme almış olduğunuz makalenizde paylaştığınız gerçek ve çarpıcı tespitleriniz, hepimizin olan “gizli hazine”yi gün ışığına çıkarıp insanoğluna kazandırmak uğruna sarf ettiğiniz kıymetli gayretlerinizle ‘adları meçhul şehitler’, bu mekânı kutsal addeden Fatih Mehmed ve öncülerinin ruhlarını şad ettiniz!

HALİT PAS
HALİT PAS - 7 yıl Önce

İbrahim bey mezkur yerlerle ilgili birkaç araştırma-haber yazınıza şahit oldum.Allah sizden razı olsun bu mekanları deşifre ediyorsunuz.Sayın başkanımızın(Büyük şehir bld bşk)malumatı olmuyor mu acaba.Yoksa sayın başkan bu tür haberlere kayıtsız kalmaz diye düşünüyorum.

emineiçten
emineiçten - 4 yıl Önce

1970-1990 yılları arasında Hisarüstü'nde oturan herkes bu türbeyi bilir sanırım. Türkan Şoray İlkokulu'nda okurken öğretmenimiz bizi türbenin bulunduğu tepeye pikniğe götürürdü. Akşama kadar gezip oynardık. Ne güzeldi o günler.Sınıflarımızı geçelim diye türbede Rabbimize dua ederdik. Türbeye rahatça geçilebiliyordu o zamanlar. Çocukluğumdan hiç unutmadığım bir şey de çok sel olmuştu. Evimizin önüne kadar bir mezar taşı kopup gelmişti. Osmanlıca yazılar vardı. Türbe İnşallah ziyarete açılır.

Nurullah Alphan İnan
Nurullah Alphan İnan - 2 ay Önce

Tebrikler,ethem bey çok güzel bir yazı yazmışsınız.Allah(C.C),sizi ve sevdiklerinizi,Nafi Baba'nın,şefaatine nail etsin.İnşa Ellah.

banner39

banner36

banner37

banner35