banner15

Boğaziçili Sözer ile okçuluk üzerine bir sohbet

Ahmet Sözer, okçuluğa gönül vermiş bir üniversite öğrencisi. Boğaziçi Üniversitesi'nde tarih okuyan Sözer ile okçuluk üzerine gerçekleştirdiğimiz sohbetimiz hem keyifli hem de malumat doluydu

Boğaziçili Sözer ile okçuluk üzerine bir sohbet

İbrahim Ethem Gören/Dunyabulteni.net 

Ahmet Sözer, Boğaziçi Üniversitesi tarih bölümü son sınıf öğrencisi, okçuluk sevdalısı bir genç adam. Ahmet'i BÜ öğrencileri, Rumelihisarüstü ve Rumelihisarı sakinleri elinde yayı, oku; belinde sadağı ile mutlaka en az bir kere görmüştür. Biz dahi kendisiyle birkaç yıldır görüşüyoruz. Osmanlı okçuluğu, atlı okçuluk ve eğitimi alanlarında engin bir tetebbuata sahip olan Ahmet Sözer ile Boğaziçi Konak bahçesinde içinden yay ve oklar geçen bir sohbet gerçekleştirdik. İlgiyle okuyacağınızı ümit ediyoruz.

Sizi tanıyabilir miyiz?

1988 Karaman doğumluyum. Çocukluğum Toroslarda geçti. İlkokuldan sonra dolandık durduk, 2009’dan beri İstanbul'dayım. Bir dergide editörlük yapıyorum, müsait zamanlarımda da Türk okçuluğuyla uğraşmaya çabalıyorum.

OK VE YAY İLE İRTİBATIM TESBİH İPİ, KAVAK DALI VE GAZOZ KAPAKLARIYLA BAŞLADI!

Ok ve yay ile teşrik-i mesainiz nasıl başladı?

(Gülerek) tabii ki tespih ipi, kavak dalı ve gazoz kapaklarıyla! Okçuluk çocukluğumdan beri hayâlimdi, İstanbul’a gelince On Oklar’ın kurucusu Turgay Tümke ile tanıştım. Turgay Hoca tam bir Türk okçuluğu sevdalısıydı. İlk ondan öğrendim, 2013 yılında başladım.

Yayınızdan bahseder misiniz?

Malesef bu biraz sermaye istiyor. Ama elimden geldiğince kullandığım yayın kısa Osmanlı yayı olmasına dikkat ediyorum. Oklarımı da eski usul üzere kısa ve hafif tutuyorum. Henüz tam aslına uygun malzemelere erişemedik, ama son dönemde bu konuda bir hassasiyet başladı, müsabakalarda gerçek, boynuz kullanılmış Türk yayları koşusu filan yapılıyor. Gene endamlı, modern malzemelerin yasaklandığı menzil okları da zorunlu kılınmaya başladı. 

Okta, yayda, tirkeşte, sadakta kimler var?

Şimdi hepsini sayamam, ama çok kıymetli ustalar, gönül insanları var bu konuda. Ankara’da Timuçin Ballıoğlu var, Silahlı Kuvvetler'e bile ok yapan bir ağabey. 

TSK'NIN ATLI TÜRK OKÇULARI VAR

Evet, TSK’nın atlı Türk okçuları var (göz kırpıyor). İstanbul’da da çok, ilk aklıma yay ustası ama çok iyi ok yapan Ali Tevfik Yıldırım geliyor. Ben başladığımda tek marka vardı yerli yayda, şimdi sayamıyoruz sayılarını, maşallah, gümbür gümbür geliyorlar. İzmir’de Süleyman Cem Dönmez var, gerçek Osmanlı yayı yapan. Cengiz Çetin var, enfes tirkeşler, sadaklar yapıyor. Kalkanları da çok şık. Artık aslına uygun kılıç, yatağan yapanlar da çoğalıyor. Atlı okçuluk zaten coştu, dünya şampiyonları çıkıyor ülkeden. Gerçi yayalar da şampiyonluk aldı bir ya da iki üç kez. Daha çok isim var ama bitiremem.

Aradığınız okların ne kadarını bulabildiniz?

Ok temin işi kolay oluyor. İster uydurukça olsun ister Osmanlı’ca, ülkede bolca ok yapan mevcut. Ancak boynuz, yay pek zahmetli iş ve masrafları çok. 

Has Osmanlı yaylarını kullananlar yok mu?

Kullanan var tabi ki, ama henüz devede kulak mesabesinde. 2016’da olacak, Biga’daki müsabakada bir okçunun elinde al renkli, tezhipli bir gerçek Türk yayı gördüydüm, hâlâ rüyalarıma girer. 2023’e kadar (gülüyor) bir gerçek yay edinme hedefim var, bakalım nasip olur mu!

OSMANLI YAYLARI GERÇEK BİR MÜHENDİSLİK HARİKASIDIR

İnşaallah nasip olur. Osmanlı yayının özelliklerine dair neler söylemek istersiniz?

Çok özel bir yay. Okçuluk aslında yapan kişinin yetenek ve çabasına göre gelişir, ama malzemenin de kalitesi yabana atılamaz. Osmanlı yayları gerçek bir mühendislik harikasıdır. İki üç bin yıllık harp tarihimizin birikiminin damıtılıp vücut bulmuş halidir. Hem verim, hem teknik özellik ve hem de işçilik-sanat olarak yeri ayrıdır. Bizim yaylarımıza bu konularda yaklaşabilen sadece Safevi ve Babür yayları var sanırım, onlar da zaten gene sırtı kambur kabzalı eski Türk yayının devamıdır. Ancak onlar da biraz irice, kaba yaylardır, Osmanlılar pek sevmezdi onları. Onların da kullanım amacı ve avantajları farklıdır tabii, ama bizdeki işçilik ve yüksek ustalığı göremiyoruz mevcut örneklerde. Gene kaliteli yay üreten Mançular, Koreliler var mühendislik ve derinlikte Osmanlı yayına rakip olamazlar. Tabii gayet etkili yaylar gene de.

ELBETTE BİR ALP'İN KARGISI, KILICI, TOPUZU, KALKANI, CİRİDİ OLMAK ZORUNDA

Üç kıtada at koşturan ecdadımızın zaferden zafere koşmasında Osmanlı ustalarının ellerinden çıkan yayların nasıl bir katkısı olmuştur?

Çok, kesinlikle çok... Türk savaş sanatı hızlı hareket kabiliyetine, süratle vurup hemen geri çekilme ve netice alana kadar bunu tekrarlama üzerine kuruludur. Elbette ağır süvarimiz, piyademiz de olmuş ama Hunlardan beridir değişmeden gelen bir şey varsa bu hareketli, devingen harp modelidir. Karakol taktikleri, düşmana yaklaşırken ok yağdırma, çekilirken ok yağdırma… tüm özel uygulamalar gelip ok-yaya ve sürat okçuluğuna dayanıyor. Elbette bir alp’ın kargısı, kılıcı, topuzu, kalkanı, ciridi olmak zorunda. Yazıcızade tarihinde yazıyor alplığın şartlarını. Türk asker tipi aslında çok silahlıdır, ancak savaş anında ok ve yayın hatırı sayılır bir yeri vardır. 

Klasik Batı ve Ortadoğu savaş sanatında da okçuluk vardır ama bizimkinin yanında protokol açılışı gibi birşeydir, başlar ve biter, sonra filimlerde gördüğümüz kadar kaba olmasa da iki ordu birbirine toslar, döğüş başlar… Hatları ilk bozulan genelde mağlup olur. Bizde de savaş hattı ve yakın döğüş var, ancak bir Avrupa ordusu düşmana yaklaşırken ve çekilirken taciz gücü çok sınırlıdır, bizim harp alanında hemen her manevramızda ise okla taciz vardır. Ordu saldırır, çekilirken her yana dağılır. 

ORDUMUZ UZUN GÖNDERLİ SANCAK TAŞIYAN DEVELERİN, KÖS VURAN DAVULCULARIN ETRAFINDA ÖBEK ÖBEK TOPLANIR

Upuzun gönderli sancak taşıyan develerin, kös vuran davulcuların etraflarında öbek öbek toplanılır, sonra gurup gurup ya da enine, yahut dikine hatlar kurulup gene saldırılır. Bunu, düşman gevşeyince kement atma ve cirit fırlatma izler. Bir İngiliz okçusu 10-20 okla savaşır, okları bitince ya çekilir ya da falçata, çekiç, sırık gibi silahlara geçer. Onlarda okçuların çoğu ordunun en düşük üyesidir, köylerden toplanır, “yeoman” derler. Bizde ise savaşa ok yay götürmeyenler genelde müttefik birliklerdir, hemen her Türk ok, yay bulundurur. Bu yüzden de kendi içimizdeki savaşlarda can kaybı çok çok daha yüksek olur, hem ok atımı fazla, hem zırhlar daha hafif... Timur’un bir süvarisi yanında yüz ok bulundururdu. Ankara savaşında Timur’un fillerini sipahiler oklarla imha ediyor mesela. Tabii arazi müsait değil atlı savaşa, çok sipahi ölüyor. Her okçunun yanındaki hariç ordunun tedariği çok daha fazladır, Osmanlı bir keresinde sefere giderken sivil okçu esnafına 780 bin ok sipariş etmiştir, ordunun imali ve elindeki yekun bunun dışındadır.

FIRSAT BULDUKÇA OK ATIP AT BİNMEYE GİDİYORUZ

Okçuluğa yönelik bilgi ve birikiminizi Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle paylaşma imkânınız ne kadar oluyor?

Açıkçası ciddi manada pek olmuyor. Birkaç sıkı öğrencim oldu, sonra kendileri devam ettiler. Şimdi de adı konmamış bir gurubumuz var, fırsat buldukça ok atıp bazen de at binmeye gidiyoruz. Okuldan yer talep etme girişimlerimiz oldu ancak taa Kilyos’tan yer gösterdiler. Bu sene biraz daha hareketliyiz, eylülden itibaren artacak gibi ok meşkimiz.

KEMANKEŞ VAKKAS, "ELİNE OK, YAY ALMAKLA KEMANKEŞ OLUNMAZ" DER

Eskilerin, okçuluk üzerine söylediği “Ne hava ne keman ne kemankeş ancak/Erdirir tîri menziline nida-i Ya Hakk” sözü, okçuluk için hangi manaları havidir?
Kemankeş Vakkas, "eline ok, yay almakla kemankeş olunmaz" der. Tam alıntılamak gerekirse “Evvelce dediğlm gibi okçuluk kibar, asil, tertemiz, bir kelime ile halis muhlis Türk sporudur. Bu sebeple kemankeş olabilmek için iyi ok atabilmek kadar, iyi, dürüst, mert, temiz bir insan olmak da lâzımdır…” demiştir. Saygısız, hoppa, züppe tipler ok meydanına varamaz, talimhanelere sokulmazdı. 

BENLİK SEVDASI ESKİ OKÇULUĞUMUZDA HOR GÖRÜLÜR

Alkoliklere ders bile vermezdi ustalar. Osmanlı’da okçuluk hadis ve sünnetin Türk okçuluğuna kattığı İslami veçhe ile dinî bir uğraşı halini almıştır. Zaten eskiden gelen Türk kültürü de devam edince ortaya böyle bir şey çıkıyor. Çok hoşuma gider, evvel zamanda bir kemankeş, ağabeyinden evvel menzil almış, yani rekor kırmış. Ağabeyine "ben senden iyiyim" tarzı bir söz söyleyince menzil taşı dikmesine müsaade edilmemiş. Malum, menzil okçuları da kirişi salarken “ya Hak!” nÂrası vururlar, okçuluğun ahlaki ve dini yönünü anlatan bir beyittir sizin okuduğunuz. Benlik sevdası hor görülür eski okçuluğumuzda.

GENÇLİKTE HEVES ÇOK; ÇABA YOK!

Gençliğimiz okçuluğa ne kadar ilgili?

Heves çok; çaba yok. Eğlence gibi görüyoruz genelde. (Yüzünü ekşiterek) bir de sanal ortamda resim paylaşmak için… 

OSMANLI OKÇULUĞU BİR SAVAŞ SANATIDIR

Osmanlı okçuluğu bir savaş sanatıdır. En az bir kung-fu, aikido gibi saygıyı, sabrı ve emeği hak ediyor. Bugün bunu bilenimiz az, yapanımız yok. Yapmaya çalışanımız da artık o kadar az ki yok desek yeridir. Camiadan kimseyi ayıplamıyorum, ama malesef böyleyiz. Gene de çok kıymetli, emektar okçularımız var, çok şükür, daha ölmedik!

HERKES OK ATABİLİR AMA HERKES OKÇU OLAMAZ

İlginin artırılması için neler yapılabilir?

İlgi artmasın, aman (gülüyor). Herkes ok atabilir, ama herkes okçu olamaz. Bu bir hakikat. Herkesin kişiliği başkadır. Okçuluk sabır ister, uzun yıllar her gün kepaze asılmak, her sene kiriş eskitmek, yay tozutmak ister. Kanayan parmak, acıyan omuz ister. Kısacası biraz kemik sesi çıkacak adamdan. Bunu da herkes yapamaz. Gene de elimizden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyoruz her birimiz, herkes kendince. Bazı çok başarılı arkadaşlarım var, çok iyiler. Ama çok hırslılar, ödül sevdası fazla. Herkes birinci olmak ister tabi, ama herkes olamaz. Rekabet ve hırs okçuluğun kalitesini artırıyor, ama okçunun kalitesini düşürüyor.

KENDİ BAŞINA OK ATMAYA KALKIP KENDİNİ VURANLAR VAR!

Okçuluğa meraklı olanlar nereden ve nasıl başlamalı?

İlk önce bu işi uzun zamandır yapan, güvendikleri birine başvursunlar. Onlar yol gösterir. Şaka değil, kendi başına ok atmaya kalkıp kendini vuranlar var. O kadar deli olmaya gerek yok. 

HER OKÇU BİRAZ DELİDİR!

Ama her okçu biraz delidir, geceleri kalkıp oklarımı sevdiğim olur hâlâ benim. Tedbirli delilik en güzeli gene de. Her kaza bize zarar vermez:
“Meclisde özet gonuş/ Sözleri düzet gonuş/ Dudak yay sözler okdur/ Dört yanı gözet gonuş” der Kerküklü bir şairimiz. 
Balkonda, kaldırım kenarında atanlar oluyor, yapmamak lazım. Çok takdir ettiğim bir ressam var, Şafak Tavkul. Onun feysbuk hesabında ok emniyeti ile çok güzel, eğlenceli çizimler var, onları bulup baksınlar.

Sizin ilave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Okçuluğa hevesi olan herkesi bir kez deneyin derim. Çoğu orada “buraya kadar” deyip bırakır zaten. Bazısı da ısrar eder, onların kiminden okçu çıkıyor. Ama bir de özel kişiler var, yayı ilk kez görüyor. Ama yayı eline alıp kabzayı bir sıktı mı belli oluyor, o kişide okçu hamuru var. Sadece emek ve sebat gerekiyor artık. Öyle birkaç kişiyi ucundan, kıyısından ok atmaya başlattım, şimdi çoğunun derecesi var, at alıp atlı okçuluğu geliştirip işi ilerleten var. 

ZAMAN ÇOK KİRLİ, ÖNCE KENDİMİZİ TEMİZLEYECEĞİZ

Bu milletçe ruhumuzda bence, ama tek onunla olmuyor, zaman çok kirli. Önce kendimizi temizleyeceğiz ki açığa çıksın o ruh. Paslı anahtar kilidini açamaz.

Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Lütfen, ama lütfen (gülüyor) sokakta okçu görünce dizileri, filimleri sormayın. İyi okçu olsun olmasın, çok az kişi okçuluğu bu sebeple yapıyor. Öyle özenip başlayan çoğu öğrencim ikinci ayda kaçıp gitti. Kimseyi ayıplamak istemem ama ne Yeşilçam’da ne de günümüzde dizi ve filimlerde gerçek okculuğa dair bir şey görebiliyoruz. Tam bir okçuluk katliamı yaşanıyor. Bazı oyuncular biraz ders alıyor ama çok azı bir okçunun göz zevkinİ besleyecek seviyede oluyor. 

OK ATANLAR ATALARINA ÖYKÜNÜYOR, AKTÖRLERE DEĞİL!

Ok atanlar sevdiği, hatta kendini durduramadığı için ok atıyor, atalara öykünüyor, aktörlere değil. Müsabakalara gelip o aşk dolu insanları görünce anlıyor insan, hiçbir dizi, hiçbir filim bir insana o ruhu veremez. O başka bir şey, benim söylememe gerek yok. 

'CÜNEYİT' GİBİ ATABİLİYON MU!

Bu ülkede yaşayan hemen herkes bunu az çok anlar zaten. Bir de ok atanları çok taciz ediyoruz, ver biz de atalım, bir ok versene evde duvara asayım, 'Cüneyit' gibi atabiliyon mu... gibi sözlerle. Ok atana selâm bile verilmez oysa. Bitirecek, yayını yasıp kılıfına koyacak öyle konuşacağız. 

HER TÜRK, ÖMRÜNDE BİR KEZ DE OLSA AT BİNSİN, OK ATSIN

Son olarak da şunu diyebilirim, her Türk ömründe bir kez de olsa at binsin, ok atsın. Bu bence çok özel bir his, bizim oralarda “geçmişlerinizin ruhuna değsin” diye bir dua vardır, öyle bir şey. Şehitleri, gazileri, fatihleri anlamada küçük bir adımdır bu.

İlginiz için teşekkür ediyorum.

Asıl ben teşekkür ediyorum, bize zaman ayırıp zahmet ettiğiniz için.


 

Güncelleme Tarihi: 16 Ağustos 2018, 16:39
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48