Borçlan(dır)ma ve Türkiye'de borçluluk

Praksis’in dosya konusu kapsamında Türkiye’de borçluluk ve borçlan(dır)ma ilişkilerini odağına koyan makaleler yer alıyor

Borçlan(dır)ma ve Türkiye'de borçluluk

Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Son yıllarda finansallaşma kelimesi giderek daha fazla duyulur oldu ve finansal işlemler oldukça önem kazandı. O kadar ki, ekonomi ile özel olarak ilgilenmeyen biri dahi, artık türlü finansal araçlara daha fazla aşina. Reklamlar bile “herkese bir finansçı lazım” diyerek buna katkı yapıyor.  Elbette finansın gündelik hayatı işgali sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. 1970’lerde kapitalizmin önemli merkezlerinde yaşanan krizden sonra giderek yoğunlaşan bir şekilde erken kapitalistleşmiş ülkelerde finansın ekonomi içindeki ağırlığı artmaya başladı. 2008 krizinin patlak vermesinde kritik rolü olan “yeni finansal mimari” ise 1990’lı yıllara gelindiğinde tam anlamıyla olgunlaşmıştı.

Zira 1990’lı yılarda yaşanan bir diğer önemli gelişme, geç kapitalistleşen ülkelerin finansallaşma sürecine dâhil edilmeleriydi. Bu ülkelerde ardı ardına alınan sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi kararları ile geç kapitalistleşen ülkeler de küresel finansal akımların birer parçası haline geldiler. Bu süreç; sermaye birikim süreci, kamu maliyesi, para politikası, bütçe, sanayileşme ve kalkınmanın finansmanı, dış ticaret politikası ya da kur ve faiz oranları gibi pek çok alanda ekonomik değişkenleri önemli ölçüde etkiledi. Ekonomideki değişiklikler, yapısal düzeyde yaşanan değişimlerin ve bunun aktüel sınıfsal güç dengeleri içinde biçimlenmesinin açığa çıkış biçimleri olarak anlaşılabilir. Bu çerçeveden bakıldığında, finansallaşma sürecinin kalbinde her düzeyde (hane halkı, şirketler ve devletler) borçlanmanın artmasının ve borcun metalaşmasının yer aldığını görebiliriz.

Borcun Metalaşması

Borç, borçlanma ya da kredi ilişkisi, kapitalizm ile ortaya çıkmış değil. Kapitalist toplumsal ilişkilerin egemen olmadığı toplumlarda da borç ilişkisinin varlığı söz konusu. Ancak, kapitalist toplumsal ilişkilerin gelişimi, devlet, para, kredi ya da borçlanma gibi kendisinden önce var olan yapı ve ilişkileri yeniden içeriklendirirken, bu yapı ve ilişkilerin yeniden üretiminin koşullarını, kapitalizmin yeniden üretimine bağlı hale getirir. Bu anlamda borçlanma ve kredi ilişkisi kapitalizmin gelişimi ile birlikte nitelik değiştirmektedir. Kapitalist üretimin finansman kısıtlarının aşılmasında çok önemli işlevler yüklenen kredi ve borçlanma ilişkisi, giderek çeşitlenip farklılaşmaktadır. Kapitalist gelişmenin erken evrelerinde daha çok sanayi sektörü odaklı olan ticari kredilere ek olarak, 1970’li yıllardaki krizle beraber tüketici kredileri de borçlanma ilişkisinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Devletlerin İradi Stratejileri

Gündelik hayata giderek daha fazla sirayet eden borçlanma ilişkisinin büründüğü yeni biçimlerin, esasında finans-kapitalin ve sınıfsal güç dengesinin kristalleşmesi olarak devletlerin iradi stratejileri sonucunda gerçekleştiğinin altını çizmek gerek. Yani süreç, aktörsüz-failsiz, kendiliğinden ya da ekonominin “doğal” yasaları sonucunda ortaya çıkmış bir durum değil. Dolayısıyla bu sürece bir ad koymak gerekirse, borçlanma değil borçlandırma demek daha uygun olabilir. Finans-kapitalin bu stratejisini mümkün kılan süreç ise, 1970’lerdeki kriz sonrası sermayenin saldırısı karşısında emek hareketinin ve sendikaların giderek daha da güçsüzleşmesidir. Bu sürecin en bariz görüntüsü, başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere, pek çok ülkede reel ücretlerin 1970’lerin sonundan beri anlamlı bir düzeyde artmıyor oluşudur. Dolayısıyla, ücretlerin artmadığı ancak masrafların arttığı ya da eğitim ve sağlık gibi alanlarda temel ihtiyaçların giderek metalaştırıldığı bir ortamda, aynı yaşam kalitesini korumak ya da temel yaşam masraflarını karşılamak isteyenler için kaçınılmaz “seçenek” borçlanma ya da daha isabetli bir adlandırmayla borçlandırmadır.

Bu anlamıyla finansallaşma ya da borçlandırma süreçleri üzerine, kapitalizmin yapısal ve dönemsel özelliklerini hesaba katmadan yapılan açıklama girişimleri, çoğu zaman eksik kalacaktır. Praksis’in “Borçlan(dır)ma ve Türkiye’de Borçluluk” sayısı, bu önemli eksikliği giderme amacında.  Bu anlamıyla çalışmaların farklı disiplinlerden gelmek ve farklı yazınlardan beslenmekle birlikte topluca ele alındıklarında borç olgusunu, çok boyutlu ve aktörlü, tarihsel bir perspektiften irdeleyen, borçluluğun ve borçlan(dır)manın siyasal ve ideolojik yansımalarını es geçmeyen bütünlüklü bir katkı oluşturacakları açık.

Sayıdaki ilk makale Muammer Kaymak’ın “19. Yüzyılda Osmanlı Devleti ve Mısır’da Dış Borçlanma ve Avrupa Mali Sermayesinin Denetim Örüntüleri” başlıklı çalışması. Makale 19. yüzyıl kapitalizminin temel özellikleri üzerinden dış borç mekanizmasının işleyişini açıklıyor. Çalışmada Osmanlı Devleti ve Mısır üzerinde kurulan mali sermaye denetiminin kapitalizmin bu coğrafyalarda gelişimine etkileri değerlendirilirken, farklı denetim stratejilerinin ivme kazandırdığı kurumsal dönüşümler ve bunların toplumsal etkileri gözler önüne seriliyor.

Ferhat Akyüz’ün “İşçi Tasarruflarının Sermayeye Aktarılması: Türkiye ve Devlet Yatırım Bankası Örneği” adlı makalesi. Cumhuriyet döneminde Düyun-u Umuiye mirasıyla baş edilmesi ve devlet borç kâğıtları piyasasının düzenlenmesini çözümleyerek tarihsel arka planı ele aldıktan sonra 1960’larda yeni bir birikim rejimine geçilmesi ve bunun yarattığı kurumsal dönüşümleri anlatan çalışma, emekçilerin tasarruflarının para sermayeye dönüştürülmesi ve sosyal güvenlik kurumlarından kamu iktisadi teşebbüslerine gerçekleşen aktarımları mercek altına alıyor. Türkiye’de özellikle 1960’lardan 1980’lerin ortasına kadar geçerli olan ve Devlet Yatırım Bankası’nın aracı olduğu mekanizmanın incelenmesi aracılığıyla yazar neoliberalizmin hâkim siyasal iktisadi çerçeve haline gelmesi öncesinde Türkiye’de işçi gelirlerinin sermayeleşmesinin büründüğü biçimleri tarihsel bir bağlama yerleştirerek açıklıyor.

Tüketici Kredisinin Ekonomi Politiği

Elif Karaçimen’in “Tüketici Kredisinin Ekonomi Politiği: Türkiye Üzerine bir Değerlendirme” adlı makalesi Türkiye’de yakın dönemde hane halkı borçlanmasını ve bankaların bireysel gelirlere yönelimini emekçileri borçlanmaya iten gelişmeleri de dikkate alarak açıklıyor.  Başak Ergüder’in “2000’li Yıllarda Türkiye’de Hanehalkı Borçlanması: Konut Kredileri ve Toplumsal Refah” adlı çalışması. Ergüder, finansallaşma literatürüne ilişkin değerlendirmesinin üzerine Türkiye’de konut kredilerinin gelişiminin incelenmesini yerleştiriyor. Yazar kredi genişlemesinin gelir dağılımı üzerine etkilerini ele alırken Türkiye’de yakın dönemde konut talebi ve bunun yarattığı etkilere dair bütünlüklü bir resim sunuyor.

Ali Rıza Güngen’in “Türkiye’de Kamu Borcunun Yönetimi: 2001 Krizi Sonrası Bulgular ve 2009 Çöküşü Sonrası Stratejiler” başlıklı çalışması devlet borçlanmasında 2001 krizi sonrasındaki gelişmeleri eleştirel bir perspektiften değerlendirerek kamu borç yönetimindeki başarı hikâyesini sorguluyor.

Özellikle yakın dönemdeki Hazine garantileri üzerinden ve finansal tabana yayılma gibi uluslararasılaşma stratejilerine sunulan katkı aracılığıyla kamu borç yönetimi anlayışının yeni çelişkileri beraberinde getirdiğini aktarıyor.

Elife Kart’ın “Yoksulluğun Mekânlarında Borçluluğun ve ‘Borçlu’nun Üretilişi” adlı çalışması. Kart, borçlanma olgusunu bir alan çalışması üzerinden ve borçluların stratejilerine odaklanarak inceliyor. Borçlanma bir yandan hayatta kalma stratejisine dönüşürken, diğer yandan yoksulların ve düşük gelirli emekçilerin borç çevrimi için yeni yöntemler geliştirmesine de etkide bulunuyor. Yazar aşırı borçlanmanın yarattığı tahribatlara ve toplumsal dışlanmaya değinirken, yoksulların yarınsız kılınmasını ve sermaye tahakkümünün yeniden üretimini 2014 yılında bir mahalle üzerinden, gerçekleştirdiği somut bir incelemeyle ve çarpıcı alıntılarla açıklıyor.

Sercan Çalcı’nın “‘Varoluş Borcu’ndan Sermayeye: Borcun Soykütüğü için bir Deneme” başlıklı incelemesi Deleuze ve Guattari’nin Anti-Oedipus metni ve Lazzarato’nun Borçlandırılmış İnsanın İmali kitabındaki argümanlardan hareketle borçlu ve alacaklı ilişkisinin soykütüğünün çıkarılması olanaklarını araştırıyor. Sermayenin borçlu üzerinde kurduğu disiplini radikal siyaset felsefesi tartışmaları ışığında inceleyen çalışma aynı zamanda tarihsel materyalist eleştiri ile farklı felsefi gelenekler arasında diyalog için muhtemel zeminlere de işaret ediyor.

Sayıda ayrıca borçlan(dır)ma ve borçluluk konusundaki çalışmaları tamamlayıcı nitelikte bir röportaj yer alıyor. Sidney Üniversitesi Siyasal İktisat Bölümünden uluslararası finansal piyasalar, finansal türevler ve menkul kıymetler ile Marksist iktisat kuramı alanındaki çalışmaları ile tanınan Dick Bryan ile aynı üniversiteden Tansel Güçlü’nün gerçekleştirdiği ve çevirdiği görüşmede Bryan, türev işlemleri ve finansallaşmaya bakışını ortaya koyuyor. Aynı zamanda hane halkı borcuna menkul kıymetleştirme üzerinden yaklaşmanın önemine değinen Bryan, risk transferi ve hane halkının finansal işlemler açısından önem kazanmasının politik tartışma açısından uzantılarını da ele alıyor.

Bu sayıda dosya konusuyla ilgili iki kitap incelemesi de yer alıyor. Susanne Soederberg’in 2014 yılında yayımlanan Debtfare States and the Poverty Industry: Money, Discipline and the Surplus Population başlıklı kitabı Marksist para ve kredi tartışması ile devlet kuramının katkısını yeniden ele alarak ABD ve Meksika’da borçlandırma pratiklerini ve devlet düzenlemelerini inceliyor. Diğeri ise Sungur Savran’ın 2013 yılında yayımlanan Üçüncü Büyük Depresyon: Kapitalizmin Alacakaranlığı başlıklı kitabı kriz teorilerini son küresel ekonomik kriz bağlamında Marksist bir eleştiriye tabi tutarak inceliyor ve kapitalizmin krizlerinin yarattığı politik olasılıkları tartışıyor.

Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2015, 09:53
banner53
YORUM EKLE

banner39