banner39

Cahit Zarifoğlu ve dünyada göz gezdirmek

Bir şairin şiirle ilişkisini, şiiriyle attığı adımların nasıl bir izlek bıraktığını bilemezsek- şair duvarda bir fotoğraf olur sadece...

Kültür Sanat 06.06.2014, 12:00 21.06.2014, 10:11
Cahit Zarifoğlu ve dünyada göz gezdirmek

Emine Kocabaş Kılınç/ Dünya Bülteni

Yine Haziran ayı. Haziran isimli şiirinde “Kim ölüyor hayvanların/ Kızışarak daraldığı zamanda” diyen Cahit Zarifoğlu’nun dünya günlerinden ayrılışının yirmiyedinci tekrarı. Onu; çeşitli programlarla, etkinliklerle, şimdilerde yayınlanan tv dizisiyle, sosyal paylaşım sitelerinde alıntılanan mısraları ve cümleleriyle anıyoruz belki; ancak “bir incelik gösterin/ incinmesin yüreğim-(Ilık Kocaman Bakışlar)” diyen şairin görmeyi talep ettiği inceliği göstermiş oluyor muyuz? Dünyadan ayrılmış insanların aramızdaki yokluğunu, çoğu kez onların yaşama tecrübelerini miras yoluyla mülk edinmiş ve üzerinde her türlü tasarrufa sahipmişiz tavrıyla- “Görünüşte/ beton yiyen beton salgılar(Biliyorum Çok Geç)”- bir imkan gibi kullanmaktan gocunmayan bizler için “incelik” denen şey ne ki? Bir şair nasıl bir incelik umar ki? Mülkiyet arzumuzun maddi şeyleri kuşatmakla kalmayan köreltici parlaklığı; duyguları, inançları, hayal edebilmeyi, gülmek, ağlamak, susmak gibi insani durumlarımızı, KELİMELERİ şimşek hızıyla zimmetine geçiriyorken, içimiz tüketilebilir bir metaya dönmüşken... bir incelik?

Her şair, şiiriyle bazı işaretleri bazı izleri bırakır ya da bazı cümlelerin, fiillerin altını çizer. Bu şiirin gövdesinde şairin amacını, tavrını, şiirle kurduğu ilişkiyi, şiirinin dünyayla kurduğu ilişkiyi taşıyan unsurdur. Bir şairin şiirle ilişkisini, şiiriyle attığı adımların nasıl bir izlek bıraktığını bilemezsek- şair duvarda bir fotoğraf olur sadece. Fuzuli, divanında şiirini yanlış okuyup yazanlara etkili bir ihtar yazmıştır.Her ne kadar O’nun doğru okumaktan kastı bu olmasa da bir şairin beklediği incelik şiirdeki izleri, işaretleri doğru okumak olabilir. Cahit Zarifoğlu şiiriyle, hikayesiyle, romanlarıyla, okuyucularla köşesindeki yorumlarıyla “ görmek” fiilini- “Görüş uzaklığı onbinlerce metre/ Elim dokunuyor her görüntünün tenine kalbine(Nerde Bir Sevda Kelimesi)”- hayatı boyunca her yöne doğru çekmiş(acı çeker gibi) bir şairdir.”Kapının çatlağı esner/ Gözetleyen göz şişer küçülür/ Et aralığından görmeyi dileyince- (Ve Çocuğun Uyanışı Böyle Başladı)” Yaratılmışlardan biri olarak dikkatle ve bütünüyle yaşamak fiilini, görüldüğünün bilgisine bürünmüş bir ayrıcalık olarak görmek fiilini... “Yedi güzel adamdan biri/ bir gün bir dağ göreni/ Durdu sevmeden bilmeden devinirken/Durdu durdu seyreyledi” Belirtmeliyim ki maksadım ne şiir eleştirisi yapmak ne de şairin şiirine herhangi bir iddia eklemek. Altını çizmek istediğim şey; Zarifoğlu metinlerinde gövdenin haraketini sağlayan ve şairin yaşamak dairesinin, bana öyle geliyor ki, merkezini oluşturan “ görmek- görülmek” fiillerinin bir incelik görmek ve göstermek noktasında işimizi kolaylaştırabileceği ihtimalidir. Biraz şiire bakarsak onun şiirini oluşturduğu atmosferi, şiirde konumlandırdığı beni, şiirin verdiği savaşı görürsek belki işaretler daha belirgin olur, hatırasını incitmemiş oluruz. “Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına- (Biliyorum Çok Geç Oldu)”

Zarifoğlu şiirinde ben kırılmıştır, eşyaya, oluşa, yaşamaya çarpmaktan parça parça dağılmış “Peki/ ben kimim- (Kuşak)”- bir ben görürüz. Eşyayla aynı boyda. Ben(özne), iktidarı temsil etmez. Temsiliyet gibi bir kaygı ya da iddiayı taşımaz. Yaratılmışlar düzleminin bir noktası olarak konumlanır şiirdeki ben. “Ben’im bir yalnızlık haberiyle/ İklimsizliğe doğru/ Uçarak/ Ufalmaktadır- (Yar)” Yaratılmış herhangi bir eşya,hayvan,bitki, yaratılmışlardan herhangi biri gibi. Şiirde cins isimlerin kullanılması(adam, kadın, oğul, er, erkek, dağ, kartal vs.) ve şiir kişilerinin çoğunlukla görevleriyle, fıtratlarının görüntüsüyle belirmeleri de yaratılmışlar düzeninin işleyiş sesini duymak içindir sanki. Daha çok “dünya üzerinde bir göz gezdirmek”tir şairin izleği.”Gözüm palaspandıras çehremde- (Aralık Günleri İçin Bir Aşk Denemesi)” “Gözlerim tek tek geçiyor iklimleri/ Şanlar içinde-(Başaklarda)”

Şiirde zemin, maddesi geçişliliğe imkan vermeyecek bir katılık değil, gözün olası hareketlerinin tüm bağlamlarına, varolmanın tüm noktalarına görünebilme imkanı tanıyan bir çeşit maddesizlik zamanıdır. Göz, zamanın içinde sonsuz görme imkanının içinden geçtiği bir noktadır. Gördüğü an, bakışa hapsolmamak için eşya/nesneyi kendi sınırlarında kendi oluşunda bırakıp başka bir nesne/eşya/zaman parçasına, imkan düzleminin başka bir noktasına sıçrar. Şair eşya/nesneyi bakışla bağlamaktan adeta imtina eder. Onun şiirinin dağınıkmış görüntüsü veren yapısında yaratılmışlar düzleminin doğasına gösterdiği yatkınlığın payı büyüktür. Sıradan bir günde dalgın bir kadın vapurdan iner, banklarda bir adam gazetesini okuyordur, simitçi bir ağaç altında günlük kazancını sayar, az ötedeki cami avlusunda 40 yıllık eşinin cenaze namazına durmuş bir adam vardır, koşarak otobüse yetişen o genç hayatının en güzel haberini almıştır, “Büyük gözlü çocuk/İnsanın içine kadar bakıyor- (O Çocuk)”dur. Hayat nasıl parça görüntülerin kendi yaşamalarını sürdürmeleri şeklinde ilerliyorsa- hiç dağınık demeyiz hayat için bu onun doğasıdır deriz- C.Zarifoğlu’da hayatın doğasına refakat ediyor, onunla yürüyor gibidir. “Dedim kardeşim/ Omuz başlarımdaki şu yara/ Ormanların serin gölgesindeki papatya değil/ Arif bir bilinçle yürürken oldu/ Yüce buyrukla-(Acılarıma Da Kardeş Olur Musun)” Fıtratın sınırları dışında bir sınırın eşya/nesneyi incitebilecek bir şiddet olduğunu farketmiş olmalı ki, bakışın yorum ağırlığıyla ezmez onu. Görmek yükünü taşıyan şair durup sorar “Ya ben neyiyim körlüğün- (Savaştığımız Günler Kendimizle)”

Şiir birden bire sıçrayışlar, durup uğunuşlar, eşikte yön arayışlar grafiği olarak okunduğunda; ansızın su üzerine çıkıp beliren “bilinç parçaları”, birden derinliğe dalan gözden kaçış çizgileri, nefes alış verişlerin dokusu ritmik bir ürpertidir. Sanırız ki bu korku ve umut arası bir rüya gösterimi. Yaratılmışlar düzleminde bir rüyadır şiirin evreni. Ama şair o rüyayı, hayatın içinde- somut şeyler düşünürken olur bu- yaşamakta taşıdığı gözleriyle görür.”Hamlem zarif/ Vuruşum hayat/Hilem tay/ Kaçıp dönüşüm şiir-(Şakkul-Arz)”

Yaşamak dediğimiz bütün neleri taşıyorsa içinde Zarifoğlu şiiri de yaşamağın göze yansıyan görüntüsü gibidir. İlgisi olmayan parçaların belki çok bildik ilgilerden kopup geldiği, varoluşunun izine düştüğü, dünyaya tahammül için oluşturulmuş dayanıklılık tabakası. Her görüntü parçasının bir diğerinin üzerinden sıçrayıp başka yaşamak olanaklarında sonsuza uzatılabilecek ihtimaller olarak dizildiği şiirde irrasyonel kesikler Zarifoğlu şiirinin sinematografik yapısını oluşturur. Şiir, parçaların kendi oluş çizgilerinde hem diğer oluş çizgileriyle yan yana varolduğu bir bütün hem de kendi çizgiselliklerinin yaşamasını bir başına sürdürdükleri rüya-zaman eğrisinde iniş çıkışların, kayboluşların izini taşıyan bir ilişkisellik gövdesidir. “Taşın içinde böcek/ taşır kendini yürür/ bedenini bir uçtan bir uca/ Nabzı vurur dinler şaşırır/ Çalışan eşyasını yakalar-(Koşu)” Her oluş cinsi bir diğer oluşun içinden geçer, çevresinde dolaşır, sanki başka bir diriliş evreninin provasını yaparlar. “Durmadan çevriliyor damlar/ Birbiri üstünden ve içinden geçiyor/ kız kadın ve çocuk yüzleri- (Zeynep Ve Uzaktan Fırat...)” Şair kainatın içinden kendi ritmini geçirirken kainat şairin içinden kendi ritmini geçirir ve bu ritmik geçişler bütün oluş yörüngelerinde tekrarlanır.”Korkup kaçarken çıktı benden/Bir çeşit hayvan nereye dönsen o- (İkinci Ayna)” “Solucanların toprak yemesi gibi/Etimden geçiyor dağın derisi-(Dağcılıklarım)” “İskeleti havlar mı bir insanın.Gördüm-(İsteyerek)”

Onun şiirinde iktidar savaşı veren bir ben yoktur, yaratılmışlar düzleminde ilişki kuran yaşamak fiilinin şerhi vardır. Kendi otoritesinin sınırlarını mısra mısra genişletmeye , merkeze konumlanıp çevresini yıkmaya çalışan “ben-merkeze” değil yaratılışa dikkat çeker.Şair; eşya-oluşun, hayvan-oluşun, insan-oluşun yaratılmışlar düzleminde kendiliğine, ilişkiselliğine kendi fıtratıyla ifade imkanı verir. Ya da bu görülüyor olmanın ağırlığını her yaratılış anında duyan bir beni taşımaya çabalarken şairin, kendi aczinin gözlerinde kendini görme şeklidir. Görüldüğünü görmenin bilgisidir belki de- “ Kalk çünkü sabah yıldızı/ bir mızrak boyu yükseldi/+ iri ve zeki/ uçları nemli bir göz gibi+(Yedi Güzel Adam)”- şiirde iktidar hevesine vurulan balta, şairi eşya hizasında eşyalardan bir eşya kılan ince çizgi.”Aynayı eline alan korkuyu bilir- (Ve Çocuğun Uyanışı...)” Ben heykellerini göz göre göre yıkmıştır “Hayır kalbim! Yorulmadın hayır hayır/ Yıkıl daha” “ Üstüm başım heykel kırıkları- ( Muntazam)” “Yerinden oynayan gözünü/ bütün sivri demirlere çarpa çarpa-(Salvo)” ve şiir artık yaratılmışlar düzleminde beraber oturulacak bir sofra, her yaratılmışın kendi sesiyle katıldığı çok sesten müteşekkil bir korodur. Cahit Zarifoğlu’nu artist yapan otostopla Avrupa’yı dolaşması, Necip Fazıl’a öyle cevaplar vermiş olması ya da arkadaşlarıyla yürürken ansızın ortadan kaybolması gibi özellikleri değil de görülüyor olmanın önünde görmek yükünü taşımaya çabalaması, her daim görüldüğünün bilgisiyle dolu duyargalarıyla yeryüzünü yaratılış noktasından kavrama dikkatidir ve bunun şiirde varlık bulması. Dünyada göz gezdirmek; hem de görülmenin bir nokta hacmine sığdırdığı iktidardan, temsiliyetten çekilmiş bir ben olarak bunu yapmak dünyaya kendi sesiyle kendi şiirini okutmak hamlesi olarak görülebilir. “Hudutsuz bir noktanın içinde kalp sesleri- (Nacar)” Görenin arzusu, belki de görülenin göze girme, gözü doldurma arzusunu görebilmektir. Kimbilir... Şair gördüğünden sorulacağını, yaşamanın panaromik bir göz hareketi olduğunu bilir. Onun korkusu belki de göreceğini göremeden dönmektir. “fakat birden ve ancak/ evde yokladın kendi öz gözlerini- (Park’ta)” Göz doymadan gönlün doymayacağını, göz dolmadan ömrün dolmayacağını bilir. “Önümüze açtığım sofralar adına/ Beni tutun kaldırın ortadan/ Çünkü hesap benden sorulacak/Sorulacaksa- (Açlık Türküsü)”

Çok yaşamak barındıran bir adam bir yaşamak iskeletine sığdırılmış gibi maddesinden yorulur.”Ve gözüm eşyamda değil/Yoruldum maddemden- (Ayna)” Ben, yaşamak dairesi genişledikçe küçülmek, çekilmek, saklanmak isteyen bir büzülmeyle maddesizleşmeyi yahut en küçük hacme sığmayı diler. ”Ve dost yok karşımda daha da çevrildin/Küçülüp yürümek isterim karıncalarla-(İkinci Ayna) Öyle ki; O kendini bir şuur, bir kalp olarak duyar- “Ha ben ha varlık göçmeni kalbimin şuuru(Yedi Güzel Adam)”- ve aslolan, varolan içidir. “İçim ey İçim bu yolculuk nereye-(Ve Çocuğun... )” “İşkenceden olacak/ Kaçamadığım içim/ İşkenceci- (Nerde Bir Sevda Kelimesi)” Dışı, yani; gövdesi, görüntüsü eşya alanının bir parçasıdır. Artık arada hiç bir yansıtıcı olmaksızın gördüğü kendi gözleridir.”Bir şeklin karşılıklı oturma bölümündeyiz/ Hep böyle durur yaşlanıp ağlayışımızın/ Gözevlerine kurulan sırat çizgisi-(Salvo)” Kendisiyle bir anda gözgöze gelen şair o muazzam yalnızlık cephesinde durmadan savaşır. Bazen kendini kendiyle boğacağı bir ırmak, bazen alnını çatlatarak çıkacağı bir dua bulmak... Yalnızlık bu, her adımda çıtırdayacak ölü sevinçlerin kemikleri, ne yana dönse(k) batacak. Zarifoğlu şiirdeki savaşını gözlerine karşı vermiştir. “Şikayetim gözlerimden kim/ Ayetlerden ayırdın- (Beyaz Camlar)” “Ve ölüm bir doku konuğu/ Gibi durmadan geldikçe ve göründükçe-(Zeynep Ve Uzaktan Fırat Üzerine İkili Anlatım)” O akşam sofrasına kendisiyle beraber oturanlara sorar “Bizler hep kendimizde miyiz/ Korkmadan gözgöze gelmek için- (Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Bir Aile Oyunu)” Ya biz?

Cahit Zarifoğlu metinleri onun görme dikkati, yaratılışla yaratılmış arasındaki bağı kavrama rikkati ve bunlara bitişik sorumluluk duygusunun somut hali olmasaydı Afganistan’a, Hama’ya, Filistin’e, İstanbul’a, Maraş’a, Avrupa’ya, hayatın bütünüyle yaratılmışlığına ve onun çalışan düzenine kadar genişleyemezdi görmenin sınırları. O’nun şiirlerinden, hikayelerinden, Yaşamak’ından anın işleyişini görme bilgisiyle dönsek bile çok şey eklenmiş olur hayatımıza... Okuyucularla’daki eleştirel titizliğini, sorumluluk bilincini hiç saymıyorum bile. Yoksa görmeksizin, bakışla hükmederek, hapsederek “Bu yaşamak sezonu çok memnun-(Zamana Yay Gerip Ok Atmak)” mu böyle?

Allah’ın rahmeti onunla olsun. Sanıyorum ki; “O uzak iklimleri erişilmez beldeye/ bakabilemezdik senin götürmen olmasa-(Arz-ı Hal)”

banner53
Yorumlar (1)
İbrahim Arslan - Priştine - Kosova 7 yıl önce
Önce göze uzak olsada gönüllerimizin yan yana oturduğu Kosova'dan yazının müelifine saygılarımı iletmek istiyorm.Her rastladığımda şiirle merhabalaşan biri olarak, "bana bir incelik gösterin/yüreğim incelmesin" gibi sonsuz inceliği olan bir şairi tanımış olmaktan çok multluyum. Hormonlu yaklaşımla devleşenlerin gölgesinde kalmış nice dev şairlerden biri olduğunu, yazarın aktardığı şairin seçme dizelerinden aldım. Öyle bir incelik ki 99 dil ve milletin susuzluğunu giderecek kadar.Kutlarım.
24
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?