Cemal Şakar Türk Dili'nde

Türk Dili dergisinin 751. sayısının söyleşi konuğu Cemal Şakar. Dergide aynı zamanda Portakal Bahçeleri’ndeki “Fısıltı” adlı bir öyküsüne de yer verilen Şakar, “Daha çok bir umudu diri tutmak için yazıyorum” diyor.

Cemal Şakar Türk Dili'nde

Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Geçtiğimiz yıllarda Tasfiye dergisi Cemal Şakar üzerine bir dosya hazırlamıştı. Yazarın kitapları, hayatı ve arkadaşları çerçevesinde hazırlanan bu dosyanın dışında Hece, Dergâh, Yedi İklim, Fayrap, İtibar vb. dergiler, Şakar’ın öyküleri ve düşünce yazıları etrafında değişik yazılara yer verilmişti. Türk Dili dergisi ise “Öyküdeki Şiir, Şiirdeki Öykü” özel bölümü çerçevesinde bir söyleşi gerçekleştirmiş Şakar’la. Söyleşiyi Mehmet Öztunç hazırlamış.

Cemal Şakar, söyleşisinde yazarlığının değişik boyutları hakkında son derece önemli ipuçları sunuyor. Zaman geçince kendi eksikliğini, aczini gördüğünü ve bir daha anlatmayı denediğini ifade ederek şöyle devam ediyor:

“Mükemmellik Allah’a ait bir sıfat; insan elinden çıkan her şey kusurlu, noksan, ne yapsak, ne yazsak bu aczimizi aşamıyoruz, aşa mayacağız da. Hayat da böyle, acılar, ayrılıklar, zulümler hiç bitmiyor; insan durmadan hem kendine hem de başkalarına zulmediyor ve her kuşak bu yaşananlara tanıklık ediyor. Sanrım kıyamete kadar insanlar durmadan hikâye anlatmaya devam edecekler. Çünkü ancak anlatarak kendimizi otaya koyabiliyoruz ve ortaya konulmuşlara da böylece katılıyoruz; biz oluyoruz yani.”

Elbette yazar, öykülerinde hemen her şeyi anlatmaz, anlatmadıkları kadar bilinçli olarak bırakmış olduğu boşluklar da vardır. Esasında bunlar okurun metne katılmasına dönük anlatım stratejileridir. Yazdıklarının hayat, hayal ve gözlem gücüne dayandığını belirten Şakar, öykülerinde anlattığı durumlar ve kesitler çerçevesinde ise şunları söylüyor:

“Yazdığım her olayı ya da durumu bire bir yaşadıklarımdan seçmiyorum elbette. Ama bir şekilde haberdar oluyoruz; öyle ki bazen yaşanan kötülüğü, insanın insana ettiğini görmemek, duymamak için özel bir çaba da gösteriyoruz. Ama iletişim çağı işte! Kaçamıyoruz. İslam dünyası uzun zamandır durmadan kaybediyor. Zulmün karanlığı bir zar gibi sardı her yanı; insanlar canlarını, mallarını, akıllarını, dinlerini, nesillerini kaybedip duruyorlar. İnsan onuruna, izzetine yaraşır bir hayatı yaşamaktan oldukça uzaklaştırıldılar. Buna karamsarlık mı diyeceğiz, umutsuzluk mu, çıkışsızlık mı? Sorular zor. Umut elbette hep var. Umudum olmasa yazmam. Daha çok, bir umudu diri tutmak için yazıyorum. Ama sözünü ettiğim koşullarda yaşayanların gözüyle bakınca, umuttan kolaylıkla söz edemiyorum. Söz etsem de bize ne kadar inanacaklar? Umut onlar için, uzun bir tünelin ucunda bir görünüp bir kaybolan ışık mesabesinde herhalde. Oturduğumuz yerden onlara umuttan söz edebiliriz; gelecek güzel günlerden; bize inanırlar mı, her gün kaybederken? Bunca ölümün, yersiz yurtsuz bırakılmanın ardından, şimdi onlara ne diyeceğiz? Belki de onlara bir şey demenin öncesinde, kendimizle yüzleşmemiz ve zulümdeki payımızı düşünmeliyiz.”

Bir öykünün ne anlattığı kadar uzunluğu, kelime seçimleri ve bakış açısı da önemlidir. Okurların fark edeceği üzere Cemal Şakar öyküleri çok uzun değildir. Hatta bazen birkaç cümleden oluşan “kıs(s)a” yahut “küçürek” öyküler de yazdığı görülür. Bakış açısından söz açılınca öykünün ucunun açık olduğu, okurda tamamlandığı hep söylenegelir. Ne var ki, bir öykü yine de bitmiş bir anlatı olduğu dikkate alınırsa okurla öykü ilişkisi daha önemli hale gelecektir. Şakar, bu çerçevede şunlara özellikle dikkat çekiyor:

“Okurda devam eden yazarın pek de kontrol edemediği bir süreçtir ve aşırıyorumlar her zaman öyküyü buharlaştırıp mahvedebilir. Öykülerim böylesi bir aşırıyoruma kapalı olsun istiyorum. Çünkü benim bir derdim var ve öncelikle bu derdimle okurun da hemhal olmasını isterim. Okurla aramda ortak bir dil ve duygu oluşması için, öykülerime gerekli kodları, yeterince koyduğumu düşünüyorum. Öyküde çağrışımlar, yan anlamlar, atıflar, imalar, alt metin gibi unsurlar olmasını galiba yanlış anlıyoruz. Bunların hepsi bir bütündür, öykü bütün zenginlikleriyle birlikte tamamlanır. Zaman zaman öykülerimin aşırıyorumlara tabi tutulduğunu görüyorum. Her aşırıyorum, her aşırı simgecilik asıl anlamı buharlaştırıyor. Öykülerin bütün olarak oluşturdukları zenginlik, asıl anlama bağlı kalarak yorumlanmalı. Bir eseri herkes dilediğince, paşa gönlünce yorumlayamaz.”

Türkçe edebiyat dünyasında öykü ve roman yazarlarının tasavvufla ilişkisi netameli konular arasında yer almıştır hep. Cemal Şakar’ın edebiyat algısında, yazı yolculuğunda ise tasavvufun yeri yerleşik olandan epey farklıdır. Bu konuda şu noktalara temas ediyor Şakar:

“Hayatım boyunca önüme çıkan hiçbir şeye ‘yazınsal malzeme’ gözüyle bakmadım. Hep anlamak, idrak edebilmek için okudum ve okudukça değiştim. Başka bir söyleşimde de söylemiştim; ben neredeysem öyküm de orada olsun isterim diye. Çünkü samimiyeti, sahiciliği hep önemsedim; hiç rol yapmadım, edebiyat parçalamadım; kendimden yola çıktım; içimin yangınlarını paylaşmak istedim; bazen güzel söyledim, bazen güzel söylemeyi başaramadım; ama ben hangi duraktaysam, öyküm de hep yanı başımdaydı. Tasavvufla ilgim daha çok entelektüel bir ilgi oldu. Bu entelektüel ilgi bir zaman sonra eleştirel bir tutuma dönüştü. Bir deneyim olarak hiç yaşamadım.”

Söyleşinin tümü okunduğunda Gidenler Gidenler’den Portakal Bahçeleri’ne, Yazı Bilinci’nden İmge, Gerçeklik ve Kültür’e uzanan hayata/dünyaya bakan öykü/yazı serüvenine dair pek çok konuda önemli ipuçları elde edilebilecektir.

 

 

Güncelleme Tarihi: 12 Temmuz 2014, 15:48
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER