banner39

Cemaleddin Afgani 'işbirlikçi' mi?

Sosyologca dergisindeki Ufuk Özcan imzalı “Ortadoğu’da Batı Yayılmacılığı ve Cemaleddin Afgani’nin İslâmı Referans Alan Uyumcu- Batıcı Rolü” başlıklı yazı, doğrusu Afgani hakkındaki söylentileri tekrar etmenin ötesine geçemiyor

Kültür Sanat 07.08.2013, 15:31 07.08.2013, 15:31
Cemaleddin Afgani 'işbirlikçi' mi?

Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

2011 yılında yayımlanmaya başlayan ve Baykan Sezer düşüncesinin gücüne/sürekliliğine vurgu yapmış olmasından hareketle onun ekolüne bağlı olduğu anlaşılan Sosyologca dergisinde önemli olduğu kadar "ilginç" yazılar da yayımlanıyor. Doğu Kitabevinin çıkardığı dergide genellikle emperyalizm, Anglo-Sakson taraftarlığı, işbirlikçilik, yandaş Müslüman vb kavramlar oldukça yoğun olarak kullanılıyor. Hal böyle olunca doğrudan veya dolaylı olarak İslam ve İslamcılık bahsine de değinen metinlere yer veriliyor. Buna karşın dikkatle okuduğum bir sayısında AKP'nin hiç anılmamış olmasına hayret ettiğimi ayrıca belirtmeliyim. Solun çatı partisi olarak anılan partinin adı da anılmıyor nedense. Dediğim gibi dergideki yazılar içinde İslâmcılığa dair olanlar dikkat çekiyor. Hiç kuşkusuz bu konuda derginin yayınlanmaya başladığı yılların siyasal konjonktürü de dikkate alınmalı. Derginin ağırlık noktasının Ertan Eğribel ile Ufuk Özcan olduğunu da eklemeliyim. Bu çerçevede derginin 3. sayısında yer alan bir yazı üzerinde durmak istiyorum.

İSLAMCILIĞI YEDEĞİNE ALMAK

Bahsettiğim yazı Ufuk Özcan tarafından yazılmış. "Ortadoğu'da Batı Yayılmacılığı ve Cemaleddin Afgani'nin İslâmı Referans Alan Uyumcu- Batıcı Rolü" başlıklı yazı, doğrusu Afgani hakkındaki söylentileri tekrar etmenin ötesine geçememektedir. Uzun başlıklı yazılarına aşina olduğum dergi yazarından esaslı bir değerlendirme okuyacağım zannıyla okudum bu yazıyı. Ne var ki yanıldım, akademik bir metnin sınırlarına bile yaklaşamıyor söz konusu yazı. Büyük ölçüde Niyazi Berkes'in ve Afgani'yi dillerine dolayan muhafazakâr çevrelerin değerlendirmelerini doğru bulan Özcan, değişik siyasi mahfillerce algılanma tarzı farklı olan Afgani'nin "modernist" olarak tasvir edilen yaklaşımlarını analiz etmiyor. Yani onun Mehmed Akif, Ahmet Ağaoğlu, Said Halim Paşa ile aynı ortak paydada yer alabilecek görüşlerinden ziyade siyasal konumuna ve faaliyetlerine değiniyor. Genel olarak onu Osmanlı'ya karşı değişik güçlerin yandaşlığını yapmakla itham ediyor. Dolayısıyla yazı genel olarak reformcu olarak ele alınan Afgani'nin siyasal eylemlerine yoğunlaşmakta ve günümüze dair çıkarımlarda bulunmaktadır.

Şu kadarını hemen söyleyelim ki İslamcılık hakkında o bildik klişe çağdaş İslami hareketlerin muhayyilesinde bugün bile etkili olan Afganî üzerine yapılan değerlendirmede hemen karşımıza çıkıverir. Nedir o klişe? Ortadoğu'da Batılı güçlerin uyguladıkları nüfuz politikalarının bir soncu olarak, sömürgeleştirilen Müslüman ülkelerdeki yönetici ve aydınların batılıların yörüngesine girerek Osmanlı karşıtlığı yapmaları ve bunu da İslâm üzerinden sunmaları. Okuyalım: " Modern bir siyasal hareket ve düşünce akımı olarak pan-İslamizmin doğuşu bu koşullar altında, Batı etkisiyle gerçekleşmiştir. Başka bir deyişle, pan-İslamizm, bir Müslüman uyanış hareketi olmaktan ziyade, Doğu coğrafyasını paylaşmaya yönelen kimi Batılı devletlerin yedeğinde, farklı ellerde kimi zaman Osmanlı hilafetine, kimi zaman da İngiliz, Alman veya Rusya yayılmacılığına karşı konumlandırılmış bir hareket olma niteliğini taşımaktadır."

Sistemli bir düşünür olmaktan ziyade hareket adamı vasfıyla bilinen Afgani'nin hayatında 'karanlık' noktaların bulunduğu inkâr olunamaz. Düşünce ve eylemleri sorgulanamaz değildir. Nitekim Malik Bin Nebi İslâm Davası kitabında Afgani'yi tenkit etmektedir. Onun Müslüman dünyada yapmış olduklarının veya yapmaya çalıştıklarının sömürgecilere hizmet niyetiyle yapıldığını söylemek ise eleştiri sınırlarını aşmaktır hatta insafsızlıktır. Pan-İslamist öncü olarak tanıtılan Cemaleddin Afganî ile Alman yanlısı pan-İslamist politikalar üreten Sultan II. Abdülhamit arasında nitelikçe önemli farklılıklar gören Özcan, ulusalcı bir tasavvurdan yola çıkarak, Afgani gibi isimlerin İslam dünyasında oynadığı rolün daima Osmanlı politikalarına uyumsuz ve karşıt bir doğrultu izlediğini belirtir. Ardından Afgani'nin hayatı üzerinden Ortadoğu'nun parçalanmasına, bu süreçteki "işbirlikçi" rolüne daha sonra da onun gibi olanların sonraki yıllardaki siyasal pozisyonlarına değinmektedir. Fakat bu süreçte bütün İslamcı aktörler her daim kullanılan, iradesiz, nesne ama nedense sonunda sömürgecilerin hedeflediklerini gerçekleştirme kudretinde olan iradeli varlıklar olarak görülmektedir.

Öte yandan metnin çoğu yerinde Afganî'nin İngiliz karşıtlığı üzerinde durulması, bunun sonucunda gözetim altına alınması, Hint Müslümanları arasında Mısır'daki Urabi İsyanını desteklediği için herhangi bir Müslüman beldeye beş yıl ayak basmaması kaydıyla Hindistan'dan çıkışına izin verildiğinin kaydedilmesi de metnin siyasal çelişkilerini gözler önüne seren dikkat çeken bir başka nokta. Özcan'ın, Afgani'de İngiliz karşıtlığının oluşumunu açıklarken Afganistan'da iktidardan düşürülen Muhammed Azam'la ilişkilendirmesi dikkat çekiyor. Çünkü Afgani onun başveziri konumundadır. Burada yazar şunu demek istemektedir aslında; bulunduğu makamdan olmasa onun İngilizlerle bir sıkıntısı olmayacaktır. Bu kadar ithamın mesnetsiz olarak akademik bir yayın organında yer bulması hakikaten düşündürücü.

Afgani'nin, 1883-1884 yıllarında Fransa'da İngiliz aleyhtarı faaliyetlerde bulunması da Fransızlarla İngilizler arasındaki çekişmeye bağlanır. Onun Paris yıllarında Muhammed Abduh'la birlikte Urvetü'l-Vüska dergisini çıkardığı biliniyor. Bu derginin on sekiz sayı sonunda, yaymaya çalıştıkları fikirlerin İngilizlerin aleyhine olduğu gerekçesiyle kapatıldığını ifade eden Özcan, bu bilgilerine rağmen son kertede onu "işbirlikçi" olarak görmeye devam eder.

KEŞKE BİLSELERDİ

Abdulhamit'in pan-İslamist hareketine karşı Sir W.S. Blunt'la birlikte birtakım karşı tasarılar içinde girdiği belirtilirken muhafazakârlarca baş tacı edilen Nikki R. Keddie'nin kaleme aldığı tartışmalı kitaba atıf yapılmış olması da dikkat çekiyor. Hele Özgün Duruş gazetesinde yayımlanan bir yazıya yapmış olduğu atıf ise evlere şenlik! Buradan yola çıkan Özcan, Afgani'nin Osmanlı karşıtı her türlü emperyalist projeye sıcak baktığını söylemektedir. Oysa Afgani hem Batı sömürgeciliğini hem de monarşik yönetimleri eleştirmektedir. Bu yüzden olsa gerek hem yabancı İngilizlerin hem de yerli gelenekçilerin tepkisini üzerine çekmektedir. Belki buradan yola çıkarak, İslâmcılığın belli konularda halen Afgani ile aynı zihin dünyası içinde bulunduğunu söylemek abartılı bir yargı olmasa gerek.

Rusya Müslümanları söz konusu olduğunda da Afgani Ruslarla işbirliği yapmaktadır Özcan'a göre. Onun nazarında Afgani'nin Hindistan Müslümanları arasında İngiliz karşıtı propaganda faaliyetinde bulunmuş olması tamamen Rus dış politikasının sonucudur. Yani her ülkeye kendini kullandırtan bir çıkarcı vardır karşımızda. Anlaşılan o ki yazarın esas amacı, Afgani'nin Batı yayılmacılığına karşı, Müslümanların birliğini tesis etmek isteyen aktivist yönü hakkındaki yerleşik algıyı yıkmaktır. Bu konuda şu ifadeleri yoruma yer bırakmayacak derecede açıktır: "[Afgani'nin]bütün bu yaşamöyküsünde karşımıza, Osmanlı'ya karşıt ama konjonktürel olarak emperyalist güçlere, Ruslara, Fransızlara, İngilizlere hizmet eden bir tipoloji çıkmaktadır. Böyle bir tipoloji Afgani'nin İslam'ı birleştirme ve emperyalizme karşı koyma hedefine bağlı olduğundan kuşku duymamıza neden olmaktadır. Onun eylemlerinin, İslam birliği siyaseti aracılığıyla Müslüman dünyayı birleştirmek bir yana, tam tersine filen ayrıştırmaya ve böylece Batılı güçlerin nüfuz politikalarına hizmet ettiği yönünde güçlü ipuçları vardır. Bu yargımızın daha da netleşmesi için Afgani'nin İslam'ın modernleşmesi yönündeki görüş ve önerilerinin bütün cepheleriyle ele alınması gereklidir." Dolayısıyla Afgani hakkında Özcan'ın yazdıklarının mutlaka eleştiri süzgecinden geçirilmesi gerekmektedir.

Özcan'ın Afganî konusunda, düşünsel değerlendirme yapmayacağını söylemesine karşın zaman zaman düşünsel değerlendirmeler yaptığı da görülmektedir. Bu değerlendirmeler ise büyük oranda bir başka ulusalcıya; Niyazi Berkes'in yaklaşımlarına bağlı kalmaktadır. Peki nedir o yaklaşımlar? Berkes'in İslamlık, Ulusçuluk, Sosyalizm kitabından yapılan alıntıya bakalım: "(...) hayatı boyunca çeşitli karışık işlere giren, birçok Doğu ve Batı ülkelerinde birbirini tutmaz şeylerle uğraşan bu zatı bugün İslam ülkelerinin birçok okumuşları bir fikir kahramanı yapıp çıkardılar. Yazmaktan çok lakırdı eden bu zatın elimizde tek bir eseri var. Fransızca çevirisinde adı: Materyalizmin Reddi. Bu kitaba göre dünyada iki kuvvet var: Biri iman, öteki düşün. Toplumları tutan imandır, yıkan ise felsefe. Felsefe de materyalizm demek. İmanı olmayan her düşün ona göre materyalizmdir. Zaten kitabın asıl adı Materyalizmin Reddi değil, Dehrîliğin Reddi'dir. Dehrîlik dediği de laik düşün; daha kabacası zındıklık. Müslümanlığı yıkan şey, eski Grek atomistlerinden Darwin'e ve Marx'a kadar zındıklıktan başka bir şey olmayan düşündür."

Özcan ise Afgani'nin polemik mahiyetindeki tenkitlerinin ve Batıdaki maneviyatçı yaklaşımlar çerçevesinde ortaya konulan pozitivizm eleştirilerinin daha sonra pek çok düşünüre ilham kaynağı olduğunu ifade etmekte ve bu düşüncelerim bir hat oluşturduğuna değinmektedir: " Afgani'den ya da Batılı çağdaşlarından etkilenen bazı Osmanlı aydınlarının II. Meşrutiyet öncesi dönemden başlayarak materyalizme yönelik reddiyeler yazdıkları bilinmektedir. Gerçekten de Afgani, çeşitli düzeylerde Mehmet Akif Ersoy, Sait Halim Paşa, Babanzade Ahmet Naim, Said Nursi gibi İslamcı düşünürler ve Sırat-ı Müstakim, Sebilü'r-Reşad, hatta Türk Yurdu gibi dergiler üzerinde etkili olmuştur. Bazı görüşleri özellikle İslam'da reform gerekliliği düşüncesi Ahmet Ağaoğlu gibi milliyetçi ve laik aydınlara cazip gelmiştir." Zaten hareket adamlarının asıl önemi, konuları derinlemesine işlemekten ziyade, polemik üslubuyla düşüncenin akışına ket vurarak öncelikle eyleyişte yeni bir çığır açmış olmalarından kaynaklanır.

AFGANİ'NİN GÜNCELLİĞİ

Özcan'ın söz konusu yazıyı aktüel gelişmelere tarihsel bir arka plan hazırlamak için kaleme aldığını hissettiren cümleler ise metnin sonunda yer alıyor. Burada metinde geçmemesine, herhangi bir biçimde atıf yapılmamasın karşın Cemil Meriç'in Hareket dergisinde yayımlanan Afgani yazısından üç cümle var. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Neden Mehmed Akif'in Afgani hakkındaki ifadeleri hatırlatılmıyor da Meriç'in ifadeleri hatırlatılıyor? Cevabı zor değil bu sorunun. Çünkü yazar, Afgani özelinde/ondan yola çıkarak İslamcılıkla hesaplaşmayı öncelemektedir.

Özcan'a göre iki yüz yıldır Batının tasallutu altında bulunan Müslüman dünyada geçmişten daha vahim bir durum söz konusudur. İslam'ın yeni yorumları çağa uygun olmayı önceleyerek onu tahrif etmekte üstelik bu yöndeki gelişmeler yerli, işbirlikçiler eliyle yürütülmektedir. Yukarıda ifade ettiğimiz üzere Afgani portresi bu "yerli işbirlikçi" figürün öncüsü olarak kurgulanmakta ve yazı şu cümlelerle sonlandırılmaktadır: " Geçmişte Soğuk Savaş döneminde anti-komünizm stratejileri çerçevesinde kullandıkları İslami güçler bugün doğrudan doğruya Batı'nın bölgesel ve ulusal çapta müdahalelerinin en önemli operasyonel unsurunu oluşturmaktadırlar. Günümüzde İslamiyet ile teslimiyet kavramları arasındaki bağı mevcut Batı düzeni lehine kuran 'ılımlı' İslami anlayış, Batı'ya karşı tamamen uyumcu-teslimiyetçi bir görüntü sergilemesine karşılık, İslam dünyasının gerçek sorunlarına karşı Selahaddin Eyyubi kararlılığını gösteremediği gibi, kendisi mevcut sorunların kaynağını oluşturmaktadır. Cemaleddin Afgani benzeri kişilerin İslam dünyasında bugün de sürmekte olan ayrışma, kargaşa, bozgun ve çöküntü ortamından sorumlulukları üstüne ciddi biçimde düşünülmelidir."

Neresinden bakılırsa bakılsın hafife alınacak bir yazı yok karşımızda, pür siyasal bir bakış açısı ve mahkûm edici bir tavır var. Üstelik onun belli konulardaki değerlendirmeleri farklı eğilimlere sahip akademisyenlerce de paylaşılmaktadır. Son olarak yazıda atıf yapılmamasına karşın kaynakçada bazı eserlerin adlarının yer almış olmasına da bir anlam veremediğimi ifade etmeliyim. Sadece ikisini anacağım: Bedri Gencer İslâm'da Modernleşme, Şamil Kurbanov Cemaleddin Afgani ve Türk Dünyası. Acaba bu eserler kaynakçaya neden konuldu? Yoksa yazıdaki bazı alıntılar atıf yapılan kaynaklardan değil atıf yapılmayan bu kitaplardan mı yapıldı?

Asıl önemlisi madem Afgani 'işbirlikçi' o zaman Özcan'ın da yakın ilişki içinde bulunduğu Doğu Kitabevinden çıkan Kurbanov'un kitabının başında yer alan yazıda Afgani neden övülüyor? Özcan'ın yazısı ile buradaki metin bir arada okunduğunda iki farklı yorumla yüz yüze kalınıyor olmasının temel sebebi nedir acaba? Anlaşılan o ki, bu meselede esas konuşulması gereken daha başka konular var fakat konuşulamıyor. Acaba bunlardan biri 'iktisadi rasyonalite' olabilir mi?

banner53
Yorumlar (4)
Talha 8 yıl önce
Nerdeyse Afganiye rahmet okuyacağız analistiniz sayesinde. Sen müslümanlara şuur ver ya rabbi, ah gani.
yorumcu 8 yıl önce
Şimdilerde ulusalcı dediğimiz, bu yayınevinin de paydaşı olduğu Kemalist siyasetin “dini Müslümanlardan kurtarma” çabası yeni değil. Yalnız konjonktür gereği profan ve sol yorumun baskın olduğu bir İslam anlayışını savunuyorlar ve bu anlayışa yakın duran İslami camia mensuplarıyla dirsek temasındalar. Ancak asıl ilginç olan şu ki, İslamcıları yerli olmamakla, işbirlikçi olmakla suçlama +++
yorumcu 8 yıl önce
+++ eğiliminin “gelenekçi” ve aslında dindar kesim arasında da mevcut olması. Mezhep fay hattının harekete geçirilmesiyle bu anlayışın İslamcı denen kesimde de dillendirilmeye başlaması ise çok ironik.
Asım Öz 8 yıl önce
Talha bey kardeşim, Müslümanlar ölülerine rahmet okurlar tabii.Fakat bu ölenlerin hatadan ve günahtan ari oldukları anlamına gelmez, gelmemeli de. selametle
26
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?