banner15

Çeşitli yayınevlerinden yeni çıkan kitaplar

Ekim-2016 döneminde Dünyabizim'e gelen kitapları derledik...

Çeşitli yayınevlerinden yeni çıkan kitaplar

Son iki yıldır çeşitli yayınevleri Dünyabizim ofisine yeni çıkan kitaplarını gönderme zahmetinde bulunuyorlar. Kendilerine teşekkür ederiz. Bizler de, yayın ilkelerimize uyan kitapları habercilerimize dağıtıyor, eğer kitabı okuyup da severlerse, haber yapmaya değer görürlerse haberleştirmelerini rica ediyoruz. Şimdiye kadar bu tür yeni çıkan hangi kitaplar değerlendirildi, özel haberler üretildi, hepsine Dünyabizim Ansiklopedisi'nde ilgili kitap/yazar başlığı altında ulaşabilmeniz mümkün:http://www.dunyabizim.com/tags

Artık her ay başında, geçen ay içinde sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. Elbette her bir kitap için inşallah özel haber/ler de üretmeye/ üretilmesine vesile olmaya devam edeceğiz.

Aşağıda Ekim-2016 döneminde Dünyabizim'e gelen kitapları listeledik. İyi okumalar...

Recep Erkocaaslan, Hz. Aişe, Beyan Yayınları

 

Müslümanlar için Hz. Peygamber'in tüm eşleri çok kıymetli ve eşsizdir. Ancak Hz. Peygamber'in eşleri arasından özellikle iki annemiz öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki, maddî ve manevî anlamda İslâm'ın gelişmesi uğrunda ömrünü harcayan Hz. Hatice, ikincisi de Hz. Âişe'dir. Hz. Âişe, Hz. Hatice'nin vefatından sonra Hz. Peygamber için büyük bir teselli kaynağı olmuştur. O, hem Hz. Hatice'nin vefatından sonra Hz. Peygamber için bir teselli olmuş, hem de o körpe dimağıyla adeta İslâm'ın bütün karelerinin fotoğrafını çekerek Hz. Peygamber'in vefatının ardından toplumun irşadı noktasında en büyük hizmeti gerçekleştirenlerden birisi olmuştur. Hz. Âişe, İslâm ümmetine sunduğu ilmî katkıların yanında güçlü şahsiyetiyle, özgüveniyle, hayâsıyla, ibadetlere düşkünlüğüyle, cömertliğiyle ve tevazuuyla tüm Müslümanlar, özellikle bayanlar için örnek bir şahsiyettir.

Adem Güneş, Ebu Zer, Beyan Yayınları

 

Bir yalnız sahâbî, Ebû Zer el-Gıfârî.. O, İslâm'ın öncü neslinin öncülerindendi. Cesur yüreğiyle içinde taşıdığı volkanları, Allah'ın seçilmiş kulu Hz. Muhammed'e kavuşunca serbest bırakan, civanmert bir sahâbîydi. Kalbi, ömrü boyunca peygamber sevgisiyle çarpan, imanı büyük ama arzuları küçük, tevazu timsali bir yürekti. Yaşamını Allah Resûlü'nün kendisi için çizdiği yolda, ömrünün sonuna kadar zerre miktarı şaşmadan sürdürmüş, kendisini Allah ve Resûlü'nden uzaklaştıracağı ve dünyaya bağlayacağı endişesiyle, imkânı bulunmasına rağmen refah ve zenginliğe hep mesafeli durmuştu. Aynı şekilde hak ve adaletten ayrılma, yine bu yolla dünyaya bağlanma korkusuyla emirlik ve idarecilikten hep uzak durmuştu.

Adnan Demircan, Siyer, Beyan Yayınları

 

Hz. Peygamber'in hayatını ve yaşadığı dönemi konu alan siyer, İslâm medeniyetinde erken dönemde doğan ilimlerin başında gelmektedir. Hz. Peygamber ve dönemi, Kur'ân'ın nazil olduğu zaman dilimi olması itibariyle Müslümanların, hakkında bilgi sahibi olmaları gereken bir dönemdir. Siyer, bir yönüyle hadis, diğer yönüyle de İslâm Tarihi'yle alakalıdır. Zira Hz. Peygamber'in söz ve davranışlarından bahsetmesi itibariyle hadisin içinde düşünülebilir. Nitekim ilk hadisçilerin aynı zamanda siyerci oldukları bilinmektedir.

Hz. Peygamber'in (sas) getirdiği evrensel mesajı daha iyi anlamak ve İslâm medeniyetinin sosyal, siyasî, dinî, ekonomik, hukukî ve kültürel serüvenini sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için İslâm'ın doğduğu ortamı ve Hz. Peygamber'in hayatı ile onun yaşadığı dönemdeki gelişmeleri iyi bilmek gerekir. Bu faaliyet başlarda sözlü olarak, Resûlullah'ın vefatından sonra yazılı belgeler halinde, takip eden yıllarda ise kitaplar telif edilmek suretiyle gerçekleşmiştir.

Bu kitap, Hz. Peygamber'in hayatını ve dönemini ayrıntılara girmeden, belirlediğimiz çerçeve içinde kalarak anlatmak amacıyla hazırlanmıştır.

M. Halil Çiçek, Müşkilu'l-Kur'an'ı Yeniden Değerlendirmek, Beyan Yayınları

 

Kur'an-ı Kerim, inmeye başladığı günden bu güne dek ciddi bir husumetle motive olunan ve ideolojik bir tonla seslendirilen sınır tanımaz muhalefeti hep karşısında bulmuştur. Bu muhalefet cephesi, Kur'an'a kalplerdeki yüceliğini sarsıcı ve otantiğini sorgulayıcı değişik eleştiriler yöneltmiştir. Bu eleştiriler, özellikle modern zamanlarda objektiflikle makyajlanarak ve ilmîlikle ambalajlanarak okuyucuya sunulmaktadır. Tabiatıyla ilk andan itibaren hakkı makbul göstermek için değil; hakkı mağlup etmek için girişilen bu muhalefette belki sıradan bir kitaba uygun olmayan spekülatif ithamlar, Kur'an'a isnat edildi. Bu yüce kitaba karşı tarih boyunca bazı nadanlar, kem edeplerinden ve kem ilimlerinden dolayı kimi ayetler arasında çelişki olduğunu, kimi ayetlerinin de gramer kurallarına aykırı olduğunu söyleyip durdular. Kur'an ilimleri literatüründe Müşkilu'l-Kur'an olarak terimleşen bu hususa, tamamen araştırmaya dayalı Türkçe bir açıklama yazmak istedik. Çünkü bildiğimiz kadarıyla bu alanda Türkçe yazılmış derli toplu bir çalışma bulunmamaktadır. Akademik camianın istifadesi için böyle bir çalışmanın gerekliliği izahtan varestedir.

Necdet Çağıl, Kitabı Mukaddes'in Neyi Tahrif Edildi, Beyan Yayınları

 

Prof. Dr. Necdet Çağıl, son yıllarda yapılmış en önemli çalışmalardan birini tamamlayarak okuyucuların istifadesine sundu: Kitab-ı Mukaddesin Neyi Tahrif Edildi? [Tahrif Olayının İçyüzü ve Tarihî Arka Planı]. Prof. Dr. Necdet Çağıl, bu çalışmanın ana ekseninin; son semavî kitap olan Kur'an'ın bildirdiği, daha önce nazil olmuş Kitabı Mukaddes'le ilgili tahrif olayının mahiyetini tahlil ve açıklama amacına yönelik olduğunu belirtmektedir. Gerek Kur'an'ın bu konuda bildirdiği hakikatler gerekse Kitabı Mukaddes'in içeriği böyle bir çalışmanın önemini arttırmaktadır. Gerçi, Kitabı Mukaddes ile doğrudan ya da dolaylı ilgi bağı oluşturan pek çok çalışma yapılmıştır. Buna rağmen bu tür çalışmaların gerekliliği yine de kendini hissettirmektedir. Çünkü kutsal metinle ilgili tespit ve söylemlerde temel kriter dinî, millî ve kültürel aidiyet değil, o metnin doğası ve vahyin saygınlığı olmalıdır. Bu çalışmayı farklı kılan husus bu konudaki hassasiyetidir. Çünkü bu çalışmada, Kitabı Mukaddes'le ilgili tarihin bazı dönemlerinde yaşanmış olan "tahrif" olayının, tarafsız ve elden geldikçe objektif verilere bağlı kalarak çözümleme iddiasıyla kaleme alınmış olduğu belirtilmektedir. Bilindiği gibi bazı çalışmalarda kendi kutsal kitabını ön plana çıkarmak adına başkalarının kutsal kitabına kusur nispet etme işinde Doğu-Batı kutuplu zıtlaşmalara rastlanması bu çalışmayı farklı kılmaktadır.

Adnan Demircan, Tarih ve Tarihçi, Beyan Yayınları

 

İslam Tarihi'nin ilk dönemlerine ilişkin pek çok kitap kaleme almış olan Prof. Dr. Adnan Demircan, ilk defa tarih ilmi ve onun hem kaydedicisi hem de değerlendiricisi olan tarihçi ile ilgili bir eser yayınladı. Tarih ve Tarihçi adıyla yayınlanan eser bir anlamda Tarih İlmi, Tarih Usulü ve Tarihçi üzerine teorik bir değerlendirme yapıyor.

Bilindiği gibi insanın en çok merak ettiği şey geçmişi ve geleceğidir. Geçmişini ve geleceğini merak etmek, insana özgü bir davranıştır. Gelecek hakkında bazı öngörülerde bulunabilmek için geçmişin bilinmesine ihtiyaç vardır. Zira geçmiş, insanın geleceğiyle birlikte yaşar. Çünkü insan, geçmiş ile gelecek arasında bir yerde hayatını sürdürmektedir.

Adnan Demircan, Urfa-Mardin Hattı, Beyan Yayınları

 

İslam Tarihi konusunda yazdığı önemli kitaplarla tanınan Prof. Dr. Adnan Demircan, bu sefer farklı bir eserle okuyucularının karşısına çıktı. Yarım asrı geçen ömrünün yarısını geçirdiği doğup-büyüdüğü yer olan Mardin ile diğer yarısını geçirdiği Urfa'ya ilişkin değerlendirmelerden oluşan bu kitap, Urfa-Mardin Hattı/Memleketime Dair Yazılar ismini taşıyor. Adnan Demircan'ın yayınladığı bu kitap, pek çok ilmi kaynağa dayalı tarihi ve sosyolojik değerler içerse de akademik bir nitelikten çok bir hatıra ve tanıtım özelliği taşıyor. Şehirler üzerine yazılmış pek çok kitapta olduğu gibi bu eserde de yazarın, hayatında önemli yerler edinmiş şehirlere vefa borcunu ödeme duygusunun hakim olduğu seziliyor.

Mehmet Ali Başaran, Nasreddin Hoca'nın Bisikleti, Beyan Yayınları

 

İkinci işinde de yakayı ele veren bir hayvan çetesi, hamam sevdalısı şaşkın bir inek, acayip laflar eden kitaplar, dertli bir Ceviz Ağacı, Nasreddin Hoca'nın talihsiz bisikleti ve daha niceleri...

İlk kitap "Gazete Okuyan Tavuk" ile başlayan eğlenceli macera devam ediyor. Sırtında çantası, gözünde gözlüğü, ayağında şıpıdık terlikleriyle fırt fırt yürüyen kahramanımızı takip edin. Her yaştan okuru içine alacak farklı bir dünyaya açılıyorsunuz.

Osman Koca, Süper Karıncalar, Beyan Yayınları

 

Süper Karıncalar, bir karınca kolonisinin, başlarına gelen felakete çözüm arayışının hikâyesini anlatmaktadır. Çünkü onlar için artık hiçbir şey eskisi kadar güzel ve hoş değildi. İnsanların gelişiyle birlikte düzenleri bozulmuştu. Her şey, yüzyıllardır yaşadıkları yerlere önce küçük evlerin yapılmasıyla başlamıştı. Bir süre sonra buna alışmışlardı. Fakat daha sonra devasa apartmanlar ve geniş siteler yapılmaya başlanınca işler değişmişti. Daha önce hiç görmedikleri varlıklarla kuşatılmıştı çevreleri. İş Makineleri denilen, insan mı, hayvan mı olduklarını anlayamadıkları, hatta canlı olup olmadıklarından şüphe bile ettikleri varlıklarla karşılaşmışlardı. Yuvaları yerle bir olmuştu. Aileler parçalanmış, büyük ve geniş koloniler dağılmıştı. Kutlu toprakları işgal edilmişti. Buna bir çare bulmalıydılar!

Osman Koca, Üç Kafadar Balık, Beyan Yayınları

 

Üç Kafadar Balık, bir yolculuk hikayesi... Babaya'da yaşayan üç kafadar balığın, bir arayış serüveni... Ülkelerinde mutlu bir şekilde hayat sürerken, karşı karşıya kaldıkları sıkıntıları çözmek için hayatlarını tehlikeye atarak çıktıkları uzun bir yolculukta yaşadıkları ilginç olaylar... Üç kafadar arkadaşın, bir bilginin peşinde dalgalar, denizler aşıp bilge bir balığı ziyaret etmeleri..

 

Fatih Ömeroğlu, Racon & Bin Yıllık Doğruda Yanlış Olmaz, Kapı Yayınları

 

Fatih Ömeroğlu, payitahtın eğri büğrü sokaklarında bin yıldır âleme nizam veren yanılmaz doğrunun, “Racon”un öyküsünü anlatıyor. Civanmertlerin sevdası, arsızın uğursuzun cezası, kızıl bayramın cefası hep Racon’dan soruluyor. Birbirine yaslanarak ayakta kalan cumbalı evlerin, birbirine bilenerek ayakta duran babayiğitlerin akıbeti bir kıvılcıma bakıyor. Taşlıktan mektebe, külhandan kahveye sıçrayan bin bir türlü mavraya rağmen gelenek bozulmuyor, Racon’un hası kesilmeye devam ediyor. Ömeroğlu, Racon sahibi bıçkın delikanlılar diyarının kapısını fiyakalı bir dille aralıyor.

Mehmet Hayati Özkaya, P.K. 546 & İdealist Bir Neslin Hikayesi, Ötüken Neşriyat.

 

Ey! PTT’nin en haysiyetli, en şahsiyetli, en karakterli ve en şerefli posta kutusu! Görev yaptığın sürede, içine konan mektup, telgraf, davetiye, kutlama mesajları vs. gibi iletişim türlerinin hiçbirinde; ihanet, irtikâp, yolsuzluk, art niyet ve ikiyüzlülük bulunmayan zarfları sahiplerine ulaştırmanın haklı gururunu bizzat yaşadın. Ne mutlu sana! Hiçbir Posta Kutusu senin kadar şanslı olamaz. Bu yüzden sen, Adana Kültür Derneği’ne ait bir posta kutusu olmanın elbette sevincini ve mutluluğunu duymalısın, çünkü öyle bir yerdi ki senin mensubu olduğun yer; burada ayrılık gayrılık nedir bilinmezdi. Müdavimlerinin tamamı kardeş gibiydi. Gündüz gözüyle eline gemici fenerini alıp ‘Adam arıyorum, adam’ demene gerek yoktu. Çünkü o çatı altına gelenlerin tamamı ‘gibisi yok adam’dı.

Yusuf Akçura, Tarih-i Siyasi, Ötüken Neşriyat.

 

Yusuf Akçura; yalnızca Türk milliyetçiliğinin kurucularından biri olarak değil, aynı zamanda 20. yüzyıl Türk fikir hayatında akademik ve sistematik düşüncenin yerleşmesinde de büyük emekleri olan en üretken mütefekkirlerimizden biri olarak değerlendirilmelidir. Kaleme aldığı sayısız mektup, makale ve kitapları içinde belki de en fazla ihmal edilmiş olanı ne yazık ki 1926, 1927 ve 1928 yılında yayımladığı Târih-i Siyâsî Ders Notları’dır. Bugün üniversitelerde okutulan hiçbir siyâsî tarih kitabı Yusuf Akçura’nınkiyle kıyaslanamaz bile, çünkü Avrupa’yı, Rusya’yı ve Osmanlı Devleti’ni içinde yaşadığı dönem içinde onun kadar kapsamlı ve objektif tahlillere tabi tutan ikinci bir isme rastlamak mümkün değil. Yusuf Akçura, İngiltere’de ortaya çıkan Sanayi İhtilâli’nden Fransız İhtilâli’ne ve bunların Avrupa’da ve dünyanın geri kalanında meydana getirdikleri etkilerden Hürriyetçilik, Sosyalizm, Radikalizm, Liberalizm ve Milliyetçilik gibi dünyayı değiştiren fikir hareketlerine, Napolyon Savaşları ve Viyana Kongresi’nden Mısır ve Şark Meselelerine, Yunan bağımsızlık hareketlerinden İtalyan ve Alman birliklerinin kuruluşuna kadar bugün bile üzerinde büyük bir ciddiyetle durulması gereken sayısız konuyu Osmanlı Devleti’nin son yüzyılını ve genç Cumhuriyet’in ilk yıllarını merkeze alarak akademik bir hassasiyetle tartışıyor.

Metin Özdemir, Eşikte, Ötüken Neşriyat.

 

Metin Özdemir, hikâyelerindeki yalın üslûbu, eleştirel tavrı ve ironik diliyle hikâyelerini bir arada topladığı Eşikte kitabıyla okuyucusunu selâmlıyor. Dergâh, Heceöykü, Sarnıç ve Türk Edebiyatı gibi köklü dergilerde yayımlanan hikâyeleriyle dikkat çeken yazar, zaman zaman gerçekdışı unsurlara yer verse de, somut-gerçekçi bir anlatımı tercih ediyor. Eşikte, belli bir zamanda ve mekânda, gelenekler ve toplumsal ilişkiler ile şahsi çatışmalar ve açmazlar arasında sıkışıp kalan, hayatında bir kapı aralamak isteyen ve yeni bir ışık arayan kahramanların çoğunlukta olduğu bir kitap. Hastalık, mutsuzluk, modern hayatın sıkıntıları karşısında bireyin kuşatılmışlığı, ölüm korkusu ve yolculuklar gibi bireysel temaların yanı sıra bilhassa 1970 ve 1980’li yıllardaki hayat tarzı ve toplumsal değişime hikâyelerinde yer veren Metin Özdemir, geniş bir yelpazede farklı insanlık durumlarına temas ediyor.  

Özer Ravanoğlu, Tanrı Dağları'nın Gözyaşları & Türkistan'da 25 Yıl, Ötüken Neşriyat.

 

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Türkiye Diyanet Vakfı tarafından cami inşa etmek üzere görevlendirildiğim Ata yurdumuzda (Türkistan Türk cumhuriyetlerinde) çeyrek asra yakın yıllarım geçti. Cenabı Hakk’ın lütfu keremiyle yolumuz önce Azerbaycan’a sonra ata yurdumuz Uluğ Türkistan’a düştü. Birçok eşimizin dostumuzun teşvikleri ile gördüklerimizi, duyduklarımızı yazmaya başladım. Bu coğrafyaya geldikten sonra en büyük heyecan kaynağımız her zaman Tanrı Dağları oldu. Çeyrek asra yakın bir süredir bu coğrafyada yaşamama rağmen, bazan eteklerinde, bazan yamaçlarında, bazan da zirvelerinde bulunduğum Tanrı Dağları bana hep heyecan verdi. Bu dağların ayrı bir özelliği, ayrı bir güzelliği var. Fakat Tanrı Dağları’nın şimdi başı hep dumanlı. Tanrı Dağları üstündeki karlarının dışında, iki asırdır hüzünlerle, elemlerle yüklü. Yaylalarında beslediği, vadilerinde sakladığı Türk milleti eski haşmetini, eski kudretini kaybettiği için Tanrı Dağları’nın da gözlerinin yaşlı olduğunu hissettim. Son iki asırda çok ezildik. Güçsüz düştük. Tanrı Dağları’nın gürbüz evladı her yerde ezildi. Her yerde zulüm gördü. Doğu Türkistan’da, Orta Asya bozkırlarında, Kırım’da, Kazan’da, Kuzey Afrika’da, Yemen çöllerinde milyonlarca insanımız kırıldı. Geçmiş yıllarda zaferlere zaferler eklerken, artık elemlere elemler yüklemeye başladık. Artık iki asırdır milletimizin gözü yaşlıydı. Tanrı Dağları’nın eteklerinde, yamaçlarında yaşayan Türklükle birlikte Tanrı Dağları da ağlıyordu. İki asırdır gördüğümüz zulümler, kıtaller bizi bitiremedi, yok edemedi, ama milyonlarca insanımıza insanca yaşama hakkını bile vermeyen emperyalist güçlerin husumetleri hiç bitmedi, bizi yeryüzünde yok etmeye bir kez ahdetmişlerdi. Cenâb-ı Hak’tan niyazımız odur ki, iki yüz yıldır dökülen kanlarımız, akan gözyaşlarımız inşallah kefaretimiz olur ve makûs talihimiz sona erer. Çünkü cihanın Türklere ihtiyacı var.

Ziya Gökalp, Çınaraltı Yazıları, Ötüken Neşriyat.

 

Ziya Gökalp’ın fikirleri ve ortaya koyduğu eserler, sa­dece yaşadığı devirde değil, ölümünden sonra da Türk kültür ve medeniyetinden beslenen milliyetçi mefkûreye sahip bir neslin yetişmesine katkı sağlamıştır. Çınaraltı Yazıları, Ziya Gökalp’ın vefatından önceki son yazılarıdır ve 8 Mayıs 1924 tarihinden itibaren Cumhuri­yet gazetesinde yayınlanmıştır. “Çınaraltı” başlığı altında yayımlanan bu yazılar o günlerde büyük ilgi ile karşılan­mıştır. Damadı Ali Nüzhet Göksel, Ziya Gökalp’ın Çınaraltı başlığını çok sevdiğini belirterek, eğer ömrü yetseydi bu yazılarını Çınaraltı adıyla bir kitapta toplamak istediğini belirtmektedir. Ziya Gökalp’ın kültürel milliyetçiliği ön plana çıkarmak istediği anlaşılan yazılarını, biz de bu isteğe uygun olarak Çınaraltı Yazıları başlığı altında okuyucularımıza sunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran siyasî aktörlerin ortaya koyduğu ve temellendirmeye çalıştığı Cumhuriyet ideolojisini siyasî, kültürel, içtimaî ve felsefî anlamda geliştiren, şekillendi­ren en önemli kaynaklardan birisi olan Ziya Gökalp’ın bu makalelerinde dile getirdiği pek çok düşüncenin bugün de tam anlamıyla bir yol açıcı olduğu görülmek­tedir.  

S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Böyle Dedi Yozgat, Ötüken Neşriyat.

 

Milletler, mensup olduğu medeniyetin şekillendirdiği kültürleri ile ayakta kalır. Gelenekle de zaman içinde kendini yeniler. Kültür milletin ruhudur. Her yeni nesil selefleri olan ecdadının tecrübeleri sayesinde varlığını idame ettirebilir. Şifahî ve kitabî kültürün ha­nesinde yazılı olan her bir nesne varlık davasında bir can suyudur. Bu bakımdan her kültür mahsulünü nisyandan azade kılıp irfanı­mızın naif numuneleri beyanında tevarüs edip meraklılarına takdim etmek pek asil bir mesai olarak önümüzde durmaktadır. Osmanlı Türkiye’sinin dillere destan güzelliğe sahip son şeh­ri Yozgat, yüksek bir kültürle birlikte muazzam bir tarihî dokuya sahipti(r). Yozgat’ta sohbet meclisleri, Osmanlı bakıyyesi büyüklerin, örf­lü kocaların, sırlı ariflerin, Yozgat Efendisi diye ihtiramla tabir olunan çelebilerin varlıkları ile bereketli ve bahtlı bir saltanattı. Hayatın hem baharını hem hazanını görenlerin, güzel görüp güzel eyleyenlerin açtıkları her fasılda ayrı bir letâfet vardı. Lâtife lâtifti. Her şeyin yerince olduğu demlerdi. Biz tekke, medrese, konak selâmlıkları ve köy odalarında gönül dokuyan yüksek bir kültürün, kuşaktan kuşağa aktarılan şifahî kültür hazinelerinin sohbet meclislerindeki haşmetinin son demlerine yetiştik. Hatıralarını derin bir ihtiram ile daima andıklarımın anlattıkları, vak­tiyle yaşanan fakat bugün merak edilen bir tarihin bilgi kırıntıları idi. Nazarımda çok değerli olan bu bilgiler, tarihin büyük çerçevesi içinde geniş bir yer kaplamasa da, mahallî hafızaya ait hazinelerdi ama nisya­na muhataptı. Bu bakımdan, aile büyüklerimin teşvikiyle, erken yaşlardan itibaren bulundurulduğum sohbet meclislerinde can kulağı ile dinlediklerimi, merak saikiyle gördüklerimi, bir kuyumcu titizliği ile olmasa da, yazı ile kayıt altına almaya hep gayret ettik. Bir külliyât-ı letâif olan işbu eser, böylesi bir safahatta biriken ama uzun zamandır bekleyen şifahî kültür mahsulatından bir kısmının kisve-i tab’a büründürülmesiyle ortaya çıktı.

Gürsel Dönmez, Kozmik Mesele & Devlet Metodolojisine Giriş, Ötüken Neşriyat

 

Bu kitap yaşadığımız dünyaya itirazı olanlar için kaleme alındı. Bu kitap, okunması zor bir kitap. Yaşanan zaman ve dünyaya kafası bozuk olanlara zor şeyler anlatıyor. Kozmik, epistemik, paradigmatik ve irfanî konulara değiniyor. İnsanı, toplumu, devleti, dünyayı ve Türkiye’yi anlatıyor. Tarih felsefesi yapıyor. Okuyarak, düşünerek ve söyleyecek sözü olan herkesi dinleyerek derlenmiş notların sistemleştirilmiş hâli olan bu çalışmayı bir ömür devam ettirmeyi düşünüyorum. Önemli devlet ve siyâset adamları, yüksek bürokrasi, yetkin istihbaratçılar, seçkin yöneticiler, entelektüeller ve akademisyenler bu kitabı okumalı. Öğrenci kardeşlerim kitabı okurken belki çok zorlanacaklar ama yazılan her şey aslında onlar için yazılıyor. Bu kitap nitelikli bir okuyucu kesimine hitap ediyor. Bir tasarı/deneme şeklinde ortaya çıkan bu çalışmanın tamamı, meselesi olanlar için kaleme alınmış “kişiye özel” bir mektup olarak da değerlendirilebilir. Derin hâfıza sahiplerinde kozmik bir yankı uyandıracağını umuyorum.

 

Aysun Dursun, Türk Halk Hukuku, Ötüken Neşriyat.

 

İnsanoğlunun bir arada yaşama tecrübesi, toplumsallaşma ve sosyalleşme süreçlerinin belirli kurallar çerçevesinde düzenlenmesini gerektirmiştir. Bu kurallar, yazılı hukuk kurallarından önce, gündelik hayatta işlerliği olan, bireyler arası sınırları ve toplumsal konuların çözümlerini belirleyen sözlü hukuk kurallarıdır. Toplumların genel yapısına göre belirlenip gelişen bu kurallar, toplumda düzen ve güvenliği sağlar.
Toplumun ortak değer, inanış ve kabulleriyle şekillenen örf ve âdetler, modern hukukun kaynaklarından biridir. Hukuk, toplumsal düzen işlevini yerine getirirken toplumun pozitif hukuka aykırı olmayan uygulamalarını da dikkate almaktadır. Yazılı bir kaynağı olmamasına rağmen halk hukukuna ait kurallar, sözlü kültür anlatıları, halk edebiyatı ürünleri ile söz ve davranış kalıpları aracılığıyla nesilden nesile aktarılırlar.
Aysun Dursun’un titiz bir çalışmayla kaleme aldığı Türk Halk Hukuku kitabında; halk hukukunun, Türk kültür tarihindeki etkisi, bu etkinin halk edebiyatı örneklerinde ve gündelik hayatın içindeki uygulamalarda günümüz toplum hayatına ne şekilde yansıdığı örnekler verilerek ve modern hukuk kurallarının tasnifi dikkate alınarak açıklanmıştır.

Misli Baydoğan, Hu Diyen Karga & Selçuklu Hikayeleri, Ötüken Neşriyat.

 

Misli Baydoğan, uzman bir psikolog. Ancak biz kendisini, pek çok dergide yayımlanmış, Türk davranış kalıplarını ustaca sergilediği tarihî hikâyelerinden tanıyoruz. Hû Diyen Karga -Selçuklu Hikâyeleri- başlığı altında, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan Selçuk neslinin o baş döndüren, coşkulu serüvenini birkaç insan nesli ömrünce yaşamış, bilge bir kara karganın ağzından dinleyeceğiz: “Ete kemiğe büründüm, karga diye göründüm. Kutlu Selçuk neslinin kervanından seyrettim. Hû! Ben kuşun sözlerine kulak verecek olursanız, yanaşı­verin şöyle tüneğimin kıyısına. Kuş aklımı hor görmeyin. Dilimi inkâr etmeyin. Beni yaratan da sizinkiyle aynı de­ğil midir ve o Yaradan Hazreti Süleyman’ı sırlarımı çöz­sün, önünüze sersin diye size de yalavaç diye indirmemiş midir? İnsan olmaklığın şerefi sizde kalsın lakin büyük­lenmenizi sıyırıp toprağın üzerine bırakın. Kanatlarımın gölgesi Cend’den, Horasan’dan, Nişabur’dan, Merv’den ve Belh’ten ve dahi Bağdat’tan, Larende’den ve Alaiye’den süzülmüştür benim. Kara tüylerim Miryakefalon’un, Ma­lazgirt’in, Malatya ve Tokat’ın tozuna, Sinop’un tuzuna bulanmıştır. Sir Derya’nın, Amu Derya’nın, Fırat ve Dic­le’ninki kadar Hazar’ın ve Karadeniz’e kavuşan suların da tadını bilirim. Ala Dağlar’ın rüzgârında ve Toroslar’ın eteklerinde de kanat çırptım; Talas’ın düzünde ve Nem­rut’un ulularında da... Türkmen obalarının yurt edinip il kurduğu topraklarda diktiği söğüt ve çınarların dallarında nice yuvalar kurdum, nice yuvalar bozdum. Ben bir garip kuş, hiç incinmedim Türk’ün, Türkmen’in türesinde. Şimdi bir masal bari olsun anlatmak, görmediğinizi ve bilmediğini­zi sandığınız zamanların üzerindeki atlas örtüyü sizin için azıcık kaldırmak, şu bir sıkımlık cana tutunan aciz boynu­mun borcudur. Bu tünek de benim ömrümün sonlanacağı kutlu yurdumdur. Yurdunuz, devletiniz payidar ola. Ulu­lar, veliullahlar, evliyaullahlar, erenler! Hû!”

Ömer Seyfettin, Turan Masalları, Ötüken Neşriyat

 

Prof. Dr. Nâzım Hikmet Polat tarafından hazırlanan Ötüken’in Ömer Seyfettin Külliyatı; yazarın sağlığında ya­yımladığı kitaplar esas alınarak aynı çerçevedeki diğer metinle­rin ilgili eserlere eklenmesiyle meydana getirilmiştir. Ömer Seyfettin, kendisinden önceki hikâyecileri gölgede bıra­kacak derecede güzel ve sağlam yapılı hikâyeler kaleme almış bir yazarımızdır. Dünya edebiyatı içinde Türk hikâyeciliğini temsil edebilecek isimler arasında onu en başa yazabiliriz. Bu cilde giren hikâyelerin bir kısmı doğrudan Türk kimliği konusuyla ilgilidir. Diğerlerinin ortak yanlarından biri aile hayatından diğeri ise sözlü edebiyattan ilham almış olmalarıdır. Söz konusu ortak tarafla­rın da Türk kimliğine ve kişiliğine derinlemesine nüfuz eden toplumsal özellikler olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Bilhassa “İhtiyarlıkta mı? Gençlikte mi?”, “Forsa” ve “Primo Türk Çocuğu” hikâyelerinden çıkarılacak derslerin bir hayli fazla olduğu kanaatindeyiz. “Turan Masalları” kitapçığıyla aynı çerçevede düşünülüp bu cilde alınan hikâyelerin hiçbiri takma adla veya rumuzla yayımlanmış de­ğildir. Buradaki 17 hikâyenin 16’sı Ömer Seyfettin’in teliftir. Biri (“Herkesin İçtiği Su”) ise “Eski bir Çin masalı” olarak gösterilmiştir.

Cuma Meclisi Yazıları 2010-2016 (3 kitap), Ed. Fikri Özçelikçi, Birlik Vakfı Bursa Şubesi yayını.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Hep Aynı Boşluk, Dergah Yayınları

 

"Ben, benden evvel, daha evvel, evvelden evvel; benden sonra, daha sonra, daha sonradan sonra... Ya Rabbim ne kadar korkunç hesap...

Hep aynı boşluk… Aynı boşluğun ıstırapla, acıyla, beyhude ümitle dolması...

Takvimler zamanın hakiki çehresini verirler. Asıl orada ölümü tanırız.

Fakat daha korkuncu var. Ölüme rağmen, öleceklerini bile bile insanların birbirine düşman olması… Ve bunun bir zaruret gibi görünmesi…"

Tanpınar'ın gazete ve dergilerde kalan yazılarının derlenmesinden oluşan bu kitap; yazarın edebiyat, sanat, düşünce ve siyasete dair denemelerini, makalelerini, anket ve röportajlarını içeriyor.

Ayhan Bıçak, Devlet Felsefesi, Dergah Yayınları

 

Devlet Felsefesi başlıklı bu çalışmada, devletin temel kurum ve değerleri, devletin tarihsel süreçte biçimlenişi, temel ihtiyaçların giderilme tarzı, devletin yapısını oluşturan iktisadi, siyasi ve dini değer sistemleri, yöneticileri ve yönetim tarzları eleştirel bir tarzda incelenmektedir.

Bu bağlamda; devletin geçmişi, şimdisi ve geleceği yeniden değerlendirilmektedir.Bu çalışmada amaçlanan şey, insanlık sorunlarını çözecek, ahlaki temele dayalı adaletli bir devletin nasıl mümkün olduğunu tartışmaktır.

Adalet temeline dayalı ya da adaleti amaç edinen bir devletin hangi şartlarda gerçekleşebileceğinin teorik denemesi yapılmaktadır.

Mustafa Kutlu, İyiler Ölmez, Dergah Yayınları

 

"Kapı açıldı, biri içeri girdi. Onunla beraber yağmurun kokusu, fırtınanın ayazı…
Kahveci Hacı Kadir uzun süpürgenin sapına dayanarak gelene baktı.
Biraz ürperdi ama renk vermedi.
Ne de olsa gecenin bir vakti.
Saç baş birbirine karışmış, sırt çantası taşıyan bir garip adam. Üstelik sakallı.
O yıllarda memlekette sırt çantası yoktu. Demek bu adam yaban ya da turist…
Orada öylece gözlerini kısmış duruyor, dimdik Hacı'ya bakıyor."

Yüzbaşı Ömer Fevzi Bey, Osmanlı Gayrinizami Harp Doktrini, Dergah Yayınları

 

"Taktik olarak, bir eşkıya çetesi ile karşılaşan Osmanlı zabitleri, evvela arazi durumunu inceleyip, kuvvetlerini çeteyi çembere alacak ve kaçış yollarını kapatacak şekilde yerleştirerek, en kısa yoldan etkili bir hücumla çetenin merkezine doğru taarruz edecek şekilde harekâtını planlayarak başarıya ulaşıyordu."

Osmanlı ordusunun gayrinizami harple sürekli meşguliyeti, askerî gelenek ve performans üzerinde önemli izler bırakmıştır. Osmanlı askeriyesinin, kendine mahsus bir gayrinizami harp doktrinine sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yüzbaşı Ömer Fevzi Bey'in Muhafaza-i Asâyişe Me'mûr Zâbitânın Vezâifi: Usûl-i Takib-i Eşkıya ve Çete Muharebeleri adını verdiği bu eser, ilk yazılı ve matbu Osmanlı gayrinizami harp talimnamesi olarak tanımlanmaya uygundur. Türk Ordusu'nun gayrinizami harbi ABD ordusundan öğrendiğine yönelik algıyı ortadan kaldırmaya bu eser tek başına yeter.

Nabizade Nazım, Mini Mini Mektepli & Hanım Kızlara, Dergah Yayınları

 

Nabizade Nazım, çocuk edebiyatının önemini erken fark eden yazarlarımızdandır ve Mini Mini Mektepli (1892) ile Hanım Kızlara (1888) adlı kitaplarıyla bu alanda da eser vermiştir.

Mini Mini Mektepli, pedagojik bir eserdir. Çocukların ruhsal ve kültürel gelişimine faydalı olmak amacıyla kaleme alınan Mini Mini Mektepli'de, özellikle toplumsal dayanışma ve yardımlaşmanın önemi üzerinde durulur. Eserde çocukların duygu ve düşünce dünyalarının gelişimine katkıda bulunacak parçalar vardır.

Hanım Kızlara ise genç kızlar için yazılmış şiirlerden, bilimsel yazılardan, kısa hikâyelerden oluşan bir eserdir. Nabizade Nazım, bilhassa kız çocuklarının matematik ve fen bilimleri alanında erkek çocukların seviyesinde bilgi sahibi olmasını istemektedir. Bu sebeple eserde astronomi yazıları; su buharının oluşumu, katı, sıvı ve gaz maddeler gibi fennî konuları ele alan bilimsel nitelikli okuma parçaları yoğunluktadır. Yazar, eserinde sade bir üslûp tercih etmiş ve yabancı kelimelerin yanına parantez içinde açıklamalar eklemiştir.

Mini Mini Mektepli ve Hanım Kızlara adlı eserler, ilk defa günümüz alfabesine aktarılarak okuyucuya sunulmaktadır.

 

Bai Juyi, Çiçek Olmayan Çiçek, Dergah Yayınları

 

"Yol kenarında bir handa geçiriyorum
kışın en uzun gecesini
Sıkıca kenetlemişim dizlerimi
gölgem yoldaşım olmuş
Şimdi gecenin şu geç saatinde
uykusu kaçmış karımın
Şu zavallı şu yalnız yolcu hakkında
ne düşündüğünü hayal ediyorum."

Nurcan Toprak, Depresyon Hırkası, Dergah Yayınları

 

"Gece hiç bitmeyecek sanmıştım. Bitti.
Her gün biraz daha azalan delik deşik bir uykudan uyandım.
Yorgunluk, kalabalık, hava değişimi cabası.
Genzimde akşam içtiğim ilaçların tadı.
Öylece yatıp duvara bakarken sabaha karşı gördüğüm rüyayı hatırladım."

Eda Tezcan, Masumiyet Daima, Dergah Yayınları

 

"Burası Kuaför Tufan… Burada yalnız Cengiz çalar.
Tufan, Ufuk mahallesinde ufacık, küflü bir dükkân işletiyor. Ne çırağı var, ne bir çalışanı. İşini kendi görenlerden… Tufan'ın dükkânına büyükler gelmez. Yalnızca çocuklara mahsus bir kuaför salonu burası…
Kız, erkek ayırt etmez. Herkesin saçını kırpar. Kırpar diyorum zira koyun kırpar gibi kırpar. Tek model şansı vardır: Amerikan tıraşı. Üstlerden kısalt, yanlara da bir makine çek. Kızlara arkada bir parmak kalınlığında küçük bir kuyruk bırakır. Oğlanları kısacık keser. Kimse de beğenmezlik etmez. Bunca yıllık müşterisiyim. Daha şikâyet eden görmedim.
Çünkü Tufan'ın müşterilerinin ortak bir özelliği var: Hepsi bitli!"

Gökdemir İhsan, Katakofti, Dergah Yayınları

 

"Efendice bir hikâye yazmak varken neden bir bulmaca bıraksın ki aklı başında biri? Sen misin aklı başında olan? Güzel bir rüya görüyorsun: Ben bir hüsn-ü kuruntudur! Yanlış anlama sakın: Güzellik kuruntuda değil, sende.
Muamma da yok, şifre de. Hiç kafanı karıştırmaya çalışma. Akıl kârı değil: Dünya benim tasarımımmış. Olacak iş değil!
Ama bulmacanın bir şifre içermesi gerekiyordu, hem okudun hemi yazdın.
İstiareyi de remzi de boşver!"

Halit Ziya Uşaklıgil, Aşk-ı Memnu, Dergah Yayınları

 

Halit Ziya Uşaklıgil’in, zamanını aşan ve ilk yayımının üzerinden yüz yıldan uzun bir süre geçmesine rağmen  hâlâ  ilgiyle  okunan  bu  ölümsüz  eserini  yayıma  hazırlarken  yazarın  üslubuna  müdahale etmekten kaçınılmıştır. Eserin hazırlanmasında, yazarın 1939 yılında bizzat sadeleştirdiği baskı esas alınmış;  bugün  kullanımdan  düşen  ya  da anlaşılmayacağı  düşünülen  kelimelerin  anlamları,  her 
sayfada dipnotlarda verilmiştir.

Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2016, 16:43
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35