Deneme dergisini hatırlamak

12 Mart 1971 muhtırasının akabinde Eskişehir’de yayın hayatına başlayan Deneme dergisi son zamanlarda daha çok hatırlanır oldu. Bu dergide yazan pek çok ismin hatırlama biçimleri peş peşe yayımlandı. Buna rağmen netlik kazanmayan bazı hususların olduğunu belirtmek gerekiyor.

Deneme dergisini hatırlamak

Asım Öz/Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Türkiye’de gerek unutulan süreli yayınları gerekse her daim hatırlananları hakkıyla ele alıp değerlendirmenin yollarından biri şu ya da bu şekilde dergilere temas eden söyleşilerle hatıralara ve onların satır aralarına bakmaktan geçer.

Hiç şüphesiz bahsettiğimiz bu durum İslâmcı dergiler söz konusu olduğunda daha da önemli hale gelir. Bilindiği üzere son kırk yılı aşkın zamandır dergiler çok farklı biçimlerde açıklandı. Düşünce dergisinin, Aylık Dergi’nin kendilerini konumlandırma biçimiyle Yedi İklim’in ve Dergâh’ın izahında tartışmaya açık pek çok husus var. Her açıklamanın kendi bulguları ve sonuçları var gibi.

Bununla birlikte sağ parantezi kapatmadan kabaca iki yaklaşımdan söz edebiliriz: Birinci yaklaşım kestirmeden ifade edecek olursak, açıklama biçiminin merkezine düşünce dergilerini, ikinci yaklaşımsa edebiyat dergilerini yerleştirmektedir.

Edebiyat dergilerini birbirinin devamı hatta olgunlaşması olarak gören baskın bir izah tarzı var. Bu çerçevede dergilerle ilgili anılarda Büyük Doğu’dan Diriliş’e, oradan da Edebiyat ve Mavera’ya ardından da başka dergilere uzanan bir soyağacı çıkarılır. Bazılarını ayrıcalıklı kılan hatta çatallanarak husumetlere yol açan bu durum, belli çevrelerin kimliğinin korunmasına da hizmet eder. Oysa söz konusu izahın çoğu zaman hafızada kayıtlı kalan dergilerin kavranmasının önüne set örülmesiyle sonuçlanan bir girişim olduğu hiç mi hiç akla gelmez.

Douwe Draaısma’nın Sıla Hasreti Fabrikası’nda belirttiği üzere bir şeyi hatırlayarak yeni bir nöral yol oluşturduğumuz ve aynı şeyi bir daha hatırladığımızda etkinleşenin en son oluşturduğumuz yol olduğu dikkate alınırsa bir kültürel kısa devreden de bahsetme imkânı buluruz. İşte bu yüzden acaba bu soyağacı ne kadar doğrudur, sorusu sürekli olarak gündeme getirilmelidir ki gerçekleri kavrama yolunda mesafe alınabilsin. Keza bu dergilerin sağında ve solunda olanların varlığı da yadsınamaz. Ayrıca daha çok bir şehre özgü olarak görülen dergilerin göz ardı edilmemesi lazımdır. Bu bakımdan, geçmişin dergi hafızasını bütünlüklü olarak kavramak şimdiden ziyade gelecekte olabilecektir. Öyle ki bugünlerde yazılıp çizilenlerin önemli bir kısmı için ileriki zamanlarda “Bu çok baştan savma olmuş, çöz de bir daha sar” demek zorunda kalınabilir.

Doğrusu bu çerçevede Atasoy Müftüoğlu’nun Sözün Erimi kitabında derlenen söyleşilerinde dergiler düzleminde ifade ettiklerinin süreli yayınları özellikle de edebiyat ağırlıklı olanları irdelemek açısından ufuk açıcı olduğu kanaatindeyim. Zira o hem Büyük Doğu hem de bu derginin ardılı olarak bilinen dergilere dair eleştirel mesafesini koruyarak önemli tespitler yapmaktadır.

Düşünce dergilerinin de sıkı okuru/izleyicisi ve yazarı olması hasebiyle örneği yok denecek kadar az olan başka bir konuma tekabül etmektedir. Gelgelim onun kamuoyuna takdim biçimlerinde uzun zaman aralıksız yazılarının yayımlandığı İktibas dergisinin atlanması gibi bir durumun var olduğunu kaydetmemek de olmaz.

Bahsettiğimiz söyleşilerinde Müftüoğlu, Eskişehir’de 12 Mart 1971 muhtırasının akabinde yayımlanan Deneme dergisine de değinmektedir. Elbette bu değinme durumu önceki zamanlarda daha genelken sonraki yıllarda daha özel ve detaylı bir hale de dönüşmüş durumdadır. Sözgelimi 1987’de Kitap Dergisi’nde yer alan söyleşisinde Deneme’den sadece bir cümle ile bahsetmektedir. Umran’da 2008 yılında Haydar Ergülen’in Deneme dergisiyle ilişkisi babında birkaç cümle kurduğu görülür. Kendisiyle 2014 yılında yapılan bir söyleşi ise sadece bu dergiye hasredilmiştir. Hatırlama efektinin güçlenmesiyle birlikte düşünülebilir bu detaylanma durumu.

Birbirini Besleyen Kültürel Çevreler

Hemen belirtelim ki birçok kişide bir şeyleri kalıcı olacak değiştiren okuma ve yazma deneyimlerine yol açan Deneme dergisi son zamanlarda sıklıkla hatırlanır oldu. Bu dergide yazan pek çok ismin hatırlama biçimleri peş peşe yayımlandı. Bunlardan hareketle daha başka yazılar kaleme alındı. Sözgelimi Kültür Bakanı Nabi Avcı Türk Edebiyatı dergisinin 516. sayısındaki söyleşisinde hem dergide yazanlar hem de derginin yayın periyodu üzerine birtakım önemli bilgiler verdi. Ona göre bu dergi yazarların hayatlarını derinden etkileyen “belirleyici bir dergi” niteliğinde. Haksız da sayılmaz bunda zira dergi insan hayatının oluşturucu dönemi olarak anabileceğimiz gençlik dönemiyle ilişkili. Avcı, dergiyi sanatsal ağırlıklı bir dergi olarak ele almakta bu dergiden sonra Ankara’da yayımladıkları Gelişme’nin ise fikri ağırlıklı olduğunu özellikle belirtmektedir.

Fikri dergi demişken şunu da belirtelim: Türkiye’de bu yıllardan itibaren düşünce ve edebiyat dergileri arasındaki bir arada olma durumu sorgulanmaya başlar. Her iki dergi türünün kendine özgü yasalara tabi olduğu yargısı gelişmeye başlar.

Atasoy Müftüoğlu, Emeti Saruhan’ın Zamanın Tanıkları kitabındaki söyleşisinde dergide yazılarını yayımlananların yaş yelpazesi hakkında şunları söylemektedir: “Eskişehir’e gelir gelmez gençlerle temasa geçip Deneme dergisini çıkardık 1971’de. Nabi Avcı Lise 1, Ahmet Kot Ortaokul 3. sınıf öğrencisiydi. Kuran’ı Kerim “En güzel dille anlatın” buyuruyor. En güzel dilin edebiyat olabileceğini, edebiyat aracılığıyla konuşmayı, anlatmayı düşünüyorduk. Sonra edebiyat hayatının da, İslâmî düşünce hayatının da Türkiye’de yeteri kadar bağımsız olmadığını, edebiyat aracılığıyla tarihe tanıklık edilemediğini, tarihin konuşulmadığını, edebiyatın daha çok bireysel fantezilerle sınırlı olduğunu gördüm.” Dergiler ne zaman iz bırakır, sorusunun 1970’lerdeki cevabıyla günümüzdeki cevabının aynı olmayacağını eklemek gerekir buraya. Keza o yıllarda lise öğrencileri kendisine hitap eden sesin peşinde olmak bakımından öne çıkarken, günümüzde çocukluk yaşının da uzamasıyla bu üniversite dönemine kaymış durumdadır.

Derginin 14 ya da 16 ay sürdüğünü belirten Avcı, İstanbul’da basılan son iki sayı hariç ilk 12 sayısının Eskişehir’deki matbaa şartlarında dizilip basıldığını da kaydeder. 12. sayının sonunda ilk senenin dizinine yer veren dergi bir yaşını doldurduktan sonraki ayda çıkmamıştır. Türk Edebiyatı dergisinde, Deneme’nin Mayıs 1973’te çıkan 13. sayısının son sayı olduğu kaydedilmişse de, derginin 13 sayı mı yoksa daha fazla mı çıktığı konusunda netlik bulunmamaktadır. Sözgelimi Atasoy Müftüoğlu 14 sayı derken, dergi üzerine yazanlardan bazıları 13 sayısında ısrar etmektedir.

Atasoy Müftüoğlu Demlik dergisinde derginin İstanbul safahatı konusunda daha detaylı açıklamalar yapar: “Keza o dönemde yine Eskişehir’de böyle bir derginin çıkıyor oluşunu biraz merakla ve hayretle karşılayan (…) Hareket dergisi, Mustafa Kutlu ve Ezel Erverdi başkanlığında bir heyetle bizi merak ettikleri için buraya geldiler. “Kim bu adamlar?” sorusuna cevap bulmak için buraya geldiler. Daha sonra onlarla özellikle derginin İstanbul’da basılması konusunda yardımlaşmalarımız oldu. Yani derginin fevkalade ilginç bir okur ve yazar kadrosu oluştu.”

Öyle sanıyorum ki bir yanıyla memleketin kültürel hayatında neler olup bittiğini anlama isteğiyle diğer yanıyla da Hareket dergisinin özellikle 12 Mart sonrasında kabiliyetli gençlere ulaşarak yeni açılımlar yapma niyetiyle alakalıdır bu merak. Aslına bakılırsa 1970’lerin kültürel iklimi bir yönüyle ayrışmalara sebep olurken diğer taraftan bugün unutulan dayanışmalara yol açmıştır. Sözgelimi 1976 sonrasında Düşünce dergisi yöneticileri eli kalem tutanlara kültürel çalışmalar için hiç çekinmeden yayımladıkları kitapları göndermişlerdir. O sebeple Recep Garip’in Yedi Bilge kitabının son kısmında yer alan 17 Kasım 1976 tarihli günlüğüne sonradan eklediği şu satırlar hayati derecede önem arz eder: “Şimdi hangi dergi yöneticileri, yayınevi sahipleri kaç dergi, kitap verebilir böyle çalışmalar için? Ya da merak edip bu tür çalışmalar yapanları arayıp bulanlar var mıdır?”

Türk Edebiyatı dergisindeki söyleşide Ahmet Kot, Metin Önal Mengüşoğlu, Cumali Ünaldı, Mustafa Çobankara (Mustafa Seçkin), Umur Elkan (Haydar Ergülen) adları anılmakta fakat Atasoy Müftüoğlu nedense hiç anılmamaktadır. Söyleşinin hemen devamında ise Atasoy Müftüoğlu’ndan da bahseden Erhan Genç imzalı “Mektep Olan Dergi: Deneme” başlıklı önemli bir inceleme yer alıyor. Burada yer alan isimler arasında Alâeddin Gül, Hamdi Cem, Necdet Erk, Salâh Buhara (Atasoy Müftüoğlu) Murat Kara, Veysel Vedat (Nabi Avcı), Mehmet S. Kan-Serdar Gürler (Ahmet Kot). Dergiye başka şehirlerden katkı sunan isimlerin (mesela Malatya’dan Metin Önal

Mengüşoğlu’nun ilk şiirlerini yayınladık. Yalova’dan Kamil Eşfak Berki) dışındaki gençlerin bir kısmı Eskişehir Maarif Koleji’nde öğrenim görmektedir. Genç kabiliyetlerin ortaya çıkmasında sonrasındaysa gelişip belli bir kıvama ulaşmasında bu okul merkezinde oluşan havanın etkisi yadsınamaz. Elbette başka liselerde ve ortaokullarda okuyanlar da bulunmaktadır.

Derginin Kültürel Perspektifi

Derginin sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü ise İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde öğrenci olan Sadık Ayaz’dır. Derginin çıkış yazısındaki şu vurgular dikkat çekmektedir:

“Yayın dünyasında doğan hemen her yayın organının ilk kısmında kendini okuyucu kitlesine tanıtmak amacı ile yazılmış önsözler bulunur. Bu önsözler yayın organının gerçek kişiliğini tüm açıklığıyla ortaya koyan tanımlarmış.

Gereksiz bir davranış bu bizce… Okuyucuya önyargılarla varmak onu şartlandıracağı gibi kişiliğine de gölge düşürmek olur bir bakıma. Eserin biçimi, rengi kokusu ortada iken ve de bunu tanımak, yargıya varmak okura ait bir hak olduğu halde böyle bir davranışta bulunmak ona karşı yapılan saygısızlıktan başka bir şey değildir bizce.”

Nevzat Adil imzasıyla edebiyat eleştirileri yazan Atasoy Müftüoğlu, Salâh Buhara adıyla yazdığı “Edebiyatlarında Olan …” başlıklı yazısında sol edebiyat çevrelerinin bencilliğini ortaya koyma iddiasındadır. Buhara, özetle solun tel örgülerle kuşattığı edebiyat alanında Batıcılıktan materyalizme oradan da Marksizm’e kadar bir yığın uğrağın olduğunu fakat bu “göçebe edebiyatın kültür coğrafyamızda” kayda değer bir yerinin olamayacağı üzerinde durmaktadır. Sol edebiyatçıların gelenekten yararlanmaya matuf yeni yönelimlerinin ise sahicilikten yoksunluğu ise tıpkı düşünce ve kültür mirasımıza yeniden sahip çıkılmasını Diriliş dergisinin çağrısının temeli yapan Sezai Karakoç yahut Edebiyat dergisinde olduğu gibi yerli edebiyat vurgusuyla belirgin kılınmaktadır. Ki bu durum o yıllarda Hareket dergisi başta olmak üzere dindar çevrelerin tümünde yer bulan bir izah tarzıdır. Ayrıca dergide gerek Necip Fazıl gerekse Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu odaklı yazıların bulunması edebiyat alanında belli eksende bir kültürel savaşın sürdürüldüğünü kanıtlar.

Hem Nabi Avcı’nın hem de Atasoy Müftüoğlu’nun söyleşilerinde Reşadiye Camii’nin mimarı merhum Cevat Ülger’in anılmış olması da dikkat çekiyor. Önce şu cümleleri birlikte okuyalım:

“O zaman daha çok Eskişehir Anadolu Lisesi’nde çok değerli hocalarımız vardı. Rahmetli Cevat Ülger bunların başında gelir. Resim hocasıydı ama eksantrik bir zattı. Hiçbir zaman statükocu olmayan, hiçbir sınıra riayet etmeyen, gerçek anlamda bağımsız, bu bağımsızlığının da bütün risklerini üstlenen birisiydi.” (Atasoy Müftüoğlu, 2014)

“Orada (Eskişehir Maarif Koleji) çok iyi öğretmenlerim oldu. Yetişmemde çok etkisi olanlardan biri de rahmetli Cevat Ülger’di. Cevat Ülger resim öğretmeniydi. Ama sadece bir resim öğretmeni değildi doğrusu; pek çok yazarı çizeri, Türkiye’de entelektüel hayatta olup bitenleri ben Cevat hocamızdan öğrendim. Çok donanımlı bir öğretmenimizdi. Mimardı zaten. Daha doğrusu mimarlık belgesini daha sonra aldı. İlk başlarda kendi projelerine imza atamıyordu, profesyonel mimarlara attırıyordu imzayı. Cevat Hoca’nın Eskişehir’de eserleri vardır; merkezdeki büyük cami, Reşadiye Camii Cevat Hoca’nın çizimidir. Pek çok yerde Kayseri’de, İstanbul Küçüksu’da Cevat Hoca’nın yaptığı camiler vardır.” (Nabi Avcı, 2016)

Merhum Cevat Ülger’in 1966 sonrasında Diriliş dergisi ile İslâm Medeniyeti dergisinde mimarlık, Osmanlı mimarlığı ve sanat konularında yazılarının yayımlandığını da hatırladığımızda Deneme dergisine zemin hazırlayan kültürel iklim bir miktar da olsa kavranabilir duruma gelecektir.

Kierkegaard’ın bir sözünden hareketle şöyle dememiz abartılı görülmemelidir: İslâmcı dergiler ancak geriye doğru bakarak anlaşılabilir ama şimdiki dergiler ileriye bakmak zorundadır.

Kültürel tarihte bir şeyin ne zaman gerçekleştiğini söylerken ister yaşlı olalım ister genç çoğu zaman yanlış hatırladığımız olaylar olur. Atasoy Müftüoğlu, Demlik dergisine verdiği çok ses getiren söyleşisinde derginin hiçbir zaman yerel bir dergi olmadığı noktasında Deneme’nin edebiyat yıllıklarında (Varlık- Nesin Vakfı) yer almasını özellikle zikrediyor.

Söyleşide aynı zamanda o dönemde Ankara’da yayınlanmakta olan Edebiyat ve Mavera dergileriyle de ilişki içerisinde olduklarından bahsediyor. Gelgelelim zamansal açıdan doğru sıralama yaparsak zikredilen yayınlardan “iskonto” yapmak gerekecektir. Varlık Yıllığı için bir şey diyemem fakat Nesin Vakfı Edebiyat Yıllığı ilk olarak 1976’da yayımlanıyor bildiğim kadarıyla. Keza Mavera dergisi de 1976 yılında çıkmaya başlıyor.

O yüzden Deneme etrafındaki kültürel hareketliliği, eski olayları ve yaşantıları güvenilir biçimde hatırlamanın yolları aranmalıdır. Zira 1972’de kapanan derginin bu iki yayında zikredilen çerçevede bahsedilmesini gerektirecek bir durumun olması mümkün gözükmüyor. Elbette hafızanın video kaydının altında tarih ve saatin yazılı olduğu bir kamera olmadığının farkındayım. Bu tarz sapmalar anıların açık seçik depolanmayışından ötürü bazı gelişmelerin gerçekte olduğundan çok daha öncesine aitmiş gibi hatırlanmasından kaynaklanır.

Daha dün gibi denilebilecek bir zaman diliminde çıkan dergileri es geçmemeli fakat uzun süredir uyuklayan anıları hatırlarken daha dikkatli olmakta fayda var. Nisyan ile maluliyeti tescil edilmiş olan hafıza-ı beşerin daha sağlıklı çalışmalara set çekmemesi temennisiyle.

Güncelleme Tarihi: 19 Kasım 2016, 12:12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ümit yardım
ümit yardım - 2 yıl Önce

Güzel bir yazı.Eskişehir ve özelde de Eskişehir Maarif Koleji yakın dönem düşünce tarihimizin kayda değer düşünce mekanlarından biri olmuştur.Bu ocakta emeği geçen, bundan yararlanan herkesi minnetle anıyoruz.

banner26

banner25