'Derviş Çeyizi' yeniden basıldı

Tarikatlarda giyim kuşam tarihini ve renklerin önemini anlatan Nurhan Atasoy'un eseri 'Derviş Çeyizi' üçüncü kez basıldı

'Derviş Çeyizi' yeniden basıldı

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

“Derviş Çeyizi, Türkiye’de Tarikat Giyim Kuşam Tarihi” adlı kitap, yeni bir tasarımla ve Türkçe-İngilizce olarak yeniden basıldı.

Kitapta, Bistamiyye, Bayramiyye, Celvetiyye, Bedeviyye, Bektaşiyye, Halvetiyye, Cerrahi, Nasuhi, Sünbüli, Şabani, Kadiriyye, Mevleviyye, Nakşibendiyye, Rufaiyye, Sadiyye, Şazaliye tarikatları hakkında kısa açıklamaların yanında, bu tarikatlara mensup olanların giyim kuşamlarıyla ilgili ayrıntılı bilgiler ve geniş bir kaynakça yer alıyor.Kitap, konuyla alakalı çok sayıda görsel de bulunuyor.

Tarikat ehlinin kullandığı başlıklar ve diğer giysilerin, basit bir şekilde hazırlanmadığı veya satın alınmadığına değinilen, giysilerin her birinin taşıdığı anlamlar ve semboller üzerinde durulan kitapta, kıyafetlerin resmi üniformalar gibi olduğu, bir rütbe ve derece gösterdiği için hak edilerek giyilmesi gerektiğine de vurgular var.

Kitapta ayrıca kıyafetlerin tarikat ehline giydirilmesine ait ritüellerden bahsedilerek, giydirilme işlemi yapılırken her hareketin bir anlam taşıdığı ve kıyafetin o yolda daha ileri gelen bir kişi tarafından kuşatıldığı da belirtiliyor.

RENKLERİN ANLAMLARI

Kitapta yer alan bilgilere göre, Türkiye’de yayılmış olan tarikatların tarihine bakıldığında Tayfuriyye-Bistamiyye'ye atfedilen giyim eşyaları, bugüne kadar gelebilen en eski malzemeler olarak kabul ediliyor. Eserde tarikat yolunda her şeye bir sembol değeri kazandırıldığı, tarikatlarda renklerin de ayrı bir önem taşıdığı ve her birinin bir anlamı olduğu belirtilerek, “Renklerin Anlamı” başlığı altında geniş bir bölüm ayrılıyor. Tarikatlarda kullanılan tüm renklerin isimlerinin ve anlamlarının detaylı olarak anlatıldığı bölümde, kitabın ana gövdesini oluşturan Davutpaşa Erdi Baba Tekkesi postnişini Yahyâ Âgâh Efendi’nin Mecmû’âtü’z-Zarâ’if Sandûkatü’l- Ma’ârif adlı eserinden renkler hakkındaki şu bilgiler veriliyor:

“Yeşil renk levn-i aden-i cenan (cennet bahçelerinin rengi) ve beyaz renklerin sevgilisi olduğu için yeniden sevilerek ferahlık vermesi için giyilmektedir ve giyilmesinde de fazilet vardır. Kırmızı esbab giymek de Peygamber’in sünnetidir. Beyaz-siyah evlad-ı Abbas alametidir. Amma Bağdad’da Abbasi halifelerinden Me’mun zamanında siyah sancaklarını (İmam Ali el-Rıza bin İmam Musa el-Kazım) yeşil sancağa çevirmiştir. Bundan dolayı bütün tarik-i aliyye ashabının başlarına giydikleri taç ve sarıklarının ve giydikleri elbiselerinin renkleri hal-i sülklerinin makam ve menzillerine işarettir.”

ÂGÂH EFENDİ'DEN SEÇMELER

ASA KULLANMAK SÜNNETTİR

Asa derviş sandığının önemli bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki asa, pirlere ait türbelerde sandukanın yanında kutsal birer hatıra eşyası olarak muhafaza edilmiş.

Âgâh Efendi’nin asanın geçmişi ile ilgili bahsi de şu şekilde: “Asaya dayanmak güzel bir âdet ve faydaları olduğu için Hz. Peygamber’in de âdeti idi. Asanın esası şudur: Âdem cennetten çıktığında hullesi (elbise) yani gömleği incir yaprağından giydi ve bir üzüm çubuğunu kemer yerine beline bağladı, dünyaya geldi. Cebrail Tuba ağacından bir burak, yani dalı Âdem’in eline verdi. Dünyada oldukça Âdem o ağacı asa yaptı. Asa kullanmak Âdem’den sünnettir.”

PEYGAMBERLERİN BAŞTACI

Her devir, her çevre ve her alanda insanların sosyal özelliklerini belirleyen bir işaret olan başlığın (taç), tasavvufta da bağlı bulundukları tarikatları, mevkileri ve dereceleri gösteren bir anlamı vardır.
Kitapta, tacın kutsiliği ve anlamının Efendimiz'den geldiği; Efendimiz (s.a.s) Allah tarafından Mirac’a davet edildiğinde Cebrail ile gönderilen çeyizde taçın başta geldiği belirtiliyor.

İlk tacı giyenin Hz. Adem olduğu, ondan sonra gelen yüz yirmi dört bin peygambere Tac-ı Nübüvvet yani peygamberlik tacı verildiği, Miraç gecesi Hz. Muhammed’e Tac-ı Enbiya verilip böylece tüm peygamberlerin baş taçı olduğu ise Evliya Çelebi’nin sözleri ile anlatılmış.

'POST'UN SIRRI

Âgah Efendi, postun Cebrail (a.s) tarafından İsmail (a.s)'ın yerine gönderilen koç ile, Hz. Âdem’in oğlu Hâbil’in tövbesinin Allah katında kabul oluşu üzerine göğe giden koç ile kutsallık kazandığını ve sonra o koyunun postekisi üzerine İbrahim (a.s)’ın oturduğunu belirterek şöyle devam ediyor: “İbrahim (a.s)'dan sonra oğlu İsmail (a.s) da babasının makamı ve benim fedam diyerek o posta oturduğu için ulu meşayihler ve dervişlerinin post üzerine oturmaları İbrahim ve İsmail’in sünneti olduğuna işarettir.”

Kitap, İBB Kültür Daire Başkanlığı yayınlarından çıktı.

 

Güncelleme Tarihi: 06 Şubat 2016, 15:00
banner53
YORUM EKLE

banner39