banner39

Dolmabahçe Sarayı Hz. Fatıma'nın isimleriyle şenlendi | FOTO

İbrahim Ethem Gören, Kutbu'n-Nâyî, ebrucu Niyazi Sayın ve Hat Hocası Mahmut Şahin'in 21-28 Mayıs tarihlerinde Dolmabahçe Sarayında açtıkları “Noktanın ve Renklerin Devranında Hazret-i Fatime” isimli sergisini ı kaleme aldı

Kültür Sanat 03.06.2017, 01:41 03.06.2017, 10:22
Dolmabahçe Sarayı Hz. Fatıma'nın isimleriyle şenlendi | FOTO

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

Kutbu'n-Nâyî, ebrucu Niyazi Sayın ve günümüzün usta hattatlarından Mahmut Şahin’in “Noktanın ve Renklerin Devrânında Hazret-i Fâtime” isimli ebru-hat sergisi, 21-28 Mayıs tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı’na ayrı bir mana kazandırdı.

Ebru sanatımızın duayenlerinden, Kutbu'n-Nâyî Niyazi Sayın ustanın ebruları ile Şabaniye Geleneksel Sanatlar ve Kültür Derneği Başkanı Hattat Mahmut Şahin’in hatlarından müteşekkil birbirinden âlâ keyfiyeti haiz levhalardan oluşan “Noktanın ve Renklerin Devranında Hazret-i Fatime” adlı sanatseverlerden ve Ehl-i Beyt âşıklarının yoğun ilgisine mazhar oldu.

Revak Kitabevi’nin organize ettiği sergi alanında bir ilk olma özelliğini haiz. Çünkü Efendimiz Aleyhisselâm’ın kerimeleri Hazret-i Fatıma’nın (R. anha) isimleri ilk defa kamuoyunun bilgisine sunuldu.

Mahmut Şahin Hoca’nın şikeste talik hattıyla kaleme aldığı altmış üç levhadan oluşan müstesna koleksiyonda, Hazret-i Fâtime’nin isimleri, künyeleri ve sıfatları hat ve ebru sanatlarının müşfik yüzüyle günümüz insanının irfanına sunuldu.

Niyazi Sayın, Mahmut Şahin

SERGİ, TEMASI VE KOMPOZİSYONU İTİBARIYLA İSLÂM TARİHİNDE BİR İLK

Sergi, teması ve kompozisyonu ile İslâm tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyor. İlk defa Hz. Fatima’nın (R. anha)  isimleri; sıfatları hem bir sergi de hem de özel bir kitapta bir araya getirilmiş oldu.

Sergi hazırlıkları kapsamında Revak Yayınevi’nin yaptığı araştırma neticesinde tesbit edilen Hazret-i Fatıma’nın nezih isimleri şöyle: Fâtime, Zehrâ, Azrâ, Betûl, Kevser,  Bid‘atü’l-Mustafâ, Ümmü Ebîhâ, Ümmü’l-Hasen, Ümmü’l-Hüseyn, Ümmü Zeyneb, Ümmü’l-Muhsin, Ümmü’l-Eimme, Cemâlü'l-Âbâ,  Muhaddese, Habîbe, Mazlûme, Mübâreke, Sıddîka, Seyyide, Ma‘sûme, Makhûre, Mağsûbe,  Mansûre, Müteheccide, Râdiyye, Merdiyye, Veliyye, Zekiyye, Nûriyye, Takiyye, Nakiyye, Mahzûne, Semâviyye, Hâniyye, Havrâ, Kavvâme, Kâni‘a,  Sâbire,  Şehîde,  Şerîfe, Kerîme, Reşîde, Reyhân,  Rahîme, Emîne, Cemîle, Celîle, Âliyye, Azîze, Afîfe, Âlime,  Fâdıla, Ferahu Ebîhâ, Safiyye, Savvâme, Sâcide, Selîme, Şefîka, Tâhire, Zâhire, Meryemü’l-Kübrâ, Hisâne, Hürre. 

‘HAZRET-İ FATİME’NİN İSİMLERİ’ SERLEVHALI ALBÜM KİTAP RAFLARDAKİ YERİNİ ALDI

Sergiyle eş zamanlı olarak “Hazret-i Fatime'nin İsimleri” adlı kitap da okuyucuların ilgisine sunuldu. Türkçenin yanı sıra İngilizce tercümeleri de kapsayan eser, konuya ilgili hemen herkesin dikkatini çekeceği gibi, sanatseverlerin de ince zevklerine hitap eden bir albüm niteliğini taşıyor. İnce bir nakkaş titizliğiyle hazırlanan kitap kanaatimce prestij kitap tutkunlarının baş ucu eseri olmaya namzet.

DOLMABAHÇE SARAYI HAZİNE-İ HÂSSA DAİRESİ’NE TABİRİ CAİZSE NUR YAĞDI!

21-28 Mayıs tarihleri arasında yüzlerce sanatseverin ziyaret ettiği sergi Dolmabahçe Sarayı Hazine-i Hâssa Dairesi için mahza nur oldu. Ayşe Özkan şimdiye kadar katıldığı en güzel sergiydi şeklinde iletti. Şimdiye kadar bir ilk olma özelliğini haiz. İlk defa Sevgili Peygamberimizin (sav) kerimeleri Hz. Fatima Validemizin (R. anha) isimleri bir sergi vesilesiyle yazılarak Ehl-i Beyt sevdalılarıyla buluştu.

Sergi öncesinde Küçükköy’deki evinde hasbihal ettiğimiz Hattat Mahmut Şahin serginin serencamını şu cümlelerle özetledi.

“Revak Kitabevi’nden Kahraman Özkök’le zaman zaman görüşürüz. Kitabevi’nin hatlarını yazarım. Geçtiğimiz Mart ayında önce Kahraman Bey’le tekrar bir araya geldik. Hz. Fatime validemizin pak ervahına hediye edilmek üzere Sevgili Peygamberimizin yaşları olan 63 adedince eser hazırlama hususunda mutabakata vardık. Kısa sürede tezyinatın nasıl olabileceği hususunda düşünürken Niyazı Sayın Hocamıza konuyu aktardık. Böyle ulvi bir gayesi olan sergi için seve seve ebrularını verebileceğini söyledi. Bu bizim için tabir yerindeyse mevhibe-i ilahi oldu.

Ayrıca yazılarımın Kutbu'n-Nâyî Niyazi Sayın Üstadımızın ebrularıyla buluşması da sanat hayatım için önemli bir dönem noktalarından biridir. Şunu içtenlikle söylemek isterim: Bu sergi Niyazi Hocamızın sergisidir, ben sadece yazılarımla birbirinden değerli, 90 yıllık bir ömrün hulasası olan ebrulara eşlik ettim.”

HER BİR İSİM LEVHANIN ALTINDA FARKLI BİR KETEBE VAR

Sergide yer alan her bir isim levhanın altına Mahmut Şahin Hoca farklı farklı ketebeler koymuş.

Ayrıca sergi açılışına katılanlara Hz. Fatıma’nın (r. Anha) 63 isminin yer aldığı özel basım bir levha da hediye edildi. Mezkûr levhanın altına dikkatlice bakanlar Mahmut Hoca’nın “Bende-i âli abâ Mahmud Şahin pür hatâ” şeklindeki şikeste talik ketebesini okuyabilir.

Noktanın ve Renklerin Devrânında Hazret-i Fâtime" sergisi Ehl-i Beyt sevgisinin müşahhas bir örneği olarak Dolmabahçe Sarayı’na ayrı bir renk, ahenk ve ruh kattı. Dolmabahçe Sarayı yöneticilerini bu etkinlik için tebrik etmek yerinde bir davranış olacaktır.

SANATKÂRLAR NİYAZİ SAYIN ÜSTAD’I VE MAHMUT ŞAHİN HOCA’YI YALNIZ BIRAKMADI

Sergi oldukça geniş bir sanatseverin ve sanatkâr topluluğunun katılımıyla gerçekleşti. Bu alanda örnek bir etkinlik oldu. Geleneksel sanatlarımızın usta temsilcileri, duayen üstadları ve talebeleri sergide Niyazi Sayın Üstad’ı ve Mahmut Şahin Hoca’yı yalnız bırakmadı. Son cümleye Sadrettin Özçimi’yi, Ahmet Şahin’i, İbrahim Benlioğlu’nu, Yüksel Gölpınarlı’yı, Selman Gemuhluoğlu’nu, Hüsrev Hatemi’yi, Esin Çelebi’yi, Hamzevi Şeyhlerini, Eşrefzade Abdullah Rumi Hazretleri’nin torunlarından Safüyiddin Erhan’ı, Ayşe Özkan’ı, Uğur Taşatan’ı, Abdullah Furat’ı, Tülay Toğal’ı, Ali Özden’i, Demir Ali Kurtulmuş’u, Abdullah Aydemir ve Serap Tepedelen’i eklemek vakıa mutabık olacaktır.

HAZRET-İ FATIMA’YA DAİR…

Yazımızı, “Noktanın ve Renklerin Devranında Hazret-i Fatime” sergisinden ilhamla Hazret-i Fatıma’ya dair birkaç paragraf açarak nihayete erdirmek istiyorum. 

Hz. Fatıma (R. anha) halkımızın gönüllerinde yaşamaktadır. Çünkü bizim insanımızla Allah Resulü (sav) ve onun Ehl-i Beyt’i arasında samimi ve gösterişten uzak bir gönül bağı, bir sevgi köprüsü bulunmaktadır. Yapmacıksız ve dünya menfaatlerinden uzak, ukba topraklarının münbit arazilerinden iksirini almıştır bu sevgi. Bu pınarın en has sularının menbaı, şüphesiz Hz. Fatıma (R. anha)’dır.

O, Ehl-i Beyt içerisinde Ümmet-i Muhammed’in sevgi pınarı halini almıştır.
Seyyide Fatıma (R. anha) çeyrek asrı dört yıl geçen kısacık hayatında örnek davranışlarıyla Medine İslâm Devleti’nde bir iffet abidesi olmuş, yalnızca ve yalnızca Ümmet-i Muhammed’in selâmeti için mücadele etmiştir.

Saliha-ı Nisa’nın mümtaz bir örneği olarak nefsinde insanlığın kudsiyeti belirmiş, şahsında mükemmel ve mükemmil anne numuneliğinin en asil mefkûresi tahakkuk etmiştir.

Ahir Zaman Peygamberi’nin (sav) rahle-i tedrisinden icazet alan bu ‘Kutlu İnsan’ın (R. anha) şahsında, ‘İslam Toplumu’nun sevgi hâleleri birikmiştir. Sevgili Peygamberimizden (sav) kendisine tevarüs eden fesahat ve belagat neticesinde, ‘Kelâm Seyyidesi’ olmuş; böylelikle on dört asır öncesinden günümüze kadar hafızalarda hatıratı yaşanmıştır ve halen de yaşanmaktadır. 

KUDÜSLÜ KADIN VE ÇOCUKLAR CESARETİNİ HAZRET-İ FATIMA’DAN ALIR 

Kudüslü çocuklar ve kadınlar cesaretini Hz. Fatıma’dan alır. Hz. Fatıma (R. anha) alçak gönüllüdür. Kâfirlere karşı alabildiğince mütekebbir ve cesur, din kardeşlerine karşı mütemadiyen mütevazıdır… Hz. Fatıma (R. anha)‘nın şahsiyeti içerisinde cesaretin yeri büyüktür. 

Abdullah b. Mesud’un bilinen bir rivayeti vardır. Bu rivayet, Hz. Fatıma’nın kâfirlere karşı mücadele yönteminin ve cesaretinin bir simgesi olarak tarihin şeref levhalarına kaydedilmiştir.

“-Bir defasında Rasûlullah (sav) Kâbe’de namaz kılıyordu; etrafında da Hişâm’ın oğlu Ebû Cehil ve ona uyan bir takım Kureyş’in azgınları oturuyorlardı. Ebû Cehil’in işareti üzerine Ukbe b. Ebû Muayt, elinde yeni boğazlanmış bir devenin işkembesi ile geldi. Ve Rasulullah’ın (sav) secdeye vardığı esnada, işkembeyi getirip, içinin muhteviyatıyla beraber Rasulullah’ın (sav) arkasına koydu. Ben ise hiç bir işe yaramayarak (bel bel) bakıyordum. (Ah ne olurdu o zaman) elimde kuvvet olaydı. Rasûlullah (sav) ibadetini bozmadı. Kureyş’in bu tecavüzü kâfirlerin pek hoşuna gitmişti. Bu hale pek eğlenceli bir şeymiş gibi bakıp bakıp gülüşüyorlardı. Nihayet Fatıma (R. anha) gelip, pislikleri Rasûlullah’ın (sav) sırtından alıp, bu alçak işi işleyene attı. Ve gülüşenlere çıkıştı. Rasûlullah (sav) secdeden başını kaldırıp, namazını tamamladıktan sonra üç kere “İlâhî Kureyş’i Sana havale ederim!” diye dua buyurdu. Rasûlullah’ın (sav) aleyhlerinde böyle dua buyurması onlara pek ağır geldi. Zira o makamda duanın müstecâp olduğuna kâil idiler. Ondan sonra Rasûlullah (sav) birer birer isim sayarak: ‘İlâhî! Ebû Cehil’i Sana havale ederim. Utbe b. Rebia’yı, Şeybe b. Rebia’yı, Velîd b. Utbe’yi, Ümeyye b. Halef’i, Ukbe b. Ebû Muayt’ı Sana havale ederim.’ Buyurdu. İbni Mes’ud der ki: Nefsim kabza-i kudretinde olan Allah’a (cc) kasem ederim ki Rasulullah’ın (sav) bu saydıklarının hepsini Bedir günü kahrolmuş ve bir çukura doldurulmuş gördüm.” 

EFENDİMİZİN (SAV) KERİMELERİ FATIMA (R. ANHA)’YA OLAN SEVGİSİ 

Sevgili Peygamberimiz (sav) kerimesini ve torunlarını büyük bir şefkatle bağrına basardı. “Fatıma benim parçamdır. Ona eziyet eden bana eziyet etmiş gibidir.” hadisini duymayan kalmış mıdır? Hazret-i Peygamber’in (sav) üzerinde siyah keçi kılından elbisesi olduğu halde dışarı çıktıklarında yanına koşarak gelen Hasan b. Ali’yi (R.anh), Hasan b. Hüseyin’i (R.anh), Hazret-i Fatıma’yı (R.anha) ve ardından da Hazret-i Ali’yi (K. veche) mezkûr elbisenin içine alarak, “Ey Ehl-i beyt! Allah (cc) sizden fesadı uzaklaştırmayı ve sizi arıtmayı diler” şeklindeki niyazı, çok meşhurdur.

Sevgili Peygamberimizin (sav) evlatları içerisinden Fatıma (R. anha)’ya karşı sevgisi ve şefkati siyer kitaplarını okumaya meraklı herkesin malûmudur. Hemen herkesçe malum olan başka husus da Hazret-i Fatıma’nın (R. Anha) Sevgili Peygamberimize (sav) ilk olarak (Ehl-i Beyt içerisinden) ahiret aleminde kavuşacağının müjdelendiği anda mübarek yüzlerinde tebessümlerin çoğalmasıdır. 

Bu konuya Hz. Aişe (R.anha)’nın bir rivayeti ışık tutmaktadır.

“-Rasûlullah’a (sav) konuşma tavrıyla, oturuş ve sohbet şekliyle Fatıma (R. anha)’dan daha çok benzeyen birini görmedim. Fatıma’yı (R. anha) ne zaman görse ileri çıkar, karşılar ve öperdi. Sonra onun elinden tutar ve yanına getirirdi. Peygamber (sav) ne zaman Fatıma’nın (R. anha) evine gitse, Hz. Fatıma (R. anha) kalkar onu karşılar ve öperdi. Peygamber’in (sav) vefatı öncesi hastalığında Fatıma (R. anha) Onu ziyarete geldi. Peygamber (sav) ‘Hoş geldin kızım’ diyerek karşıladı. Fatıma’yı (R. anha) öptü ve yanına oturttu. Ona gizli bir şey söyledi. Hz. Fatıma (R. anha) ağladı. Ardından tekrar gizli bir şey söyledi. Bu defa Hz. Fatıma (R. anha) güldü. Biz bu ağlamanın ve gülmenin sebebini sorduk. O, ‘Ben Allah’ın Rasûlü’nün sırlarını açıklayıcı değilim’ dedi. Peygamber (sav)’in vefatından sonra bu hadiseyi sorduğumda, ‘Benimle gizli olarak ilk konuştuğunda bana ecelinin yaklaştığını söyledi ve ben ağladım, benim sıkıntımı görünce bana Ehl-i Beyt’ten kendisine ilk ulaşacak olanın ben olduğumu söyledi. Ve ben de gülümsedim.”

banner53
Yorumlar (0)
22
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?