Dr. Süleyman Berk: Basılmış kitap basılmamış kitaptan yeğdir!

Süleyman Berk, hat sanatının tarih boyunca serencâmına kitabında ışık tutuyor. Ayrıca meraklısı için yazı sanatı ve malzemeleri, yazı sanatının öncü hattatlarıyla ilgili gerekli bilgileri aktarıyor

Dr. Süleyman Berk: Basılmış kitap basılmamış kitaptan yeğdir!

İbrahim Ethem Gören- Dünya Bülteni / Kültür Servisi

Yalova Üniversitesi öğretim üyesi, yazar, hat sanatı araştırmacısı, hattat, imam, vaiz, fotoğraf sanatçısı Dr. Süleyman Berk ile son kitabı özelinde Osmanlı'dan günümüze hat sanatı kitap çalışmaları üzerine hasbıhal ettik.

“Devlet-i Aliyye’den Günümüze Hat Sanatı” serlevhalı kitap, hat sanatı araştırmalarında yetkin bir ismin; Yard. Doç. Dr. Süleyman Berk’in kaleminden neşet etmiş.

Süleyman Berk hattat ve akademisyen bir zat… Bir yandan hat sanatının naif incelikleriyle hemhâl olurken diğer yandan da “Râkım mesleği”ne dair birikimini hem mensubu bulunduğu Yalova Üniversitesi’nde hem de Zeytinburnu Belediyesi Kültür ve Sanat Merkezi’nde öğrencilerine aktarıyor. Bunlara ilâve olarak hat sanatı tetebbuatını makale ve kitaplarla kamuoyunun istifadelerine sunuyor.

İslâm sanatları arasında özel bir yeri olan hüsn-i hat, zaman içerisinde gelişme göstererek tarihteki yerini almıştır. Süleyman Berk, hat sanatının tarih boyunca serencâmına kitabında ışık tutuyor.  Ayrıca meraklısı için yazı sanatı ve malzemeleri, yazı sanatının öncü hattatlarıyla ilgili gerekli bilgileri aktarıyor.

Hamid Aytaç Fatih Camii'nde Bulunan Celî Sülüs Kitabesi

Kitapta, tarih boyunca ortaya konulmuş yazı sanatının güzel örnekleri yanında günümüz hattatlarının eserlerine de yer veriliyor. Bundan başka hat sanatının öğretiminde elzem olan rik'a meşkleri, Hattat Mustafa Halim Özyazıcı'nın rik’a kalemi örnekliğinde aktarılıyor. Kitapta ayrıca sülüs-nesih yazının zirve ismi Hattat Mehmed Şevkî Efendi'nin meşkleri ile birlikte celî sülüs yazının klasikleri arasında sayılan Hattat Sâmi Efendi'nin Yenî Cami Sebîli kalıpları da yer bulmuş.

Hattat Sâmi Efendi’nin Yeni Cami Sebîli kalıpları için ayrı bir paragraf açmaya değer. Celî sülüs yazının zirve ismi olan Hattat Sâmi Efendi sebîl yazılarıyla pek çok hattata ilham kaynağı olmuş. Öyle ki Sâmi Efendi’nin sebîl kalıplarından istifadeler, hattatların özgeçmişlerine kadar girmiş.

Hattat Berk, Hüseyin Kutlu Hoca gibi, Hasan Çelebi Üstad gibi, Necmeddin Okyay merhum gibi hem mihrap âyetleri yazıyor hem de mihraba geçip Ümmet-i Muhammed’e namaz kıldırıyor. Kürsü’den önce kendi nefsine sonra da muhataplarına vaaz ediyor. 

Hattat Süleyman Berk’le yeni kitabını konuştuk.

Türkiye’de hat sanatı kitaplarından başlayalım isterseniz. Devlet-i Aliyye’nin hat sanatı tetebbuatı günümüz Türkiye’sine bihakkın aktarılmış mıdır? Bu konuda hangi çalışmalar yapılmıştır?

Özellikle son yıllarda geleneksel sanatlara olan ilgiye paralel olarak şahsî çalışmalar yanında akademik çalışmalar da büyük artış göstermiştir. Epeyce neşriyat yapılmaktadır. Ama yine de Osmanlı birikiminin aktarıldığını söylemek tabi ki çok zor…

SÜHEYL ÜNVER VE ALİ ALPARSLAN MERHUMLARIN ÇALIŞMALARI UNUTULMAMALIDIR

Mevcut çalışmalar hakkında kısa bilgi alabilir miyiz?

Tabii ki. Yapılan çalışmaları bir nebze olsun zikretmek gerekirse hemen aklıma gelen önemli neşriyattan bazıları şunlardır: İbnülemin merhumun Gelibolulu Mustafa Âli Efendi’nin "Menâkıb-ı Hünerverân" ve Süleyman Sadeddin Efendi’nin "Tuhfe-i Hattâtîn" isimli eserlerini neşre hazırlaması çok önemlidir. Üstad bunun yanında Tuhfe’ye zeyl olarak telif ettiği "Son Hattatlar" isimli eserini 1955’de yayımlamıştır. Rahmetli Ali Haydar Bayat’ın yayına hazırladığı, Fîruz Efendi’nin "Mizânu’l-Hatt" isimli eseri kendisinin vefatından kısa süre sonra neşredilmiştir. Burada yeri gelmişken belirteyim, müellif Bâlî Fîruz Efendi’nin Mizânu’l-Hatt isimli eseri 1986 yılında yayımlanmış ve istinsah eden Hattat Hakkâkzâde’ye izafe edilmiştir. Doğrusu müellifi Bâlî Fîruz Efendi’dir. Yine Hâfızzâde’nin "Risâle-i Hat" isimli eseri de günümüz harflerine aktarılarak yayımlanmıştır. Kezâ Suyolcuzâde Mehmed Necîb Efendi'nin "Devhâtü’l-küttâb" ve Nefeszâde Seyyid İbrahim Efendi'nin "Gülzâr-ı Savâb" isimli eserleri Kilisli Muallim Rifat Bey tarafından neşre hazırlanarak yayımlanmıştır. Tabi Melek Celâl’in "Şeyh Hamdullah" ve "Reisü'l-hattâtîn Kâmil Akdik" isimli çalışmaları ile Kemal Çığ’ın “Hâfız Osman2 isimli eserini unutmamak lâzımdır. Seyyid Mehmed Mecdi Efendi’nin "Sülüs Yazısı Rehberi" de Medîne-i Münevvere muhâcirlerinden Mustafa Necâti Efendi tarafından tıpkıbasım olarak yayımlanmıştır. Tabii ki, Mahmud Bedreddin Yazır'ın “Medeniyet Âleminde Yazı ve İslâm Medeniyetinde Kalem Güzeli” isimli muhalled eserini unutmamak lâzım. Saydığım bütün bu eserler bugün ilmî çalışmalarımızda başucu kitaplarımızın önemlilerindendir.

HAT SANATI KAPAK

Osmanlının Hat Sanatı birikiminin aktarılmasında İsmail Hakkı Baltacıoğlu, A. Süheyl Ünver, Ekrem Hakkı Ayverdi, Ali Alparslan merhumların gayretlerini de unutmamak lâzımdır. Günümüzde de ber-hayat olup bu çalışmaları devam ettirenler bulunmaktadır.

Yeri gelmişken, 1994 yılında tamamlanmış ama maalesef hâlâ yayımlanmamış önemli bir çalışmadan bahsetmek isterim. “İstanbul Müze ve Kütüphanelerinde Bulunan Hüsn-i Hatla ilgili yazma Eserler”. Prof. Dr. Abdülhamid Tüfekçioğlu tarafından hazırlanan bu Yüksek Lisans tezinden, Osmanlı’nın hat sanatı tarihi birikimini takip etmek mümkündür. 

Bahsettiğiniz boşluklar nasıl doldurulabilir?

Üniversitelerde yapılan akademik çalışmalar yanında Belediyeler ve Sivil toplum kuruluşlarının ve yayınevlerinin çalışmalarının hız kazanması gerekmektedir. Destek sürdüğü müddetçe kaliteli eserlerin neşredileceği muhakkaktır. Sadece hat tarihi anlamında değil eslâfın ortaya koyduğu hüsn-i hat eserlerinin de neşri önem arz etmektedir.

EN ZENGİN KUR’AN KOLEKSİYONUNA SAHİP ÜLKEYİZ

Müzelerimiz, kütüphanelerimiz ve mimari eserlerimiz bu konuda zengin bir birikimi önümüze sermektedir. Hemen aklımıza geliveren Topkapı Sarayı Müzesi, İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi, Vakıf Hat Sanatları Müzesi, Süleymaniye Kütüphanesi ve diğer özel ve devlet müzeleri bu konuda çok zengin malzemeye sahipler. Şahsî koleksiyonları da unutmamak lâzım... Bilindiği gibi en zengin Kur’an Koleksiyonuna sahip bir ülkeyiz. Bu konular çalışılmakla bitecek gibi değildir…

İlk dönem Arap yazısı ile Kur’an yazısının gelişimini takibe imkân verecek evrak hem de çok fazla sayıda ülkemizdedir. Birçok bâkir saha bulunmaktadır ve araştırma yapacak kimseleri beklemektedir. Tabi bu çalışmaların desteklenmesi gerekmektedir. Batılı birçok bilim adamı bu anlamda kariyerlerini ülkemiz müze ve kütüphanelerinde yapmışlardır. Bu konuda Osmanlı Arşivi de önemli bir merkezdir.  Bahsettiğiniz boşluk dolar mı bilmem ama çalışmaların çoğalması ve hızlanması elzemdir.       

İRAN MİLLET OLARAK “TARİHİ ARIZA”YA MARUZ KALMAMIŞTIR.

İran engin ve kadîm bir medeniyete sahip bir ülkedir. İran’da hat ve özellikle minyatür sanatı oldukça yaygın. Bu keyfiyet kitaplara da yansıyor. Hat ve minyatür sanatları üzerine yüzlerce kitap var. Hat, tezhip ve minyatür sanatkârları İran’dan kitap getirtiyor. Bizde de son yıllarda İSMEK’in desteği, Üniversitelerde açılan Güzel Sanatlar fakültelerinin çalışmaları ve husûsî atölyelerde, merkezlerde hat sanatı üstâdlarının gayretleriyle özellikle hat sanatında çok mesafe kat edildi. Mezkûr mesafenin kitaplara gereği gibi yansımaması nasıl izah edilebilir?

İran’ın bizden farklı ve önemli üstünlüğü, millet olarak “tarihi arızaya” maruz kalmamasıdır. Yazı, hayatın içerisinde… Bizde ise olanlar malûm; yeni yeni kendimize geliyoruz… İran’a birkaç defa gitme imkânım oldu. Bir defasında Türkiye’den 5-6 hattat arkadaşla davetli olarak gitmiştik ve orada özellikle hat eğitimi veren müesseseleri görme ve inceleme fırsatımız olmuştu. Bizim geleneksel olarak isimlendirdiğimiz sanatlar sivil toplum kuruluşları, cemiyetleri üzerinden yürütülüyor. Yani istidatlı talebe veya ilgilisi, bizdeki gibi alâkasız imtihanlara (ÖSYM, LYS vb) girip daha baştan refüze edilmiyor. Muhatap doğrudan sanat kuruluşuna, diploma şartı aranmaksızın başvuruyor. Tabi bu, talebeyi seçmede önemli bir unsur… İran’daki incelememizde Hattatlar Cemiyeti’nin bize verdiği rakam ilginçti. Cemiyetin İran genelinde 25.000 resmi talebesi vardı. Bir o kadar da gayr-ı resmi talebeden bahsedildi.

SANATIN ELİTİ BULABİLMESİ İÇİN TABANA YAYILMASI LAZIMDIR

Sanatta eliti bulabilmek için, tabana yayılması lâzımdır. Ülkemizde hat sanatının taşraya arzı çok yavaş bir seyir takip etmektedir. Anadolu’da kim bilir ne kabiliyetler heder olup gitmektedir!

İSMEK'e gelince… İSMEK özellikle geleneksel sanatların tanınır ve bilinir hâle gelmesini sağlamış ve meraklısına büyük imkânlar sunmuştur. Bir çok sanatkârın zor zamanda da sığınağı olmuştur. Fakat potansiyel doğru bir şekilde kanalize edilmiş ve değerlendirilmiş midir, bunun tartışılması ve yönetim sorununun aşılması lâzımdır. Dün İSMEK'e seviyesizce saldıranlar -samimi şekilde tenkit edenleri tenzih ediyorum- bugün İSMEK'in eşiğinden ayrılmamaktadırlar. Bu da ayrı bir konu!.      

MUSTAFA RAKIM KİTABI İLK GÖZAĞRIMDIR

Hattat Mustafa Râkım üzerine bir kitap yazdınız. Tarihe mâl olmuş ve öz sanatlarımıza hamle çapında hizmetleri sebkat eden sanatkârlar gereği gibi yeni nesillere tanıtılamıyor? Mesela yüzlerce eseri piyasadayken, talebeleri hayattayken bir Necmeddin Okyay kitabının; Mustafa Özyazıcı kitabının yayınlanamamış olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hattat Mustafa Râkım kitabını doktora tezi olarak hazırlamıştım. Bu konuyu tez danışmanım Prof. Dr. Muhittin Serin hocamın önerisiyle çalıştım. Sonra kitap olarak neşredildi. Benim zevkle çalıştığım bir konudur ve kitap olarak ilk göz ağrımdır. Böyle bir hattatı çalışmayı nasib ettiği için Cenâb-ı Hakk’a hamd ediyorum.

Daha önceden Prof. Dr. Muhittin Serin Bey hocam Hattat Aziz Efendi ve Hattat Şeyh Hamdullah’ı kitaplaştırdı. Bir arkadaşımız da Hâfız Osman Efendi’yi Yüksek Lisans tezi olarak çalıştı ve o da yayımlandı.

Hattat Râkım Türbesi

İki yıl kadar evvel İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına Hattat Necmeddin Okyay anma toplantısı düzenlemiştim. Bu vesileyle de adına hatıra bir kitap neşretmiştim. Bu kitapta, hoca ile ilgili yazılmış makale ve denemeleri derlemiştim. Epeyce ilgi gören kitap kısa sürede tükendi ve baskısı kalmadı.

BASILMIŞ KİTAP BASILMAMIŞ KİTAPTAN YEĞDİR!

Tabii bu tip çalışma ve yayınların çoğalması en büyük temennimizdir.  

“Devlet-i Aliyye’den Günümüze Hat Sanatı” kitabınızın misyonu hakkında neler söylemek istersiniz?

Bu konuya kitabın önsözünde değindim. Hat sanatına karşı artan ilgi karşısında ilk olarak İSMEK’in teklifi ile bu kitabı hazırlamıştım. Kısaca hat tarihine ve Osmanlı hat ekollerine değinmiş, hat malzemelerini tanıtmıştım. Bolca örnek ve meşkler kitabı farklı kılmıştır.

Mehmed Nazif Efendi'nin Sülüs Nesih Kıt'a'sı örnek

Bu defa epey değişiklikle ve Hattat Sâmi Efendi’nin Yeni Cami Sebîli kitâbe kalıplarını da ekleyerek İnkılâb Yayınları tarafından farklı isimle neşredildi. Tabi kitabın sonunda bulunan geniş bibliyografya da kitabı farklı kılan unsurlardandır.

Mevcut hat sanatı kitaplarından hangi yönlerden farkı var? Ya da herhangi bir farkı var mı?

Her kitabın hazırlanma mantığı ve hitap ettiği kesim farklıdır. Mutlaka her kitabın bir misyonu vardır ve onu yerine getirmektedir. Neticede, basılmış kitap basılmamış kitaptan yeğdir!

Yeni projeleriniz neler; sırada yeni kitaplar var mı?

Ya nasîb! Heybede epey malzeme birikti ama ah vakit! Projelerle ilgili şimdiden bir şey demeyelim; “Yâ Nasîb” diyelim sadece…

Bu vesileyle, geçenlerde Rahmet-i Rahman’a tevdi ettiğimiz Edebiyatçı ve Düşünce Adamı Mustafa Miyasoğlu hocamı rahmetle anmak istiyorum. Beni hat sanatı tarihine yönlendiren ve her karşılaşmamızda bu konu üzerinde ısrarla duran biri idi; Allah kendisinden razı olsun… 17-18 yaşlarında İmam-Hatip talebesi iken ve hat meşk ediyor iken mütemâdiyen bu konuya dikkatimi çekerdi… Fakülte yıllarımda ve daha sonraları da irtibatımız hiç kesilmedi. Hat sanatıyla ilgili ilk kitapları Mustafa Bey'in desteği ile almıştım. Bunlar, Menâkıb-ı Hünerverân, Güzel Yazıları Okuma Anahtarı ve Türk Hat Sanatının Şâheserleri kitaplarıydı. Doktora çalışmalarımı yakından takip etmiş ve kitaplaşması hususunda epeyce gayret sarf etmişti. Ben talepte bulunmadan sağladığı Doktora bursu da epeyce elimi rahatlatmıştı. Doktoram bitince bir nüsha da kendisine hediye etmiştim. Hocanın vefatı benim içimi bir başka yaktı; Allah kendisine gani gani rahmet eylesin…

Geleneksel sanatlar alanında kitap yazacaklara tavsiyeleriniz neler olabilir?

Lisan bilmek, özellikle Arapça ve Osmanlı Türkçesi’ne vâkıf olmak önemli… Batı lisanlarından birini bilmek de büyük avantaj. Kadîm eserleri okumak, anlamak; yeni çıkan kitap ve makaleleri takip etmek gereklidir. Yurtdışı kitap, makale takibi, kütüphane ve arşiv çalışmaları olmazsa olmaz hususlardır. Bizim alanda fotoğraf da çok önemlidir. Ayrıca, zor olsa da Hat Sanatında behre sahibi olmak; bu konuda çalışma yapmak ve eser vermek de mühimdir.

Güncelleme Tarihi: 29 Ağustos 2013, 15:48
banner53
YORUM EKLE

banner39