banner15

En güvenilir siyer yazım tarzı

Divan dergisinin 29.sayında Müslümanların din telakkilerini, kaynaklara dönüş ve hurafelerden arındırma düşüncesi etrafında örmeye gayret eden kaynaklara dönüşü savunan İslamcıların siyere dönük yaklaşımlarını hem eleştiren hem de geleneğin duygu temelli siyer yazım tarzını II. Meşrutiyet devrinde yazılan bir siyer ve onun etrafında meydana gelen tartışmalar üzerinden güncelleştiren bir makale yayımlandı

En güvenilir siyer yazım tarzı

Asım Öz/ Kültür Servisi

Osmanlı modernleşmesinin en önemli basamağını oluşturan II. Meşrutiyet'in etkileri, her alanda olduğu gibi Müslümanların tarihi ve bununla bağlantılı olarak da siyer yazıcılığında da kendini göstermiştir. Müslümanların düşünce dünyasının yeniden canlanması bir yandan İslam'ın esas kaynaklarına dönük bir barışmayı diğer taraftan da duygu temelli gelenek içinde yer alan kimi hususların yeniden aklî ve eleştirel bir gözle ele alınmasını beraberinde getirmişti. Daha önceki dönemlerde her türden rivayetin ve tarihi aktarımın sorgusuzca kullanıldığı siyerler bu dönemde ciddi olarak sorgulanmış İslam Peygamberi(s)'nin anlatımında düşülen hatalar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Her nedense bu çaba son yıllarda kimi yeni gelenekçi çalışmaların yönlendirmesiyle bütünüyle olumsuzlandı. Buna karşın siyer yazımında bu bakışın sağladığı imkanlar dönüştürücü  siyerlerin sayısının artmasına da sebep oldu.

HURAFE ARGÜMANLARI

Kaynaklara dönüş düşüncesinden kaynaklanan  rivayetleri kritize eden yaklaşım Hz. Peygamber'in nasıl tanıtılması ve anlaşılması gerektiğini dönemin tartışmaları içinde merkezi bir yere oturtmasından dolayı eleştirildi. Müslümanların tarihi süreç içerisinde ortaya koydukları anlama ve yaşama biçimlerinin temel esaslar bakımından sorgulanması kimilerince bir tasfiye hareketi olarak nitelenmekten de kurtulamamıştır. Vurguları aynı, yaklaşım tarzları yazma biçimleri biraz farklı olan Dücane Cündioğlu'nun Hakikat ve Hurafe(1999) kitabı ile İsmail Kara'nın önce Dergâh'ta yayımlanan daha sonra Din İle Modernleşme Arasında Çağdaş Türk Düşüncesinin Meseleleri(2003) kitabına alınan "Tarih ve Hurafe"   başlıklı yazısı kaynaklara dönüş düşüncesini eleştiren bütün akademik ve popüler çalışmaların kurucu metinleri kabul edilerek bir karşı tasfiye hareketinin temel argümanları olarak işlevsel kılınmış; duygu temelli geleneğin önemli parçaları hüviyetindeki mucize, keramet gibi bütün meselelere yeniden esaslı bir  itibar kazandırılma amacı öncelenmiştir.  Bu çaba içerisinde ıslah ve tecdid ekolünün sahiplendiği içtihat düşüncesinin ilk dönemlerde uyarlayıcı yaklaşımının baskın olmasını da  bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirildiğini belirtmek gerekir. Daha sonraki süreçte özellikle de atmışlı yıllardan itibaren bu meselelerde oluşmaya başlayan netlik ya da dönüştürücü yaklaşım ise ya tümüyle ihmal edilmiş ya da kökü dışarıda olmakla suçlanarak itibarsızlaştırılmıştır. 

Üstelik bu değerlendirmeler yapılırken Müslüman dünyada âlim, entelektüel ve sıradan Müslümanların pek çoğunun tehlikeli olarak gördüğü ve kullanımına karşı çıktıkları bazı kavramların  sürekli yinelenmesi ise itibarsızlaştırma siyasetinin  önemli bir parçası olarak iş görmektedir. Mucize, keramet gibi konulara ilişkin eleştiriler Müslümanların kültürel tarihinin yabancısı olduğu meseleler değildir. Bundan dolayı peygamberin insani yönünün  öne çıkarılması  peygamberin "sosyal bir reformiste" dönüştürülmesi olarak algılanması  tarih içindeki tartışmalarının bir çoğunun göz ardı edildiğinin göstergesidir. Kaynaklara dönüşü savunan İslamcılarla dönemin Batıcıları arasında kimi zaman ortak  noktalar olsa bile  iki akımın hem Müslümanların tarihine hem de siyeri ele alma biçimleri arasında esaslı farklar vardır. Sözgelimi Dozy'nin eserini Târîh-i İslamiyet adıyla çeviren Abdullah Cevdet ile Hâtemül'en Enbiyâ yazarı Celâl Nuri'nin  Müslümanların tarihini ve siyeri ele alışıyla Filibeli Ahmed Hilmi'nin, İzmirli İsmail Hakkı'nın, İsmail Fennî Ertuğrul'un yahut Mehmet Akif'in  meseleleri ele alış biçimi arasında ciddi bir fark vardır. Çok genel olarak özetlemeye çalıştığımız bu tartışmalar bugün de devam eden tartışmalar olması bakımından  önem arz etmektedir.

ZİHNİYET TARZLARI

Divan dergisinin 29.sayında Müslümanların din telakkilerini, kaynaklara dönüş ve hurafelerden arındırma düşüncesi etrafında örmeye  gayret eden  kaynaklara dönüşü savunan İslamcıların  siyere dönük yaklaşımlarını hem eleştiren hem de geleneğin duygu temelli siyer yazım tarzını II. Meşrutiyet devrinde yazılan bir siyer ve onun etrafında meydana gelen tartışmalar üzerinden güncelleştiren  bir makale yayımlandı.  II. Meşrutiyet dönemin siyer müelliflerinden biri olarak Düzceli Yusuf Suad'ı ve eseri Akvemü's-siyer'i ele almayı amaçlayan Güllü Yıldız'ın "II. Meşrutiyet Dönemi Siyer Müellifleri Arasında Geleneğin Sesi: Düzceli Yusuf Suad" adlı makalesi  ilk olarak, ismine sadece sınırlı bir alanda ve özellikle Kafkasya çalışmalarında rastlanan Düzceli Yusuf Suad'ın biyografisi kaleme alınarak bu konudaki boşluğu dolduruyor. Ardından II. Meşrutiyet döneminde telif ettiği ve belli özellikleriyle aynı dönemde yazılan diğer siyerlerden ayrılan Akvemü's-siyer tanıtılmış ve bu eserin matbuat hayatında sebep olduğu tartışma ele alınmıştır. Karşı tarafta Kılıçzâde Hakkı'nın yer aldığı bu tartışmada serdedilen tenkitler ve verilen cevaplar ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur.

İslamcılar içinde yer almakla birlikte gelenekçi kabul edilen Düzceli Yusuf Suad kaleme aldığı  Akvemü's-siyer'le bu alanda oldukça iddialı olduğunu kitabına vermiş olduğu en doğru olma  vasfı ile de kanıtlamaya çalışır. Kitabın yazımı, dönemin şartları ve yazarının farklı uğraşları nedeniyle tamamlanamamıştır. Altı cilt olarak yazılması planlanan eserin sadece iki bölümden oluşan ve bi'setin dördüncü yılına kadar gelen 456 sayfalık ilk cildi yayımlanabildiğini aktaran  Yıldız, Düzceli Yusuf Suad'in eserinin ilmi içeriği hakkında şu bilgileri vermektedir: "Bu eserinde senetlerini zikretmekle birlikte bir konudaki  farklı rivayetleri teflik etmeye çalışan Yusuf Suad, birçok Arapça ibare ve şiiri de delil olarak kullanmış ve çoğu zaman bunları tercüme etmeksizin aktarmıştır. Farklı rivayetleriyle ve ayrıntılarıyla ele aldığı mucizelerin, dönemindeki yaygın kanaatin aksine gerçekliğini savunmuştur."

Düzceli Yusuf Suad'ın eseri henüz formalar halinde yayımlanırken Beyânü'l Hak dergisinde Tâhirü'l Mevlevî yazdığı bir yazıda  belli bir konuda;  Hz. Peygamber'in  atası Hâşim'in vefat  ettiği esnada yirmi beş yaşında olduğuna dair rivayeti tenkit eder. Eserin temel söylemi konusunda ise herhangi bir eleştiri getirilmez. Esere dair eleştiri ise İctihad gazetesinde "softalara, dervişlere ve batıl itikatlara" açtığı savaşta kalemini kıl gibi kullanan Kılıçzâde Hakkı tarafından ortaya konur. O, bu eseri öncelikle  dilinin ağır olmasından  hareketle "iki dilli olmak" noktasından eleştirir. Kitabın anlattığı olayları ise tarih değil "masal ve hurâfât" olarak değerlendirir. Günümüzde lazım olan siyerin ilmi bir siyer olması lazım geldiği üzerinde duran Kılıçzâde Hakkı ilahi kanunlara uymayan hurafeler ve mucizelerle dolu olan bu siyerin kabul edilemeyeceğine değinmekte, özellikle Hz. Peygamber'in bebekken konuşması, göğsünün yarılması, parmağından süt akması gibi mucizelere ilişkin rivayetleri  tenkit etmektedir. Yusuf Suad ise ona karşı yazmış olduğu yazıda Batıcıların Müslümanların bazı esaslarını ve dayanaklarını tahrip etmeye çalıştıklarını dikkat çekerek Kılıçzâde Hakkı'yı eleştirir. Bunu yaparken İslam'ın terakkiye mani olmadığını, Müslümanların çöküş içinde olmalarının sebebinin İslam'da değil Müslümanlıkta olduğunun altını çizer. Yusuf Suad eleştirilerinde genel olarak " hastalığa mübtela" İctihad gazetesini eleştirirken Kılıçzâde Hakkı'yı da Dozy'nin talebesi olmakla suçlar.

Yusuf Suad, Kılıçzâde Hakkı'nın üzerinde çokça durmuş olduğu hurafe konusuna atıfla, onların hurafe olarak kabul ettikleri olayların kendileri için "harika ve mucize" olduğunu belirtir. Mucizeler konusunda da peygamberin, Kuran'da "Ben ancak sizin gibi bir insanım"  şekline aktarılan sözünün, her hal  ve hareketinde diğer insanlar gibi olmasını gerektirmediğini zira bu ayetin hemen akabinde "bana vahy edilmektedir" buyrulmasının Hz. Peygamber'in nübüvvet sebebiyle diğer insanlardan ayrılmakta olduğunu ortaya koyduğunu belirtir. Yusuf Suad'ın bu cevabi yazısının ardından Kılıçzâde Hakkı  tekrar bir yazı kaleme alır.  Bu yazısında Musa Carullah Birgiyef'in Halk Nazarında Bir Nice Mesele  kitabından yapmış olduğu alıntılar dikkat çeker. Kılıçzâde Hakkı,Yusuf Suad'ın  İctihad gazetesi ve çevresindeki Batıcılara ilişkin yapmış olduğu eleştirilere cevap olarak, amaçlarının Yusuf Suad'ı ve onun şahsında "softalar"ı tenkit etmek  olduğunu, yoksa dini tahrip gibi bir  düşüncelerinin olmadığını  bilakis bunu söyleyenlerin kendilerine iftira ettiği üzerinde durmaktadır.

İki ismin başlatmış olduğu bu siyer tartışması sadece bir siyer tartışması olarak kalmamış  hemen bir zihniyet tartışmasına dönüşmüştür. Güllü Yıldız bu konuda şunları ifade eder: "İki farklı fikir  dünyasına  mensup Yusuf Said  ve Kılıçzâde Hakkı, mensup oldukları cenahın iddialarıyla karşı tarafı suçlarken aslında karşısındaki şahıs ve yazdıklarından ziyade temsil ettiği zihniyet kalıplarını eleştirmiştir. Dinin terakkiye mani görülmesi, İslam tarihi diye hurafelerle dolu bir geleneğin sahiplenilmesi, asrın gerekleri ve millerin ihtiyaçlarına binaen dinde ictihad    kapısına işlerlik kazandırılması, kadınların tesettürü, alfabe değişikliği gibi dönemin en önemli tartışma kalemleri üzerine konuşulmuş, karşılıklı suçlamalar yöneltilmiştir."

 II. Meşrutiyet yıllarında yapılan bu tartışmaların ardından siyer yazımında epey farklılıklar olmuştur. Mucizeler, tarihi rivayetlerin güvenirliği gibi konular yanında herkesin anlayabileceği bir dille yazılan siyerler kaynaklara dönüşü gündemleştiren İslamcılığı bir  yandan  duygu temelli gelenekçilerden ve onun İslamcı  kanadından  ayırmış bir yandan da karşısında durduğu Batıcılarla  kimi noktalarda benzer kılmıştır. Hülasa iki kültürün ötesine geçen bu siyer yazım tarzı Muhammed Hamidullah'ın İslam Peygamberi kitabından sonra   daha da güçlenmiştir.  

Bütün bunlardan hareket edildiğinde en doğru siyer hangisidir, sorusuna verilecek cevap kişilerin "hurafeleri" savunup savunmadıklarına göre farklılık taşıyacaktır. Farkları dikkate almadan yapılacak yorumlamamalar duygu temelli gelenekçiliği pür İslami, kaynaklara dönüşü savunan İslamcılığı da pür batıcı görmek gibi büyük yanılgıları da beraberinde getirecektir. Kaynaklara dönüşü savunan İslamcılık ilk dönemlerin uyarlamacılığını siyer yazımında büyük oranda aşmış gelenekçiliğin ve batıcılığın ötesinde dönüştürücü bir siyer yazım tarzını oluşturarak siyer literatürüne büyük bir katkı sağlamıştır. Üç Muhammed kitabı sadece adıyla bile bu farklılığı işaret etmesi bakımından çok şey söylemektedir.

Güncelleme Tarihi: 18 Ağustos 2011, 15:13
YORUM EKLE
YORUMLAR
selçuk türkyılmaz
selçuk türkyılmaz - 8 yıl Önce

Yazınızın ikinci parağrafında "Vurguları aynı..." kelimeleri ile başlayan cümlenizden siz bir şey anlayabiliyor musunuz?

banner39

banner36

banner37

banner35