banner15

Erbakan Sempozyumu, millilik ve 1960'lar

Bugüne kadar Türkiye’de İslâmcılığın kültürel alandan çıkarak yasal siyasal zemindeki önemli kopuşlarından birinin başlatıcısı olarak hatırlanan –kısmen de efsaneye dönüşen- Necmettin Erbakan, düzenlenen bir sempozyumla anıldı. Program, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya Büyükşehir Belediyesi ve Selçuklu Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştirildi. 

Erbakan Sempozyumu, millilik ve 1960'lar

Asım Öz/Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Türkiye’de, İslâmcı olarak anılsın anılmasın dinle ilişkili siyasi mücadele yürüten hareketlerin seçtikleri ve benimsedikleri yöntem şu ya da bu ölçüde geçmişte olduğu gibi netlikten uzaktır. Bu bakımdan şimdi ve gelecek üzerine bihakkın konuşulabilmesi ancak yakın ve uzak geçmişi rakip/hasım hareketleri ihmal etmeden detaylı bir şekilde analiz etmekle mümkün olabilir. Türkiye’de İslâmî bir geleceğin nasıl olacağına dair birtakım çıkarımlarda bulunabilmek için, 1960’lara bakılması gerekiyor. Böylesi bir bakış meseleleri daha iyi kavramamıza katkı sunacağı gibi kenarda kalan başka imkânları da fark etmeyi sağlayabilir.

 1969 yılında merhum Necmettin Erbakan’ın Konya’dan bağımsız milletvekili seçilmeyi başarmasının ardından yaşanan gelişmeler aslına bakılırsa içinde bulunduğumuz dönemi de doğrudan etkileyen gelişmelerdendir. Bu gözle bakıldığında hem kamusal tartışmalarda sıklıkla gündeme gelen Necmettin Erbakan ve Milli Görüş hareketinin hem de onun çeperinde ve karşısında yer alan yaklaşımların, Türkiye siyasi hayatını ele alıp kavramak için merkezi bir öneminin olduğu düşünülebilir.  

Erteleten Kaygı

Bugüne kadar Türkiye’de İslâmcılığın kültürel alandan çıkarak yasal siyasal zemindeki en önemli kopuşlarından birinin başlatıcısı olarak hatırlanan –kısmen de efsaneye dönüşen- Necmettin Erbakan düzenlenen bir sempozyumla anıldı. Program, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Konya Büyükşehir Belediyesi ve Selçuklu Belediyesi işbirliğiyle gerçekleştirildi.  “Doğumunun 90. Yılında Erbakan Sempozyumu”  başlıklı etkinlik Milli Görüş’ü çeşitli yönleriyle ele alma imkânı sunması bakımından başlı başına önemliydi. Hafız Ahmet Çalışır’ın Kur’an tilaveti ile başlayan sempozyum Necmettin Erbakan’ı tanıtan kısa film gösterimi ile devam etti. 

Büyükşehir Belediyesi Mevlana Kültür Merkezi’nde 28-30 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen sempozyumda “Milli Görüşün Temel Karakteristiği”, “Türkiye Siyaseti ve Milli Görüş”, “İktisadi Sistem ve Adil Düzen Fikri”,” Dünya Siyaseti ve Milli Görüş”, “Milli Görüş ve İslâmcılık”, “Milli Görüşün Siyasal İletişimi”, “28 Şubat Postmodern Darbesi ve Milli Görüş” ve “Mühendis ve Sanayici: Siyaset Öncesi Erbakan”  gibi konular otuzdan fazla tebliğle ele alındı.  Kurtuluş Kayalı, Köksal Alver, Lütfi Sunar,  Faruk Karaaslan, Lütfi Bergen başta olmak üzere meselelere vakıf isimlerle oturum aralarında yapılan değerlendirmelerin de en az sempozyum kadar değerli olduğunu ise ayrıca belirtmeye gerek yok.  

Bir özel tanıklıklar oturumu ile sekiz farklı oturumdan müteşekkil sempozyumun bundan sonraki yıllarda farklı fakat tematik bir şekilde her yıl yapılması planlanıyor.  Şurası açık; genelde tasviri kısmen de eleştirel tebliğler bu yakın/uzak tecrübeye eğilmeye katkı sundu.   Rektörün aktardığına göre sempozyumun, Necmettin Erbakan isminin ağırlığı altında ezilen bir faaliyet olacağı kaygısıyla bugüne kadar geciktirilmiş bir çalışma olmuş. Hakikaten,  sempozyumlarda özellikle müzakeresiz olanlarında belirli ölçütler çerçevesinde objektif bir değerlendirme yapmak, bilimsel boyut, etik ve ahlaki çerçevelerin korunması, konuşmacıların seçimi gibi konular üzerinde detaylı bir şekilde durulması gereken hususlar. Bu açıdan, mümkün mertebe hamasetten ve gündelik siyasetin pehlivanlıklarından uzak bir çalışma olarak sempozyumu yürütmek bundan sonraki süreçler için de önemli. Erbakan’ın vefatının üzerinden birkaç yıl geçtikten sonra yapılan etkinlik, bu tecrübeyi ve aktörlerini tanıtması ve bazı yönleriyle muhasebesine imkân sunması hasebiyle takdir edilmeyi hak ediyor.

Tebliğler, Erbakan odaklı olduğundan haliyle doğal olarak nostaljiye sınır çekmek son derece zordu. Elbette Milli Görüş ve sonrasına dair aktarımlar ve sunumlar da vardı.  Ne var ki sempozyumun alt başlığının “Milli Görüş Düşüncesi” şeklinde olması kanaatimce isabetli olmamış. Zira bir düşünceden ziyade hareket var karşımızda fakat toplumsal değil, çekinik programları olan bir siyasi hareket. Bu bakımdan alt başlıktaki vurgunun düşünce değil hareket eksenli olması gerekirdi. 

Programda sempozyum düzenleme kurulu başkanı Mahmut Hakkı Akın, dinleyicileri Erbakan’ın hayatı, mücadelesi ve genel olarak sempozyum hakkında bilgilendirdi. Akın, konuşmasında bu çerçevede şunlara vurgu yaptı: “İnsanlar bir partiden diğer bir partiye kolaylıkla geçebiliyor, geçti de. Ama Refah Partisine geçiş o zaman diğer partiler için yeterince kolay olmadı. Refah Partisi'nden kopuş da kolay olmadı. 1960'lı yıllarda Erbakan hocanın ve bu tezli siyasetin ortaya çıkışı, yerli otomobil konusuyla oldu. Gümüş motorla tanınmışlığı vardı.  Milli Birlik Komitesi (MBK) hocadan yerli otomobil konusunda seminerler aldı. 1965 yılında kendi okul arkadaşı Süleyman Demirel, Erbakan’ı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB)'da görevlendiriyor. Rahmetli Erbakan Adalet Partisinin başında bulunanların hoşuna gidecek çalışmalar yapmadı. Süleyman Demirel'in muhalif olan grubu da belli bir süre sonra Erbakan’ı desteklemeye başladı. Konya halkı ve esnafı da Erbakan'a büyük destek verdi.”

 

Türkiye’de ilmi toplantılarda meselelerin, toptancı ve klişeleşmiş bakış açısına göre değerlendirilmesinin önüne çoğu zaman geçilemiyor. Nedense yenilikçi, farklı hatta aykırı bir bakıştan ziyade hatalı tekrarın tekrarı diskur çoğu zaman aynen devam ettiriliyor. Bu çerçevede sempozyumda gündeme gelen konu ve tartışmalardan bir kısmını hiç değilse çok az fakat kurucu mahiyette olan yaklaşımları anlamaya katkı sunacak olanlarını muhtasar olarak paylaşmak anlamlı ve doğru görünüyor. Özellikle sağcılık ve millilik konularında bir iki “teknik” not düşmekte yarar var.

Sağcılık ve Millilik 

Bilindiği üzere Türkiye’de genel anlamıyla akademik çalışmalarda sağ hep pejoratif şekilde ele alındığından pek muteber addolunmaz. Gerek sempozyumunun açılışında gerekse diğer konuşmalarda kimi zaman Erbakan ve partilerinin “sağcı” olmadığı ifade edildi. Oysa bu meselenin Türk siyasi hayatındaki kırılmalar çerçevesinde ele alınması gerekirdi. Zira 1960’ların sonunda Erbakan ve diğer İslâmcı figürler için sağ bugünkü gibi olumsuz bir niteleme olmaktan uzaktır. Hatta yürütülen mücadelenin önemli ölçüde aslında kimin hakiki sağ olduğuyla alakalı olduğu göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla o günlerin hâkim diskuru sağla siyasi bağlar tümüyle koparılmış değildi, keza Erbakan, oldukça yeni olan öze dönüş İslâmcılığının da bütün önermelerini desteklemiyordu. Adalet Partisinde temsil edilen sağın iyi bir şey olmadığının farkındaydı ama kesinlikle “anti- sağ” değildi. Çünkü geçiş sürecinin istisnailiğini büsbütün netleştiremiyordu.

Sempozyum açılışında konuşan Konya milletvekili Ahmet Sorgun, Erbakan’ı yeni zamanların cari  siyasi kavramı “yerlilik” üzerinden değerlendirdi. Yeniden dost-düşman hatlarını belirleme elemanı olarak ortaya çıkan bu kavramdan hareketle onun yerli ancak hiçbir zaman yerel olmadığının altını çizme gereği duydu. Milli Görüş hareketinin hem Türkiye hem de İslâm âlemi için çalışmalar yaptığını hatırlatarak şöyle devam etti:  “İslâm dünyasında onunla aynı zamanda başka ülkelerde yola çıkanlar, önleri kesildiğinde belki şiddete saptılar. Ama hocamız hiç bir zaman şiddete yönelmedi. Onun hayatından alacağımız çok şey var. O bir mümin, bir mücahit ve o bir muvahhitti.”  Aynı şekilde Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Muzaffer Şeker’in konuşmasında da günümüzün cari bir başka kavramı “millilik” yer alıyordu. Şeker, milletin 15 Temmuz’daki kalkışmaya dur, demesinin alında Erbakan hocanın millete öğrettiği bilincin, aşıladığı “milli duruşun” mutlaka anılması gerektiğini hatırlattı. 

Aslında yerlilik ve millilik eksenli bu temalar hareketin ortaya çıktığı yıllara da uzanmayı mümkün kılacak nitelikte. Zira arka planına intikal ettiğimizde 1960’larda “millilik”,  hem kendisine yüklenen anlamlar hem de farklı siyasi hareketlerin ortak ve kurucu siyasi kavramı olması hasebiyle yükseliştedir. Sempozyumun Mustafa Aydın’ın “ Türkiye’de Millilik Söylemi ve Erbakan Hareketi” başlıklı tebliğiyle başlamış olması bu açıdan isabetli bir seçimdi aslında. Aydın, millilik kavramını ilk kullanan kişinin Necmettin Erbakan olmadığını Osmanlı dönemine kadar geriye götürerek izah etti. Sözgelimi 1916 yılında kurulan Türk Talebe Birliği’nin başat nitelemesinin milli oluşuna dikkat çekti. Cumhuriyet Türkiye’sinde 1960’lı yıllara kadar bu kavramın fazla kullanılmamasını toplumun Batıya kar­şı verdiği savaşın adının İstiklal Savaşı olmasıyla ilişkilendirdi.  

Gelgelelim 1960’larda solun bir kısmının kavramı “Milli Kurtuluş Savaşı”  şeklinde kullanmaya başlaması meselenin rengini büsbütün değiştirecektir.  Bu açıdan, 1968 yılında kurulan Mücadele Birliği teşkilatı, verdiği mücadeleyi “Milli Mücadele” şeklinde nitelemesi kavramın güncellenip yaygınlaştırılmasında önemli rol oynamıştır.  Aydın özetle şunu ifade etti: “Millilik bizde her ne kadar ilk elde ideolojiye (İslâm’a) bir vurgu taşıyor ve milletin özsel değerleri olarak anlaşılıyor ise de siyasal literatürde, bir merkeziyetçi hükümet demek olan modern devletin inşa edip çerçevelediği bir kültür matrisidir. Erbakan hareketinde işin odağında “Milli Görüş” vardı. Vefatına kadar sürdürdüğü Milli Görüş şüphesiz doğrudan bir din yorumu, genel geçer, kalıcı bir İslâm tefsiri değildi; yerlici bir sosyal/politik projeydi. Fazlaca geliştirilemeden uzunca bir dönem öylece sürdürüldü. Ancak Milli Görüş söylemi önemli bir işlevi yerine getirdi. Kendi içinden bir kırılmayla İslâmcılığa zemin hazırladı.”

Ayrıca Türkiye’de siyaset sahnesinin İslâmcı tarafının boş kalması için çıkarılan 163. maddeden dolayı İslâmcılığın, hiçbir siyasi partinin gündeminde doğrudan doğruya yer almasının da neredeyse imkânsız olduğu belirtilmelidir. Fakat açılan bu pencereden önce ve sonra bugün etki alanını tahmin edemeyeceğimiz evsafta İslâmcı diskurun kamusal alana sirayet etmeye başladığı açıktır.  Aktüel hatta reel-politik İslâmcılık tarzının kurucu, besleyici ve sürdürücü ana merkezi “epik” Necip Fazıl, onun etik fakat “lirik” takipçisi Sezai Karakoç, radikal kopuşlara zemin hazırlayan tercümeler, derken partileşme çalışmaları… Akabinde telaffuz edilen heyecanlı sözler doğrudan doğruya İslâmcılık pozisyonunu kuvvetlendirdi.   Elbette başta Nurettin Topçu olmak üzere önde gelen farklı simalar 1971 özellikle de 1973 sonrasındaki MSP-CHP koalisyonu vesilesiyle bu hareketin dünyası ile arasına hem fikren hem de fiilen büyük mesafeler koyacak, hatta büyük ölçüde kendilerini bu dünyaya kapatacaktır. Bunun sebebinin ne olduğu sorusunun, fikri, tasavvufi, partisel ve kişisel muhtemel cevaplarının peşine düşmek uzun bir bahistir ve bu değininin ötesinde daha kapsamlı değerlendirmeleri gerekli kılmaktadır. Bu tartışmalara önemli bir işaret olması kabilinden Hareket dergisi yanında Necip Fazıl’ın Çerçeve başlıklı yazıları (kitaplaştırılanlarının beşinci ve altıncı kitapları) ile Sezai Karakoç’un Diriliş dergisindeki hatıralarının okunmasını tavsiye edebiliriz.

Dikkatle bakılırsa 1960’larda Büyük Türkiye’den kalkınmaya, güler yüzlü sosyalizmden İslâm birliğine hatta milli iradeye dek pek çok gelecek tasarımı “millilik” vasfıyla bir şekilde irtibatlandırılmıştır.  Sempozyumda birtakım itirazlarla karşılaşmış olsa da Öner Buçukcu’nun Türkiye İşçi Partisi ile Milli Nizam Partisini milliyetçilik ekseninde karşılaştırması da ufuk açıcıydı. “Ayrılardaki Aynılıklar Üzerine: MNP ve TİP Arasında Bir Karşılaştırma Denemesi” başlıklı tebliğ birbirinden çok farklı iki siyasal hareketi; TİP’in ve MNP’nin siyasal retoriklerini inceleyerek, her iki partinin siyasal zemininin milliyetçilik olduğuna dikkat çekiyordu. Hiç şüphesiz bu yıllarda kalkınma başlıklı/konulu yazılara, kitaplara, konuşmalara ayrılmaz bir unsur olarak eşlik eden mesele daima milliyetçilik olmuştur.  Elbette bu her iki partide sınırları zorlamak isteyen düşünceler ve teşebbüslerin olmadığı anlamına gelmez. Aslında birleştirici, sıkılaştırılmış yeni bir Türkiye tasarımı o günlerin de aktüel tartışma konusu. Söz gelimi önce Fikir Kulüpleri Federasyonundaki daha sonra Dev-Genç saflarında mücadele eden öğrencilerin öncelikleri milli bağımsızlıktır. Bu sebeple yeni solun sıklıkla vurgu yaptığı kavramlar ve temalar bu yıllar için henüz yaygınlık arz etmez. 

Hazırlanan Zemin

Milli Nizam Partisi’nin İslâmcılığa zemin hazırlaması bağlamında da pek çok tebliğ vardı aslında.  Akademik sunumların ötesinde protokol konuşmaları da bunun tabii bir yansıması olarak okunabilecek birtakım vurgular içeriyordu. Bu çerçevede Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek de konuşmasından yapacağımız şu alıntı mesele hakkında fikirler verecektir sanırım: “Bazı insanlar vardır tarih onları yazar; bazı insanlar da vardır, onlar tarihi yazar. Erbakan hocamız yeni nesillere de anlatmamız gereken, tarih yazan önemli bir mücadele insanı, büyük bir dava adamıdır. Ümmetin en önemli değerlerinden birisidir ve 20. yüzyıl hak ve hakikat mücadelesinde ve İslâm dünyasının hürriyetini kazanması mücadelesinde en önemli kilometre taşlarından birisidir. Hepimiz Erbakan hocamızdan çok şey öğrendik. Erbakan hocamız bir mektepti. Çok sayıda insanın yetişmesine vesile oldu. Erbakan hocamızla Türkiye insanı Müslüman kimliğiyle hiç çekinmeden, utanmadan, her platformda var olmayı öğrendi. Müslüman kimliğiyle her yerde var olunabileceğini bize ve dünyaya gösterdi.”

1970’lerden itibaren oluşan hassasiyetleri ve yeni dili kavramak bakımında Erbakan Vakfı Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın konuşmasına bakılabilir. Erbakan babasının siyasetçi kimliğiyle Türkiye ve İslâm âlemine kazandırdıklarını anlatırken aynı zamanda bir hissiyatı da paylaşıyor:  “Merhum Erbakan Hocamızın başlattığı Milli Görüş hareketi kısa sürede büyük ivme kazanmış, hareket, kısa sürede arzulanan hedefe doğru yol almıştır. Milli ve yerli söylemlerin, antiemperyalist duruşun meşruiyet alanını genişletmiş, son derece güçlü ve yayılmacı bir etkiye sahip olmuştur. Günümüzde 1969 yılında başlatılan bu hareketin artan etkisini görüyoruz. Milli Görüş, 7 milyar insanı birleştiren, yeniden öze dönüş hareketi olarak sürdürülmüştür.”

Benzer hisler çok değişik mahfillerce de açıkça dile getiriliyor.  Milli Görüş 1970’lerden bugüne birçok tecrübe daha yaşadı, yaşıyor.  Hareketi oluşturan şartlarda hâlâ önemli değişmeyen, dayanıklı, hatta İslâmcılıkla sınırlı olmayan ve destek gören birtakım ögeler var. Bir döneme, İslâmcılığın olmasa bile İslâmcıların büyük kesimine, matbuata etkisi olan Milli Görüş’ün gelecekte kendini yenileyip tekrar Türkiye’nin ufkuna yeni değerler yerleştirmesi biraz da siyasetteki yerine bağlı. Saadet Partisi’nde “etkisiz eleman” olarak varlığını devam ettiren Milli Görüş, yeni nesil kadroları bakımından AK Parti’de de bir damar olarak varlığını sürdürse de SP’nin alacağı tutumun ve kadro yapısının Milli Görüş’ün de İslâmcıların da geleceğine tesiri olacağı kesin.

 Hiç şüphesiz her durumda Erbakan ve Milli Görüş, Türkiye İslâmcılığının ötesinde üzerinde uzun uzun çalışılması gereken konular aslında, burası kesin. Bundan sonra da bu hareket üzerine çokça konuşulacak, toparlayıcı ve netleştirici çeşitli araştırmalar yapılacaktır.  Türkiye siyasetinin yeniden 1960’ların diline ve tarzına dönmeye başladığı bir dönemde Erbakan ve Milli Görüş hareketinin diğer siyasi gelişmeleri ihmal etmeden ele alınıp kavranması başlı başına değerli bir çaba olarak anılmayı hak ediyor.  Zira düzenin yabancılaşması konusunda hemen herkes hemfikir fakat düzenin nasıl normalleşeceği konusunda kuvvetli bir çekişme var. Parlamenter sistemle başkanlık arasında salınan ikili dahası buna üçüncü seçeneği eklemeye çalışan “buçuk” bir tasarımın varlığı dikkatlerden kaçmıyor. Haddizatında bugünlerde farklı bir tarih kesitinde ve kriz ortamında konuştuğumuz bu teklifler “yeni Türkiye” tartışmaları çerçevesinde 60’larda da yapılmıştı. 

Güncelleme Tarihi: 04 Kasım 2016, 22:44
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35