Foucault Cogito'da

Cogito’nun hazırladığı özel sayıda biyopolitika ve yönetimsellik, cinsellik, estetik varoluş, beden politikaları, eleştiri ve temsil anlayışı, etik, bölge ve siyaset kavramsallaştırmaları üzerine makalelerle Michel Foucault’nun, öznenin üretilişi, yönetilişi ve tabi kılınışına dair benzersiz arkeolojik ve soykütüksel incelemelerinin ayrıntılı okumalarını sunuluyor

Foucault Cogito'da

Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Bir tarihçi, felsefeci, toplumsal teorisyen ve eleştirmen olan Michel Foucaultnun  arkeolojik ve soykütüksel çalışmalarının konusu "özne"dir. 1978 yılında, Gerard Raulet'yle yaptığı bir söyleşide şöyle der: "Ben iktidar teorisyeni değilim ... Kendiliğin kendilik üzerine düşünümünün tesis ediliş biçimi ve bununla bağıntılı olan hakikat söylemi üzerine çalışıyorum." Delilik, kapatılma, beden ve cinsellik, disiplinci kurumlar, etik, biyopolitika ve yönetme biçimleri üzerine incelemelerinde insan ve gerçeklik arasındaki ilişkiyi değil, insanın ve gerçekliğin, hakikat söylemlerinin üretilme biçimlerini araştırır Foucault.  Cogito'nun hazırladığı özel sayıda biyopolitika ve yönetimsellik, cinsellik, estetik varoluş, beden politikaları, eleştiri ve temsil anlayışı, etik, bölge ve siyaset kavramsallaştırmaları üzerine makalelerle Düşünce Sistemleri Tarihi Profesörü Michel Foucault'nun, "tarihsel a priori" ışığında öznenin üretilişi, yönetilişi ve tabi kılınışına dair benzersiz arkeolojik ve soykütüksel incelemelerinin ayrıntılı okumalarını sunuluyor.

Judith Revel "Kimlik, Doğa, Yaşam: Üç Biyopolitika Yapıbozumu" başlıklı makalesinde Foucault'nun biyopolitika çözümlemesiyle yakından ilişkili olan kimlik, doğa ve yaşam terimlerini yapıbozumcu bir yaklaşımla ele alıyor. Biyopolitikanın zamandan ve bağlamdan bağımsız olarak hemen her döneme uygulanmak suretiyle evrenselleştirilmesini eleştiren Revel Foucault'da tarihselciliğin ve soykütüğün önemini, dispositif'lere direnişin içselliğine ve bireyleşmenin yaratıcı gücüne bel bağlayan siyasal eylemin ancak "gelmekte olan" özneleşmenin yaratıcı gücüyle mümkün olacağını vurguluyor.

Zeynep Gambetti'nin "Foucault'dan Agamben'e Olağanüstü Halin Sıradanlığına Bir Yanıt Denemesi" başlıklı makalesi, Arendt'in totalitarizm çözümlemesiyle Foucault'nun biyopolitika kavramsallaştırmasını birleştirerek, kamp ile biyopolitika arasındaki ilişkiyi irdeleyen Agamben'in okumasının bir eleştirisi. İktidarı ve siyaseti karşılıklı belirlenim diyalektiğinin dışında, tarihsizleştirilmiş bir okumaya tabi tutan Agamben, iktidarı yaşam ile ölüm arasındaki sınırı belirleyen mecra olarak belirler. Gambetti'ye göre,  "yaşam ile ölüm arasındaki sınır günümüzde iradevi (yasal) kararlarla değil, tam aksine kapitalist ekonomiye içkin yapısal (gayri-iradevi) yasalar aracılığıyla çizilmektedir. Bu dönüşüm, egemenlik paradigmasını kavramsal anlamda geçersiz, pratik anlamda da gereksiz kılmıştır."

Jason Read, "Homo Economicus'un Bir Soykütüğü: Neoliberalizm ve Öznelliğin Üretimi" başlıklı makalesinde, bir yönetimsellik biçimi olan neoliberalizmde öznelliğin üretimini David Harvey, Antonio Negri, Wendy Brown gibi yazarların okumaları üzerinden ele alıyor. Johanna Oksala'nın "Devlet Şiddetinin Yönetimi" başlıklı makalesinde de, siyasi iktidarın yasa-ötesi şiddet pratikleri Foucault'nun yönetimsellik kavramsallaştırması üzerinden inceleniyor.

Utku Özmakas'ın "İktidardan Biyoiktidara" başlıklı makalesi, Foucaultnun biyopolitika kavramsallaştırmasının ayrıntılı bir incelemesi. Todd May'in "Yeni Girişimciler: Foucault ve Tüketim Toplumu" başlıklı makalesi de neoliberal öğretinin yükselişiyle yaratılan girişimci benliğe dair bir soruşturma. May'e göre girişimci benliğe karşı mücadelenin yolu kendimizi bireysel girişimciler olarak değil, umutla birbirine bağlı dayanışmacı varlıklar olarak görmekten geçiyor.

Dianna Taylor "Modernliğe Karşı Durmak" makalesinde, hem Arendt'in hem Foucault'nun modernite ve  modern ırkçılık üzerine yazdıklarını ve özgürlük pratiklerinin nasıl geliştirilip teşvik edilebileceğine dair düşüncelerini birlikte okuyor. Taylor, Arendt'in totalitarizm çözümlemesiyle Foucault'nun biyoiktidar çözümlemesinde modern toplumların işleyişine dair ortak kaygıları tespit ettikten sonra, modern iktidarın ürettiği kötülüklerin ve yol açtığı zararların bir tablosunu sunuyor.

Hakan Gündoğdu'nun "Eleştiri ve Foucault" başlıklı makalesi, Foucault'yu irrealizmle, eleştiri getirdiği sisteme bir alternatif sunmayışı nedeniyle nihilizmle suçlayan –başta Habermas olmak üzere– eleştirmenlerinin tutarsızlıklarını, Foucault'nun "Eleştiri Nedir?" ve "Aydınlanma Nedir?" başlıklı makalelerinde sunduğu bir erdem ve pratik olarak eleştiri kavramsallaştırması üzerinden  ele alıyor. İmge Oranlı'nın "Biyopolitikanın Doğuşu ve Foucaultcu Eleştiri" başlıklı makalesi de Foucault'nun eleştiriyi Kant'ın izinden giderek ve sınırlandırıcı değil tesis edici bir güç olarak düşünme girişimi ekseninde, neoliberal öznenin siyaseti denetleme ve ona başkaldırma imkânlarını inceliyor ve bu imkânın Türkiye bağlamındaki olabilirlik koşullarını sorguluyor.

Veli Urhan'ın "Michel Foucault'da Cinsellik, Hazlar ve Etik" Nilüfer Zengin'in "Öznenin Cinselliğinden Kendiliğin Haz Ahlakına" başlıklı makalelerinde Foucault'nun günümüzde cinsellik söylemlerinin, modern insanın bir cinsellik öznesi olarak kuruluşunun ve kendini bir arzu öznesi olarak görme biçimlerinin kaynağına indiği soykütüksel bir araştırma olan üç ciltlik Cinselliğin Tarihi ele alınıyor.

Bu sayıda ayrıca  Foucault'nun daha önce Türkçede yayımlanmamış bir söyleşisi yer alıyor. Jean Le Bitoux'nun, 1978 yılında, yapılan söyleşi farklı yayın organlarında eksik olarak yayımlanmış. Dergi  Critical Inquiry'nin Bahar 2011 sayısında çıkan  söyleşinin eksiksiz halini yayımlamış. Bu sayının diğer söyleşisinde, Kaan Atalay ve Ömer Albayrak Toplumsal Sözleşme Teorilerini Hegel ve Foucault bağlamında ele alıyor.

Lois McNay'in "Foucaultcu Beden ve Deneyimin Dışlanması" yazısı, Foucault'nun Hapishanenin Doğuşu'nda geliştirdiği, iktidar ilişkilerinin en somut biçimde tezahür ettiği yer olarak beden anlayışının ve özcülük karşıtı beden teorisinin, kadınların ezilmesine dair feminist okumalardaki yansımalarının izini sürüyor. McNay'e göre Foucault toplumsal cinsiyetli bedeni göz ardı edip, kimlik ve failliğin sınırlı bir izahına yol açan oldukça pasif bir beden kavramsallaştırması sunarak, toplumsal teoride oldukça yaygın olan cinsiyetçiliği tekrar üretiyor. McNay, bu makalede, toplumsal cinsiyet körlüğü ve uysal bedenler gibi azımsanamayacak eksiklerin, feminizmin kadınların deneyimlerini yeniden keşfetme ve yeniden değerlendirme amacıyla çatıştığını gösteriyor.

Hayrünnisa Göksel'in "Michel Foucault'da İktidar Kurma Pratikleri" makalesi, Foucault'nun biyopolitika ve yönetimsellik çözümlemeleri çerçevesinde Türkiye'deki beden politikalarının işleyişine dair bir inceleme. İktidarın kadın ve erkek bedenleri üzerinden yürütülen stratejilerle öznellik üretme sürecine odaklanan makalede kadına yönelik şiddet yönetimsellik kaynaklı bir sorun olarak ele alınıyor.

Tuğçe Ellialtı'nın Türkiyeli genç kadınların evlilik öncesi cinsellik ve bekaret üzerine görüşlerini cinsellik söylemleri bağlamında ele aldığı makalesi "Evlilik Öncesi Cinsellik, Bekaret ve Beden Disiplini", cinselliği düzenleyen söylemleri Foucault ve Butler'ın kavramsal araçları üzerinden tartışıyor. Burak Köse, "Söylemden Yönetimselliğe Foucault ve Postkolonyal Kuram" başlıklı makalesinde, Foucault'nun bilgi-iktidar ilişkisi üzerine çözümlemelerinin postkolonyal çalışmalara eklemlenişini ele alıyor. Foucault'nun çözümlemelerinde hem zamansal hem de coğrafi açıdan "Avrupamerkezcilikte sıkışıp kalmış" olduğu yönündeki eleştiriden yola çıkarak, Foucault ve postkolonyal düşünce arasındaki karmaşık ilişkinin genel bir tablosunu sunuyor.

Judith Butler "Beden ve İktidar, Tekrar" başlıklı makalesinde, Foucault'nun beden/iktidar ilişkisi üzerine çalışmalarını özneleştirme/tabi kılma ve faillik mefhumları üzerinden bir okumaya tabi tutuyor. Bu sayıda doğruyu söyleme pratiği parrhesia üzerine dört yazı var. Nancy Luxon "Michel Foucault'nun Son Derslerinde Açık Sözlülük, Risk ve Güven" başlıklı makalesinde, Foucault'nun 1982-1984 yılları arasında College de France'ta verdiği derslerde etik otorite figürlerini değerlendirmek için sunduğu model üzerinden modern otoritelerin hakikat söylemlerinin iktidar iddiasıyla bağıntısını inceliyor ve parrhesia modelinin modern bireye, "kendisi için konuşma yetisiyle doruğa çıkan çetin bir özne-oluşumu sürecine dayalı" bir özgürlük imkânı sunduğunu savunuyor. Kathy Ferguson, ABD'de hükûmet, medya ve tıbbın söylemleriyle kamuya tehlikeli kişi olarak sunulan anarşist Emma Goldman'ın korkusuzca ve kendini riske atmak pahasına açık sözlülüğünden ödün vermeyerek otoritelere karşılık verişini, Foucault'nun parrhesia ve doğruyu söyleme pratikleri incelemesi üzerinden ele alıyor. Süreyyya Evren'in "Foucault ile Anarşizmin Rabıtaları" başlıklı makalesi de, Foucault'nun güncel anarşist düşünceye etkisinin parrhesia pratikleri bağlamında bir okuması. Süreyya Su'nun "Foucault'nun Sokrates Okuması" başlıklı makalesi, düşünürün parrhesia'nın antik Yunan'da siyasal bir kavramdan etik bir kavrama evrilişi üzerine incelemesinin "kendilik kaygısı" olarak etik anlayışını nasıl biçimlendirdiğinin izini sürüyor.

Brian Massumi "Çıkarın Ötesinde Sanat: Ekonominin Sonundaki Güç" başlıklı makalesinde kendi çıkarını gözeten girişimci neoliberal özneden kurtulma yolunu yaşam-yaratıcı anlamda üretken olan estetik faaliyette arıyor. Tolga Yalur'un Foucault'nun temsil anlayışı üzerine incelemesi, düşünürün temsil ile bilgi arasındaki ilişkiyi hakikat söylemleri, özne ve sanat üzerinden tarihselleştirmesine odaklanıyor. Michael Dillon'ın "Olaysallık: Hakikat Siyaseti" başlıklı makalesi Foucault'yu bir "olay felsefecisi" olarak konumlandırmak suretiyle hakikat ve bilgi söylemlerini, modern hakikat siyasetinin tarihsel olabilirlik koşulunu araştırıyor. Mark Poster'ın "Foucault, Deleuze ve Yeni Medya" başlıklı makalesi de Foucault'nun çalışmalarının "yeni medya"yı anlamada nasıl kullanılabileceğini, Deleuze'ün "denetim toplumları" kavramsallaştırması üzerinden araştırıyor. Stuart Elden "Bölge Tarihini Nasıl Yapmalıyız?" başlıklı makalesinde, Foucault'nun bölge (territory) üzerine incelemelerinin eksiklerine işaret ederek,  bölgenin doğuşunun ana hatlarını çiziyor ve bölge tarihinin nasıl yapılacağına dair bir şema sunuyor.

Güncelleme Tarihi: 16 Temmuz 2012, 13:05
YORUM EKLE

banner33

banner37