banner39

Geleneksel ciltçilik unutuluyor

Kadim cilt sanatının önemli ustalarından Mehmet Ali Kunduracıoğlu ile sanatı üzerine hasbihal ettik

Kültür Sanat 03.02.2015, 13:48 03.02.2015, 14:04
Geleneksel ciltçilik unutuluyor

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

Mehmet Ali Kunduracıoğlu İstanbul’da sayıları gün geçtikçe azalan ustalarından biri… İstanbul’un önemli sanatkârlarından, mütevazı bir üstad o… Kadim cildin, kağıdın ustası o.

1997 yılında birkaç eserin tezhiplenmesi vesilesiyle tanışmıştık onunla. O gün bugündür hukukumuz devam etti. Geçtiğimiz yıl oğlum Ahmet Selim’le birlikte ustayı mülakat yapmak üzere ziyaret ettik. Ustamızla, Sultanahmet’te Turing’e ait Cedid Mehmet Efendi Medresesi İstanbul Sanatçıları Çarşısı’ndaki atölyesinde iki saat kadar sohbet ettik. Hasbıhal sonrasında konuşma metinlerini Erzurum’dan Nurdan Karagöz kardeşimize gönderdim. Sağ olsun, hat talebesi Nurdan Hanım kısa sürede ses kaydını deşifre etti. Lakin yoğun çalışma temposunda metni redakte ederek mülakatı yayına hazırlamak bugüne kadar kaldı.

Geçtiğimiz günlerde Ali Bey’i koleksiyoner Osman Bilgili’nin birkaç yazısının restorasyonu için bu kez Küçük Ayasofya’daki yeni atölyesinde ziyaretine gittik. Mehmet Ali Usta’yı kendisine murakaa için gelen Hatay Kurşunlu Camii’nin, Hattat Mesut Dikel ketebeli yazılarını incelerken bulduk. Ustamızla söyleştik, yeni mekânında fotoğraf çekildik.

VEFAKÂR BİR ZAT

Vefakâr bir zat Ali Bey. Feyz aldığı üstadlarından olan Mustafa Düzgünman Hoca için özel bir bölüm ayırmış atölyesinde... Hocanın hatıralarını orada yaşatıyor.

Mehmet Ali Beyle yaptığımız öznesinde klasik cilt sanatı olan mülakatı malumatınıza arz ediyoruz.

İbrahim Ethem Gören: Mehmet Ali Bey, Klasik İslâm-Türk sanatlarıyla hemhal olmaya nasıl başladınız?

Mehmet Ali Kunduracıoğlu: Efendim lise tahsili gördüğüm yıllarda ablam Süleymaniye Kütüphanesi’nde görev yapmaktaydı. O dönemde İslam Seçen Hoca da Süleymaniye Kütüphanesi’nde yazma eserlerin ciltlerinin restorasyonuyla meşgul oluyordu. Ablamın vesilesiyle İslam Hoca’yla görüştük, tanıştık. Yaptığı işi, hizmeti, cilt sanatını çok sevdim. O gün bugün hocanın peşini bırakmadım.

O dönemde İslam Hoca’dan cilt sanatının inceliklerini öğrenen kimler vardı?

Hocanın hem okuldan, hem kütüphaneden talebesi olan Saadet Hanım vardı. Saadet Hanım kâğıt konservasyonu uzmanıydı. İslam Hoca’dan hem kâğıt restorasyonunu hem de cilt restorasyonunu öğrenmeye başladığımda takvimin yaprakları 1974 yılını gösteriyordu.

Yaklaşık kırk yıl olmuş. Bu serencamı kısaca özetler misiniz?

Evet evet, çok şükür uzun bir zamandır bu sanatın hizmetindeyiz. Atölyemize gelip de cilt sanatının izzetini öğrenmek isteyen herkese her zaman kapımızı açık tuttuk. Cilt öğrenmeye askerlikten önce başlamıştım. Epeyce bir mesafe almak nasip oldu. Ardından vatani hizmetimi yapmaya gittim. Askerlik dönüşümde Kütüphane’den ayrılıp Sultanahmet’te Turing’in himayesindeki el sanatları çarşısında bir yer tuttum. Burası ilk görev yerim diyebilirim. Emektar dükkânda uzun yıllar hem ciltle, kâğıtla, murakkaa ile uğraştım hem de talebe yetiştirdim. Tabi ki bu zaman zarfında bir lisede çeyrek asır boyunca ders verdim.

Hangi lisede?

Sultan Selim Kız Meslek Lisesi’nde. Esasen, mezkûr lisede cilt bölümünü de biz açmış olduk. O dönemde Avni Akyol Bey Milli Eğitim Bakanı’ydı. Zamanın Kız Meslek ve Teknik Liseleri Genel Müdürü Gönül Göktürk Hanım’ın ısrarlı talebi ve Bakanın da desteği üzerine Fatih Çarşamba’daki okulda bir atölye kurarak Geleneksel Sanatlar Bölümünü açtık ve böylelikle öğretim faaliyetine başladık. Bu okulda sağlığım el verdiği süre zarfında tam yirmi dört yıl boyunca öğrencilerime kadim cilt sanatımızın inceliklerini öğrettim, yüzlerce öğrencinin ciltçilik sanatını sevmesine vesile oldum. Aynı zamanda Akademi’den de pek çok öğrencinin yetişmesine yardımcı olduk.

Akademi dediniz… Emel Hanım var mesela biliyorum. Sanırım sizinle ilk olarak 1997 yılında tanışmıştık. Atölyenize murakkaa için üç adet talik levha getirmiştim. Yanınızda cilt öğrenen Emel Hanım’ın tezhip de yaptığını söylediğinizde ilk tezhiplerimizi Emel Hanım’a yaptırmış olduk.

Emel çok başarılı ve azimli bir sanatkârdır. Benim hem liseden hem de Akademi’den öğrencimdir. Mümkün mertebe talebelere, cilt öğrenmek isteyenlere ne biliyorsam öğrettim. Olur, olmaz kişilerin “Bu işleri, bu sanatı kimseye öğretmediniz mi ?” sorularına da içerlerim.

CİLTÇİLİĞE DAİR NE BİLİYORSAM TALEBELİRİME AKTARDIM

Oysa ki yüzlerce insana öğrettiniz…

Evet, bugüne kadar neredeyse üç binin üzerinde öğrenci yetiştirdik. Ciltçiliğe dair ne biliyorsak muhataplarımıza aktarma gayretinde bulunduk. Kanaatimce istidadı olanlar bu sanatı öğrendi. Ya da biz öyle zannediyoruz! Şaka bir yana çok iyi öğrencilerim oldu.

Ciltçilik emek yoğun bir sanat… Sanatınızın inceliklerine değinir misiniz?

Hay hay efendim. Bizim işimiz çok meşakkatlidir. Ciltçilikte zaman mefhumu çok önemli… Hassas çalışmak, işi tizlik bir şekilde yapmak çok önemli. Sonuçta el yazmaları tarihi eserlerdir. Tarihi eserlerin üzerinde çalışırken dikkatli olmak zorundasınız. El yazmaları bugünkü koşullarda yeni bir hattatın yazdığı bir şey olmadığı için yaptığınız hatayı telafi etmek mümkün değildir. Yaptığımız, yapacağınız hataların geri dönüşümü, telafisi söz konusu olmaz. O nedenle ciltçilik çok titiz bir çalışma gerekiyor.

Yazma eserleri yahut yıpranmış hat sanatı eserlerini de restore ediyor musunuz?

Elbette. Çok sayıda yazma kitabı, levhayı, murakkayı, yazıyı tamir ederek sanatkârlara, kütüphanelere, koleksiyonlara kazandırmışızdır. Özellikle yüzlerce, belki binlerce zerendut levhayı tamir etmişizdir.

Öğrenciler nezdinde geleneksel sanatlarda cilt daha az mı tercih ediliyor?

Bizim öğrencilerimiz hem tezhip, hem minyatür, hem ebru, hem de cilt öğreniyorlar. Ana sanat dalları klasik cilt olsa dahi bundan uzun vadede daha az kâr edeceklerini düşündükleri için ve birazcık da ciltçiliği minyatür, tezhip ve ebruya nazaran daha zor buldukları için genellikle tezhip ve minyatüre yönelmiş vaziyetteler. Dolayısıyla da oradan kazançları nisbeten fazla. Bunun için bu mesleğe itibar eden fazla kimse maalesef olmuyor.

Hakikaten zor mu bu sanat?

Elbette… Tabi her meslekte olduğu gibi bizim işin de son derece incelikleri, özellikleri olan şeyler var, bunlara “zorluklar” da diyebiliriz.

KAĞIT RESTORASYONU OLDUKÇA MEŞAKKATLİDİR

Nedir o zorluklar?

Kâğıt restorasyonu… Bilhassa günümüzdeki kâğıt restorasyonu çok zordur. Kâğıt restorasyonunun hakkını çok az kişi verebilir. Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki kâğıt konservasyonu bölümü de dâhil olmak üzere devletin tekelinde olan kâğıt konservasyonu ve restorasyonu bölümlerinde hiçbir zaman bizim istediğimiz doğrultuda bir eser maalesef vücut bulmuyor.

Neden?

Nedeni şu: Hem bu işle yetkili kişilerin bu işten anlamaması hem de yapılan işi “devletin malı” gözüyle bakılması. Tüm bunlara yapılan yanlış işlere tepki gösterilmemesini de eklemek mümkündür.

Malum biz koleksiyonerlere; şahıslara eser yapıyoruz. Bizde en ufak bir hata, yahut gözden kaçan bir husus olduğu zaman müşteri bunun karşılığında bize yorumlarda bulunuyor. Biz, müşterilerimiz için ne kadar titizlensek de bazı olaylarda tepkilerle karşılaşıyoruz.

Bunu bana niçin anlatıyorsunuz ki?

Mukayese için sevgili kardeşim. Bu işle ilgili devlet dairelerinde cilt işleri şu sıralar şirketlere taşeron olarak veriliyor. Cilt işi, sanat işi taşerona verilir mi? Bu hakikaten işler acısı bir durum. Taşeron firmalarda bu işlerin uzmanı yok, çoğu temizlik firmaları. Düşük fiyat teklifini veren sanat işini kapıyor!

O zaman ortaya ucube çıkar!

Maalesef öyle… Şimdi, temizlik firmasındaki adamın devletten aldığı bir ihaleyi düşünelim. Patron aldığı ihaledeki işin mahiyetinden habersizdir. İşten hiç anlamaz. Yanında “uzman” namıyla çalıştırdığı kişinin ehliyetine/ehliyetsizliğine vâkıf değildir. Bu firma nasıl olacak da ortaya güzel bir cilt eseri çıkarabilecektir?

Çok fazla bu işte yetişmiş, uzman restoratör de yok gibi…

Uzman restoratörün var olduğunu farz etsek bile zaten onlar taşeron firmayla çalışmazlar. Bu insanlar kendilerine münferit olarak iş yaparlar. Ama maalesef devlet ihalelerinde en az fiyat verene restorasyon işleri veriliyor, dolayısıyla işi alan firma taşerona devredince taşeron da ehil insanları çalıştıramıyor.

İşin ehli olan restoratörler özel koleksiyonlara hizmet ediyor. Dolayısıyla böyle olunca da eserlerin tadilatı, tamiratı da hiçbir zaman arzu edilen gibi olmuyor, restorasyonu yapılan eser özelliğini kaybediyor. Yapılan, ortaya çıkan işler şahsen beni tatmin etmiyor, inşallah bu durum ileride düzelir. Devlet tarihi eser restorasyonlarını daha bir akl-ı selimle yapar. Bizde her şeyi devletten bekleme geleneği var. “Devlet nasıl olsa yapar” diye. Zira bizler de hatalıyız hani bir şirket böyle bir iş yaparken yetkili mercilere gidip de “İşler yanlış yapılıyor, aslı şöyledir ve de şöyle olmalıdır” diyerek serzenişte bulunmuyoruz. Veyahut bir suç duyurusunda bulunmuyoruz en azından. Kamuoyunda böylesi bir bilinç gelişebilirse belki ilgili firmalar biraz daha özenle tarihi eserlere el atarlar. Ancak meydan boş bulunduğu için bu türden hadiseler maalesef oluyor.

Atölyenizde kağıt restorasyonu da yapıyor musunuz?

Restorasyon ciltçiliğim mütemmim cüzüdür. Efendim burada gördüğünüz gibi hem kâğıt restorasyonu hem de cilt restorasyonu yapıyoruz. Bize getirilen antik değeri olan veyahut manevi değeri olan eserleri en âlâ bir keyfiyette restore etmeye çalışıyoruz.

KADİM CİLTÇİLİĞE İLGİ YOK

Eser/kitap/cilt restorasyonunda seçici davranıyor musunuz?

Yaşamımız boyunca yapabileceğimiz, alabileceğimiz nefes kadar sınırlıysa yapacağımız eserler de o kadar sınırlı. O yüzden mümkün olduğu kadar seçici oluyorum. Çok sayıda eser, kitap, yazma eser geliyor… Maalesef seçici davranarak ecdat yadigârı olanlara vaktimi ayırabiliyorum, diğerlerini maalesef reddetmek durumunda kalıyorum. Ama üzülerek söylüyorum ki bu işi, kadim ciltçiliğe ilgi yok, sanat olarak da yok. Ülkemizin nüfusu seksen milyona dayanmış. Ama maalesef cilt işinde mahir 80 kişi yok ülkemizde.

Bir elin parmakları kadar.

Yani evet…

Şimdiye kadar kaç kitaba, hat yazısına, murakkaa, cilde eliniz değdi?

Sayısını Allah bilir. Bugüne kadar yaklaşık herhalde birçok kitaba dokunmuşumdur. Farazi olacak rakam ama herhalde 7 bin civarımda kitap/cilt restorasyonu yapmış olmalıyım.

Büyükçe, çok büyükçe, hatırı sayılan kütüphane kadar kitap geçmiş elinizden.

Çok şükür… Rabbimin verdiği marifeti ecdat yadigârlarının tekrar hayata tutunması yönünde, kütüphanelere kazandırılması yönünde kullandık.

KAĞIT İNSANI EĞİTİR

Kâğıt size lisanı haliyle ne anlatıyor Ali Bey?

Vallahi kâğıdın bir şey anlatıyor olmasından ziyade insana yaklaşını nedir ona bakmak lazım... Kâğıt son derece sıcaktır, insana eğitim verir, eğitimde mimardandık eder. Bugünkü teknoloji ne kadar gelişse de kitap sizi mika parçasından ya da bilgisayar ekranından uzak tutar. Kâğıt ve dolayısıyla kitap sizi rehabilite eder. Kâğıt, dokundukça haz verir, kokusuyla, dokusuyla insana güzellikler arz eder.

Eskiden kâğıt elde yapılırdı. Elde yapılan kâğıdın hali başkadır, bambaşkadır. Bugün fabrikasyon olarak kâğıt imal ediliyor. Elde yapılan kâğıdın üretim zorluklarını tahmin edebilirsiniz.

Kitap cildi yapıyorsunuz, murakka yapıyorsunuz, kadim bir cildin ve murakkaanın özellikleri nelerdir, hasını nasıl anlayabiliriz?

Üzerinde çalışma yapacağımız eser bir kitap ise kitabın sonunda yazan müellifin ketebe bölümü vardır. Orada kitabın kim tarafından yazıldığı, dönemi, hocası, tarihi açıkça belirtilir. Biz dahi kitap hangi tarihlerde, dönemde yapıldıysa o tarihin, dönemin sanat izzetini yansıtan cildini yaparız. Ve dahi ketebe olmasa da biiznillah yazının şivesinden, karakterinden kimin yazdığını anlamaya gayret ederiz.

NECMEDDİN EFENDİ’NİN YOLUNDAN GİDİYORUZ

Necmeddin Efendi Merhumun bu hususta epeyce nâmı var.

Elbette... Biz de onun yolundan gidiyoruz. Mesela Şevki Efendi’nin gençlik yıllarındaki yazısıyla olgunluk dönemindekileri ve yaşlılık dönemi yazılarını ayırt edebiliyoruz. Çok şükür o görgüye sahibiz. Bununla birlikte bize gelen eserlerin çoğunda ketebe bulunmamakta... Ketebe yoksa yazının karakterinden yola çıkarak dönemini tesbit ediyoruz. Kitapta/eserde kullanılan kağıdın cinsine, cibilliyetine göre bir restorasyon çalışması yapıyoruz.

Cilt kapağı bu konuda size rehberlik etmiyor mu?

Cilt kapakları tarihleri yansıtmasına rağmen bazı durumlarda yansıtmayıp yanıltabiliyor insanı.

Nasıl oluyor yani sonraki yıllarda bulunmuş bir şeyle mi kaplanmış oluyor?

Evet, şöyle bir örnek verelim. Selçuklu dönemimde yapılmış kap zamanla, süreç içerisinde yırtılıp, deforme olmuş olabilir. Bu esere 15’inci veya 16’ıncı yüzyılda dönemin mücellidi bir kapak yapmış olabilir. Bu durumda haliyle eserin içi ve dışı aynı tarihi taşımaz. Bu yüzden sadece cilt kapaklarına bakarak cildin tarihini tespit etmek hatalı bir yöntem olur. Bu durumda kâğıttan eğer anlıyor iseniz kâğıdın yapılış özelliklerinden ve yapımında kullanılan hamurunun özelliğine göre tarihini üç aşağı beş yukarı tesbit edebilirsiniz. Bu mümkün olmuyorsa karbon testine tabi tutarsınız.

Okuyucularımıza ne tavsiye edersiniz?

Sanattan, kitaptan ve kitap sanatlarından uzak kalmasınlar. Hali vakti yerinde olanlar evlerine, işyerlerine ebru alıp assınlar, hat levhası alsınlar, kaatı alsınlar, minyatür sevenler minyatür alsın. Alsın ki sanatlarımız ve sanatkarlarımız yaşasın. Eskiler “Marifet iltifata tabidir. Müşterisiz meta zayidir” diye boşuna söylememiş. Biz, siz, yahut herkimse öz sanatlarımıza ve sanatkarlara destek çıkarsa sanatlarımız daha ileriye gider.

İlginiz için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim İbrahim Ethem Bey.

banner53
Yorumlar (3)
Ali Durmuş 6 yıl önce
Geçtiğimiz günlerde Davudoğlu açıkladı ya.. Unutulmaya yüz tutmuş el işçiliklerini bilmem ne kadar faizsiz kredi ile destekleyeceklermişmiş(!) İnsanlar borçlandırılmak istemiyor ey AKP... İnsanlar kapitalizmin köleliğinden kurutulmak ve insan fıtratına uygun çalışmak istiyor. Ama siz artık yeni dünya düzeninin ruhundan anlarsınız. Kur'an'ın ruhundan boşa konuşuruz size...
Süleyman Berk 6 yıl önce
İbrahim Ethem kadeşime teşekkür ediyorum. İstanbul'un hay u huyundan görüşemediğimiz bir çok dostumuzla hemhal olmamızı sağlıyor. Ali üstada da saygılar...
bedirhan 6 yıl önce
yapılması elzem bir takım önlemler zaruri. aksi taktirde tüm bu sanatların kaderi tarihe gömülmek olacaktır. inşallah gereken yapılır
14
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?