Gökhan Özcan: Bizim Kafamızdaki O Devrim Hiç Olmadı

‘’Hayat dediğimiz şey, sürekli akan şeylerden ibaret değil. Âlemde kendi döngüsünü sürdüren pek çok şey var. Mevsimler daha hızlı geçmiyor, çiçekler daha hızlı açmıyor. Onlar kendi tempolarına uyuyor; hızlanan insan. Hızlanan ve yetişemeyen...’’ diyor Gökhan Özcan

Gökhan Özcan: Bizim Kafamızdaki O Devrim Hiç Olmadı

Dünya Bülteni/ Haber Merkezi

Üsküdar Belediyesi ve Uluslararası Genç Derneği tarafından organize edilen Tecrübe Söyleşileri’nin beşinci konuğu gazeteci-yazar Gökhan Özcan’dı. 29 Haziran Cuma akşamı Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen söyleşinin moderatörlüğünü Yusuf Temizcan yaptı. Sedat Anar’ın besteleriyle renk kattığı programa ilgi büyüktü.

Yıllardır kitaplarını ve gazete yazılarını keyifle okuduğumuz fakat ortalıklarda pek göremediğimiz bir yazar Gökhan Özcan. Derin, az konuşan, az söyleyen ve hep gündemin ötesinde duran bir kalem. Söyleşi vesilesiyle onun dingin dünyasına yolculuk ettik. Geçmişine, meslek hayatına ve yazarlık tecrübelerine tanıklık ettik. Oralardan güzel hikâyeler devşirdik kendimize. Kıymetine binaen Yusuf Temizcan'ın Gökhan Özcan ile yaptığı bu güzel söyleşiyi sizinle de paylamak istedik:

Bugün beşincisini düzenlediğimiz Tecrübe Söyleşileri'nde daha çok konuklarımızın hayat hikâyelerine tanıklık etmek istiyoruz. Herkesin eşsiz hikâyeler biriktirdiğini düşünüyoruz. 1965 yılında İnegöl’de doğdunuz. Nasıl bir muhitte doğdunuz? O günlere dair neler hatırlarsınız?

Bizim sokağımız çeşitli yerlerden göçmen olarak gelen insanlardan müteşekkil bir sokaktı. Mozaik dediğimiz şeyin en özgün modellerinden biriydi. Komşuluk ilişkilerinin en üst düzeyde olduğu böyle bir ortamın içinde doğdum. Az bir nüfusu vardı İnegöl’ün. Osmanlı’nın damgasını taşıyan bütün şehirlerde olduğu gibi çınar ağaçları, camisi, külliyesi ve hamamı olan; Anadolu’nun birçok yerinde rastlayabileceğimiz yerlerden biri. Ben doğduktan 3 yıl sonra Bursa’ya taşındık. İlkokul 4. sınıfın sonuna kadar orada kaldık. Evimiz Emir Sultan’a çok yakındı, neredeyse mezarlıkta oynayarak büyüdük diyebilirim. Ardından tekrar İnegöl’e döndük ve üniversite yıllarına kadar da orada kaldım. Kültürel çeşitliliğin her türlüsünü en özgün haliyle yaşadım İnegöl’de; evlerin döşenmesinden sofra kültürüne kadar. Hayatımın en zengin dönemiydi diyebilirim. O zenginlikler bugün artık dönüşerek değişti. Böyle bir yerden çıktık buralara geldik ama o zenginliği kalbimizin bir köşesinde yaşatıyoruz.

O dönemde bir açık hava sineması varmış ve siz çok ilgi gösterirmişsiniz. Biraz bundan bahseder misiniz?

Evet, Bursa’da. Açık hava sineması denildiğinde ne kadar eskiye gittiğimiz anlaşılıyor herhalde. Çocukluktan itibaren nereden geldiğini bilmediğim bir sinema tutkusu vardı bende. O dönem tabii yazlık sinemalar var. 1970’lerin başından bahsediyoruz. Sinemalarda iki tane film oynatılıyordu arka arkaya. Masalarda oturuyorsunuz, aileler geliyor genellikle. Yıldızların altında perdeye bakarak film seyrediyorsunuz. Şimdilerde çok yaşama imkânı olmayan bir zevk. Benim yoğun ısrarlarımla ailem artık çaresiz kalıyordu ve hep beraber gidiyorduk. Epeyce bir dönem böylece devam etti. Sonra değişimle birlikte o sinemalar teker teker kapanmaya başladı. Yazlık sinema, sinemadan daha fazla bir şeydi. Aramızda herhalde o yaş grubundan çok fazla insan yok. Olanlar bilirler.

Yazının tamamını okumak için TIKLAYINIZ

 

Güncelleme Tarihi: 02 Temmuz 2018, 16:29
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner10

banner12