banner15

Gökhan Özcan: Ramazan'daki zihin açıklığından istifade etmeli

Dünya Bizim, bu sene ilim, kültür ve edebiyat dünyasından isimlerle kısa kısa Ramazan-ı Şerif söyleşileri yapıyor. Bunlardan biri de Gökhan Özcan ile olan söyleşiydi...

Gökhan Özcan: Ramazan'daki zihin açıklığından istifade etmeli

Ramazanınız genel itibariyle nasıl geçer? Öncesinde Ramazan'a dönük bir planlama yapar mısınız? Böylesine mübarek vakitleri nasıl değerlendirirsiniz?

Ramazan ayının sahip olduğu hususiyetler sebebiyle sair zamanlardan bir farkı, bir farklılığı, bir başkalığı olması gerektiği herkesçe malum... Ben de bu çerçevede, gücüm yettiğince, Ramazan günlerini ve gecelerini bu mübarek vakitlere özgü birtakım meşguliyetlerle geçirmeye gayret ediyorum.

Esasen sadece oruçlu olmak bile, zaten hayatımızın her zamanki ritminde, seyrinde, gidişatında büyük değişimlere yol açıyor. Diğer zamanlarda yapageldiğimiz şeylerin önemli bir kısmını belli saatler boyunca yapmaz hale geliyoruz. Bu, on bir ay boyunca pek de itiraz etmeden kendimizi içine bıraktığımız rutinin kırılması anlamına geliyor. İyi ki de öyle oluyor, bir durup nefeslenmek, ne yapıp ettiğimizin muhasebesini yapmak imkânı buluyoruz. Bunun gaflete dalmaya fazlasıyla eğilimli olan kullarına bir rahmeti ve bu mübarek ayın bizi yaşadığımız gündelik uyuşmalardan uyandıran, ayıltan bir kerameti olduğuna inanıyorum. Bunu hissetmeye, bunun üzerinde tefekkür etmeye çalışıyorum. Her şeyin saatinin imsak-iftar arası yeni bir düzene sokulduğu, zamanlama dediğimiz şeyin ilahi takvime bağlandığı bu kendine gelme halinden benim hayatıma da hayırlar erişsin istiyorum. Kendimi planlama yapma geriliminden özellikle uzak tutmaya çalışıyorum; çünkü zaten Ramazan ayı, zamanın seyri içinde hikmetlerle dolu bir ilahi planlamanın neticesi olarak her yıl hayatımızı teşrif ediyor. Mümkün olduğunca kendimi bu serin suların dinginliğine bırakmayı tercih ediyorum, bunu arıyorum. İşi gücü biraz ihmal etmeyi de göze alıyorum bunun için.

Eğer hayatın rutin seyrinde, hızlara ayarlı ritminde, bizi aslî meselelerimizden uzaklaştıran gündeliklerinde bir değişme olmazsa, o vakit Ramazan bize hiç dokunmadan, feyzinden, bereketinden gönüllerimize bir nasip bırakmadan gelir geçer, Allah korusun. Orucu hissetmeye çalışmak gerek, vücuda etkisine, kırılan direncimize, yumuşayan katılıklarımıza yakından bakmak gerek... Bütün bunları varlığımıza ilişkin bir idrak vesilesi kılmanın ve zihnimde uyananları bir ifadeye kavuşturmanın yollarını arıyorum. Sahip olduğumuzda farkında olmadıklarımızın, bir şekilde el çektirildiğimizde anlamına erişmeye, farkına varmaya çalışıyorum. Elbette hamd ve şükrümü arttırmaya çabalıyorum. Ne kadar yapabildiğim ayrı konu, ama deniyorum.

Ramazan ayından bir insan, bir mümin, bir kul olarak ne kadar mümkünse o kadar derinleşerek, zenginleşerek, bir şeyler kazanarak çıkabilmek için kendimce bir özen, bir dikkat, bir uyanıklık, bir hassasiyet geliştirmenin gayretinde oluyorum, işin özeti bu.

Ramazan'da okumalarınız da değişir mi? Neler okursunuz daha çok? Başucu eserim dediğiniz kitap ya da kitaplar var mı Ramazan özelinde?

Evet, okuma düzenimde de bu farkın ortaya çıkmasını istiyorum. Ramazan malum mukabele ayı, ben de Kur'an okumak için bir vakit ayırıyorum. Her gün düzenli olarak az da olsa tefsir ve siyer okumaya çalışıyorum. Mesela Ruh-ul Beyan'dan bir ya da birkaç ayetin tefsiri, Asım Köksal merhumun eserinden birkaç sayfa siyer gibi... Bunun dışında ilmî, irfanî eserleri önceleyerek bir okuma düzeni kuruyorum. Elbette bu havaya uygun edebi eserler de var. Her zaman birkaç kitabı dönüşmeli olarak okurum, bu düzeni bozmuyorum hiç. Ciltlerce kitaptan söz etmiyorum, az da olsa zamanı kıymetlendirecek ve bana gerçekten bir şeyler katacak kitaplara yöneliyorum.

Son zamanlarda kitap alırken eskiden olduğundan daha seçiciyim. İnsan, yaşı ilerledikçe zamana karşı kendini daha fazla sorumlu hissediyor. Okumak için vakit ayırıyoruz, hayatımızdan o vakitleri feda ediyoruz. Vakti çarçur etmekten daha büyük bir israf düşünülebilir mi, bilemiyorum. Doğrusu yayın dünyasında bu hassasiyet yavaş yavaş kayboluyor, insanlara vakit geçirtmek için yayınlanan sayısız kitap var. Vakit geçirmek gibi bir ihtiyacımız yok ki, vakit zaten geçiyor; vakti değerlendirmek, içini doğru şeylerle doldurmak asıl önemli olan... Ramazan'da bu daha da böyle... Ramazan rahmet ve bereket ayı... Hazır, kafalarımızın içini çıfıt çarşısına çeviren modern meşguliyetlerden az da olsa yakamızı kurtarmışken, o zihin açıklığından istifade etmek gerekmez mi? Böyle bir hareket noktasından yola çıkıyorum, okuyacaklarımı böyle bir hassasiyetle seçiyorum.

Ramazan şu 3 şeyle ilişkinizi nasıl etkiliyor: Para, aile / dostlar, yemek?

Para: Paranın insana sağlayabileceği şeylerin ne kadar sınırlı olduğunu görebilecek kadar yaşadım. Çok şükür hayatımı sürdürebilecek bir düzenim var, çok para getirecek büyük beklentilerim de yok. Param yetmeyeceği için yapamayacağım şeylere de pek ilgim yok. Gençliğimde film çekmek, yayınevi kurmak gibi yüklü bütçe gerektirecek hayaller kuruyordum, şimdi hayatımın bir eni boyu olduğunun farkındayım, bir şikâyetim de yok. Ramazan ayı hem ne çok şeye sahip olduğumu idrak etmeme, hem de benim sahip olduklarıma sahip olamayanların hallerini fark etmeme imkân veriyor. Bu herkes için böyle... Ramazan ayı boyunca insanların ellerindekini ihtiyaç sahipleriyle paylaşma konusunda ne kadar gayretli olduklarını görüp bundan mutlu oluyorsunuz. Nice bereketli hayır sofraları kuruluyor, kapı kapı dolaşılarak ihtiyaçlar karşılanıyor, hep birlikte muhtaç durumdaki insanlar için, kardeşlerimiz için dualar ediliyor. Bütün bunlara karınca kararınca ben de katılmaya çalışıyorum ama kendini muhtaç kardeşlerine adamış o kadar güzel insanlar görüyorum ki benim halim beni ikna etmiyor. İnşallah bu güzel gayretleri göre göre daha güzel insanlar oluruz, olacağız. Allah iyilikten, güzellikten nasibimizi arttırsın, parayla imtihanımızda da yardımını bizden esirgemesin.

Aile / Dostlar: Çocukluğumdan beri, yakın akrabaların, eş dostun katıldığı iftar sofraları benim Ramazan'larımın bir parçası oldu. Hem biz eşe dosta, akrabaya misafirliğe gittik, hem onlar bizim iftar sofralarımızı şenlendirdiler. Ailemden gördüğümü, şimdi ben de kendi ailemde sürdürüyorum. İftarları vesile ederek bir araya geliyor, eş dostla muhabbet tazeliyoruz. Ramazan'ın en bereketli taraflarından biri de bu...

Yemek: Doyma eşiği düşük biri olarak iftar sofralarının beni biraz zorladığını itiraf edebilirim. Gerçekten olağanüstü bir mutfağımız var. İftar sofraları ile baş etmek kolay değil. İşin ruhuna bağlı kalmak ve iftar sofrasında kontrolü kaybetmemek için elimden geleni yapıyorum ama her zaman maalesef başarılı olamıyorum. İftar sofralarının bir başkalığı elbette olacak, bu sevinci çoluk çocuğumuzla elbette yaşayacağız ama galiba biraz ölçüyü kaçırıyoruz. Bu konuda belki ortak bir bilince ulaşmaya çalışmamız gerekiyor. Bütün sofralarımızda ama özellikle de iftar sofralarında işin anlam ve önemine uygun bir sadeleşmeye ihtiyacımız var. Kendi başımızayken biraz daha makul sınırlarda kalabiliyoruz ama misafir ağırlarken ya da restoranlarda ölçü epeyce kaçıyor. Maalesef israf manzaraları da yaşanıyor. Buradan meseleyi pek de iyi düşünmediğimiz anlaşılıyor. Sünnete uygun pratik bu değil, özellikle israftan kaçınmak gerek... Elbette ihtiyaç sahiplerini de unutmamak gerek, onlara da ikram edecek bir şeylerimiz olmalı... Aksi halde oruçla kazandıklarımızı iftar sofralarında harcamak gibi bir tehlike var.

kaynak: www.dunyabizim.com

Güncelleme Tarihi: 20 Haziran 2016, 14:19
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35