Gösteri toplumunda medyanın işlevi

Korkmaz Alemdar, “Ortadoğu Yangınına Medya Desteği?” başlıklı notunda Türkiye’nin Ortadoğu işlerine karışma çabalarında medyanın oynadığı role değiniyor

Gösteri toplumunda medyanın işlevi

Ali Temiz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Varlık dergisi, kapağına taşıdığı dosya konusuyla, son yıllarda seküler çevrelerin hangi meseleleri öncelediklerini bir kere daha göstermiş. Herhalde memleket sinemasının yüzüncü yılı nasıl hatırlanamaz sorusunun cevabı üzerinde düşünmüş dergi. Ayrıca gergin bir sayı olmuş: Mustafa Altıoklar’la yapılan söyleşi, bu çerçevede okunabilir. Aslında onun söyleşisi bir yönüyle, kahreden şimdiden hareketle, 90’lı yılların başlarında sosyal demokratların dahil olduğu koalisyonlara duyulan derin bir nostalji içerir. Bununla da kalmaz; seksen senede kazanılmış özgürlüklerle birlikte, sanatın tüm dallarında hassaten sinemanın özgürlük alanlarının giderek daraltılmasından bahseder. Bu yüzden, derginin “sinirli” dosya konusu son derece başarısız.

Dergide yer alan “medya notları” bölümü tartışılabilir boyutları bir yana, medyaya ilişkin eleştiriler sunması açısından önemli. İmaj, görsellik, küresel şiddet, yeni iletişim teknolojileri, medyatik süreçler, imge-olaylar, kurgusal varlıklarla iktidar ilişkilerini analiz eden üç metin var bölümde. Nilgün Tutal’ın yazdığı ilk metin malların, fikirlerin ve duyguların satılmasını sağlayan Hermes’in simgesel gücünün parçalarından biri olan medyayı merkeze alıyor. İmge tekniğiyle medya estirilen yalan rüzgârını irdeliyor.

Aydın Çam’ın yazdığı son metin gösteri toplumu ekseninde bir değerlendirme. Buradan öğrendiğimize göre Guy Debord, 1967’de yazdığı ve 68 olaylarıyla yaygınlaşan Gösteri Toplumu kitabına 1992!de yazdığı önsözde, birkaç kelime hatası dışında kitabında değiştirilmesi gereken tek bir kelime olmadığını söylemiş ve eklemiş:

“İleri sürdüğüm tüm tezlerin, yüzyılın sonuna kadar ve hatta daha da sonralara dek doğru kalacağından şüphem yok.”

İkinci metinde, Korkmaz Alemdar, “Ortadoğu Yangınına Medya Desteği?” başlıklı notunda Türkiye’nin Ortadoğu işlerine karışma çabalarında medyanın oynadığı role değinmekte. Gerçekleri saklama, yanıltma ve yönlendirme konusunda medyanın işlevini haklı olarak eleştiren Alemdar’ın yazısı Ortadoğu’dan Kemalist yalıtılmışlığı çağıran boyutunu bir yana bıraktığımızda önemli konulara dikkat çekiyor.

Bunlardan ilki son yirmi yıldır yayın dünyasında karşımıza çıkan “Türklük nefreti”yle alakalı:

“(..) Türklerin özellikle son yirmi yıldır, herkese kötülük yaptıklarına, Rumlara, Ermenilere, Yahudilere, Kürtlere kötü davrandıklarına inanmaları isteniyor. Medya, yayınevleri bu düşünceleri yaygınlaştıran yayınları öne çıkartıyor; bilim insanları bu doğrultuda her yerde yazıyor, konuşuyor.”

İkinci olarak, küreselleşmenin meydana getirdiği körlükten hareketle ülkeler/insanlar arasındaki ilişkilerin sadece bireysel çıkar, kazanç merkezinde kurulmasının yanlışlığına değiniyor. Ortadoğu’da yaşananlar konusunda, Türkler, Kürtler ve Arapları merkeze alarak şöyle bir değerlendirme yapıyor:

Türkler muhtemelen yaşam düzeylerini koruyabilmek ya da “sınıf atlayabilmek” için en temel değerlerin yok edilmesine seyircidirler.

Kürtler sanal dünyadadırlar; yaşadıkları coğrafyada tek sorunun devlet kurmak olduğunu düşünecek kadar önlerini göremez hale gelmişlerdir. Barış içinde bir arada yaşamak gibi son derece değerli bir geleneği tahrip etmekte hiçbir sakınca görmemektedirler. Bunu ABD koruyuculuğunda gerçekleştirmenin de rahatsızlık yarattığı söylenemez. Araplar her zamankinden daha çok parçalanmış, hırpalanmış, gelişmelerin en çok zarar verdiği ulus olarak görünmektedirler. Sadece petrolleri değil, gelecekleri de çalınmıştır.”

Ardından tahrifatın, sahteliğin yaygınlaşma sürecinde medyanın oynadığı dönerek yazısını şu cümlelerle sonlandırıyor:

“ Medya bütün bunların kör ve sağır izleyicisidir. Görevi olan biteni anlatmak ya da açıklamak değil, kandırmak, kafa karıştırmak ve yalan söylemekten ibarettir.”

Güncelleme Tarihi: 24 Kasım 2014, 11:43
banner53
YORUM EKLE

banner39