Hangi yılbaşı!

Okuyucularımız yılbaşı adetini, tüketim çılgınlığını, pagan kültürünü, Aziz Nicholas’ı, çevre tahribatını değerlendirdi...

Hangi yılbaşı!

İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni

‘Otobüs kuyruğunda homurdana homurdana bekleyen güzide vatandaşlarımız Nimet Abla’nın önünde sabır nöbetinde. Öyle bir dizilmişler ki, şöyle yüksekçe bir yerden baksan sanırsın ki çeke çeke bitmez bir tespih, Yeni Camii’nin önünde.’

Türkiye'nin pek çok yerinde yılbaşı neredeyse milli bir gün şeklinde kutlanıyor... Şehir merkezlerinde günler öncesinden yılbaşı hazırlıklarına başlanıyor. İşlek caddelerin, alış veriş merkezlerinin önleri "Noel baba" denilen kişinin heykelleriyle donatılıyor, ağaçlar ışıklandırılıyor, bulvarlara yılbaşı takları monte ediliyor...

Türkiye'nin pek çok bölgesinde olduğu gibi Beşiktaş'ta da yılbaşı hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor. İlçenin ana arterleri geceleri ışıl ışıl… Büyük bir kaynak israfı söz konusu. Nisbetiye Caddesi'ndeki ağaçlara elektrik verilmiş, ağaç gövdeleri kırmızı, yeşil, beyaz led ışıklarıyla kaplanarak Hıristiyanlığın simgelerinden biri olan çanlarla taçlandırılmış! Çevreci belediye gelecek nesillere miras kalması gereken ağaç envanterini hoyratça kullanıyor, çevreci Beşiktaş halkı ağaçlara reva görülen zulme sessiz kalmayı tercih ediyor…

Böylelikle el ve gönül birliğiyle yetişkin ağaçlar gibi pek çok genç ağacın gövdesi ve dalları da onlarca metre uzunluğunda kablolarıyla kuşatılarak günlerce elektrik akımına maruz bırakılıyor. Çevre kirletiliyor, tabiat tahrip ediliyor…

Beşiktaş Belediyesi Nispetiye Caddesi'ne 12 adet yılbaşı takı monte etmiş. Cadde takların monte edilmesi nedeniyle 24 yerden kazılmış. Onlarca günlük işgücü ve verimlilik kaybı meydana gelmiş

Hadisenin bir de kültürel ve manevi boyutu var. Yılbaşı, halkının %99’u Müslüman olan bir ülkenin kendi medeniyetinin bir unsuru gibi karşılanıyor, ilkokullarda, ana sınıflarında panolara Noel Baba resimleri arz-ı endam ediyor. Her köşe başını tutan Milli Piyango bileti satıcıları insanlara sanal zenginlik rüyaları vaad ediyor… Gece kulüpleri, lüks restoranlar felekten bir gece vaadiyle her türlü maskaralığı afişe etmeye başladı.

Batı, her vesileyle insanını tüketime teşvik ediyor, doymak nedir bilmeyen toplumuna yeni yeni ihtiyaçlar peyda ettirerek alış verişe zorluyor… Batı adamının seküler bir keyfiyete irca edip bir nevi tüketim maskotu haline getirdiği Noel Baba (Aziz Nicholas) artık içimizden biri haline gelmiş vaziyette…

Tarihçi-Yazar Mustafa Bıyıklı her millete düşecek bir yılbaşı var diyerek yeni yıl tarihleriyle ilgili bir seçki hazırlamış.

1 Muharrem: Hicri (kameri: ay) takvime göre yılbaşı. İslami yılbaşı. Müslümanlarca kutlanır.

1 Ocak: Miladi (güneş) takvime göre yılbaşı. İsevi yılbaşı. Yaygın olarak Hıristiyanlarca kutlanır.

Eylül: Roşaşana (İbranca yeni yıl): Musevi yılbaşı. Hamursuz Bayramı'ndan (15 Nisan) 163 gün sonra kutlanır. Yahudilerce kutlanır.

14 Ocak: Doğu Ortodoks Kilisesi'nde yılbaşı (İsa'nın sünnet yıldönümüne de denk gelir). Ortodokslarca kutlanır.

Çin yılbaşı: Her yıl ilk kameri ayın 21 Ocak ile 21 Şubat arası. Çin'de yılın en önemli bayramı konumundadır. Çinlilerce kutlanır.

20 veya 21 Mart: İran takviminde yılbaşı(Nevruz) olarak anılır ve ilkbaharın başında kutlanır. Yaygın olarak İranlılarca kutlanır.

13 Nisan: Tayland, Kamboçya ve Laos'da kutlanır.

Yılbaşı adetini, tüketim çılgınlığını, pagan kültürünü, Aziz Nicholas’ı, çevre tahribatını okuyucularımız değerlendirdi…

ÇEREZ SIRASI!

Ahmet Bilgehan Arıkan (Yayıncı)

Hangi Yılbaşı dosyasına hemen her gün sokaklarını arşınladığım Üsküdar’da geçen anonim bir hikâyeyle katkıda bulunmak istiyorum…

“Mevsim kış, hafif kar yağıyor.

Kuruyemişçinin önünde müthiş bir sıra...

Yılbaşını kutlayacaklar ya

Kimliklerinde Müslüman yazanlar!

Derken bir araba, çok lüks bir araba...

En öne geçer, herkesin önüne:

"Bana şu kadar fındık içi, çekirdek, fıstık ver.” der.

Tabii sıradakiler başlarlar bağırmaya:

"Hop, hey, ne oluyor, geç sıraya!

Zengin mengin anlamayız."

Döner kalabalığa doğru:

"Yahu benim adim George, ben Hıristiyan'ım.

Senede bir gün bayramımız var.

Bari bayramımızda bizi rahat bırakın!

Biz ramazanda sizin pide sıranıza giriyor muyuz?" der.

Tabii sıradaki insanlara büyük bir ders vermiştir.

Ve çerez sırasını birçoğu utanarak terk etmiştir.”

ÖZGÜRLÜK BAŞKALARININ HAYATINI KÂBUSA ÇEVİRMEK MİDİR?

Ahmet Resul Kaplan (Boğaziçi Üniversitesi Öğrencisi)

Ülkemizin muteber üniversiteleri arasında başta gelen Boğaziçi Üniversitesi'nin bulunduğu Rumelihisarüstü semtinde, son zamanlarda sayıları gittikçe artan içkili mekânlardan dolayı, genel mahalle ve semt yaşam kültürü, günbegün olumsuz bir minvale doğru evrilmekte.  

Üniversite eğitiminden ötürü semtte yaşayan yoğun genç nüfus potansiyelinden yararlanan ve sayıları da son yıllarda iyiden iyiye artış gösteren bar ve publar, artık semt ve günlük yaşamın huzur ve sükûnunu ciddi anlamda tehdit eden boyutlara ulaştı. Öyle ki; neredeyse merdiven altı diyebileceğimiz, dip köşeden tutun da ana cadde üzerindeki kaldırımlara taşan dükkânlara kadar çokça örneğini mahallede görebilmek mümkün.

Gerek eğitim kurumları, gerek sağlık kurumları- ki semt polikliniğinin üst katı gece yarılarına kadar canlı müzikli bir eğlence mekanı-, gerek cami ve öğrenci yurtları ve gerekse de normal mahalle sakinlerinin ikamet ettiği aile apartmanlarıyla dahi iç içe geçmiş, gecenin geç saatlerine kadar canlı müzik ve sarhoş insanların kavga-gürültüsünü hemen hemen her gece yaşamak artık sıradan bir vaka halini almış durumda.

Bir yanda tüketim kültürüne hizmet eden yılbaşı kutlamaları ile doruğa ulaşan çılgınlık, bir yandan alkolün etkisi ile çevreye verilen rahatsızlık ve tahribat giderek dayanılmaz boyutlara varırken, yerel yönetimin de bu konudaki en hafif deyimiyle '”gidişata göz yumma hali'” semtin ana caddesini adeta barlar sokağını andıran, açık hava meyhanesine döndürüyor. Yerel yönetimin adeta alkol tüketimini teşvik edercesine inşa ettiği muhabbet sokağı direkleri, sokak süslemeleri, alkollü mekânların da sokağa taşan masa-sandalyeleri, özellikle engelli öğrenciler için yeni yapılan engelli kaldırımlarını bile işgal etmiş durumda. Öyle ki engelli bir öğrencinin kaldırımda yürürken, bu direklere çarpmaması düşük bir ihtimal.

Üstüne üstlük, genç öğrenci nüfusunun ortaya çıkardığı potansiyelin bir yansıması olarak, kız öğrencilerin bu tarz mekanlarda daha fazla görünür olması, civardaki Armutlu gibi görece daha varoş semtlerden, uyuşturucu, hap ve bir çok zararlı bağımlılıkları bulunan, dışarıdan gelen kişileri de Hisarüstü’ne çekmeye teşvik ediyor. Bunun neticesinde de suça daha meyyal insanların sebep olduğu asayiş olaylarında da son yıllarda bariz bir artış gözlemlenmekte. Müzik uğultusu, sabahın beyinde grup grup sarhoş insanların şarkılar ve kahkahalarla sokakları arşınlamaları, adam yaralama, bıçaklı kavga, ne idüğü belirsiz, gürültülü egsoz sesi ve sonuna kadar açılmış müzik sesi ile bağıra çağıra geçen arabalar meseleyi, artık mahalle adına ciddi bir toplumsal sorun boyutuna vardırmakta diyebiliriz.

Dikkate değer bir diğer husus, semtteki tekel bayilerinin gece 22.00'dan sonraki alkol yasağını rutin bir şekilde çiğnemeleri. Gecenin hemen her saatinde alkol satışına mahallede şahit olursanız şaşırmayın deriz, zira gece dahi alkol satışı, semte rutin bir hal almış durumda.

Son olarak, özgürlük bir semti tutup toptan açık hava meyhanesine çevirmek midir, yoksa camiinin, eğitim kurumlarının (ilköğretim ve üniversite), mahalle sakinlerinin yaşadığı sivil yerleşimi içine meyhane ve publar dikmek midir? Yoksa özgürlük başkalarının hayatını alt üst edip gecesini kabusa çevirmek midir?

İSTİKAMET YA HÛ!

Firdevs Ugan (Hattat)

Nereye bu gidiş? İstikâmet ya hu.

Günlerdir yaklaşmakta olan yılbaşı için; estoran menülerinden mağaza vitrinlerine, eğlence mekanlarından TV programlarına, telefonlarımıza gelen onlarca yılbaşına özel indirim mesajından ilkokullarda yılbaşı çekilişi yaptırılan çocuklara,' “Noel Baba'” şablonunda yaptığı kurabiye resimlerini sosyal mecralarda paylaşan teyzelerden, aldığı piyango biletine ikramiye çıkarsa Hacc'a gitme(!) hayalleri kuran amcalara kadar toplumun her kesiminde bir israf, bir heyecandır var ki sormayın gitsin.
Eski yıl geride bırakılmış, yeni yılın kendilerine mutluluk, para ve sağlık getireceği temennisi içkiler içilerek, laubali ortamlarda kadınlı-erkekli sarmaş-dolaş vaziyette felekten bir gece çalınarak kutlanıyor.

“'Aman ne olacak canım, biz yılbaşını kutlamıyoruz ki maksat dostlarla bir arada olmak, hem kendimizi çevreden soyutlayalım mı?”;

'”Ortam sana uymuyorsa sen ortama uyacaksın.'” gibi düşünceler hakim insanlarımızda Bir de diğer taraftan '”modern insan olma” çabası...

Günümüz insanı ne yazık ki modern insan olmayı Batılı normlarda yaşamak olarak algılıyor. Batının değerini benimseyen modern oluyor! Bu algıyla modern insan için zevk bir yaşam amacı ve egoyu tatmin en büyük ideal oluyor. Bunun devamında ise benmerkezcilik ve kişisel çıkar ön plana çıkıyor. Neticede tek başınalık kendini gösteriyor. Sonrası ise stres, mutsuzluk ve tatminsizlik. Bütün bu olup biteni iç burukluğuyla müşahede ederken “KİM HANGİ GRUBA BENZEŞİRSE O DA ONLARDANDIR.” Hadis-i Şerif'i balyoz etkisi yapıyor şuuruma. Tabi bu şeklî, benzeşme zaman içerisinde itikadi benzeşmeyi de beraberinde getiriyor ne yazık ki. Kısacası kişi sevdiğinin haliyle halleniyor.
İslamiyet'in yeni bir düzenle ortaya çıkmış olması diğer dinlerin hükümlerini yürürlükten kaldırmıştır. Hasılı; Müslüman, ilmiyle, ahlakıyla,değerleri ve inanışıyla herkese örnek olmalı. Herkes ona uymaya çalışmalı ama o kimseye özenmemeli. Kişinin Müslüman kimliği ve söyledikleriyle eyledikleri aynı safta olmalı.

NOEL PARTİSİ!

Haydar FETTAHOĞLU (İBB Hisarüstü Eğitim Merkezi Eğitim Koordinatörü)

Batıdaki teknolojik gelişmeleri ıskalayan İslam dünyası bu hatası neticesinde geri kalmıştır. Ve biraz da hegemon, emperyal güçlerin propagandasıyla bu geri kalmanın suçu İslâm’a mâl edilmiştir. Neticede “İslamiyet terakkiye manidir!” fikri yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Fakat şimdi bunun böyle olmadığı gerçeğinin bütün taraflarca anlaşılmasına rağmen hala bu korkunç hatada ısrar niye? Hangi ayet hangi müspet teknolojik gelişmeye karşıdır? Hıristiyan Batı dünyası karşısında bu kompleksi daha ne kadar taşıyacağız?Batının ahlaki ve dini ritüellerini şuursuzca taklide daha ne kadar devam edeceğiz?

Yılbaşı etkinliklerinde yapılan tüketim çılgınlığı, içki, fuhuş, sınırsız eğlence, kumar, piyango v.s. gibi bir sürü cürümler dinimizce de haram olan şeylerdir. Üstelik bu çılgın yılbaşı eğlencesinden sonra güvenlik görevlilerimiz sarhoşluktan bitap düşmüş insanları evlerine taşımakla görevlendiriliyor. Hatta yılbaşında bir gecelik eğlence için olan faydasız tüketim çılgınlığı aile bütçesini çok ciddi bir şekilde etkilemektedir. Bu çılgınlık, perişanlık ve rezaleti nasıl içimize sindiriyoruz? Bir Müslüman olarak hangi yaklaşım bu günah galerisini bize mubah gösteriyor? Bu vahim durumlara düşmeyi kâhir ekseriyetimiz savunmadığımız halde bu yılbaşı çılgınlığına niçin dur diyemiyoruz?

“Yıllarca kırmızı halılar ve süs lambalarıyla halkımıza göstermelik bir şaşaa sunulurken kamu kaynaklarımız çarçur ediliyor, ekseri bazı kamu kurumlarımız ağır borç yükü altına sokuluyor!…” İşçilerinin maaşlarını ödemeyen bazı belediyeler Noel kutlamalarına binlerce dolar harcıyorlar! Bu konuda malum belediyelerin birbirleriyle yarıştıklarına şahit oluyoruz…

Hatta bir belediye başkanının kentin merkezine törenle Noel ağacı diktiğine ve “İstanbul Altıntepe Protestan Kilisesi Ruhani Önderi” Carlos Madrigal’a da “açılış duası” yaptırdığına şahit olduk! Malum belediyelerin bu gibi uygulamaları Ecnebileşmenin ve kendi kültürüne yabancılaşmanın bariz ispatından başka bir şey değildir. Bu nasıl bir hizmet anlayışı, nasıl bir hizmet yarışıdır!

Örneğin ben Rumeli Hisarüstü’nde görev yapıyorum. Zincirli kuyudan Hisarüstü’ne devam eden Nisbetiye Caddesi mevkii İstanbul’un kalburüstü insanlarının oturduğu semtlerdendir. Ekseri de buralar CHP belediyelerinin yönetimindedir. Sokak süslemelerine baktığında insan kendisini bir Hıristiyan mahallesinde zannediyor. Fakat ne acıdır ki Nisbetiye caddesinin kaldırımları AK PARTİ Belediyelerinin en taşra semtlerinin kaldırımlarından daha bozuktur!

Ey Batılı değerleri Noel kutlamalarında ve diğer alanlarda onlardan daha çok temsil etme gayretinde olan belediye anlayışı daha ana caddenin kaldırımlarını doğru düzgün yapamadan hayranı olduğun Hıristiyan batı dünyasını görsel taklit sana ne kazandırıyor düşündün mü? Noel süsü yaparken de ağaçları ışıklı kablolarla ilkel bir şekilde sararak ağaçların doğal estetiğini bozduğunu, bir taraftan da bozuk kaldırımların olduğu caddelerde bu bize yabancı süslemelerin nasıl banal göründüğünü ve nasıl sırıttığını ne zaman fark edecesin? Ayrıca Noel ağaçları Pagan kültürünün ürünüdür! Yılbaşı için yaptırdığınız bu etkinliklerin geri dönüşüm memnuniyeti için hiç kamuoyu yoklaması yaptırdınız mı acaba? Kimden paye almak istiyorsunuz?

Siz hiç dini bayramlarımızı kutlayan bir Hıristiyan gördünüz mü? Hıristiyan dünyası karşısında düştüğümüz bu aşağılık kompleksine ne zaman dur diyeceğiz?

Müslüman bir millet olarak fabrika ayarlarımıza ne zaman döneceğiz?

Noel Partisi olmayalım, milletimizin partisi olalım!

“BİZDEN BAŞKASINA BENZEMEYE ÇALIŞANLAR, BİZDEN DEĞİLDİR...” (Hadis-i Şerif)

Mehmet Sever Kalkan (İK Yöneticisi)

Hıristiyanların Noel Bayramı adı altında dans, alkol, eğlence, çam ağacı süsleme, ışıklandırma, alışveriş çılgınlığı, piyango ve hindi kesme gibi çeşitli eğlencelerle kutladıkları gibi ülkemizde de mağazaların, pastanelerin, çiçekçilerin ve süs malzemeleri satanların bir gecede yılın hiçbir gününde satamadığı kadar ürünü satması için bir fırsat olarak görülen yılbaşına hazırlıklar günler öncesinden başlıyor. Ağaçlara elektrikli ışıklar sarılıyor, sokak direklerine balonlar ve spot ışıklar asılıyor, mağazaların sadece girişleri değil kıta sahanlıkları da her türlü süs malzemesi ile kaplanıyor ve günlerce öylece duruyor. Bütün bunlar olurken de, elektrik israfı ve çevre tahribatının yanı sıra “Müslümanlara” psikolojik eksiklik hissiyatı aşılanıyor ve bu furyanın bir parçası olmaya zorlanıyor.

Fitili ateşleyen kesim olarak en çok da çocukları ve gençleri seçiyorlar. Evlerinde Noel ağacı görmek isteyen Berkay bütün bir ailenin yılbaşı kutlamasına hazırlanmasını sağlıyor ve bu hazırlıklar da ziyafet ve hediyeleşme üzerinden bir tüketim ve israf çılgınlığını da beraberinde getiriyor. Öte yandan, yılbaşı gecesini dışarıda kendilerini yılbaşına hazırlamış ekibiyle geçirmek isteyen Mertcan o geceye özel olarak alkolün tadına bakıyor! Hoşuna giderse, yeni yıl muhtelif zamanlarda alınan alkolle geçiyor. “Yeni yılda yeni umutlar diyerek” sabaha uyanan Mertcan için asıl çöküş işte o sabah başlıyor!

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre 2008 yılında, 30-31 Aralık tarihleri arasında sırf kredi kartlarıyla 661 milyon TL civarında harcama yapılırken, 30-31 Aralık 2010 tarihinde bu tutar 750 milyon TL civarında bir israfa ulaşmıştı. Önceki dönemleri de göz önünde bulundurup, her 2 yılda yüzde 13’lük bir artışın olduğunu düşünürsek 2014 yılı 30-31 Aralık tarihleri arasında bu israfın 950 milyon TL civarında olacağı düşünülebilir. Çünkü geçen yılbaşında 3 arkadaşına ve ailesine aldığı hediyelerin toplam tutarı ortalama 300 TL olan üniversite 2. sınıf öğrencisi Tuğçe bu yıl hangi mağazadan ne alacağına bir türlü karar veremiyor. Çoğu ürünün modası geçmiş ve favori ürünler günler öncesinden tükenmiş durumda. Tuğçe Hanım’ın 4 evlat sahibi babası iyi ihtimalle bir minibüs şoförü ve ortalama geliri 2 veya 3 bin lira. Muhtemelen bütçe açısından Aralık ayının sonunu getirmenin derdinde.

Hemen her kalabalık yerde görülen seyyar bilet bayii amcamız ellerindeki çeyrek milli piyango biletleriyle Müslümanlara umut pazarlıyor ve onlara “Size de çıkabilir!” diyor. Müslüman bir aile, yılbaşına milyoner girmenin hayalleriyle biri eşine, biri kendisine olmak 2 adet milli piyango bileti alıyor. Rızkı verenin Allah (c.c) olduğunu bir gecede unutuyor.

Ne yaptığının ve neye sevindiğinin farkında olmaksızın, yeni bir yıla günler öncesinden hazırlanan ve bu hazırlıkları yaparken de kendi öz kültürüyle ilgisiz birtakım bilinçaltına işleme modellerine kendini kaptıran insanların cahiliye dönemini aratmayan eylemleri İslam’ın helal dairesinin dışındadır.

Papazın biri kilisenin penceresinde güneşlenirken bir kuş gelip papazın elindeki bardakta bulunan şaraptan içmiş, sonra uçarak istavroza pislemiş. Bunu gören papaz kızarak şöyle demiş "Eğer Müslüman bir kuşsan şarap içmez kiliseye girmezsin, yok eğer Hıristiyan bir kuşsan istavroza niye pisledin?” Başka toplumların Hicri yıl başlangıcı olan 1 Muharrem’i kutlamadığı gibi bizlerin de İslam geleneği dışında bulunan hiçbir faaliyete girişmesi doğru değildir. Allah Resulü (s.a.v) bir hadis-i şerifinde “Bizden başkasına benzemeye çalışanlar, bizden değildir. Yahudilere ve Hıristiyanlara da benzemeyin.” buyurmuştur.


Merve Kurt (Ebrucu)

İçinde bulunduğumuz yılın son günlerinde, Orta Doğu’nun en eskilerinden, büyük şehir İstanbul’un sokaklarında yürürken gözlerimiz kırmızı beyaz, parıltılı, simli çamlı, cafcaflı uyarıcılara takılmadan edemiyor, her yeni yıl gelirken bu sahneler tekrarlanıyor. O sokaklardan geçen büyük çoğunluk vitrinlere maruz kalarak, bakışlarını kırmızı süslerde bırakarak evlerine dönüyorlar.

Peki, halk kültüründe somut gerçekliği olmayan, tarihi ya da efsanesi, dilden dile gelmiş bir hikâyesi bile yokken nereden çıkıyor tüm bunlar?

Bence tam da çılgın vitrinlerin hayatımıza girdiği yerden, oradaki açık kalan kapıdan geliyor ve tüketim çılgınlığının bir bahanesi oluyor Noel de. Bunu da kapitalizmin şirin kostümünün altındaki tuzaklarından biri olarak algılayabiliriz, tıpkı anneler günü ya da sevgililer günü gibi…

Diğer bir etki de kültürel etki tabi ki... Dikkat ederseniz yukarıda halk kültüründe somut gerçekliği olmayan dedim, Türkiye’deki halkların kültürü demedim, çünkü bunun sadece bizim değil çoğu halkın kültüründe olmadığını biliyorum. Tarihi boyunca sömürge altına girmemiş ve kendine özgü kültürlerde hatırı sayılır bir yeri olan Japonya’da da batılılaşmayla birlikte aynı şekilde batının kültürel hegemonyası altına girilmiş ve kapitalizmin cazibesine karşı konulamamış, aynı şekilde İstanbul sokakları gibi Tokyo sokakları da şimdilerde Almanya’daki bir sokaktan farksız bir hale gelmiştir Noel zamanı.

Yılbaşı kutlamalarına yapılan bu eleştiriler başka kültürlere karşı hoşgörüsüzlük ya da tutuculuk-dar görüşlülük olarak algılanmasın diye şunu belirtmek de isterim; biz çok kültürlü yaşamaya alışmış bir halkız. Her zaman çeşit çeşit halklar ve dinler aynı mahallelerde var oldu, misal Hatay’ın sokaklarında çok değil birkaç yüzyıl önce hayatın bir parçası olarak kimsenin çoğulculuk reklamları yapıp üstüne bir de kültürel hegemonyasını kurup bayram kurabiyelerini satışa çıkarmadığı zamanlarda çeşitli dinlerin bayramları kutlanıyordu. Şimdilerde kutlanan halkın bayramı, halkın günü değil; küçük bir kesim tarafından ithal edilmiş ve şu anda milyonlara yutturulmaya çalışılan acımasız sistem kapitalizm kültürünün bayramıdır. Bugün Amerika’da Kara Cuma adı ile insanlar birbirlerini ezercesine, insanlıklarını bir kenara bırakıp alışveriş yapıyor. Maalesef artık benzer manzaralar ülkemizde de görülmeye başlandı. Şimdilerde alışveriş yapmak için beklenen, içi boşaltılmış, anlamı, muhtevası çok ötelerde kalmış günlerden biri Noel’de.

Anneannemizden hikâyesini duymadığımız bayramların kaynağını sorgulamakla başlasın bu yeni yıl.

NOEL VE YILBAŞI KAVRAMLARI

Merve Birgün Özçolak (Boğaziçi Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi)

Batıda farklı anlamlar ifade eden Noel ve yılbaşı kutlamalarının Türkiye’de yılbaşı adı altında birleştirildiği ve bunun da kamuoyunda süre gelen bir tartışmaya sebebiyet verdiği bilinmektedir.

Noel ve yılbaşını ayrı ayrı ele alacak olursak Noel Yortusunun yani yaygın bilinen ismi ile Kristmasın (Christmas), Hz. İsa’nın doğumunun 25 Aralık’ta kutlandığı tümüyle dinsel bir bayram olduğu söylenebilir ve kökeni itibariyle Hıristiyanlar için tamamıyla dinsel bir bayramdır. Özünde Hz. İsa’nın doğum gününün dahi 25 Aralık olup almadığı kesin değildir. Batı Hıristiyanları tarafından 25 Aralık olarak kutlanan bu gün, doğu Hıristiyanları tarafından 6 Ocak olarak tanınır ve kutlanır. Yani aslında Hz. İsa’nın esas doğum tarihi bile tek başına yoğun bir tartışmanın konusudur. Peki neden 25 Aralık? Bu tarihin Hıristiyanlık öncesi dönemde de bir önemi var mıdır? Yaygın olan inanışın aksine bu tarihin Hz. İsa’nın doğumundan çok önce Eski Roma’da güneşle ilgili kutsal bir gün olduğu ve bunun sonradan Hz. İsa’nın doğum günü olarak yansıtılıp kutlanmaya devam edildiği ileri sürülmektedir.

Peki Hıristiyanlar Noel’i nasıl kutlarlar? Noel günü, Hıristiyanlar tarafından yapılan en yaygın aktivite Noel ağacı süslenmesidir ve bunun da ilk kez 16. yüzyılda Kuzey Avrupa’da ortaya çıktığı düşünülmektedir ancak bu âdetin, eski Cermen ve Kelt dinsel geleneklerinden Hıristiyanlığa adapte edildiğini de öne sürenler mevcuttur.

Peki Noel Ağacı neden süslenir? Pek çok dinsel gelenekte olduğu gibi eski Kuzey Avrupa halkları arasında da yeşil ağaç verimlilik, bereket ve üretkenliğin sembolü olarak kabul edilirdi. Kuzey Avrupa halklarının Hıristiyan olmasıyla birlikte, Hıristiyan geleneğindeki Hayat Ağacını temsilen Hz. İsa’nın doğum gününde ağaç süslemek ve ağacın dallarına çeşitli hediyeler asmak âdeti ortaya çıkmıştır. 18. yüzyıldan itibaren çam ağacı âdeti Güney Avrupa Hıristiyanları arasında da yaygınlaşmaya başlamış ve dünya çapında benimsenen folklorik bir törene dönüşmüştür.

Noel hakkında konuşuyorken onunla bütünleşen Noel Baba inancından bahsetmeden geçmek olmaz. Pek çok ülkede Santa Claus adıyla bilinen Noel Baba inancının kaynağının Almanya olduğu düşünülür. Rusların kendileri için koruyucu bir aziz olduğuna inandığı Noel Baba’nın, Noel döneminde gökyüzünde rengeyiklerinin çektiği bir kızakla başta çocuklar ve fakirlerin olduğu evlere giderek bacalardan inmek sureti ile çeşitli hediyeler bıraktığına inanılır. Pek çok insan tarafından İslâm geleneğindeki Hızır’ın ve Yahudi geleneğindeki İlyas’ın Hıristiyanlık’taki karşılığı gibi düşünülen bu inanç, Hıristiyan geleneğinin önemli bir folklorik değeridir.

Yılbaşına gelince, her ne kadar Noel’le birleştirilen bir kutlama olarak görülse de milâdî takvimi kullanan uluslar tarafından yeni yılın başlangıcı nedeniyle kutlanan bir etkinliktir. Eski çağlardan bu yana yeni yıl kutlamaları hemen hemen tüm toplumların geleneklerinde bulunur. Yani genel olarak yılbaşı kutlamaları, dinsel olmaktan öte kültürel bir anlam ifade etmekle birlikte, insanların girecek oldukları yeni yıla yönelik iyilik, bereket, refah, huzur ve barış beklentilerini dile getirdikleri kutlamalarıdır ve aslında bu kutlamaların içinde farklı ekonomik ve sosyal amaçları da barındıran anneler-babalar günü, işçi bayramı, doğum günü kutlamaları gibi tüketim kültürünün bir parçası olarak üretilen ve geliştirilen günlerden pek de bir farkının olmadığı düşünülebilir.

Sonuç olarak birbirinden aslında tümüyle farklı Noel ve yılbaşı kavramlarını bir bütünmüş gibi algılayıp kutlama hatasının yaygın olarak yapıldığı ülkemizde bu iki kavramın tamamen farklı oluşu konusunda farkındalık oluşturulması gerektiğinin aşikar olduğunu belirtip bu kutlamaların dinsel ve kültürel değerlerimizle uzaktan yakından bir ilgisi olmadığının da altını çizmek isterim.

BİZİM KÖYDE BAŞLAYIP BİTMEZ ZAMAN

Mustafa Parladıcı (Editör)

Yılbaşı yaklaşıyor ve bu yılda içimde yine bir kıpırtı hissedemiyorum. Her sene aynı hissizlik hali… Halbuki her taraf rengarenk ışıklarla bezenmiş. Dükkânların vitrinleri herzamankinden daha alımlı. İnsanlar daha bir iştahla alıyorlar bir türlü veremeselerde... Halk da memnun halinden esnaf da… Palyaçodan hallice tonton dedelerse yine çıkmış meydana.

Otobüs kuyruğunda homurdana homurdana bekleyen güzide vatandaşlarımız Nimet Abla’nın önünde sabır nöbetinde. Öyle bir dizilmişler ki, şöyle yüksekçe bir yerden baksan sanırsın ki çeke çeke bitmez bir tespih, Yeni Camii’nin önünde.

Bütün bu devinime ve heyecana rağmen çevremde, hala nabzım atar aheste aheste. Nedendir niçindir bilmem, deruni bir yakınlık kuramadım bir türlü bir senenin daha gidişine.

Kim bilir belki de sıkıntı, taşralı oluşumda. Köyümde daha önce görmemişim tabi öyle, ak sakallı dedeleri kırmızılar içinde. Aslında şahitlik etmişimdir bazı ağaç ve çalıların rengarenk çaputlarla allanıp pullandığına. Fakat bilirim ki çaresiz insanların işidir o. Kimi türküler yakacağı kınalı bir kuzunun hasretiyle, kimiyse sevdaya tutulduğu yârene kavuşmak ümidiyle kopartıp bir parça fistanından bağlar bir dalın ucuna.

Üstelik oyuncak getirecek geyikli dedeyi bekleyecek kadar sabırlı da değildir taşranın çocukları. Varsa elinde bir çakısı kendini eğ(y)lendirecek birkaç parça oyuncak yapabilecek kudrettedir çoğu.

Zannedersem kıl çadırlar içinde yaylayıp, tahta beşikte belenmişliğim yüzündendir bütün bu yabancılığım, kimine göre yılın başına kimine göreyse sonuna. Tabi türkülerle, ağıtlara büyümüşüz. Külü ve kediyi çok iyi bilsek de kül kedisinin hikâyesini dinlememişiz büyüklerden. Ramazanı, Kurban’ı tanımışız, bilmişiz bayram. Nihayetinde birinde bolca şeker nasip etmiş yüce Yaradan birindeyse sabah akşam kavurma. Harçlık mahiyetinde cebe giren üç beş kuruşta cabası.

Ama her şeye rağmen gâvur adeti dedikleri için herhal büyükler, gönlüm bir türlü ısınmayıp ırak kalmış her yılın başından. Gerçi gâvurlara sorsan nedir nerden çıkmış bu şamata? İşitirsin bin ah, olsa mangal gibi yürek dinlemeye dayanmaz. Derler vardı bizim bir adetimiz. Peygamberimiz İsa Mesih geldi diye dünyaya, kutsal bilirdik bir günü, el açıp dualar eder şükranlarımızı sunardık Tanrıya. Fakat ne zamanki ehl-i Kitap kopardı bütün irtibatını Rabbıyla, tapar oldu altına gümüşe. Gel zaman git zaman oldu mu bizim fukara dostu Demreli Azizimiz Nikola, paganların sürüsüne bereket tanrılardan ilhamla Claus’lardan Santa.

Demek ki Ehl-i Kitap’tan bile vicdan sahipleri, dönüp bakmıyorlarsa yılın başına, benim ıraklığım bu şamataya, ne yozluktandır ne de hissizlikten.

HAYIR’LI NOELLER!

Salih Ünüvar (Boğaziçi Üniversitesi Öğrencisi)

Aralık ayının başında memleketim olan Adana’nın Kozan ilçesindeydim. Denk geldiğimiz bir adam için ağabeyime “Ne iş yapar?” diye sorduğumda: “Bu adam tüm parayı culuğa yatırmış” dedi. (Hindiye culuk derler bizim orada.) Geleceğini daha o günlerden, bizim oralarda bile hissettirmeye başlayan yılbaşı, turizmci Fettah Tamince’nin, “Antalya turizm başkenti. Yılbaşı geliyor bir tek caddenin süslendiğini gördünüz mü? Müslüman’ız ama turizmden kazanıyoruz” demesiyle iyice gündeme geldi. Turizm için mi süsleniyordu ülkenin dört bir yanı?

Şişli belediye başkanı Hayri İnönü ise “…Ancak yıllarca kırmızı halı ve süs lambalarıyla halkımıza göstermelik bir şaşaa sunulurken, kamu kaynakları çarçur edilmiş, belediyemiz ne yazık ki ağır bir borç yükü altına sokulmuştur. Öyle ki sadece Nişantaşı semtimizin kırmızı halı ve süs lambaları için milyonlarca lira harcama yapıldığı saptanmıştır.” diyerek israfın boyutunu gözler önüne serdi. Beşiktaş’ta ise Levent’ten itibaren ışıklandırılmaya başlayan ağaçlar, ağaçlara takılan süsler, çanlar, cadde ortasına kurulan taklar, ortalıkta belirmeye başlayan Noel Babalar, Noel Baba’nın arabasını çeken geyikler caddeleri süslemeye başlamıştı. Kendi bayramlarımızı sadece tatil gibi görmeye başlayan bizler, bir pagan kökenli Hristiyanlık âdetine neden böyle dört elle sarılma ihtiyacı hissediyorduk ki?

Sonuçta işletmeler de bu havaya ayak uydurmaya başlayıp, dükkânlarına küçük de olsa ağaçlar koymaya başlamıştı. İndirimler, hediyeler, yılbaşı hazırlıkları ve bir gün için yapılan bunca israf, nasıl girersek öyle geçecek yalanı… Taksim’de her sene yaşanan nahoş görüntüler, alkolün etkisiyle kendini kaybeden insanlar, televizyonlarda dansözler, ellerde piyango biletleri, zihinlerde bir günde zengin olma hayalleri size de tuhaf gelmiyor mu?

İlkokuldan itibaren hediye çekilişleriyle, televizyonda güne özel programlarla benimsetilmeye çalışılan yılbaşı kültürü ne yazık ki hızla yaygınlaşmaya devam etmektedir. Bunu durdurmak için öncelikle kendimize ve çevremizdekilere bu konuda duyarlı davranmayı öğütlemeliyiz. Yılbaşını diğer günlerden farklı görmemeli, yılbaşına özgü her türlü ritüelden ve etkinlikten uzak durmalıyız.

MİLADİ BİR MÜBALAĞA

Elif Bayır

Akşamları gözleri kör eden bir aydınlık kaplıyor şehrin her yanını, insanlar baksınlar ama göremesinler dercesine yüksek dozda bir ışıklandırma kaplanıyor şehir; kıyafet dükkanları, kitap dükkanları, banka dükkanları… Işıl ışıl bir tüketim daveti dükkanlarda, insanlarda “aydınlanmış” bir körlük. Yılbaşı dedikleri tarih değişikliğinin yaklaştığını, bu fazla “aydınlanmadan” bile anlayabilirsiniz her yıl. Bu yıl tüm semti aydınlatacak kadar ışıkla semtin köşesinde duran bankanın önündeki kendinden büyük ve ışıklı çam ağacını gördüğümde fark ediyorum ben de; miladi yıl değişecek yakında ve biliyorum bu konudaki tartışma halimiz değişmeyecek.

Noel kutlayanlar, adına noel demeden ‘yılbaşı’ kutlayanlar, tarihin değişmesini kutlayanlar, ajandaların değişmesini kutlayanlar ellerinde hararetli bir tartışma konusuyla arz-ı endam etmeye başlayacaklar. Tam bu anda benim anlamakta en çok güçlük çektiğim grup da görünecek şafakta, Mekke’nin fethini kutlayanlar. Her yanı “Müslüman Noel kutlamaz, biz Mekke’nin fethini kutluyoruz” benzeri söylemlerle doldurarak sırat-ı müstakim üzere bir tavır takındığından emin olacak bu grup. Bu noktada şunu merak ediyorum, Müslüman ahlakında yeri olmayan, batılı, pagan ahlakından bir tavra karşı böyle bir tavır takınmak batılı bir ahlakla İslam’ı anlamaya, dahası anlatmaya çalışmak değil midir? İzmler üzerinden İslam’a bakmaya alıştırılmış modern dünya Müslümanlarının Mekke’nin fethini her yıl aynı miladi tarihte kutlamaları size de biraz Batılı görünmüyor mu? Bana görünüyor evet, daha kötüsüyse, diğer kutlamalara alternatif olarak ortaya atılmış gibi gösterilen bu kutlama da diğerleri kadar, hatta diğerlerinden daha hırslı bir mübalağayla tüm dikkatleri üzerine çekmeye çalışıyor. İbrahim Paşalı’nın “Batılıların mübalağalı hikayelerini, yerli malı mübalağalı hikayelerle yenemezsiniz.” Cümlesini hatırlayalım kendimize bir çeki düzen vermek için, üstüne Sezai Karakoç’un “Noel Ağaçları ve manolyalar kahrolsun” diyen sesi yankılansın kulaklarımızda.

Rabbim miladi dolayısıyla maddi hesaplardan, mübalağalı ışıklardan, milli olmayan argümanlardan ve İslam karşıtlığına karşı İslam’dan başkasına sığınmaktan hepimizi her daim muhafaza eylesin. Amin.

Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2018, 12:38
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ahmet Resul Kaplan
Ahmet Resul Kaplan - 4 yıl Önce

Doğru haklısınız, yani böylelikle civar muhitlerden gelen ve bayanlara sarkıntılık eden kişilerin artmasına da demokrat bir anlayışla bakmak gerekir, öte yandan mahalleli sürekli olarak çıkan kavgalardan da hoşnut olsa gerek sizin söylediğinize bakılırsa. Şu da var ki bir mahallede 9 tane bar olması gerçekten hangi demokrasiye uyuyor bilemiyorum hele ki bunlardan bir tanesinin caminin hemen karşısında olması insanların yaşamlarına ve seçimlerine duyulan saygının güzel bir göstergesi olsa gerek

Ayla Gürler(Boğaziçi Üniversitesi mezunu)
Ayla Gürler(Boğaziçi Üniversitesi mezunu) - 4 yıl Önce

Boğaziçi Üniversitesi yakınlarında kurulan barlardan genel olarak semt halkı da memnun ve mahallenin genel görünümüne ve rayiç bedellere üzeride de olumlu bir etkisinin olduğu gerçeğini de kabullenmek gerekir. Boğaziçi üniversitesi mezunu olarak bu durum bizim zamanlarımızda böyle yerler olmadığı için uzak mesafelere gidilmesinden yada okulun içinde içilmesinden çok daha iyidir ve güvenli.Eleştiri yaparken seçim özgürlüğünü ve demokrasiyi unutmadan eleştiri dozunu ayarlamak gerekir.

banner39