banner15

Hareket Dergisi'nde siyasî düşünce

Türkiye Günlüğü dergisinin 114. sayısında yer alan, Tuncay Dursun tarafından kaleme alınan “ Hareket Dergisi’ndeki Siyasî Düşünceler” başlıklı yazı birkaç vurgusuyla dikkat çekiyor

Hareket Dergisi'nde siyasî düşünce

Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Türkiye'de, farklı dönemlerde yayımlanan süreli yayınlara eğilmek dönemlerin hassas noktalarını kavramak bakımından gereklidir. Bu yayınların içerikleri yanında kapakları, yer verdikleri ilanlar, hicivleri, öne çıkardıkları kavram ve isimler de dikkatle incelenmelidir.

Bilindiği üzere, bugün mevcut siyasi akım ve bunların alt kümelerine ana rengini veren yıllar büyük ölçüde 1960'lı ve 1970'li yıllardır. Sosyal ve siyasi alanda büyük olduğu kadar hararetli tartışmaların hatta ayrışmaların yaşandığı bu yıllar söz konusu edilirken darbeler her halükârda karşımıza çıkar. Darbelere karşı olduklarını ifade edenlerin bile 1961 Anayasasının getirmiş olduğu özgürlük ortamına değinmeden konuşup yazamamaları bize özgü yaşayan paradokslardan biri olsa gerek.

1960'lı ve 1970'li yıllarda, milliyetçi/mukaddesatçı çevrelerin, genel olarak dergiler ve dernekler etrafında bir araya geldiği herkesin malumudur. (Gerçi bu özellik bugün de çok değişmiş değildir ama meselemiz bu değil.) Söz konusu yıllarda yayımlan dergiler, İslâm, milliyetçilik, sosyal adalet, devlet ve aktüel siyasi gelişmeleri farklı açılardan ele almışlar, bugüne ulaşan siyasal müşterekleri/hasımlıkları elbette farklılıkları/husumetleri biçimlendirmişlerdir. Bu bağlamda Hareket dergisinin özel bir anlam taşıdığı bilinse de, konu hakkında pek konuşulmadığı dikkat çekmektedir. "Jest yazılarını" hariç tutarsak, meselenin aslını şu ya da bu bakış açısıyla ele alsa da bütüncül olarak kavramaya katkı yapan çok fazla yazı yoktur maalesef. Hele bunların hatırat eksenli olanları çoğu zaman yanlış ve çelişkili zanlara dayandığından bir başka "tehlike" de varlığını hemen hissettir.

DÜŞÜNCE TARİHİ KAYNAĞI OLARAK SÜRELİ YAYINLAR

Türkiye Günlüğü dergisinin 114. sayısında yer alan, Tuncay Dursun tarafından kaleme alınan " Hareket Dergisi'ndeki Siyasî Düşünceler" başlıklı yazı birkaç vurgusuyla dikkat çekiyor. Yazı temelde 1966-1977 aralığında dergide yayımlanan yazılarda karşımıza çıkan siyasal perspektife odaklanıyor. Bahsi geçen zaman diliminde, Hareket dergisinde çıkan tarih, toplum, devlet, siyaset ve ekonomi yazılarını Anadolucu milliyetçiliğin dışavurumu niteliğinde görüyor yazar.

Bugün pek çok kişinin, bırakın kabul etmeyi telaffuz etmekte bile zorluk çekeceği fikirler var bu yazılarda. Çok partili demokratik rejimin eleştirisi, devletçi bir ekonomik model ve siyasal seçkincilik bunlardan birkaçı. Dursun'un bu konular etrafında yapmış olduğu yorumlara geçmeden önce yazısının hemen başında süreli yayınların Türk düşünce tarihi araştırmalarındaki yerine dikkat çekmiş olmasını önemli bulduğumu ifade etmeme müsaade edin. Zira, Hareket dergisi üzerinden düşünecek olursak, bu dergi ve ona yakın görülen yayın organları dönemin milliyetçi, mukaddesatçı, muhafazakâr ve İslâmcı yaklaşımlarının hassas noktalarını kavrama sürecine yapacakları katkılardan ötürü, düşünce tarihi araştırmalarının merkezinde yer almak durumundadır.

Ne yazık ki, bu merkezilik günümüzdeki çoğu araştırma ve kitapta göz ardı edilmektedir. Hal böyle olunca o yıllar için sayıları pek fazla olmayan bu yayınlar düşünce tarihi araştırmalarında hak ettikleri yere bir türlü yerleşememektedirler. Kronoloji, siyasal gündemi ve hısımlık/hasımlık ilişkilerini kenarda tutarak kaleme alınan metinler bir türlü " düşünsel sorun" üretememektedirler. Oysa sosyo-politik ve kültürel değişimin nabzının tutulabilmesi, havasının hakkıyla teneffüs edilebilmesi için yapılacak incelemelerin doğrudan bu yayınlara dayanması zaruridir. Bu zorunluluk ihmal edildiği için, döneme dair yapılan çalışmalarda pek çok "maddi" ve "olgusal" yanlışlığa düşülebilmektedir.

Tuncay Dursun, kurucusu Nurettin Topçu ile özdeşleştirilen Hareket dergisinin dönem içindeki yerine temas ederken şu cümleleri kuruyor: "Dergi gerek yayınlandığı dönemde ve gerekse yayın hayatından sonra İslamcı, milliyetçi ve muhafazakâr kesimler, merkez sağ ve hatta Türk solunun bir kısmı tarafından dikkatle takip edilmiştir." Topçu'nun etki alanını ortaya koyan bu satırlarda sanırım İslamcı sözcüğünün Türk solundan önceye gelmesi, Topçu'ya dair ilgi ve alakanın seyrini "sahih" bir biçimde kurmak için gerekli. Çünkü, onun hayatta olduğu yıllarda, Topçu'ya "rakip" veya "mesafeli" İslamcı figürler henüz sahada olduğu için "dikkatle takip" söz konusu değildir. Öyle ki, "jest yazılarını" bir yana bırakırsak, bu takibin "doğuşu" hatta doğup doğmadığı bile tartışılmalıdır. Ama yine de sınırlı bir takipten söz edebiliriz.

Tekrar yazıda temas edilen siyasi analizlere dönecek olursak. Dursun, Hareket dergisinde devlet ve siyasete dair yazıların genellikle Topçu tarafından kaleme alındığını belirtiyor. Yayımlanan takdim ve başyazılarda, yazar ismi yer almasa da bunların Topçu tarafından kaleme alındığını, bir dönem derginin idare müdürlüğünü yapmış olan Cahit Çollak'a teyit ettirdiğini söyleyen Dursun'a göre, dergide yayımlan siyaset konulu yazılar birbirini tamamlayıcı nitelikte.

Dursun, makalesinde Hareket dergisinin en uzun yayın dönemi olan 1966 Ocak ayı ile 1975 Mart ayı arasını inceliyor. Daha evvel yapılan çalışmalardan yola çıkarak, derginin bu yayın döneminde, İslam'ın cemaatçi yönü üzerinde durduğunu yineliyor.( Kuşkusuz bu vurgunun dönemin diğer tartışmalarıyla bir arada ele alınarak tarihselleştirilmesi gerekliliği vardır.) Burada Topçu düşüncesinde kavramsal dönüşümün izini de sürüyor yazar. Ona göre, 1970'li yılların başına kadar sosyalizm kavramı dergide yoğun olarak kullanıyor. Sözgelimi, kapitalizm ve komünizmi eleştiren Topçu, ekonomik yaşamın ahlakın emrine verilerek, İslam sosyalizminin inşa edilmesini savunmakta 1970 Ekim'inde kaleme aldığı "Kapitalizmin Dünyası" yazısında. Sonraki yıllarda bu kavram yerini giderek cemaatçi ve toplumcu kavramına bırakıyor. Dursun'un değerlendirmesine göre, Topçu düşüncesinde sosyalizm terimiyle daha çok toplumun bireye önceliği meselesi anlatılmak istenmiştir. Burada Topçu ile birlikte başka isimlerin dönüşümünü hatırlamamız icap ediyor. Mesela, soldan İslam'a gelen isimlerin hem mevcut cemaat yapılarını eleştirmeleri hem de cemaat kavramına özel bir vurgu yapmalarını nasıl anlamalıyız? Yahut, sola eleştirel yaklaşanların daha birey merkezli bir yorum inşa etmelerine. Esasında bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Kişiler hangi ortamda siyasal kültürlerini edinmişlerse, başka dünya görüşlerinin müntesibi olduklarında da bu kültürlerini büyük ölçüde yaşatıyorlar.

İKTİSADEN SOSYALİST RUHEN MUHAFAZAKÂR

Topçu'nun düşünce dünyasında siyasal sistem tartışmalarının merkezi bir konumda olmadığı tespitini yapan Dursun, onun bu konuda Selçuklu ve Osmanlı sürekliliğine dikkat çekişini anma gereği duyar. Esasen onun düşünce dünyasında devletin yönetim biçiminden ziyade devlet olgusunun bizatihi kendisi kutsal telakki edilir. İnsan yaratılışının gereği olan devlet insanları ve toplumları Allah'a ulaştıracak bir mekanizma olarak görülür. Belki bu nedenle onun düşünce dünyasında demokrasi başta olmak üzere liberal kavramların birincil önem arz etmeyişi hatta büyük eleştirilere konu edilmesi onun bu devlet anlayışının neticesidir.

Bu noktada, İsmail Kara'nın, Nurettin Topçu'nun, Türkiye'de demokrasi metinleri ve tenkitleri açısından önemli bir yerde durduğuna ilişkin kanaati hatırlanmalıdır. Dursun, makalesinde, Topçu'nun, 1970 yılında yayımlanan "Milli Devlet" başlıklı yazısına değinir. Topçu bu yazısında, milli devleti yıkarak onun yerine uluslar arası birlikler veya iktisadi ortaklıklar kurmak isteyenleri yirminci yüzyılın suikastçıları olarak görür. Demokrasiyi ise "kumarlı kura sistemi" şeklinde tasvir eder ve bu siyasal sistemin mağaza, direksiyon ve füzenin emrinde oluşuna dikkat çeker. Çok farklı yazı ve kitaplarından yola çıkarak, Topçu'nun yapmış olduğu demokrasi eleştirisi bütün boyutlarıyla ortaya konmaya çalışılır. Hz. Peygamberin(s) rejimini demokrasi olarak görenleri eleştiren Topçu'nun, demokrasi ile menfaat, ihtiras, mesuliyet kaybı arasında kurmuş olduğu bağlar sanırım onun bugün pek hatırlanmak istemeyen görüşleri arasında yer alıyor. Hatırlansa da eleştiriliyor. Kuşkusuz bahsi geçen yıllarda, demokrasiye eleştirel yaklaşan tek entelektüel Topçu değildi. Aynı zaviyeden olmasa da, demokrasiyi eleştiren başkaları da vardı. Bu yönüyle onu "istisnai" göremeyiz gibi geliyor bana.

Diğer yandan, farklı yönelimlere sahip yazarların anlamlandırma sürecinde Topçu'ya biçtikleri "rol" de farklılaşabilmekte hatta çatışmaktadır. Dursun bu bağlamda iki okumayı tasvir eden fakat bir kanaat ortaya koymayan şu satırları yazmaktadır:

"Nurettin Topçu'nun ağırlıklı olarak demokrasiyi eleştirmesine rağmen tarihi tecrübemiz ve siyasi kültürümüzle uzlaştırılabilecek bir demokrasi çerçevesi çizmeye çalıştığını ve bunun da bir 'siyasi ihya hareketi' olduğunu belirten görüşler de ileri sürülmüştür.Ancak Topçu'nun hareketini, demokrasinin karşısına konulmuş başka bir beşeri tasarı veya düşünce olarak değerlendiren bir görüşe göre de böyle bir hareket, Kur'an neslini inşa edemez."

Fakat şu satırlar yazarın kanaatlerinin tertibi olarak okunmaya oldukça müsaittir: "Topçu, ideal devletini inşa edemeyeceğini biliyor gibidir. Bu nedenle de çoğunlukla demokrasiyi yerden yere vururken, ara ara ondan da ümidini kesmediğini gösteren ifadelere yer verir, demokrasiyi adam etmeye çalışarak, onun kendi arzuladığı ideal devletine hizmet edecek şekilde yapılanması yönünde bazı önerilerde bulunur. Bundan ötürü Topçu'daki demokrasi düşüncesinin bazı çelişkiler ihtiva ettiğini daima hatırda tutulmalıdır."

Yazıda demokrasi tartışması konusunda pek çok yazarın görüşleri irdeleniyor. Bunlar arasında Emin Işık, Hasan Sami Bol'ak, İhsan Sezal, Hüseyin Hatemi, Ahmet Debbaoğlu sayılabilir. Dünyanın siyasal ufkunun, "Demokrasi Risalesi"ne demir attığı bir vasatta, sanırım çoğu kimsede demokrasiyi eleştirecek takat kalmadı. Zaten yazarın kendisi de iktisadi siyaset bağlamında, Topçu'nun önerdiği modelin kalkınma çabasından ziyade, eşitliğe ve adalete dayalı bir ahlak nizamının tesisini öncelediği, bunların bir kısmının demokratik siyasal sistemde uygulanmasının mümkün olmayışına değinmektedir. Bu noktada bir ara fasıl açarak şunu sorabiliriz: Yazar, Hareket'ten söz ederken içinden mi yoksa dışından mı konuşmaktadır? Bu soru "akademik" bir metin düzleminde pek anlamlı görünmeyebilir. Fakat, bir husumet yaratma riskini göze alarak şunu söylemek istiyorum: Dursun'un Topçu eleştirisinin kritik ucu bu sorunun cevabında yer alır. Topçu, otoriter fakat aynı zamanda halka karşı mesuliyet sahibi olan milli devletin, iradesini Allah'a bağlayacak ulu kişiler tarafından yönetilmesi gerektiğini düşünür.

Bu düşünce yazar tarafından, "seçkinci" ve "toplumu bireyin önüne alan mutlak bir aşkın devlet modeline işaret ettiği" için "çekinik" ve ayrıntılara inmeyen bir dille tenkit edilir. Muhtemelen bu yaklaşım üzerinden gelecek daha kuvvetli eleştiriler, Topçu üzerine düşüncelerin "tek boyutlu" oluşunu da "kısmen" sekteye uğratacak, bereketli tartışmalara vesile olacaktır. En azından şahsım adına böyle olacağını ümit etmek istiyorum. Zira, Topçu düşüncesi merkeze alınarak yapılan liberal muhafazakârlık eleştirileri büyük ölçüde sol ve yeni eleştirel sol entelektüel lügatin imkanlarına dayalı olarak "tek sesli" yapılmıştı. Hiç kuşkusuz bu okuma sebepsiz değil. Çünkü Topçu Türkiye'deki fikir akımlarını irdelerken, Hareket dergisini "iktisaden sosyalist(toplumcu) ruhen muhafazakâr zümre" arasında saymaktadır. İşte bu yüzden, "iktisaden sosyal liberal fakat ruhen muhafazakâr zümre" zaviyesinden Topçu'nun geçmişte ve günümüzde nasıl görüldüğünü ortaya koyacak, "taktik" kategorisinin ötesine geçebilecek evsaftaki çalışmaları merakla bekliyorum. Bir iki çalışmada ucundan kıyısından temas edilen "Kur'an nesli" odaklı yaklaşma denemeleri ise maalesef henüz başlangıç düzeyinde bile değil.

Diğer taraftan günümüzde yaygınlık kazanan "müdahaneci" antikapitalist söylemin, benim anladığım kadarıyla Topçu'ya düşünce düzleminde atıf yapmayışını bir eksiklik olarak görmemek lazım. Çünkü bu söylemde neredeyse bütün otorite biçimlerinin genel reddine varan bir taraf var. Dolayısıyla, Topçu'da varlık kazanan devlet telakkisinin detaylarının, büyük ölçüde boşa çıkan umutlarını hınca dönüştüren, hayal kırıklıklarını kaba Marksist söz dağarcığı aracılığıyla dile getiren "antikapitalist zümre" ile çatışan taraflarını gözden ırak tutmamak gerekir. Elbette liberal sol ufkun "kimlikçi" siyasallığını da eklemeliyiz buna.

Kapitalist ülkelerin, tüketim malları üreten bazı sanayi dallarını, "gelişmekte olan ülkelere" kaydırmasının altında yatan sebepler, sanayileşme, göç sorunu, halkın sefaleti vb konular da Nurettin Topçu tarafından farklı yazılarda ele alınmıştır. Dursun, Topçu'nun sanayileşmeye bütünüyle karşı gelmenin imkan dahilinde olmadığı yönündeki yaklaşımını aktarıyor. Buradan yola çıkarak, Topçu'da değişik dönemlerde sanayi sorunun nasıl ele alındığının izini sürmek de mümkün.

GÜNCEL SİYASET DEĞERLENDİRMELERİ

Hareket dergisinde, güncel siyaset bağlamında yer alan yazılarda, derginin perspektifinden CHP-MSP koalisyonu "tarihsel yanılgı koalisyonu" olarak görüldüğünden çok ağır bir dille eleştirilmektedir. Konu değişik yazarlarca farklı boyutlarıyla ele alınmış ve İslam'ın istismar edilişine özel bir vurgu yapılmıştır. Topçu'nun "İslamı Sömüren Siyaset" başlıklı yazısı, bu bakımdan kuvvet ve zaaflarıyla son derece dikkat çekicidir. Zira, onun bu yazısıyla aynı konulara temas eden diğer yazıları bir yönüyle, milliyetçi mukaddesatçı çizgi içerisindeki farklı temayüllerin nüfuz mücadelesine giriştiği yılların havasını yansıtmaktadır.

Fazlasıyla özetlersek, Topçu'nun halifelik, Ayasofya vb. konular ekseninde tenkit ettiği siyasi lider Necmettin Erbakan gibi görünmektedir. Gündeme getirilen hususlar Milli Görüş hareketinin söylemsel zayıflıklarını da aşikâr kılıyor bir bakıma. Burada dikkat çeken bir başka husus, eleştirilerin "dini istismar" ekseninde yapılmasıdır. Ne var ki bu eleştiriler, Cumhuriyet devrinde, devletin muhalefeti suskun kılmak için başvurduğu ifadelere çok benzemektedir. Topçu'nun siyaset, ticaret ve kabuk dindarlığı bağlamında söyledikleri de bu manada sürpriz değildir. Metinde geçen bir atıftan ötürü bu çıkarımları çerçevelemek keyfi görünebilir. Elbette bu eleştirilerinde haklı yanların olmadığı anlamına gelmez, gelmemeli de. Fakat, bu ifadeler aynı zamanda siyasi merkezin kullanmış olduğu pejoratif retoriğin ne kadar yaygınlık kazandığının göstergesi olarak okunamaz mı? Şayet okunabilirse bunun ne anlama geldiğini ve niçin bu dilin kullanıldığının peşinden gitmek gerekmez mi? Bu tür yazılar siyasal kontekst dikkate alınarak derinlikli bir şekilde okunmalı ve buralarda karşımıza çıkan hissiyatın sebepleri ve yapılandırılışı üzerinde mutlaka durulmalıdır. Öte yandan, bu mesafeli yaklaşımın her iki akımın sonraki kuşaklarına farklı derecelerde intikal ettiğini ileri sürmek de mümkün.

Kanaatimce bu yazı, Hareket dergisinin temsil kabiliyeti yüksek bir döneminden hareketle, bilhassa dergide karşımıza çıkan siyaset düşüncesinin esaslarına dair "ayrıcalıklı" bir giriş denemesidir. Kimi zaman siyasi teori ile güncel siyasi pratik arasındaki iç içe olma durumu, belli temaları anlamamıza yardımcı olabilir. Dursun'un makalesi nereden bakılırsa bakılsın, Topçu okumalarına "yeni" bir katkı olarak değerlendirilmelidir. Topçu'nun Anadoluculuktan milliyetçiliğe, İslam sosyalizminden İslam cemaatçiliğine uzanan düşünce seyri üzerinden de Türkiye'deki değişimin nabzını tutmak mümkün. Yazıda, karşımıza çıkan eleştirilerin değerinden söz edilecekse, hassas hatlar üzerinde yürüyebilme becerisini ilk sırada anmak gerekir.

Güncelleme Tarihi: 18 Eylül 2013, 14:49
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35