banner39

banner35

Hattat Halim Efendi 'denize düştü'

Denizler Müzayede Evi'nin 16 Ekim Cumartesi günü düzenlediği müzayedesinde çoğu, Osmanlı Cihan Devleti dönemine ait birbirinden kıymetli sanat eserleri ve tarihi objeler el değiştirdi. Müzayedede Hattat Mustafa Halim Özyazıcı'nın ketebeli levhaları dikkat çeken eserler arasındaydı.

Kültür Sanat 18.10.2010, 11:04 18.10.2010, 18:20
Hattat Halim Efendi 'denize düştü'

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

Güz mevsiminin gelişiyle birlikte gazetelerin kültür-sanat sayfalarına müzayedelere ilişkin haberler düşmeye başlar... Selçuklu&Osmanlı sanat eserleri müzayedesi, Osmanlı hat&resim eserleri müzayedesi, nadir kitaplar müzayedesi, klasik ve modern eserler müzayedesi haberleri birbirini takip eder... Müzayedelere eser kabulü aylar öncesinden başlar. Üzerlerinde, sanatkâr dedelerimizin göz nurunu ve ince sanat zevkini barındıran nadide eserler asırlık yalıların depolarından, tarihi köşklerin tavan aralarından, cumbalı evlerin duvarlarından toplanarak müzayede sektörünün merkezi Nişantaşı'na getirilir. Buradaki mezat şirketlerinin "danışman"ları eserleri inceler, fotoğraflar çekilir, fiyatlar belirlenir, kataloglar basılarak, antika ve sanat dostlarına gönderilir. Basın bültenleri hazırlanarak ajanslara iletilir. İşte böylece bir müzayedenin daha startı verilmiş olur.

Müzayede kataloglarında şairin, ıÜü"Turfe dükkân-ı hikemdir bu kühentâk-ı felek/Ne ararsan bulunur derde devadan gayrı" fehvası mucibince dertlere devadan başka hemen her şey satışa konu edilir: Osmanlı tekstil ürünleri, hat levhaları, murakkalar, tezhip eserleri, hilye-i şerifler, Osmanlı cam eserleri, eski resimler, tarihi objeler, artık sahaflardan temini mümkün olmayan nadir kitaplar, ilginç ephemeralar, fanuslu lambalar, sedef sehpalar, mine işlemeli mürekkep hokkaları, el çekimi, usta işçilikli, üzerleri zikir yüklü tesbihler, gümüş savatlı sigara kutuları, kütahya vazolar, Osmanlı teber başlıklı âsalar, Osmanlı şehirlerine ait gravürler...

Geride kalan 20 yılda müzayede şirketleri, son 10 yılda da sanal âlemdeki mezat organizasyonları, tarihinden, medeniyetinden, 'köklerinden' ve kendinden yavaş yavaş uzaklaşan insanları 'satışa getirdi'. Medeniyetimize ait, birbirinden kıymetli eserler ortalığa döküldü! Cemiyetin iç dinamikleri arasında tarihine, medeniyetine hemen her şeyine yabancılaşan insan oğlu eline ne geçtiyse sattı!

Yazımızın giriş bölümünde belirttiğimiz üzere Denizler Müzayede Evi'nin 16 Ekim Cumartesi günü Taksim'de, bir otelin balo salonunda düzenlediği müzayedesinde de Osmanlı şehirlerine ait gravürler, zerendûd levhalar, padişah fotoğrafları, hilye-i şerifler, gümüş savatlı sigara kutuları, yağlı boya tablolar, ilginç objeler, her bir satırında hattatının göz nuru bulunan hat levhaları satışa konu edilerek yeni sahiplerini buldu. Mezatta el değiştiren eserlerin bir bölümü bilinçli kolleksiyoncuların evlerini süsleyecek. Bakiyesi ise bir sonraki müzayede için gün sayacak!

Hemen her müzayedede olduğu gibi Denizler'in güz müzayedesinde de Hattat Halim Efendi'nin (Nâmıdiğer Mustafa Halim Özyazıcı 1898-1964) hat levhaları satışa konu edildi. Müzayede şirketleri hat sanatının son döneminin dahi ismi Mustafa Halim Özyazıcı'nın eserlerini sata sata bitiremedi! Halim Efendi yaşadığı dönemde binlerce esere imza attı...

Halim Efendi için, binlerce, bir adım öte onbinlerce yazı/eser yazmıştır desek mübalağa etmiş olmayız. Halim Efendi hayatı boyunca usanmadan yazdı. Yazdıklarını biriktirdi, bir kenara koydu. 66 yıllık hayatını tamamladığında mirasçılarına devasa bir hat terekesi bıraktı. 1000 lokmadan oluşan büyük bir zikir tesbihinin ipi koptuğunda tanelerinin her biri bir tarafa nasıl dağılırsa Halim Efendi'nin yazıları da işte bu şekilde dağıldı, çar-çur olup gitti.

Bu satırların yazarına bile mütevazı bir sergi açacak kadar Halim Efendi levhası düşüyorsa artık ne kadar velûd bir sanatkâr olduğunu varın siz hesap edin! Halim Efendi'nin -belki- en büyük talihsizliği hat terekesinin iyi yönetilememesidir. Halim Efendi'nin terekesi haraç mezat satışa arz edildi. Yazıları, çuvallarla satıldı. Her bir çuvalda binlerce yazı... Sadece bir koleksiyonerin, Halim Beyin Kocamustafapaşa'daki evinden 6 çuval yazı satın aldığını biliyorum.

Hâsılı, Halim Efendi'nin tüm terekesi; deste deste yazıları satıldı. Fotoğrafları, kamış kalemleri, cep saati, divitleri, hokka takımları, enfiye kutusu, Davudi sesler aldığı "ney"ine varıncaya kadar baha eden neyi varsa satıldı.

Bir gün, Halim Efendi'nin üvey oğlu ile Şişli'de buluştuk. Halim Efendi'nin mahdumu beyefendi, bir hattata satmak üzere babasına ait birkaç eser getirmişti. Eserlerin arasında bir de fotoğraf vardı: Sünnet fotoğrafı. Mutluluğun, siyah beyaz fotoğraf karelerinde kaldığı bir hüzün fotoğrafıydı bu. Halim Efendi, oğlunu sünnet ettirmiş, yakın akrabaları ve sünnet kıyafetleri içerisindeki oğlu ile birlikte fotoğrafçıya samimi bir poz vermiş. İşte 1950'li yılların başında gerçekleşen bu hadisenin kahramanı olan beyefendi, kendi sünnet fotoğrafını satıyordu. Ne hazin bir manzaraydı.. Bi-baht olanın bağına bir katresi düşmez. Bâran yerine dürr-ü güher yağsa semâdan.

Mezkûr buluşmamızda Halim Efendi'nin üvey oğlu anlatmıştı: "10-12 yaşlarındayım. Topkapı'daki bağ evimizden babam önde ben arkada yola çıktık. Babam yine onlarca yazı yazmış, taşınması kolay olsun diye bunları rulo haline getirmişti. Taşıyamadıklarını bana verdi. O önde, ben arkada Aksaray'a doğru yürüyoruz. Yürüdükçe, yol uzadıkça elimdeki rulolar ağırlaşıyor... Babam, nasılsa arkaya bakmıyor! Yazıları teker teker yol kenarlarına atıp yoluma devam ediyorum. Gideceğimiz yere vardığımızda elimde kalan üç beş ruloyu babama veriyorum. Babam, elindeki rulolarla birlikte, uzattıklarımı da açıp masanın üzerine seriyor. Kıtalar, levhalar eksik. "Hay Allah! Eksik yazdık herhalde" diye hayıflanıyor. Sonra eve gidince usanmadan eksik yazıları tamamlıyor."

Halim Efendi'nin yazıları esnaf mezatlarında, sahaflarda, Moda'daki antikacılarda, Nişantaşı müzayedelerinde parça parça satılarak yeni sahiplerini buldu/buluyor. Bugün, hâlâ, ister sanal olsun, ister gerçek, hemen tüm müzayedelerde Halim Efendi'nin yazıları satışa konu ediliyor. İmzalı, imzasız yüzlerce yazısı... Mezkûr yazılardan bir çoğu, altına sonradan iğreti bir şekilde iliştirilmiş "Ketebehû Halim" ibareleriyle siber âlemde yeni sahiplerini bekliyor... İnci gibi yazıların altına iğreti bir istifle iliştirilmiş "Halim" imzası görürseniz bilin ki bu levha, Halim Efendi'nin Kocamustafapaşa'daki evinden çıkma orijinal bir yazıdır.

Artık eskicilerde de Halim Efendi'ye ait ne ararsanız bulabilirsiniz: Tuğralar, şahıs isimleri, dükkan isimleri, tabelalar, devlet dairesi, karakol, apartman isimleri, kartvizitler, eskiz kağıtlarının üzerinde kırmızı, yeşil mürekkeplerin yol bulduğu cami kubbe ve kuşak yazıları...

Halim Efendi, hayata ve hakikate dair hemen her şeyi yazmış... Ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler, kibar-ı kelamlar, kasideler, şiirler, marşlar, cami yazıları, tuğralar, kartvizitler... Ve yine Halim Efendi yazı yazmanın mümkün olduğu hemen her şey üzerinde kalem oynatmış. Aherli kağıt, ebru kağıdı, kuşe kağıdı, eskiz kağıdı, aydınger, kumaş, teneke, cam, tahta... Sanayi-i Nefise Mektebi'nin mütekâit hat hocası eline nasıl bir malzeme geçerse geçsin üzerinde meşk etmiş.

Halim Efendi'nin belki en önemli hizmeti, Osmanlı saray hattatlarından bir Türk yazısı olan Divani hattını öğrenerek talebesi Ali Alparslan'a öğretmesidir. Osmanlı sarayı hattatlarına has olan bu yazı, Halim Efendi-Ali Alparslan silsilesiyle meşk edilerek yeni nesil hat sanatı taliplerine aktarılmış ve böylelikle unutulmaktan kurtulmuştur.

Vefatının ardından ismi, Beşiktaş'ta bir sokağa verilen Mustafa Halim Efendi, hat sanatına yaptığı hizmetlerle doğru orantılı bir şekilde genç kuşaklara aktarılamamıştır. Halim Efendi hakkında, eskilerin 'efradını cami a'yarını mani' dediği tarzda bir biyografi eseri hazırlanamamıştır. -Bu görev evvel emirde kendisinden mücaz talebelerine, hat sanatı araştırmacılarına ve hat sanatı sevdalılarına düşmektedir.- Vefatını müteakiben, 1964 senesinde talebesi Uğur Derman'ın kaleme aldığı Hattat Mustafa Halim Özyazıcı Hayatı ve Eserleri isimli kitapçık Halim Efendi'yi tarifte yetersiz kalmıştır. Sonraki yıllarda Halim Efendi'ye dair makaleler, dergi, bülten yazıları kaleme alındıysa da bunlar Halim Efendi'nin hatırasını ihata etmekten uzaktır.

Eserlerinde ve talebelerinin kamış kalemlerinin ucunda hayatiyetini devam ettiren Mustafa Halim Özyazıcı'nın isminin, yeni açılacak Güzel Sanatlar Fakültelerinden birine verilmesi ve ayrıca Hattat Halim Hat Sanatı Akademisi adıyla müsemma müstakil bir hat mektebi tesis edilmesi vakıa mutabık olacaktır.

Bu vesileyle Halim Efendi'yi hayır ve rahmetle yâd ederken, Kültür Bakanlığı'na ve Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne, Osmanlı-Türk hat sanatının güzide eserlerini müze ve kütüphanelere kazandırma yönünde daha titiz bir çalışma yapmalarını öneriyorum. Son cümleme, müzayede organizasyonlarının özel ekiplerce taranmasını, sanat tarihimiz açısından baha biçilemeyen eserlerin, bakanlık tarafından satın alınması yönünde çalışmalara başlanmasını da  ilave etmeliyim.

Yorumlar (2)
Mahmut Şahin 12 yıl önce
Yazı devrimiyle unutulmaya başlanan Hüsn-i Hat sanatını her şeye ramen canlandırmaya çalışan kalemşörlerimizden birini daha yad ettiğiniz için teşekkür ederim İbrahim Bey...
Resul Korkut 12 yıl önce
Kıymet bilmez vefasız insanlara bırakılan bir hazine böyle heba oluyor ne yazık ki. Ama hizmetleri ve eserleri ile Halim Efendi gönüllerde yaşayacaktır.Allah ondan razı olsun.Mekanı cennet olsun. Amin......
23
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?