banner15

Hayrabolu'daki tarihi mezar kitabeleri SOS veriyor

Hayrabolu'da bulunan birçok tekkenin yanı sıra tarihi mezarlar da kaderine daha doğrusu kederine terk edilmiş durumda...

Hayrabolu'daki tarihi mezar kitabeleri SOS veriyor

İbrahim Ethem Gören | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Osmanlı kolonizatör Türk dervişlerinin ve tekke kültürünün; Trakya’nın,  bir adım ötede de Balkanların İslam’la tanışmalarında etkileri oldukça büyük. Trakya’nın büyük bölümü İstanbul’un fethinden önce Müslüman yurdu haline gelmiş.

Osmanlı’nın Balkanlara uzanmasında önemli bir köprü vazifesi gören Tekirdağ ve Rumeli’de Bayrâmî, Nakşîbendî, Kâdirî, Halvetî, Cerrâhî, Uşşâkî, Gülşenî, Sâdî ve Mevlevî dergâhları, tekke ve zaviyeleri kapatan kanunla birlikte kaderine; daha doğrusu kederine terk edilmiş. Bu süreçte bölgedeki Osmanlı eserleri, medreseler, camiler, sıbyan mektepleri, hanlar, hamamlar, tekke bina ve meşrutaları birbiri üzerine yıkılıp gitmiş, bir çoğundan geriye hemen hemen hiçbir iz kalmamış.

Hayrabolu, Trakya’nın tam orta yerinde kadim bir ilçe. İstanbul’un fethinden önce Müslümanların ikamet mahallerinden biri olan, günümüzün ayçiçeği üretim kasabasında tarihi eserler birbiri ardına kaybolup gitmiş. Hisar mahallesine adını veren surlar yıkılmış, Giray Hanlarından Selamet Giray Han’ın sarayı yağmalanmış, geriye ancak isimleri kalan Beyler Hanı Camii, İbrahim Celebi Camii, İskender Pasa Camii, Gazi Süleyman Pasa Camii ile birlikte adları dahi unutulan toplam 12 mescid ise yıkılmış. Hayrabolu Belediyesi ve kaymakamlığının himmetleriyle Dergâh binaları temelleri üzerine yığılmış haldeyken sadece türbe kısmı tekrar ihya edilen Sarban Ahmed türbesi, Güzelce Hasan Bey Camii ve Paşa Camii, Osmanlı’dan günümüze ulaşan önemli emanetler arasında.

OSMANLI’DA CAMİ MERKEZLİ ŞEHİR KURGUSU VARDI

Osmanlı bir kenti imar ederken camileri merkez alırdı. Caminin etrafında şekillenen mimari organizasyonda mektep, medrese, han, hamam, çarşı yerli yerini bulur, uhrevi hayatla iç içe bir hayat süren atalarımız kabirlerini de cami hazirelerine ve şehrin orta yerinde kurar, hayat-ölüm, ölümle-hayat atmosferi birbirleriyle barışık olarak tabir yerindeyse el-ele tutuşurdu.

Yazımızın öznesinde yer alan Hayrabolu’da da böylesi bir şehir mimari kurgusu vardı. Hayrabolu’da sanatkâr dedelerimizin inşa ettiği eserlerden çok azı günümüze gelebilmiş. Miladi takvimin yaprakları 1419’u gösterirken Çelebi Sultan Mehmed, Mimar Hacı İvaz Paşa’ya kendi ismiyle anılacak olan tarihi camii yaptırmış. Cami asırlar boyunca defalarca restorasyondan geçirilirken haziresi de günden güne küçülerek minarenin gölgesi altına sığınmış.

Hayrabolu tarihinin kayıtlarına Ulu Camii ya da Güzelce Hasan Bey Camii isimleriyle geçen bir diğer kadim ibadethaneyi ise II. Beyazıd’ın damadı Güzelce Hasan Bey inşa ettirmiş. University of Southern California’dan kalkıp Hayrabolu’ya gelen heyet caminin mimarisi ile ses ve günışığını alma sistemleri hakkında makaleler yazmış.

DİMETOKA’DAKİ KÖYLERİN GELİRLERİ GÜZELCE HASAN BEY CAMİİ’NE VAKFEDİLMİŞ

Ecdad, mimari eserlerin bakım ve ihtiyaçlarının karşılanması için vakıflar kuruyordu. Bu cümleden olarak Güzelce Hasan Bey camiinin banisinin de Hayrabolu’daki hayratı için Dimetoka’da köy gelirlerini vakfettiğini İslâm Ansiklopedisi’ne Güzelce Hasan Bey Camii maddelerini yazan Dursun Nuri Fevzi Güven ve Yusuf Şevki Yavuz’dan öğreniyoruz: “Hayrabolu ilçe merkezinde mahallin en büyük camii olup II. Bayezid’in damadı Güzelce Hasan Bey tarafından yaptırılmıştır. II. Bayezid’in Güzelce Hasan Bey’e verdiği, Dimetoka’daki Cisriergene kazasına bağlı Dânişmendli ve Midyeli köylerinin gelirleri Hasan Bey tarafından bu camiye vakfedilmiştir.”

Kitabesinde 1499 yılında ibadete açıldığı belirtilen cami yakın tarihlerde restore edildi. Halk arasında Hasanbey Camii olarak bilinen mabed, restorasyona giren pek çok tarihi eser gibi restorasyondan sonra yeni bir ruh haletine ve hüviyete büründü! Camideki cihar-yari güzîn yazıları zaten yıllar önce Uçmakdere’ye gitmişti! Camiinin kalemişi tezyinatından geriye hiçbir şey kalmadı.

SARBAN AHMED’İN TEBERİ KİMİN UMURUNDA!

Kazaskerlerin hilyelerinin Dubai’ye kaçırıldığı; Adana Ulu Camii’nin ve Yeni Camii hünkâr mahfilinin çinilerinin sırra kadem bastığı, Karacaahmet kabristanlığında Osmanlı ulemasının mezar kitabelerinin çalındığı, Bursa’da Kayhan Camii’nden Sırrı Efendi’nin hatlarının sırra kadem bastığı, Türkiye’den Dubai’ye aşırılan Osmanlı hat sanatı eserlerinin hikâyelerinin merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler misali Eternal Letters adıyla kitaplaştırıldığı bir dönemde Hayrabolu’daki cami hazirelerinin yağmalanması ve Sarban Ahmed’in türbesinden kılınç ve teberinin çalınıyor olması kimin umurunda olacaktı!

MEZAR TAŞLARI MOZAİK USTALARININ MALZEMESİ OLDU

Türkiye’nin pek çok kadim kabristanlığında olduğu gibi Hayrabolu mezarlıklarında da çok sayıda tarihi mezar ve dolayısıyla mezar kitabesi var(dı). Hayrabolu’daki eski mezarlar talan edildi, tarihi kitabeler kırıldı, çalındı, talikten sülüse, rik’adan divaniye kadar her biri, birbirinden âlâ onlarca mezar kitabesi toprağa karıştı, yere yıkıldı, serpuşları götürüldü, mezarların üzerinde ateş yakıldı, mezar kitabeleri balyozla kırıldı, lahitler söküldü. Mezar taşları önce mozaik ustalarının malzemesi sonra da zengin konaklarının aksesuarı oldu. Velhâsıl, koca bir tarih ve medeniyet mahvedildi.

FARKINA VARDIĞIMIZ HER ŞEY BİZİ MÜKELLEF KILAR

Geçtiğimiz hafta sonunda Hayrabolu’daydım. Anne ve babamın kabirlerini ziyaret ettim. Kabristanlıktaki tarihi mezar kitabelerinin hali pür-melalini görünce bu yazıyı kaleme almak zarureti hâsıl oldu. Çünkü gördüğümüz ve farkına vardığımız her şey bizi mükellef kılar. Toplumun her bireyi gördüğü, bildiği, dokunduğu, şahit olduğu olumsuzluklardan etki alanı boyutunda sorumludur.

Hayrabolu’daki kabristanlarda Osmanlı dönemi kabirleri yıllar önce düzlenmiş. Nesilleri kesilen, nişanları, kabirlerinin üzerindeki baş ve ayak taşları olan Osmanlı ahalisine ait kabirler yok olup gitmiş. Onlardan geriye kalan az sayıda mezar kitabesi ise Hayrabolu yöneticilerine açık bir çağrıda bulunuyor: El-insaf ya Hu!

MEZAR TAŞLARI MEDENİYETİMİZİN TAPU SENETLERİDİR

Mezar taşları medeniyetimizin bir nevi tapu senedidir. Her yıl yenilenen kaldırımlara milyonlarca lira harcama yapan belediyeler, ne hikmetse tarih ve medeniyetimize, ecdadımıza, ecdadımızın hatırasına yönelik hayırhah faaliyetlerde bulunamıyor. Her biri mimari birer sanat abidesi olan şâhideler ayaklar altına alınıyor, baş taşlarına tel döşeniyor.

Hayrabolu mezarlığında maalesef ve mâteessüf düşman askeri girmiş gibi; tam bir talan yeri görünümünde. Bağ bozumunda işe yarar zerzevat toplandıktan sonra geriye kalanlar nasıl tarumar edilirse aynı şekilde mezarlar ve kitabeleri de mahv u perişan edilmiş. Kimi yüz üstü, kimi sır üstü yatırılmış, kimi toprağa gömülmüş, kimi eski taşlar yeni mezarlara dekor olarak kullanılmış.

TARİHİ MEZARLARIMIZA KİM SAHİP ÇIKACAK!

Tarihi mezarlarımıza kim sahip çıkacak? İmkânsızı mı istiyoruz?! Çok zor bir şey mi talep ediyoruz? Maalesef ceddimizin âsârına sahip çıkamıyoruz. Şeyh Hamdullah’ın ketebe koyduğu Mushaf-ı Şerif Dubai’ye kaçırılıyor! Biz ise olduğumuz yerde halimiz üzere merfu olarak kala kalıyoruz. Bu konuda İngilizleri mi örnek alalım? İngilizler, müstemleke haline getirmek istedikleri memleketlere açtıkları savaşlarda ölen askerlerin mezarlarını bakımlı tutuyorlar. İngilizler, Çanakkale’de, Kırım’da ölen askerlerinin mezarlarına gözleri gibi bakıyor. Türkiye’deki kimi tüccar sanatkârlar marifetiyle ülkelerine kaçırdıkları levhalarımızı müzelerinde başyapıt olarak sergiliyorlar. Biz ise mütemadiyen şahidelerin üzerinde yürüyoruz.

TARİHİ MEZAR KİTABELERİ SOS VERİYOR!

Hayrabolu aslında hoşgörü kültürüne sahip bir muhit! Bunu kabristanlıkta da görmek mümkün. Almanya’dan kente gelen bir ecnebi, ziyareti esnasında ölünce Müslüman mezarlığına defnedilmiş. Oldukça hoşgörülü bir zihniyet yapısına sahip olan dönemin yöneticileri bayramlarda seyranlarda anne babalarının kabirlerini ziyaret etmeye gittiklerinde tarihi mezar kitabelerinin üzerinden atlayarak geçiyor. Lakin kimse göremiyor. Görmek için önce hissetmek, sonra da bakmak lazım, bakmak ise kafa gözüyle olmuyor, gönül gözüyle oluyor.

Vurdum duymazlığımız had safhada İstanbul Rumelihisarı Şehitlik Dergâhında medfun bulunan Muhammed Abdünnafi Baba’nın kabir taşına ne olduysa Hayrabolu kethüdalarının baş taşları da aynı akıbetle malul olmuş. Mısır tarlası kabristanlığında Mücahit fisebilillah El-Hac Hüseyin Bey’in mezarı her ne haldeyse, Akşemseddin Hazretleri’nin rahle şeriki Eş-Şeyh Mahmud Bedrettin Efendi’nin Şehidlik Dergâhındaki kabri de aynı keyfiyette.

EL İZ’AN YA HU!

Her yıl Ayçiçeği Festivallerine gelen şarkıcılara on binlerce lira ödemek için Hayrabolu Belediyesi bütçe bulabiliyor da tarihi mezar taşlarımız için birkaç bin lira mı bulamıyor? Ne diyelim: El iz’an ya hu!

Güncelleme Tarihi: 18 Kasım 2016, 14:29
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sedat KILIÇ
Sedat KILIÇ - 2 yıl Önce

Hüzünlü, buruk bir köşe yazısını okuduk yine. Umarım Hayrabolu Belediyesi ecdadımızın bulunduğu mabetleri en kısa zamanda düzenlemek için gerekeni yapar. Köşe yazınızda dile getirdiğiniz için de kaleminize, yüreğinize sağlık diliyorum.

Halit Pas
Halit Pas - 2 yıl Önce

Hayrabolu nun derdiyle dertlenmek yine bir Hayrabolu luya nasip oldu.İbrahim bey maalesef mekan İstanbul da olsa Hayrabolu da olsa Mezar kitabelerinin kaderi değişmiyor.Sizin gibi ehil,uzman zevat sayesinde inşaallah yöneticilerimiz bu işe el atacak.Bir Hayrabolu lu olarak bahsettiğiniz tarihi değerlerin hakikaten farkında olmadığımızı üzülerek anladım.Kaleminize sağlık

banner39

banner36

banner37

banner35