banner15

Hoşgeldin gericilik!

Albert Otto Hırschman’ın “Gericiliğin Retoriği” kitabının yeniden basılmasının siyasal kontekst içinde farklı bir yeri var

Hoşgeldin gericilik!

Ali Temiz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Son yıllarda Türkiye'deki siyasal ve sosyal tartışma ve birbirini görme biçimlerinin büyük ölçüde önceki yılları, hatırlatan bir havada olduğu gözlenmekte. Herkes bir bakıma asli siyasal kulvarının diline dönüyor. Meseleye sol açısından bakıldığında, 70'li yılların radikalizmi ve CHP ile bir araya gelme eğilimi güçleniyor. Muhtemelen solun büyük bir kısmı, örgütsel bencillerini, teori olarak pazarladıkları lafazanlıklarını aştıkları ölçüde önümüzdeki seçimlerde "Yetmez ama CHP" diyecek.

İşte bu süreçte, 2000'li yıllarda, özel olarak da AKP'li yıllarda tedavülden kalkar gibi olan "gericilik" kavramı da usulca ayağa kalkmaya gayret ediyor. YKY'den çıkan Sencer Divitçioğlu kitabı başta olmak üzere, kavramın yeniden dirilişine delil teşkil edebilecek epey kitap ve yazı var. Bunlar arasında Albert Otto Hirschman'ın "Gericiliğin Retoriği" kitabının yeniden basılmasının farklı bir yeri olduğu kanaatindeyim. Kitabı baştan sona tartışmaya açacak değilim, böyle bir niyetim de yok. Tercümenin bir yerinde "muhafazakâr demokrasi hayaletinden" söz ediliyor. Tabii Avrupa içi tartışmalar düzleminde. Bu dikkatimi çekti.

"HER ŞEY GERİ TEPER"

Buna karşın sadece iki mesele üzerinden kitaba nazar edeceğim. İlki basit olanı, ikincisi biraz daha "karmaşık". Ben, önce basit hatta "şahsi" olanı üzerinde durayım. Bu kitapla, önce sahafta karşılaştım. İlk basımı Nisan 1994'te yapılan kitabın bendeki nüshasının ilk sayfasında her devrin adamı olmayı başaran birinin adı ve Mayıs 1994 yazıyor. Şayet, kitap üzerinde ismi yazılan kişiden sahafa düşmüşse, kitapta altı çizilen satırların, -ki bunlar nedense sadece ilk 37 sayfada yer alıyor- kitabın "sahibinin" o süreçteki/sonraki yıllardaki yazı ve konuşmalarına derin bir tesirinin olduğu çıkarımı yapılabilir. Fransızların "oluşumsal eleştiri" dedikleri şeye yakın bir çalışma için bu mutlaka yapılmalı. Aklıma, Sözleşme dergisi geliyor sadece.

İkinci olarak mütercimin kitapta geçen "reaction" ve "reactionary" sözcüklerini, tepki ve tepkisellik olarak çevirmesi konusundaki gevşek hatta tümüyle "tarafgir" tutumuna değinmek lazım. Zira kitabın orijinal The Rhetoric of Reaction. Mütercim, Gericiliğin Retoriği adını uygun bulmuş kitaba. Fakat ilk baskının 20. ikinci baskının 25. sayfalarına düşmüş olduğu çevirmen notu meseleyi fazlasıyla karıştırmış. Sadece bununla yerinse şükredeceğiz gene. Kimi yerlerde tepkisellerin yanına parantez içinde "gericiler" kelimesini ede eklemekten geri kalmamış.

Hiç kuşkusuz burada, Fransız Devriminin Marksist yorumuna sadık kalınarak, tepki (reaction) ve tepkisellik (reactionary) sözcüklerine aşağılayıcı bir anlam yüklenmesinin büyük rolü var. Bu arka kapak yazılarına da yansımış. Bir paragraf dışında hemen hemen ilk baskıda yer alan arka kapak yazılarında şunlar yer alıyor:

"Bir yüzyıl önce siyasal hareket ve tutumların tanımında, tasnifinde başlı başına açıklayıcı olabilen gerici-ileri ayrımı, günümüzde bu özelliğini büyük ölçüde yitirdi, bulanıklaştı. Ama bu durum söz konusu ayrımın büsbütün anlamsız olduğu, köksüz değer ve ölçütler üzerine kurulduğu yolundaki iddiaları geçerli kılmıyor.

Özgürlüğü, kendi kaderine egemen hale gelmeyi ve "insanca yaşama"yı bir azınlık imtiyazı olmaktan çıkarmaya yönelik her girişime -en azından- kuşkuyla bakan bir yaklaşımdır "gericilik". İnsanlığın büyük çoğunluğunu özgürleşmeye, "insanca yaşama"ya lâyık ve yetenekli görmeyen bir anlayıştan beslenen bu yaklaşım, ancak istisnaî durumlarda bu pozisyonunu apaçık sergiler. Bunun dışında, kendini suret-i haktan gösterecek argümanlarla örülmüş bir retorik kullanır.

Konusunda daha şimdiden bir "klasik" değeri kazanmış olan Gericiliğin Retoriği'nde Hirschman, işte bu sorun üzerinde düşünenler için hayatî önemde tespitler sunuyor. Kitap, farklı tarih kesitlerinde, farklı toplum ve sorunlar bağlamında "gerici" tavır alışları analiz ederken, aynı zamanda bize bu kavramın eksenini, "değişmez" niteliğini neyin oluşturduğunu da net bir şekilde gösteriyor."

PEJORATİF BİR TERCİH

Peki alıngan mı davranıyoruz kitabın bu şekilde yayımlaması konusunda. İngilizcede bu kelime her zaman aşağılayıcı bir şekilde mi kullanılır? Peki yazar bu kelime sadece bu anlama yani gericiliğe hasrederek mi kullanıyor? Hiç zannetmiyorum. Çünkü Hirschman, kitabında tepki terimi üzerine "birkaç not" düşme gereği duymuş. Söz konusu notun sona erdiği paragraf şöyle:

" 'Tepki' ve 'tepkisel' terimlerinin taşıdığı olumsuz anlam, bunları sürekli olarak bir değer yargısını enjekte etmeden kullanmak istemediğim için, bu araştırmacının bakış açısından bir taliksizliktir. Bu nedenle zaman zaman "karşı hamle", 'tepkici' vb. gibi daha nötr terimlere başvuruyorum. Ancak çoğu kez terimin genel kullanımına bağlı kalıyor, yeri geldikçe olumsuz anlamda kullanmadığımı belirtmek için tırnak işareti kullanıyorum."

Keşke, ilk basımda kitabın arkasında yer alan teşekkür faslına öne taşımak dışında da düzeltmeler yapılsaydı tercümede. Herhalde ilk basımın önsözündeki "tepkisel retorik" ifadesinin ikinci baskıda "reaksiyoner retorik" olarak değiştirilmesini düzeltme sayamayız. Şayet sayacaksak, bunun iki basımda da kitabın adına neden yansıtıl(a)madığını sormak mecburiyetindeyiz. Yazarın "hassasiyetle" izlediği usul doğrultusunda, Türk modernleşmesinin "asab bozan", sinir uçlarından birine başvurarak kitabı yayımlamak yerine, tepki sözcüğü etrafında bir ad bulunabilirdi mesela.

Bütün bu vurguları, ilerleme ideolojisinin tesiri altında kalan çeviri siyasetiyle, daha da önemlisi AKP özelinde sol liberallerin sürdürdüğü tartışmayla birlikte ele almak gerekliliği ortaya çıkar. Binnaz Toprak ve şürekâsının yapmış olduğu araştırmalarla desteklenen "operasyonel" muhafazakârlık araştırma ve tartışmalarının ihtişamında bir düşme eğilimi görülecek sanki. Çünkü "aslı" geri dönünce, "vekil" kavram aradan çekilir! Buna sevinmek mi gerekir, üzülmek mi, bu ayrı bir tartışma konusu.

Kitabın editörünün Ahmet İnsel olduğunu da ayrıca ve altını çizerek belirtmemiz icap ediyor. Zira, onsuz bu eksik olurdu! Tabi mütercimin, güne "soldan baktığını" ifade eden Sol'da yayımlanan aktüel yazıları ihmal edilmemeli. Muhtemelen bu gazete, son günlerde "analitik" düzlemde gericilik kavramına en çok müracaat eden yayın organlarının başında geliyor.

"Tepkiselliği" değişime karşı çıkmakla eş anlamlı gören Hirschman, bunun üç tezle ortaya çıktığını ifade eder: Nedir bunlar? Aksi tesir tezi, boşunalık tezi ve tehlikeye atma tezi. İlk basımı 1994'te yapılan kitabın yeni basımın 2013'te yapılışının altındaki "politik niyet" için, kitabın şu satıları oldukça bereketli tartışmalara zemin hazırlayabilecek kudrette olduğunu hassaten belirtmeliyiz:

"Tutucular ve tepkiciler kendilerini her nerede iktidarda bulurlarsa ve kendi siyasetlerini önerebilir ve bunları uygulayabilirlerse, aksine tesir, boşunalık ve tehlikeye atma tezleri boyunca liberallerin ya da ilericilerin saldırısına uğrayabilirler." Buradan yola çıkıldığında farklı çıkarımlara ulaşmamak mümkün değil. Fakat yazının girişinde belirttiğimiz üzere ayrıntılı tahlillere girişmeyeceğiz burada.

Netice-i kelam: Yeni polemiksel tutum ve manevralara hazırlıklı olmak lazım. Tarihin ileri doğru gittiği inancını taşıyan "Aydınlanma ruhu" hâlâ yaşıyor. Belki önümüzdeki yıllarda, Hirschman'ın şu satırlarda karşımıza çıkan beklentisi gerçekleşir:

" 'Tepkiseller', basit, mutlak ve uzlaşmaz retorik üzerinde bir tekele sahip değildirler. Onların 'ilerici' karşılıkları bu bakımdan muhtemelen tam da aynısı yapmışlardır ve bu kişilerin son iki yüz yıldır benimsedikleri ya da kendi davaları haline getirdikleri başlıca argümanlar ve retorik konumlar hakkında bu kitaba benzer bir başka kitap yazmak mümkündür."

Umalım ki, kitabın bu yeni baskısı ilk baskısında olduğu üzere, Cumhuriyet gazetesinin bulmaca sorusu olmanın ötesine geçen tartışmalara sebep olsun!

Albert O. Hirschman, Gericiliğin Retoriği, Çeviren Yavuz Alogan, İletişim Yayınları, 2013.

Güncelleme Tarihi: 18 Eylül 2013, 09:15
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35