banner15

İlk tedvin edilen tefsir ve yazarı

İlk tedvin edilen fıkhî tefsir, bugünkü bilgilerimize göre, Mukâtil b. Süleymanın Tefsîrül-Hamsi Mie Âye Minel-Kurân'ıdır.

İlk tedvin edilen tefsir ve yazarı

 

Asım Öz/Dünya Bülteni

Tefsir çalışmaları içinde ilk sırayı fıkhî tefsirler (ahkâm tefsirleri) almaktadır. Kuranın, hemen uygulanması gereken bölümünü ahkâm ayetleri oluşturduğu için onlar üzerinde daha vahyedildiği günden itibaren önemle durulmuş, hicrî I. asrın sonlarına doğru da Kuranın sadece amelî yönünü ele alan müstakil eserler tedvin edilmeye başlanmıştır. İlk tedvin edilen fıkhî tefsir, bugünkü bilgilerimize göre, Mukâtil b. Süleymanın Tefsîrül-Hamsi Mie Âye Minel-Kurân'ıdır. Bu eserin ve müellifinin ayrıntılı olarak incelenmesinin, erken dönem tefsir faaliyetlerini ve fıkhî tefsirlerin gelişme sürecini anlamaya katkı sağlayacağı aşikârdır.

M.Fevzi Hamurcu tarafından hazırlan Mûkatil B. Süleyman Ve İlk Fıkhî Tefsir bu amaçla yazılmıştır. Kur'an ilimleri ve tefsir alanında temayüz eden bir şahsiyet olarak Mukâtil, hem yaşadığı dönemde hem de sonraki dönemlerde büyük övgülere mazhar olduğu gibi ağır eleştirilere de muhatap olmuş bir âlimdir. Bununla birlikte o, kendisini şiddetle eleştirenlerin bile tefsirde ve Kuran ilimlerinde müstağni kalamadıkları büyük bir müfessir olarak şöhret bulmuştur. Tefsir tarihçisi İsmail Cerrahoğlu onun hakkında kaleme aldığı oylumlu yazısını şu cümlelerle noktalıyordu: " Fikri temayülü, isnadlara riayet etmemesi ve ilk tefsirlerde eksik olmayan israiliyyat dediğimiz haberleri ihtiva etmesi yönünden tenkide uğrayan Mukatil b.Süleyman hakkında ne denilirse denilsin, o, tanıtmağa çalıştığımız eserleriyle İslam tefsir tarihinde temel şahsiyetlerden biridir. Eserleri, lügat, sebebi nüzul, vücûh, müphemlerin izahı ve tarihi hadiselerin aydınlatılması, ilk günkü fıkıh ve kıraat anlayışlarını göstermesi bakımından mühim bir yer işgal eder. Tefsir tarihi ile uğraşanlar, ondan ve onun eserlerinden bahsetmeden geçemezler."

Tefsir Tarihinde Temel Kişiliklerden

Mukâtil b.Süleyman, tefsirinin tamamı günümüze ulaşan erken dönem müfessirlerindendir. Ondan önceki tefsir çalışmaları Kuranın tamamını ihtiva etmediği gibi o çalışmaların tamamı da günümüze kadar ulaşmamıştır. Yaşadığı döneme göre oldukça fazla eser veren Mukâtil b.Süleyman, ilk tedvin edilen fıkhî tefsirin müellifi olduğu gibi Kuranın başından sonuna kadar tefsir edildiği ilk eser (et-Tefsîrül-Kebîr) ile Kuran ilimlerinde önemli yeri olan vücûh ve nezâir alanında yazılan ilk eserin (el-Vücûh ven-Nezâir) de müellifidir. Bu sözlük Kur'an Terimleri Sözlüğü olarak Türkçe'de yayımlandı. Ardından Tefsir-i Kebir de yayımlandı.

İslam tefsir tarihinde temel kişiliklerden biri kabul edilen Mukâtil b. Süleyman'ın otorite kabul edildiği alanda rivayet ve dirayet yöntemini birlikte kullandığı ifade edilir.Aslında bütün müfessirler böyle yapmıştır ama iki yöntemden biri baskın olduğu için müfessirler rivayet ehli ya da dirayet ehli olarak anılmıştır. Mukâtil ise Maturîdî kadar sistematik olmasa da akli yöntemi kullanır.Ama rivayetlerden İsrailiyyatı Kur'an tefsirinde çok kullanmış olmasından dolayı eleştirilmiştir. et-Tefsîrül-Kebîr'de çokça kullanılan israiliyat Tefsîrül-Hamsi Mie Âye'de çok az yer tutar. et-Tefsîrül-Kebîr'de israiliyatın çok kullanılmış olmasını şöyle yorumluyor yazar: " O, bu eserinde Kur'an'ı baştan sona tefsir etme gayretinden olsa gerek,kendisini adeta her müphem hususu açıklamak zorunda hissetmiştir. Bunun sonucunda da-ne yazık ki- Kur'an'ın ruhuna uymayan bazı yorumlar yapmış ve İslâm dışı kültürlerin etkisinde kaldığını göstermiştir. Hz.Adem'le Hz.Havva'nın,Süryanice konuştuklarını söylemiş,Hz. İbrahim'in,Tevrat'ta merhametli baba,İncil'de ümmetlerin babası lakablarıyla anıldığını kaydetmiştir" Yazarın ve Müslümanların eleştirdiği bu tavrı oryantalistlerden Louis Massignon övmüştür. Yetiştiği bölgenin tesiri olsa gerek tefsirinde İsrailiyatı kullanmakla eleştirilen Mukâtil b.Süleyman'ın aynı kullanımı Kur'an Terimleri Sözlüğü'nde yer alan bazı kelimelerde de yer almaktadır.

Yaşadığı dönem ilmi disiplinlerin yavaş yavaş oluşmaya başladığı ama genel olarak hadis ilminin baskın olduğu bir dönemdir. Hadis içinse isnat çok önemliydi. Mukâtil b. Süleyman ise bu konuda çok dikkatli değildi.Onun bu eksikliğini bilen bazıları buradan hareketle onun ilmi kişiliğini tümüyle yok saymaya çalışmıştır.İslâm Ansiklopedisi'nin Mukâtil maddesini yazan M.Plessner onu sadece hadis ilmi açısından değil tefsir ilmi açısından da eleştirerek şöyle demiştir: "Muhaddis olarak büyük bir üne sahip değildir.İsnadı yeteri kadar incelemeye tabi tutmadığı için eleştirilmiştir.Tefsirde ise daha az güvenilecek birisidir." Doğru Mukatil b. Süleyman, genellikle hadis âlimleri tarafından cerh edilmiş ve yalancılıkla itham edilmiştir. Fakat tefsir hususunda yetkin, dönemin en önde gelen simalarından biri olduğu dost düşman herkes tarafından kabul edilmektedir. O nedenle bu yargıların ikinci kısmı doğru kabul edilemez.

Kozmopolit Ortam

Ömrünü Horasan ve Irak'ta geçiren Mukâtil b. Süleyman'ı ele alan biyografik ve bibliyografik kaynaklarda yer alan bilgilerin hem çok kısa hem birbirinin tekrarı hem de iki zıt noktada toplanmış olması da ilginçtir. Hamurcu bunu şöyle açıklıyor: "Onu öven ve hayranlık ifaden görüşler bir yanda, ağır şekilde eleştiren görüşler diğer yanda.O, yaşadığı dönemde olduğu gibi sonraki dönemlerde de hem ağır eleştirilere uğramış hem de büyük övgülere mazhar olmuş bir şahsiyettir.Ayrıca o,kendisini en ağır şekilde eleştirenlerin bile tefsir alanında müstağni kalamadıkları bir kişidir."

Hayatının son 17 yılı hariç Emeviler döneminde yaşamış bir alimdir Mukâtil b. Süleyman. Hicri 80′li yıllarda İslam fütuhatından önce Grek uygarlığı, Zerdüştlük, Budizm, Manilik ve Nesturi Hıristiyanlığının iç içe yaşadığı önemli bir merkez olan Horasan'ın Belh şehrinde dünyaya gelmiş. Belh'ten Horasan'ın önemli şehirlerinden biri Merv'e, oradan Basra ve Bağdat'a geçmiş, Hicri 150 yılında Basra'da vefat etmiştir. Mukâtil b.Süleyman, hayatının önemli bir kısmını Irak'ta geçirmiştir. Irak o dönemde değişik İslam fırkalarının neşvü nema bulduğu önemli bir ilim merkeziydi.

Abbasiler'in 750 yılında iktidara gelmeleri başkent olarak Bağdat'ın yeniden inşa edilmesini sağlamıştır. O andan sonra Bağdat hızla gelişmiş Müslüman dünyanın en önemli ilim ve kültür merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bağdat'ın başkent olmasıyla pek çok kişi Basra'dan buraya göç etmiştir. Mukâtil b. Süleyman'da Bağdat'a göç etmiş ve Abbasi yöneticileri ile iyi ilişkiler geliştirmiştir.. Hatta kendisiyle istişare edilen çok meşhur biri olmuştur. Ebû Ca'fer el-Mansûr ile çok yakın ilişkisi olduğunu şu olay anlatır: "Bir gün el-Mansûr otururken yüzüne bir sinek konar.Kondukça tekrar gelip yüzüne konan sinek onu rahatsız eder.Bu sırada el-Mansûr: "Kapıda kim var,bakınız,der.Gülen kişinin Mukâtil olduğunu söyleyince "Onu hemen bana getirin,der ve Mukâtil içeri girince ona: "Allah sineği niçin yaratmış,biliyor musun,diye sorar.Mukâtil de: "Evet,biliyorum,cebbar kimseleri zelil etmek için,diye cevap verir.Bunun üzerine el-Mansûr sesini çıkarmaz ve susar."

Düşünce Yapısı

Ömrünün son yıllarında ise tekrar Basra'ya döner ve burada vefat eder. Mukâtil b.Süleyman'ın düşünce yapısı, mezhebi ile ilgili değişik rivayetler vardır. Birçok mezhebin henüz ortada olmadığı, olanların ise henüz tam kurumsallaşmadığı bir dönemde yaşamış olmasından dolayı düşünce yapısını tam olarak tayin etmek zordur. Zeydi olduğu yönündeki görüşü daha ağır basmaktadır. Ama bu da çok doğru değildir.Çünkü Emeviler'in baskısına maruz kalan ehli beyti desteklemek ve İmam Zeyd'e yakın olmuş olmak onu Zeydi olarak anmayı gerektirmez. Onun yaşadığı bölgenin düşünce yapısı farklı fırkalarla anılmasını sağlamıştır. Tefsirinde herhangi bir mezhep mücadelesine rastlanılmamaktadır.

İman amel ilişkisi konusundaki görüşleri bakımından hem Mürcie'ye hem de onunla zıt konumdaki Zeydiye'ye mensup olmak mümkün değildir.Ama Mukâtil b.Süleyman hakkında her ikisi de söylenmiştir. Bu konudaki rivayetleri tek tek ele alan Fevzi Hamurcu bu konuda şunları yazar: "O dönemde yaşamış kişiler hakkındaki değerlendirmelerin, dönemin fikri ve siyasi durumundan kaynaklandığı da söylenebilir. Müşebbihe, Mürcie, Şia ve Zeydiye taraftarları bölgede oldukça kuvvetliydi.Fikri ve siyasi alandaki yoğun çatışmalar kişilerin,mevcut grupların yanında ya da karşısında yer almalarında veya öyle algılanmalarında oldukça etkili olmuştur. Ayrıca böylesine karışık ortamlarda fırkaların kendi içinde siyasi ve fikri bakımlardan yeknesak bir yapı gösteremediği, aksine belli konularda aynı safta yer alan kişilerin diğer bazı konularda karşı safta yer aldıklarına da rastlanmaktadır.(...) Bütün bunları ve eserlerindeki görüşlerini dikkate aldığımızda onun Zeydiye'ye mensup olduğu yönündeki rivayetlerin kabul edilmesi mümkün gözükmemektedir."

Tefsirinde yer alan konulardan zulümle ilgili olarak yapmış olduğu üçlü ayrım oldukça dikkat çekici. Tefsîrül-Hamsi Mie Âye'de ele aldığı üç çeşit zulüm şunlardır: Bağışlanan zulüm, bağışlanmayan zulüm ve hakkında Yüce Allah'ın hüküm vereceği zulüm. Bağışlanan zulüm(günah)kulun, kendisiyle Yüce Allah arasında işlediğidir. Bağışlanmayacak zulüm(günah) ise şirktir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmuştur: Şüphesiz ki,Allah kendisine şirk koşulmasını şayet bu hâl üzre ölmüşse bağışlamaz.(Nisa 4/48) Hakkında Yüce Allah'ın hüküm vereceği zulüm(günah) ise kulların kendi aralarında işledikleri günahtır.Kendi aralarında işledikleri en büyük zulüm ise haksız yere bir mü'mini öldürmek ve malını yemektir."

Kur'an'ın anlaşılması konusunda en önemli yol esbab-ı nüzulün bilinmesidir. Hatta esbab-ı nüzulü bilen kişinin Kur'an'ı da bileceği ifade edilmiştir. 515 ayetin tefsirini yapan Tefsîrül-Hamsi Mie Âye'de dikkat çeken bir noktada ayetlerin nüzul ortamıyla ilgili bilgiler vermesidir. Bu tefsiri sebebi nüzul ağırlıklı bir ahkâm tefsiri olarak görmek mümkündür. Örneğin mescitlere girerken giyilmesi gereken elbiseleri konu edinen Araf suresinin(7/31) ayetini tefsir ederken bu ayetin nüzul sebebini de aktarır: " Cahiliyye döneminin insanları Beyt-i Harâm'ı çıplak olarak tavaf ediyorlardı. Erkekler gündüz, kadınlar da gece tavaf ederlerdi.Ve derlerdi ki: 'Biz Beyt-i Harâm'ı üzerimizdeyken günah işlediğimiz elbiselerle tavaf edemeyiz' Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti indirdi" şeklinde açıklama yaparak ayetin nüzulünden önceki döneme ilişkin tarihi bilgiyi aktarır.

Emir, nehiy, haram ve helal hususundaki ahkam ayetlerinin tefsirinden oluşan Tefsîrül-Hamsi Mie Âye hakkında hazırlanan Mûkatil B. Süleyman Ve İlk Fıkhî Tefsir kitabı tefsirle birlikte okunduğunda tefsirin anlaşılmasını daha da kolaylaştıracaktır.

M.Fevzi Hamurcu ,Mûkatil B. Süleyman Ve İlk Fıkhî Tefsir, Fecr Yayınları,2009,320 sayfa.

Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2010, 11:57
YORUM EKLE
YORUMLAR
dindar
dindar - 9 yıl Önce

size üvenmiştim ama güvenimi kaybettirdimiz

vampirr
vampirr - 8 yıl Önce

çoq saolun çoq işime yaradı :D

banner39

banner50

banner47

banner48