banner39

İslâmın Dirilişi kitabı etrafında

Sezai Karakoç’un 17 Ekim 1967’de toplatılan İslâmın Dirilişi hakkında dönemin basın organlarında çıkan yazı ve değerlendirmeler dönemin gelişmelerini kavramak bakımından önemlidir. Aslına bakılırsa 1960’ların değerlendirilmesi sürecinde 1967 yılının mutlaka üzerinde durulması gerekmektedir. Zira bu yılın Nisan ayındaki Hizbu’t Tahrir tutuklamaları, Büyük Doğu’nun bazı sayılarının toplattırılması hatta Osman Turan’ın Adalet Partisinden ihracı birbiriyle alakası kurulabilecek gelişmeler gibi gözükmektedir

Kültür Sanat 01.04.2016, 14:01 01.04.2016, 14:01
İslâmın Dirilişi kitabı etrafında

Asım Öz | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Sezai Karakoç’un Diriliş dergisinin 1966’da tekrar çıkmaya başlayan sayılarındaki yazılarından oluşturulan İslam’ın Dirilişi kitabı hakkında, dergi yayınına ara verdikten sonra 1967 yılının sonlarına doğru dava açılır. Bugünden bakıldığında İslâmî entelektüelin yükselişi olarak okunabilecek olan bu kitabın toplatılmasının gerekçesi, devletin iktisadî, siyasî ve hukukî temellerini dinî esaslara isnat ettirmeye çalışması olarak açıklanır. 163. maddeye dayanarak kitap hakkında açılan dava, Türkiye’de İslâm dinini anlatmanın ve insanları Müslüman olmaya davet etmenin suç olduğu şeklinde değerlendirilmiştir.

Kitabı önemli kılan bir husus da Karakoç’un İslâmî uyanışa katkı sunan hareket ve düşünürleri bir arada ele almış olmasıdır. Sanırım kitabın bu yönü Türkiye açısından bir ilk olarak anılmayı hak edecek evsaftadır. Ayrıca İslâmî uyanışı sadece Soğuk Savaş komploculuğu ile izah eden sol çevrelere dönük kısa ama oldukça net cümleler de bulunur kitapta. Gelgelelim bu komploculuğa itiraz eden metinlerde kendisine atıf yapılmamış olması İslâm ülkelerinde, İslâm’ın bir tez şeklinde ortaya çıkışını kavramanın yanında hangi hareketlerin ve kimlerin buraya dâhil edildiğini anlamak açısından da tartışılabilir bu metinler. Kitapta, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Mevdudi hareketi, Müslüman Kardeşler, Nurculuk, Büyük Doğu akımı İslâm’ın dirilişinin düşünce, inanç ve aksiyon planındaki ilk örnekleri olarak takdim edilir. Karakoç’a göre, bu hareketler İslâm düşüncesini sınırlarını müsteşriklerin çizdiği akademik plandaki müdafaa, münazara ve reddiye tertibinden çıkararak tam manasıyla bir iç düzen, tarihi, sosyal, ekonomik ve kültürel yönleri bulunan bir savaş tertibine dönüştürmüşlerdir. Böylelikle bir dünya görüşü vasfı kazanan İslâm düşüncesi, idealizmden aksiyona yönelen İslâm entelektüelleri kadrosu meydana getirmiştir. Türkiye’de Necip Fazıl’ın temsil ettiği bu geleneği, Mısır’da Seyyid Kutup, Pakistan’da Nedvi ve Mevdudi, Cezayir’de ise Malik Bin Nebi temsil etmektedir.Karakoç’a göre bu akımlar sayesinde İslâm tezi sadece düşüncede bir ütopya olmanın ötesine geçmiş aynı zamanda bir ülkeyle sınırlandırılamayacak bir aksiyon hareketi boyutuna ulaşmıştır.

İslâmın Dirilişi kitabı davasının bilirkişilerinden Zeki Velidî Togan’un İstanbul IV. Ağır Ceza Hâkimliği’ne gönderdiği raporu ise 1960’larda meydana gelen etkileşimleri herhangi bir tartışmaya bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır:

“Sezai Karakoç’un İslâmın Dirilişi ismindeki eserine ait davada, bilirkişi sıfatıyla bulunmuştum. Bu ayın 4’ünde Afganistan’da yapılacak bir ilmî araştırma seyahatine katılacağımdan mahkemenizin duruşmasına iştirak edemeyeceğim. 66 sayfa tutan bu eseri dikkatle tetkik ettim. Bunda bir suç unsuru görmedim. Eser sahibi vâzıh olarak İslâm âlemindeki müslüman kardeşler, Seyyid Kutup, Necip Fazıl, nurculuk, Mevdudî gibi cereyanlara karşı sempatisini belirtmişse de bunu kendisinin derûnî temayülü olarak anlatmıştır. Bunlar için ayrı bir propaganda da bulunmamıştır. Asıl bu tür davaları açıken telkin etmekte olan Necip Fazıl ve Mevdudî gibi şahsiyetler ortada dolaşmakta olduğu halde onların eserlerine karşı sempatisini izhar eden Sezai Karakoç bu kitabı yüzünden takib edilemez fikrindeyim. Hele kitabın 52-66 sayfalarında yazdıkları tamamıyle bir fikir mahiyetini taşımaktadır. Bunları arz eder, bilvesile saygılar sunarım.”

Karakoç’un bu kitabında İslâmî diriliş hareketleri kapsamında Nurettin Topçu’dan ve Hareket dergisinden bahsetmemiş olması üzerinde düşünülmesi gereken bir boyuttur. Hâlbuki bu yazıların Diriliş’te yayımlandığı aylarda derginin arka kapağında Fikir ve San’atta Hareket dergisi de okurlara tavsiye edilmişti. Dahası 1960 baharında çıkan Diriliş dergilerinde de Nurettin Topçu’nun Türkiye’nin Maarif Davası kitabının tanıtımı yer almıştı. Muhtemelen kitapta Topçu’dan ve Hareket dergisinden söz edilmemesi daha sonraki dönemde Büyük Doğu versus Hareket şeklinde özetlenmesi mümkün olan şecere savaşlarını doğrudan etkileyecektir. Buradan da anlaşılacağı gibi, kitapta savunulan fikirler ve açığa çıkan niyetler çok çeşitli bağlamlarda farklı anlamlar ifade edebilecek niteliktedir.

SIKIŞTIRILMA SÜRECİ

17 Ekim 1967’de toplatılan kitap hakkında dönemin basın organlarında çıkan yazı ve değerlendirmeler kitabın toplatılmasının yanlışlığına dikkat çekmişlerdir. Devrin sansasyonel günlük gazetelerinden Bugün, ertesi gün “Müslümanlara Fikir ve Vicdan Hürriyeti Yok mu?” manşetiyle çıkar. Ayrıca bilirkişilerin eserin laikliğe aykırı olduğunu belirttikleri eseri öven değerlendirmelere sütunlarında yer verir. Bunlardan bir kısmı kaynak belirtilmeden Büyük Doğu dergisinde de tekrar yayımlanır. Dergi “Hadiselerin Muhasebesi” başlıklı bölümünde Karakoç’u “En ileri Büyük Doğu’culardan” olarak anar. Aslına bakılırsa 1960’ların değerlendirilmesi sürecinde 1967 yılının mutlaka üzerinde durulması gerekmektedir. Zira bu yılın Nisan ayındaki Hizbu’t Tahrir tutuklamaları, Büyük Doğu’nun bazı sayılarının toplattırılması hatta Osman Turan’ın Adalet Partisinden ihracı birbiriyle alakası kurulabilecek gelişmeler gibi gözükmektedir. Dahası Yeni İstanbul gazetesinde çıkan bir yazıda kitabın aksiyondan ziyade bir düşünce kitabı olduğuna dair yapılan vurguyu da bu çerçevede hatırlamamak olmaz. Kanaatimce bu kitabın toplatılmasına değinen sonraki kuşak yazarları bu bağlamı tümüyle göz ardı etmişler ve süreci salt kitapla sınırlayarak ele almışlardır. Bu değerlendirme ise kitabın kendi zamanına ait tartışmalarla sıkı sıkıya bağlantısını dışarda tuttuğundan dönemin şartlarını görmemizi zorlaştırmıştır.

Dönemin önemli dergilerinden Büyük Doğu, hadiseyi değerlendirirken daha sert ifadelere de yer verecektir: “Domuzların açıkça fing attığı sahada güvercinlere uçmak yasak!!! Ayasofya kelepçeli, gerçek fikir darağacında ve bütün bir millet, demokrasi maskesi altında soytarı alayına alınmış bulunmaktadır…”

İlginç olan hususlardan biri de şudur: Kitap hakkında bugün sağcı olarak anılan isimlerin kaleme aldıkları yazılarla İslâmcı olarak anılan yazarların metinleri arasında konuya yaklaşım tarzı açısından neredeyse hiç bir fark yoktur. Bu çerçevede farklı yayın organlarında yayımlanan ve Büyük Doğu dergisi tarafından da alıntılanan birkaç metinden alıntı yapmak faydalı olabilir:

“Sezai Karakoç’un İslâmın Dirilişi adlı eseri yalnız İslâmın değil, aklın uyanışı ve medeniyetin dirilişi hakkında da yüksek bir fikir ve (sentez)in mahsulüdür. Bir hâkimin ve bazı (Prof.)ların raporu bu eseri yasak etmeleri Üniversitenin nasıl bir ilim, fikir ve dâva kısırlığı içinde bulunduğunu memleketin de ne derece ağır bir buhran içinde kıvrandığını gösteren yeni bir delildir. Bununla beraber, bu yasaklama hâdisesi Türkiye’de genç bir mütefekkirin mevcudiyetini meydana koymuş ve eserin yayılmasına yarıyarak sahibini kahramanlık seviyesine çıkarmıştır. Ben dahi az tanıdığım bu gencin kudretini, bu hâdise sayesinde okuduktan sonra öğrendim. Bütün ilmî kanaat ve hüviyetini kullanarak söylüyorum ki, Türkiye’de millî dâva ve medeniyet meselelerini kavramak bakımından bu eser mûtena bir mevki kazanmıştır.” (Osman Turan, “Diriliş”, Büyük Doğu, 1 Kasım 1967, sayı:16, s.3)

Hilâl dergisinde kitabın toplattırılması hakkında yayımlanan yazıda yer alan vurgular, Osman Turan’ınkilerle karşılaştırılabilir niteliktedir. Salih Özcan, toplatılan kitabın daveti İslâm adına yapması üzerinde hususen durur. Yazıda, Türkiye’de İslâm’ı anlatmanın suç sayılması ve bilirkişiler bahsinde şunlara dikkat çeker:

“Nedir bu kitabın toplanmasına sebep olan saik?.. Ne olacak… Sadece insanlığı islâma davet etmek.. Beşeriyetin içimde bulunduğu buhrandan kurtulması için mutlaka islâma sığınması icap ettiğini, en makul ilmî sebeplere istinad ettirerek ve çok şahâne bir edebî üslûp içerisinde insana anlatmak. Dikkat edin!... İnsana anlatmak diyoruz.

Evet, bu eser ne şu zümreyi ne de ötekini hedef ittihaz edip muayyen gruplara hitap etmiyor. Bütün bir insanlık âlemine dâvette bulunuyor. Çağrısı tek tek insanadır.

(…)

Bilirkişilerin hiçbir şey anlamıyacakları kadar üstün fikir ve edebî uslûple kaleme alınmış bu kitabın toplattırılması sadece islâmın bu memleketteki mahkûmiyetini gösterir. Bu kitabın toplatılması hâdisesi Müslümanlara içinde oldukları durumu bütün bedahetiyle belirtecek niteliktedir.

(…)

Çünkü bilirkişi olarak tâyin edilen insanlar evvelâ islâm düşmanıdır ve sonra profesördür. Böyle olduklarını her fırsatta ifade etmişler ve şahsiyetlerini (bunları bilirkişi tâyin edenler hariç) her insana bildirmişlerdir.

(…)

Ve kitapçı vitrinlerini en sapık ideolojileri telkin eden eserler doldururken, bu toplatma hâdisesi fikir hürriyetini tehdit mânâsına alıyoruz; islâmiyeti Türkiye’de yok etme mânâsına alıyoruz. Her türlü çareye başvurarak bu kötü niyetleri yok etmeye azimli olduğumuzu Müslüman Türk halkına duyuruyoruz.” (Salih Özcan, “İslâmın Dirilişi Niçin Toplattırıldı?”, Hilâl, 1967, sayı: s. 16-17)

BİLİRKİŞİLER VE TEPKİLER

Ahmet Kabaklı, Tercüman gazetesinin “Gün Işığında” sütununda kitabın toplatılmasının yanlışlığını Necip Fazıl’ın ve Büyük Doğu’nun başına gelenleri anlatarak söylemeyi tercih edecektir. Kabaklı’nın yazısının hemen hemen yarısı Necip Fazıl’la alakalıdır. Bundan olsa gerek onun yazısını Büyük Doğu dergisinin orta sayfasında karşılıklı iki sütün şeklinde neşredilmiştir. Kabaklı, Karakoç’un yaşıtı şairlerin en değerlisi, kendini kültüre ve fikre adamış, her çileye maddi sıkıntıya katlanır bir genç olduğunu hatırlatır. Ardından bilirkişilerden Sulhi Dönmezer’in laiklik anlayışının ve adalete gölge düşüren uygulamalarının eleştirisi yapılır:

“Adliye’nin başına musallat, alışılmış, sabıkalı bilirkişiler arasında nice azılı komünisti, ‘sosyalisttir’ gerekçesiyle kurtaranlar görülmüştür. İslâm’ın ruh ve inancını söndürmek için âdeta vazife almış olanlar vardır. Sitem gibi olmasın ama, İslâmlık dâvasını benimsediği herkesçe bilinen bir Sezai Karakoç’un eserini incelemeye seçilecek bilirkişi İslâm dini aleyhtarlığını yüz defa açığa vuran tarafgir kimseler mi olmalıdır?”

Kabaklı kitaptan bir paragraf alıntıladıktan sonra: “ Bu satırlara bakınız, kitaptaki bütün güzel satırları seve seve okuyunuz. İslâmın Dirilişi’ni mi yoksa onun gerçekleşecek olan isminden mi korkanları mı ‘toplatmak’ lâzım? Hüküm veriniz” diyecektir.

Büyük Doğu, Sebat Neşriyat ve Dağıtım Şirketi’nin açtığı ankete katılarak verilen cevaplardan da alıntılar yapar. İlk önce dönemin Hilâl gibi dergilerinde Diyanet, laiklik ve din eğitimi konulu yazıları yayımlanan Kayseri Senatörü Hüsnü Dikeçligil’in görüşlerine yer verir:

“ Piyasada komünizme ve siyonizme ait kitaplar vitrinleri doldurup taşırırken İslâmın müdafii Sezai Karakoç’un ‘İslâmın Dirilişi’ adlı eserinin toplattırılması beni müteessir etmiştir. Kitabı okudum suç unsuru göremedim.”

Mehmet Akif İnan şunları kaydedecektir: “Adı geçen kitabın toplandığını (Bugün) ve (Sabah) gazetelerinden öğrendim. Fikir ve düşüncenin bu çeşit muamelelere maruz bırakılması, üzücü olmakla beraber, yeni bir hadise değildir.

Bir cemiyette fikir, sanat ve ahlak buhranı varsa, o cemiyet elbette her şeyin nâehlini baştacı yapacak; gerçeğinden ise bucak bucak kaçacaktır. Vitrinleri dolduran millî ahlâk ve ruhu sabote etmek vazifesinde olan birçok kitaplar serbestçe teşhir edilirken islâmî bir inceleme yazısı olduğuna kani bulunduğum Sezai Karakoç’un ‘İslâmın Dirilişi’ adlı kitabı, bana kalırsa toplatılmaya maruz kalmak şöyle dursun, tasvip görmeli ve tavsiye edilmeliydi. Halkımız İslâmın gerçeğine muhtaçtır. Bir taraftan sol yayın, öbür taraftan kendisine İslâmî eda veren, hiçbir çağdaş problemi inceleme konusu yapmamış olan sözde İslâmî kitaplar yayınlanırken Karakoç’un bu büyük esprili kitabı toplattırılıyor! Ne acı ve ne garip!..

Türkiye Din Görevlileri Başkanı Mehmet Solmaz’ın görüşleri de aşağı yukarı aynı minvaldedir. Solmaz, İstanbul Basın Savcılığının Bilirkişi olarak tayin ettiği üç Profesör; Sulhi Dönmezer, Sahir Erman, A. Önder konusunda da kanaatlerini belirtir:

“ Genç neslin en verimli kalem sahiplerinden Sezai Karakoç’un ‘İslâmın Dirilişi’ adlı kitabının toplattırılmasını hayret ve üzüntüyle karşıladım. Bu kitap, baştan sona kadar İslâmî aksiyonun en beliğ ifadelerindendir. Gençliğe gerçek fikirleri telkin etmektedir. Bu eserin toplattırılması İslâm Güneşinden mahrum insanların tertibidir. Bilirkişi denilen, ne olduğu bizce malûm şahısların menfi raporları eserin ne kadar değerli olduğuna delildir.”

Ortadoğu Teknik Üniversitesi Aydınlar Kulübü ise şu açıklamayı yapar: “Muhterem Sezai Karakoç tarafından yazılan ‘İslâmın Dirilişi’nin toplattırılması ODTÜ’lü arkadaşlarımız tarafından esefle karşılanmıştır. Bu kitabın tez zamanda serbest bırakılması en büyük hakşinaslık olacaktır! Temennimiz budur!”

Büyük Doğu bu görüşleri aktardıktan sonra muhasebesini şu satırlarla sona erdirecektir:

“Bu dâva, böyle pasif fikirlerle halledilemez. Hakkımızı arama yolunda kanunî hareketle beraber fikrin de aktifini ve yakıcısını bulmak lâzımdır. Domuzların serbestçe dolaştığı meydana kartal gibi inmekten başka çare yoktur.”

Dava sonunda Karakoç’a, İslâmın Dirilişi kitabından dolayı bir yıl, bir ay on güne mahkûmiyet, bir yıl da sürgün cezası verilir. İşin tuhaf tarafı verilen sürgün cezasının Sultanahmet’te kalınarak çekilecek olmasıdır. Fakat mahkeme kararı Sezai Karakoç Ankara’da memur olarak görev yaptığından kendisine tebliğ edilemediği için verilen mahkûmiyet ve sürgün cezası sürüncemede kalır. Bu ceza ancak 1974’teki genel afla ortadan kalkabilmiştir.

Tabiî kitabın toplattırılması otuz dört yaşındaki Sezai Karakoç’un adının geniş kitleler tarafından duyulmasını sağlamıştır. Fakat bu sürecin onun düşünce dünyasını nasıl etkilediği hatta bu dünyada bir kırılmaya sebep olup olmadığının da ayrıca düşünülmesi gerekmektedir. Şairin acısına aralıklar veren şiirleri de bu sürece dâhil edilmelidir. Bu konuda elimizdeki malzemeden hareketle birtakım kanaatler ileri sürülebilir fakat bundan evvel dönemin gelişmeleri her zamankinden çok daha büyük bir dikkat ve titizlikle incelenmelidir. Ancak bahsi geçen yıldaki şartları bütünlüklü olarak öğrenmemizi sağlayacak bir tarihçe yoksa ve bunları incelerken ihtiyatlı davranmazsak, bu iyice imkânsız bir hal alacaktır.

banner53
Yorumlar (0)
28
parçalı az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?