banner39

İslâmın Va'dettikleri

Roger Garaudy'nin Müslüman olmasından hemen sonra M. Sait Çekmegil Kriter Dergisi'nde bir yazı yaarak "Roger Garaudy kardeşimiz de inşallah Müslüman kalarak imtihanını tamamlar" demişti

Kültür Sanat 19.06.2012, 11:16 19.06.2012, 14:59
İslâmın Va'dettikleri

Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Roger Garaudy'nin Müslüman oluşundan sonra onun düşünceleri hakkında Türkçe'de çıkan ilk eleştiri metnini Kriter dergisinin 37. sayısında M. Sait Çekmegil yazmıştı. Yazı, Maurice Bucaılle ile ilgili kısa bölümü dışında tümü Garaudy'nin düşüncelerinin olumlu ve olumsuz yönlerini ele alıyordu.  Garaudy'nin cenazenin yakılarak küllerinin Akdeniz'e savrulmasını isteyişinin temelinde kendisi ne kadar reddederse etsin panteizme varan yaklaşımlarının da etkili olduğu düşünülebilir. Çekmegil'in "Roger Garaudy kardeşimiz de inşallah Müslüman kalarak imtihanını tamamlar" şeklindeki duası da dikkat çekiyor. Bu açıdan Garaudy'nin kritiğe tabi tutularak ve ayıklanarak okunmasında yarar var.

İşte Çekmegil'in Kriter Dergisi'nde yayımlanan yazısı:

Yılların Marksisti, militan düşünür Roger Garaudy, yenilerde mütefekkir bir Müslüman olmuş. Başta kendi saadetinin müjdesi bulunan bu inkılabın şükranesi olarak da hemen bir eser vermiş: Türkçedeki adıyla, "İslamın Vadettikleri." Bu eseri Nezih Uzel tercüme etmiş. "Pınar" da, 1983 ortalarında yayınlamış.   İyi etmiş.

Müellif Garaudy, "— bu kitap İslâm'a yeni bir yaklaşım kitabıdır" (s:215) "sosyalistliğimizin tartışıldığı bir günde, yapılan hataların aynen tekrar edildiğini açıklamaktır." diyor, (75) İslâmı "— yaşayan bir kuvvet olarak ele aldık"larını (215) söylüyor. Ve "Benim kitabım, geleceğimizi bütünüyle çıkmaza sokan bu çeşit 'ortak düşünce' kalıntılarını devreden çıkarmayı amaç edinmiştir." (244) diyor.

Eserin muhtevasında şunları tespit edebiliyoruz: Doğu medeniyetinin kaynağı, daha çok manâyı temsil eder. Batı önceleri nebatî ve hayvani bir siliklikte iken, sonraları şeytanî sıçrayışlarla, «insan sevgisinden uzak" (124) bir maddeciliğe düşmüştür.  Nihayet, Yunan felsefesinin bu sahte problemine verilen cevaplardan sayısız 'kâfirlik' akımları doğmuştur." (28) İslam aleminin efkârı da, Batı felsefesi de, "... Yunan ifsadından kurtulmadıkça başarıya ulaşamayacaktır." (150)

Batı, politik idarî yönden de ilmî bir sistemi görememiş; bula bula ancak «demokrasi adına ortaya bir karikatür" önerebilmiştir.   (38)

Bu  "...iktidarı başkasına devri, yahut 'satılması' kavramlarına da-yalı demokrasi adını taşıyan idare şekli de İslâm'ın yabancısıdır." (91) diyor. Başka bir yerde de bir devlet reisinin, Batılıların bulduğunu zannettiği tüm uygulamalarına "Yeryüzünün felâketli idaresi" vasfını yakıştırdığını naklediyor. (233) Garaudy, eserinin pek çok yerlerinde  "Batılı gelişme modelinin dünyayı ekonomik dağılmaya, politik ve a h I â k î çöküntüye götürdüğünü.." (240) Bu feci çöküntüden de "Yunan ifsadından kurtulmadıkça başarıya" ulaşılamayacağını (137), "Batı'nın 'gelişme modelinin' bir 'hilkat garibesi' ve tarihî bir hastalık olduğunu.." (98) vurguluyor. Ve diyor ki : "Batı, tarihte görülmüş en büyük cani'dir", (16) Onu kurtaracak ilmî yönelişe "Başlıca engel 'Batı'nın bin yıldan fazla bir zaman içinde İslâm'a yönelttiği bakış açısıdır."   (216)

Garaudy'ın bize ulaşan bu eserinin tercümesinde, pek çok doğru tespitler var. Meselâ diyor ki : "-..İnsan Allah'a teslim olmadıkça tanı anlamı ile insan değildir." (81) İbni Arabi'nin, "Hareket imanın dış yüzüdür, onu ortaya çıkarır ve gerçekler dünyasına getirir. İman bilginin iç yüzüdür, hareket onu canlandırır ve ateşler"  (154)   deyişini beğenerek    veriyor.  "Kur'an (          ) bize insanın kozmik boyutlarını yeniden keşfetmemize yardım etmektedir." (252) diyor.  "Kur'an (..) Yunan felsefesi ile katiyen bağdaşmayacak bir hareket kanunu getirmiştir." (138)  "Şehid, ölümü mukaddes bir gaye uğruna göze alan kişidir."  (49) Bu eserde bazı tezatlar da yer almış bulunuyor:

"Aşk, İslâm'da; Hıristiyanlıkta olduğu yerde ve aynı anlamda değildir. Aşk Kur'an'da 'Tanrı isimlerinden biri' olarak geçmez, (250),  "... Hıristiyan mistiği, İskenderiye Tanrıbilimcileri (bu eserde yerli yersiz geçen tanrı sözcüğü mütercime ait olsa gerek) ve Plotin'in yazıları, Hint felsefesi ve Budist sofuluğunun tasavvuf üzerine etkileri olmuştur.." (58)  "İslâm'ın sadece Hallac'ın gözü ile görülmeyeceğini, her şeyin Kur'an ve Peygamber'den geçmesi gerektiğini.." (63) anlamış görünen Roger Garaudy, yüce fıkha sığmayacak olan "Vahdet-i-vücud" felsefesini de işlemeye kalkıyor eserinde. (Bakınız, sh : 31, 32, 49, 68, 139, 141, 156, 181, 209) Ve  "Tanrı her şeydir." (186) gibi saçma sözleri  "İslâm şiir"inden zannederek (187) panteizm'e açılan bu çıkmazları gereği gibi tenkit edemiyor. Yer-yer beğendiği ifadelerle takdim ettiği, "İslâm düşüncesinin zirvesinde yaşayan İbni Arabi" (163) gibi bazı Müslümanları bir gayrimüslimle bazı önemli konularda aynı paralelde bulabiliyor : "Bir Hıristiyan mistiği olan Angelus Silesius, İbni Arabi ile aynı deneyi yaşamıştır: Sende Tanrı doğmalıdır, diyor."(156)

Garaudy'i bu kitabında daha çok, İslâm Fıkh'ıyla değil, mistik sezgilerle; Şafiilerle değil, İbni Arabilerle hemhal görüyoruz.

(....)

Gerçi muhterem Roger Garaudy'de, işaret edebildiğimiz bazı aksamaların dışında, doğru istikametlerde görebiliyoruz. O da insanın kurtuluşunun İslâm'dan başka bir sistemde olmadığını anlamış bulunuyor. Diyor ki : "Batılı gelişme modelinin dünyayı (..) ahlâki çöküntüye götürdüğünü ona en iyi anlatacak olan sistem, inançları ve insanlığın geleceği hakkında beslediği idealleri ile İslâm dinidir." (240)  "İslâm'la diyalog böylece bize kendi dinimizin dağlan devirecek yaşatıcı iman mayasını yeniden diriltecek gücü sağlayabilecektir.» (251) «Müslümanlığın bu davranışını 'bilimsel' denen metotlardan üstün tutuyoruz (..) maddeci varsayımları değerli bulmuyoruz." (70)  "Öyle sanıyorum ki bundan sonra, insanlığın tamamı için olduğu gibi İslâm için de bütün yeniden doğuşların habercisi, sadece İslâm'ın tekrar destanlaşması, insan destanının bir kere daha zafer çağrıları yaşamasıdır." (205)

Napolyon 1798 Temmuz'unda bir bildiri yayınlayarak, "Biz gerçek Müslümanlarız" demiş. (219) Goethe,            "..hepimiz İslâm olarak yaşıyor ve ölüyoruz." (222) diyebilmiş. Eğer, İslâm'dan anladıkları temel kitabin tarifi: —-doğruyu (rüştü) aramak;- gibi (Bkz. İnsanın Yolu İslâm sh. 30-55) bir mana— ise mümkündür. İnşallah Goethe de, Napolyon ve benzerleri; batıla evet dememiş tüm insanlar gibi fıtratını bozmamışlardandırlar; ebediyete mümin olarak gitmiş bulunabilirler. Bu haberleri veren Roger Garaudy kardeşimiz de inşallah Müslüman kalarak imtihanını tamamlar.

Herhangi bir not eklemeden bir ayet mealini yanlış şekilde Türkçeleştiren sayın mütercimi de (bkz s. 173) bundan sonraki çalışmalarında daha dikkatli olmaya çağırıyoruz. "Çok tanınmış bir hadis» dediğine (47) ve diğer hadislere kaynak vermeyen (187) ve aynı kitapta "..Peygambere mahsus yaratıcılıktan kritiksiz bahseden müellif (135) olsa da, "Tanrısal bir sonuç.."(245) ve "Tanrısal erdem"(143) gibi sırıtan ifadeler mütercime ait olsa gerek. "O İbrahim ki ne Yahudi, ne Hıristiyan, ne Müslüman değil..?- (157) gibi Kur'an'i verilerine zıt sözler kime ait olursa olsun, yanlış olduğu tebarüz ettirilmeden verilemez. "Tevhid felsefesi.." (254)  "İslâm felsefesi." (13 ve 131) "Peygamber felsefesi" (16) diyerek, ilmî tefekkürle septik endişeleri birbirine katan yanlışlıklar da aktarılıp duruyor.

Benzer yanlışlıklar, beşeriz, oluyor; olacak da.- Ancak muvahhitlerde daha çok göze batıyor. İslâm aleminde bu ve benzeri yanılgılar, duraklama döneminden sonra daha da çok yerleşik görülmektedir. Bunu muhterem müellif de görmüş, kendisine göre şöyle izah ediyor : "..'içtihat' kapısının kapalı olduğunun her ifadesi sırasında, bir başka deyimle her türlü 'yorum, içtihad'ın hainlik olduğunun her ilân edilişinde bir duraklama göze çarpmakta ve İslâm kültür ve siyasetinin değer kaybına uğradığı görülmektedir." (82) -Bu 'kapatma' işi aslında Kuran'ın talimatına ve lafzına tamamıyla aykırı bir davranıştır" (229)  "...gelişen dogmatizm yüzünden zaten kış uykusuna yatmaya hazırlanan İslâm, böylece büyük durgunluk çağma girmiştir." (225) diyebiliyor...

Her şeye rağmen böylesine ilgi çeken enteresan eserlerin Türk okuyucularına sunulabilmesini tebrik etmek gerek; faydalanıyoruz. Onları bize kazandıranların hatalarının bağışlanarak, sevaplarını: ecrine ulaşmalarını yüce er-Rahim den dileriz.

Kriter dergisi, s. 37, Kasım 1983, s.27-29

Yorumlar (0)
20
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?