banner15

Kahvehaneler Osmanlı'da halkın sesinin duyulduğu kamusal alanlardı

'Osmanlı Kahvehaneleri' kitabının editörü Fatih Üniversitesi tarih bölümü öğretim görevlisi Ahmet Yaşar ile Osmanlı kahvehaneleri üzerine konuştuk

Kahvehaneler Osmanlı'da halkın sesinin duyulduğu kamusal alanlardı

İbrahim Ethem Gören / Dünya Bülteni - Kültür Servisi - 2014

Osmanlı İstanbul’unda genel olarak yetişkin erkeklere hizmet veren kahvehaneler, günümüzde her yaştan ve her cinsiyet grubundan insanları çatısı altında topluyor. Günümüzde de XVII. Yüzyılda yazan tarihçi İbrahim’in de ifade ettiği üzere “kimileri düşünüyor, kimileri kitap okuyor, kimileri sohbet ediyor, kimileri son çıkmış bir şiir üzerinde müzakere yapıyor…” ve sohbet etrafında hayatı tecrübe ediyor.

Kahvehaneler asırlar boyunca cemiyetin ekonomik, sosyal, kültürel ihtiyaçlarını giderme yönünde önemli hizmetleri bulunan bir merkez hüviyetinde faaliyette bulunmuş; bir nevi kamusal alana dönüşmüş. Osmanlı Kahvehaneleri isimli kitap, Osmanlıda kahvehane kamusallığını mekân, sosyalleşme ve iktidar ilişkileri bağlamında anlama çabasıyla ortaya çıkan bir eser…

Fatih Üniversitesi tarih bölümü öğretim görevlisi Ahmet Yaşar’ın editörlüğünde yayınlanan kitapta Osmanlı kahvehanelerine yönelik kuvvetli bir projektör tutuluyor…

Ahmet Yaşar’la kitabı özelinde Osmanlı kahvehaneleri üzerine konuştuk…

İbrahim Ethem Gören: Ahmet Yaşar Bey öznesinde kahvehaneler olan bir telif etme fikri nasıl ortaya çıktı?

Ahmet Yaşar: Kahvehane; 16. yüzyıl ortalarında Osmanlı şehirlerinde kahve etrafında ortaya çıkan ve oradan dünyaya yayılan, müdavimlerine sosyalleşme ve kamusallık imkânı sunan bir şehir mekânı olarak geçmişten günümüze gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru. Ancak son yıllara dek kıymeti nispetinde araştırmacıların ilgisine mazhar olmamıştır. Son yirmi yıldır hem akademik, hem de popüler çevrelerin şehir yaşamının temel kurumu kahvehaneye ilgisinin arttığı görülmektedir. Tarih dergilerinde, atölye çalışmalarında, tarihçilerle röportajlarda ve popüler kültür dergilerinde kahvehanelere yer verilmekte ve çeşitli fonksiyonlarıyla Osmanlı kahvehanelerinin önemine değinilmektedir.

Kahvehanenin popüler bir akademik çalışma konusu olmasında Habermas’ın Kamusallığın Yapısal Dönüşümü isimli kitabının 1989 yılında İngilizceye çevrilmesini müteakiben başlayan kamusal alan tartışmalarının önemli bir yeri vardır. Dolayısıyla da kahvehane çalışmaları ‘geleneksel’ tarihçilikten ziyade, sosyal bilim yönelimli tarihsel ve kültürel çalışmaların bir parçası olmuştur. Nitekim kahvehanelerle ilgili yapılan tez çalışmalarında ve ilgili çalışmalarda, kamusal mekân, toplumsallık, sosyal kontrol, söylenti, kamuoyu, yönetim zihniyeti ve gözetim gibi sosyoloji, siyaset bilimi ve antropolojinin güncel kavramları çokça yer almaktadır.

KAHVEHANELER OSMANLIDA HALKIN SESİNİ DUYURABİLDİĞİ BİR KAMUSAL ALAN

Kahvehanelerde ne arıyorsunuz?

Kahvehane; Kültürel birikim ortamı, sosyalleşme mekânı ve siyasi iktidar karsısında halkın sesini duyurabildiği bir kamusal alan… Osmanlı toplumunda 16. yüzyıl ortalarında bir şehir mekânı olarak gelişen kahvehaneler, yepyeni bir sivil deneyimin gelişmesine katkıda bulundu. Değişik zümrelerden ve kültür seviyelerinden insanların kahve içmek ve sohbet etmek amacıyla gittikleri bu yerler, kısa zamanda toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan bir konuma geldi. Benim derlediğim bu kitap, beş akademisyenin bu konudaki çalışmalarını bir araya getiriyor. Makalelerin en önemli ortak yani “kamusal alan” kavramsallaştırmasının bir çeşit eleştirisi ve Osmanlı’da kahvehane kamusallığını anlama çabası.


Bir Kahvehanenin İçini Gösteren 16. Yüzyılın İkinci Yarısına Ait Bir Minyatür

OSMANLI KAHVEHANELERİ 1550’Lİ YILLARA TARİHLENDİRİLİR

Asırlar boyunca kahvehaneler nasıl bir ihtiyaçla ortaya çıkmış ve toplumda hangi işlevi üstlenmiştir?

Osmanlı toplum hayatında sosyalleşme mekânları arasında önemli bir yere sahip olan kahvehaneler aynı zamanda bu özelliği sebebiyle bir nevi kamu alanına dönüşmüştür. Kahvehane tipi yerlerin ilk örneklerine XVI. yüzyılın başlarında Mekke, Kahire ve Şam’da rastlanır. Aynı yüzyılın ortalarında İstanbul’da da kahvehaneler ortaya çıktı. Yaklaşık bir asır sonra kahvehanelerin Osmanlı dünyasından Avrupa’nın Viyana, Paris, Londra gibi büyük şehirlerine taşındığı bilinmektedir. XIV. yüzyıldan beri sağlık ve esenlik için tüketilen kahvenin bir içecek şeklinde daha geniş bir tabanda rağbet görmesi ve kahvehanelerin yaygınlaşması İstanbul merkezli olarak gerçekleşti. İstanbul’daki ilk kahvehanelerin 1550’lerin başlarında açıldığı genelde kabul edilir. Dönemin tarihçilerinden Âlî Mustafa Efendi’ye göre Arap coğrafyasında uzun zamandır bilinen kahvehaneler İstanbul’da 1553’te ortaya çıktı. XVII. yüzyıl tarihçilerinden Peçuylu İbrâhim ilk kahvehaneleri, Halepli Hakem adlı bir tüccarla Şamlı Şems adında bir kişinin İstanbul Tahtakale’de 962’de (1554-1555) açtıklarını yazar. Böylece şehir hayatına giren kahvehanelerin sayısı kısa zamanda arttı. Kahve içmek ve sohbet etmek amacıyla buralarda toplanan muhtelif zümrelerden değişik kültür seviyelerinden insanlar yeni bir kültür ortamı, sosyalleşme mekânı ve siyasî iktidar karşısında seslerini duyurabilecekleri bir kamusal alana kavuştu. Kanûnî Sultan Süleyman’ın son dönemlerinde İstanbul’da elli kahvehanenin bulunduğu belirtilir. 1792’de düzenlenen defterlere göre bu sayı 1631’e; 1821’de ise 2076’ya ulaştı. İlk başlarda aşırı bir yenilik diye görülen kahvehane çok geçmeden normal sayıldı ve toplumun ekonomik, sosyal, kültürel ihtiyaçlarını karşılayan bir merkez konumuna geldi.

Geçmiş zamanın kahvehaneleri bir nevi günümüzün sosyal medya hizmetini görmüş. Kahvehaneler kimi zaman siyasi muhalefet mekânına dönüşmüş. Siyasi iktidarlar hemen her vesileyle kahvehaneleri kontrol altına alma gayretinde bulunmuş. Tarih boyunca yönetim erkini elinde bulunduranlar kahvehanelerde olup bitenleri kontrol altında tutmak için neler yapmışlar?

Halkın toplandığı kahvehaneler siyasî iktidarın ve yöneticilerin dikkatini çeken bir önem kazandı ve Osmanlı sosyal ve siyasal hayatının XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren zaman zaman etkisi altında kaldığı çalkantıların ana mekânları olarak kabul edilmeye başlandı; “devlet sohbeti” denilen dedikodu ve söylentilerin yayıldığı yerler şeklinde görüldü. Siyasal otorite mevcut düzene bir tehdit kabul ettiği kahvehaneleri yasaklama yoluna da gitti. İlk dönemlerde iktidarın kahvehanelere dair tutumu bunları tamamen yasaklamak ve kapatmak oldu. Farklı bir toplumsallaşma ortamı gösteren kahvehaneye karşı olan menfi tavır önce Eyüp, ardından sur içi İstanbul ve Galata’daki bütün kahvehanelerin kapatılmasıyla sonuçlandı. Kanûnî Sultan Süleyman döneminin sonlarına doğru Eyüp, Galata ve İstanbul kadılarına yollanan hükümlerde kahvehanelerin kapatılması ve tekrar açılmalarının önlenmesi emrediliyordu. Bununla beraber yasaklama uzun sürmedi, yeni kahvehanelerin açılmasına devam edildi. 1583’te İstanbul kadısına gönderilen hükümde yine kahvehanelerin yasaklanması tâlimatı verildiyse de kahvehanelerin çoğalmasına engel olunamadı. Özellikle XVII. yüzyılda Kâtib Çelebi’nin ifadesine göre neredeyse her sokak başında bir kahvehane mevcuttu. Bilhassa Şeyhülislâm Bostanzâde Mehmed Efendi’nin fetvasıyla bir içecek olarak kahve bu tartışmanın dışında tutuldu, ancak Kadızâdeli hareketi kahvehanelerin kötü ününü yaydı. IV. Murad 1633’te İstanbul’daki bütün kahvehanelerin kapatılmasını ve kahve içilmesini yasakladı.

Bu yasaklama kahvehanelerin kapatılmasıyla ilgili son karar oldu. Ardından kahvehaneleri devletin kontrolü ve gözetimi altına alacak çareler arandı. Kahvehane kapatma işi ise uygunsuzluğun tesbit edildiği yerlerle sınırlı kaldı. Aslında kahvehaneler tehlikeli mekânlar olarak görülüyordu, fakat devletin bu mekânlar karşısındaki duruşunda değişme meydana gelmişti.

XVIII’İNCİ YÜZYILDA KAHVENİN EKONOMİK DEĞERİ ARTTI

Bu değişimin; belki açılımın sebebi, âmili sizce nedir?

Kahvehanelere yönelik politika değişikliğinin sebeplerinden biri kahvenin ekonomik değeriyle alâkalıdır kanaatimce. Kahve ticareti ciddi bir gelir kaynağı haline geldi, zira kahveden alınan vergi devlet hazinesinin düzenli gelirlerinden birini oluşturuyordu. Kahve ve tütün gibi yeni metâlar, XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa ve Asya’da temel bir ticaret emtiası ve devlet hazinesinin önemli bir gelir kaynağını teşkil ediyordu. Hatta Peçuylu İbrâhim’in yazdığına göre sadrazamlar yatırım için büyük kahvehaneler açıyor ve ciddi gelirler elde ediyorlardı. Bilhassa XVIII. yüzyılda kahvenin ekonomik değeri bir hayli arttı ve İmparatorluğun çeşitli bölgelerinde mevcut ekonomik ve siyasal yapıları ciddi mânada etkiledi. Devletin kahvehaneler karşısındaki tavrının değişmesinde diğer önemli bir etken de tebaayla arasındaki ilişkilerin niteliğiydi. Zaman içerisinde temel politika, kamu alanının siyasî iktidar tarafından kontrolünden kayarak devletin tebaasıyla uzlaşmasına doğru gitti. Nitekim XVIII. yüzyılda hem devlet hem de kahvehaneler XVI ve XVII. yüzyıldakinden farklılaşmıştı. Bunların yanı sıra kahveci esnafı içerisinde yer alan Yeniçerilerin mevcudiyeti de kahvehanelere karşı farklı bir tavır geliştirilmesine yol açıyordu.

Dördüncü Mustafa, Kabakçı Mustafa İsyanı sonrasında tahta çıkınca ilk icraatlarından birisi de İstanbul’daki kahvehanelerden bazılarını kapatmak olmuştu. Kaymakampaşa’ya gönderdiği Hatt-ı Hümayun’da ‘Bazı kahvelerde devlet lakırdısı ederlermiş. Birkaç tane öyle kahvelerden kapatasın’ diye emretmektedir. Dolayısıyla, 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren siyasi iktidar, bütün kahvehaneleri külliyen def’ u ref’ idüp kapatmaktan ziyade, dördüncü Mustafa’nın Hatt-ı Hümayunu’nunda ifade ettiği gibi, “Merkumun te’dibi ve emsalinin terhibi lazime olmakdan” ve “ibreten li’l-ğayr” olarak kahvehaneler üzerinde bir gözetim mekanizması geliştirdi.


Bir Kahvehane İçi Tasviri, (S. Cannings, 1809)

KAHVEHANELER İSTANBUL’UN VAZGEÇİLMEZLERİ ARASINDADIR

Kitabı yayına hazırlarken kahvehane ortamında gözlemleriniz oldu mu? Kahvehane gözlemlerinizi anlatır mısınız?

Benim araştırma ilgilerim modernleşme öncesi Osmanlı İstanbul’undaki kahvehane mekânlarıydı. İki asır öncesinden günümüze kalan kahvehane mekânı söz konusu değil. Ancak rahmetli Savaş Ay ile Kültür A.Ş. Yayınları’ndan yayımlanan “İstanbul’un Kahvehanelerinden” isimli bir çalışma yapmıştık. Çalışmada 24 adet asırlık İstanbul kahvehanesini inceleme imkânım oldu. Çınaraltı Kahvehanesi, Cibali semtinde yüz otuz, yüz kırk yıllık bir kahve... Kumkapı’da karakolun hemen yanında, yaklaşık yüz otuz yıldır hizmet veren Havuzlu Kahvehanesi, huzurlu ve tarihî ortamıyla geçmişten günümüze uzanan olağanüstü bir mekân. Yerli sinemamıza kimi zaman ev sahipliği yapıyor. Eyüp Sultan Camii’nde kılınan namazdan sonra buluşma noktası yine Yıldız Kahvehanesi… Müdavimleri birbirini görmek için bu kahvede toplanıyor, eski günler yâd ediliyor. Bunlara benzer, geçmişten günümüze gündelik hayatın tecrübe edildiği başka kahvehanelerde vardır elbette.

Ayrıca İstanbul’da yaşıyoruz; kahve ve kafe vazgeçilmezimiz. Sayıları her geçen gün artan kafe zincirlerinde espressodan mülhem kahveler tadıp arkadaşlarımızla sohbet ediyoruz; At Meydanı’ndaki ya da Cihangir ve Firuz Ağa’daki kafelerde kahvemizi yudumluyoruz; Tophane’deki Ali Baba’da nargile ile kahveyi kardeş ediyoruz; eski medreselerden dönüşme “medrese kafe”lerde çaylar eşliğinde seminerler takip ediyoruz; cami avlusunda vakit namazını beklerken bir taraftan gazetelere göz atıyoruz diğer taraftan çayımızı içiyoruz. Velhasıl gündelik hayatımızın hemen her aşamasında bu mekânla hemhal oluyoruz.

KAHVEHANELER DEĞİŞEN TOPLUMSAL VE SİYASİ ŞARTLARA AYAK UYDURMAKTADIR

İşletmeciler açısından baktığımızda geçmiş zamanın kahvehaneleriyle günümüzün kahvehanelerini/çay ocaklarını kıyaslandığımızda ortaya nasıl bir manzara çıkar?

Kahvehaneler değişen toplumsal ve siyasi şartlara ayak uydurmaktadır. XVIII. Yüzyılın sonlarında İstanbul’daki kahvehanelerin büyük bir çoğunluğunu Müslümanlar işletmektedir. Daha ilginç olanı bu dönemde Yeniçerilerin kahveci esnafına dâhil olmuş olmasıdır. Arşiv belgelerine göre, bazı kahvehane sahipleri bostani, beşe, odabaşı, vb. askeri unvanları taşıdığı görülmektedir. Bu askeri unvanlar 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ekonomik ve sosyal hayatın içerisine girmeye başlayan Yeniçerileri temsil etmektedir. 17. yüzyılın ortalarından itibaren hazinenin nakit para sıkıntısını gidermek amacıyla uygulanan ‘hazine mande’ politikasının bir parçası olarak, alt seviye askerlere maaşları karşılığı ekonomik hayatın farklı alanlarında kâtip, dellal, bekçi, gözcü olarak istihdam edilmeye başlandılar. ‘Ekonominin askerileşmesi’ adı verilen bu süreç içerisinde çok sayıda Yeniçeri, ekonomik çevrelerde yöneticilik görevleri aldılar ve zaman içerisinde siyasi güçlerini de kullanarak çok etkin bir konuma geldiler. Bu esnaf Yeniçeriler çoğunlukla kahveci esnafı arasında yer almaktadır. Nitekim XVIII. Yüzyılın sonunda her 7 kahvehane sahibinden birisi Yeniçeridir.

“Gönül ne kahve ister ne kahvehane/Gönül sohbet ister kahve bahane” demiş eskiler… Günümüz kahvehanelerinde mezkûr mısraları haklı çıkartacak cinsten hasbıhal, tesanüt örnekleri var mı?

Kahvehanenin başta gelen fonksiyonlarından birisi müdavimlerine sosyalleşme imkânı sunması. Bir fincan kahve ısmarlayarak hem arkadaşınızı güzelce ağırlar hem de onunla sohbet etme imkânı bulabilirsiniz. Osmanlı İstanbul’unda genel olarak yetişkin erkeklere hizmet veren kahvehaneler, günümüzde her yaştan ve her cinsiyet grubundan insanları çatısı altında topluyor. Günümüzde de XVII. Yüzyılda yazan tarihçi İbrahim’in de ifade ettiği üzere “kimileri düşünüyor, kimileri kitap okuyor, kimileri sohbet ediyor, kimileri son çıkmış bir şiir üzerinde müzakere yapıyor…” ve sohbet etrafında hayatı tecrübe ediyor.

Bir zamanlar kahvehaneler kıraathane; bir adım öte sanat ve estetik değerler üzerine kallavi sohbetlerin yapıldığı entelektüel birikimlerin paylaşıldığı mektep hüviyetini görmüş. Küllük, Marmara, İkbal ve İhsan kıraathaneleri gazeteci, yazar, şair ve sanatkârların buluşma, sohbet etme, yeni eserlere zemin oluşturma merkezi haline gelmiş. Ne olmuş da bu gelenek akim kalmış?

Okuma mekânı şeklinde hizmet veren kahvehanelerin kıraathane diye adlandırılması Tanzimat sonrası döneme rastlar. Bu dönemde Avrupa’daki kulüp ve okuma salonlarında olduğu gibi bazı kahvehaneler, müşterilerin çeşitli konulardaki bilgi ihtiyaçlarının karşılanması için bünyelerinde gazete ve mecmua gibi yayınların olduğu, geleneksel sahne sanatlarının icra edildiği kültürel mekânlara dönüştürüldü.

Bunu örneklendirir misiniz?

Hay hay, bu alanda ilk örnek Divanyolu üzerinde 1857’de açılan Sarafim Kıraathanesi’dir. Burası müşterileri için gazete ve dergi bulunduran, sonraları kitap da satan bir yerdi. Ramazan gecelerinde Sarafim Kıraathanesi edebî tartışmaların yapıldığı bir salon olurdu.


Tophanede Bir Kahvehane İçi, (Antoine Melling, 1819)

Buranın müdavimleri arasında kimler vardı?

Nâmık Kemal, Ahmed Muhtar Paşa, Süleyman Paşa, daha sonra Ahmed Râsim, Halit Ziya (Uşaklıgil) gibi yazarlar burada toplanır, edebiyattan matematiğe, şiirden siyasete ve sosyolojiye kadar her şeyden bahsederlerdi. İstanbul’daki kıraathaneler Sarafim çizgisi üzerinden kendi geleneklerini oluşturmaya başladı. Özellikle Şehzadebaşı Direklerarası’nda Fevziye Kıraathanesi, Divanyolu’nda Ârif’in Kıraathanesi, Nuruosmaniye’de Letafet Kıraathanesi bu geleneğin en önemli temsilcileridir. Kıraathaneler, İstanbul’da çoğunlukla Sultanahmet’ten Aksaray’a uzanan ana caddede yoğunlaşmıştı. Bu bölgenin sosyal dokusunu oluşturan bürokrat, esnaf ve entelektüel zümreler kıraathanelerin temsil ettiği kültürün muhtevasını belirliyordu. Kıraathaneler bir taraftan okuma mekânı iken diğer taraftan ramazan aylarındaki Karagöz gösterileri ve mûsiki fasılları ile son dönem kültürünün taşıyıcıları oldu. Bu tür mekânlar daha çok birer edebiyat mahfiliydi. Ayrıca halkın vakit geçirdiği bazı kahvehanelerin sahipleri gazete yanında küçük bir kitaplık bulundurmaya gayret eder, müşteri çekmeye çalışırlardı. Hatta seçkin bir müşteri tabakasını çekmek isteyenler tabelalarına kıraathane yazmaya özel bir önem verirlerdi.

Bence bu okuma evi anlamındaki kahvehanenin özelliği kuruluşundan beri dönüşerek devam etmektedir. Eğitici rollerinden dolayı bir benzetme yoluyla ‘mekteb-i irfan’ hatta daha Farisi gelenekte ‘medresetü’l ulema’ olarak adlandırılan kahvehaneler biçim değiştirerek işlevini sürdürmektedir. Bugün At Pazarı’nda, Cihangir, Sultanahmet’te vb. yerlerde muhtelif kültür çevrelerinden kişilerin buluştuğu çok sayıda kahvehane, kafe ve kıraathane mevcudiyetini sürdürüyor.


 Kasımpaşa’da Haliç Kıyısında Kahvehane, (William Henry Bartlett 1835)

Adı kahvehane olsa da ana ikramı çay oluşturuyor… Kahvehaneler çayhaneye dönmüş durumda. Bu husustaki kanaatlerinizi öğrenmek isterim?

Çay ve Çayhane’nin varlığı sanılanın aksine oldukça yenidir. XIX. Yüzyıl İstanbul’u kahvehanelerinin çeşitliliği ve renkliliğiyle büyük bir kahvehaneye dönüşmüştü. Şehrin sakinleri ya seçkin Direklerarası ve Beyazıt kahvehanelerini, Galata ve Pera’daki alafranga kafeleri ya da mahalle kahvehanelerini tercih ederlerdi. Aynı dönemde kahvehanelere çok önemli iki yenilik dâhil oldu: Bir içecek olarak çay ve kahvehanenin görünümü. Çay tüketimi XIX. yüzyılın sonunda İranlılar ve Âzerîler arasında yayılmıştı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra İstanbul’a göç eden Rus ve Balkan muhacirleri de çay kullanımının yaygınlaşmasını etkiledi. Kahvehaneleri andıran çayhaneler ortaya çıktığı gibi çay, kahvehanelerde geleneksel içecek olan kahve ile rekabet eden bir içeceğe dönüştü. Ondokuzuncu yüzyılın son çeyreğinden 1930’lara dek, özellikle Direklerarası’nda Hacı Reşit’in Çayhanesi ve Yavrunun Çayhanesi gibi yeni çayhaneler müdavimleri için ‘seviyeli’ sosyalleşme imkânı sundular Öte yandan kahvehanelerin görünümü, iç düzenlemesi ve tezyinatı ciddi bir dönüşüm geçirdi. Geleneksel kerevetler yerlerini masa ve sandalyeye bıraktı.

İki binli yıllardaki kahvenin yeniden yükselişini saymaz isek, bir içecek olarak çay kahvenin popülerliğinin ve yaygınlığının önüne geçmişti. Bunda çayın pişirme ve ikram etmedeki kolaylığının payını da unutmamak gerekir.

Osmanlı kahvehane kültürüyle günümüz kahvehane kültürünü karşılaştırdığınızda ne tür benzerlik ve farklıklar karşımıza çıkar?

İstanbul’da bir gökkuşağının canlı ve puslu tüm renklerini barındıran çok sayıda kahvehane, kahve ve kıraathane modern zamanın tüketim alışkanlıklarına, mesafeli ilişkilerine ve hızlı yaşam biçimlerine direniyor. Geçmiş ve bugün arasında adeta bir köprü vazifesi gören bu kahvehanelerin her birinin ayrı bir hikâyesi, ortak bir yaşam kültürü var. Kamusallık, sosyalleşme ve eğlence bu ortak yaşamın en önemli dinamikleri. Kimisi balıkçıların, kimisi sporcuların, kimisi esnafların uğrak yeri fakat hepsi bir yudum çayı ya da kahveyi muhabbet eşliğinde içmenin keyfine varanların buluşma noktası. Kahvehanelere geçmişin nostaljisi olarak bakmayı bırakıp, yaşayan, değişen, dönüşen, her an canlı ve dinamik birer kültürel miras olarak bakmak gerekiyor. Bu değişim ve dönüşüm kahvehane kültürünün özünde zaten mevcut. Bir zamanlar kahve tiryakisi müdavimlerini hoşnut eden kahvehaneler, günümüzde kafe, kahve, kahvehane, kıraathane gibi adlar altında soğuk içeceklerle, çay ve İtalyan espressosundan mülhem yeni kahve türleriyle değişen tüketim alışkanlıkları ve yaşam tarzına ayak uyduruyor.


Bir Kahvehane içi Tasviri (Preziosi, 1854)


Bir İstanbul Kahvehanesinde Savaş ya da Barışı Tartışmak (Illustrated London News, 1877)

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 12:19
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35