banner15

Kayyum mu, kayyım mı?

Epey zamandır, siyasi gündemin/haberlerin başköşesine yerleşen “kayyum” kelimesinin doğrusunun kayyım olduğu bir gerçek. Lakin “galatı meşhur lügatı fasihten evladır”, diye bir söz var. Bununla birlikte sözlüklere birlikte bakmanın yararı da yok değil. Hem her devrin, kendi kelime ve sözlük hakkı vardır, çerçevesine de alınabilir bu

Kayyum mu, kayyım mı?

Ali Temiz | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

Kayyım “bir işi yerine getiren, üstlenen kimse” anlamına gelir. Kelime terim olarak “hâkim tarafından kısıtlı, gaip vb. kişiler adına hukukî tasarrufta bulunmak üzere tayin edilen kimse” anlamı yanında “vakıf mütevellisi” ve “camilerin temizlik işlerini yapan görevli” anlamında da kullanılmıştır.  Nitekim müezzin kayyımı şeklinde bir ifade var.

Fetullahçı kurumlara “kayyum” atanmasının ardından medyada bu kelimenin doğru yazımının ne olduğu şeklinde bir tartışma açılmış kapanmış gibiydi. Hemen ne önemi var, demeyelim.  Dil tartışmalarının temelinde de bu güzelim çelişki yatmıyor muydu zaten? Sadece bununla sınırlı değil ama çoğu zaman galatı meşhur ile lügati fasih arasında sürüp gelen mücadeledir son tahlilde dil tartışmaları. Siyasetin “kayyum” konusu değişirken, ister istemez başka alanlara da sirayet ediyordu tartışmalar. HDP’li belediyelere “kayyum” atanmasının ardından bu tartışma bir başka cihetten halen sürdürülüyor. Birikim dergisinin güncel sayfalarında Tanıl Bora, “Kayyım” başlıklı yazısıyla konuyu yeniden gündeme getirmeye çalıştı.  Yazının etlisine sütlüsüne karışacak değiliz. Fakat kendisi meseleye katkıda bulunan, üstelik anonim de olmayan nüfusu yazı terazisinin olumluluklar kefesine koymamakla başka bir “kayyımlığa” imza atmış oldu. İyiliğini gözeterek bunu hatırlatmamak olmaz.

KARIŞMA ETRAFINDA BİR RESTLEŞME

Çok zaman önce yaşını başını almış muharrirler bu konuya temas etmişlerdi ama mesele bu kadar yaygın değildi o vakitler. Önce meselenin yakın zamandaki evveline gidelim: Cumhuriyet gazetesi Okur Temsilcisi Güray Öz, 16 Kasım 2015 tarihli “Okur Temsilcisi” köşesinde, “Kayyım mı, kayyum mu?” başlıklı bir okur mektubuna yer verdi. Alim Önder adlı gazete okuru, “Gazetemde, yanlış olarak bir ‘kayyum’ tutturulmuş gidiyor. Oysa bunun doğrusu ‘kayyım’dır” demekle kalmıyor, kimi uzmanlardan kullanımla ilgili örnekler vererek kelimenin “kayyum” şeklindeki yazımından derhal vazgeçilmesini istiyordu.

 Okur Temsilcisi Güray Öz de, mektubun altına eklediği notta gazete okuruna katıldığını belirterek şöyle diyordu: “Haklısınız. Sanıyorum ‘kayyım’ ve ‘kayyum’ karışmasının nedeni, her ikisinde de ‘mütevelli’ anlamının yer almasıdır. Medyada yaygınlaşmış hatalı kullanımları düzeltmek ne yazık ki kolay olmuyor. Keşke yaygınlaşmış bir Türkçe karşılığı olsaydı. Arkadaşlarımın doğru kullanımı dikkate alacaklarını umarım.” Fakat bu uyarı hiç işe yaramadı ve Güray Öz, 23 Kasım günü “Okur Temsilcisi” sıfatıyla gazetesine diklenmek zorunda kalır ve şöyle devam eder: 

“Neden yanlışta ısrar edildiğini anlamak zor. ‘Herkes böyle kullanıyor, artık galat-ı meşhurdur’ deniliyorsa, ‘galat’ ancak bir yanlış kullanımın uzun sürede yerleşmesi, yaygınlaşması ile olur; bu durum ise pek yenidir. Yineleyelim; kimi şirketlere, gazetelere atanan kişilere ‘kayyım’ denilir. Hukuki bir terimdir. ‘Kayyum’ ise Allah’a atfedilen sıfatlardan birisidir. Yok, siz eğer, ‘eh bu kişiler de yetkileri bakımından öyle değil mi?’ diye mizah yapıyorsanız bilemem. Yanlışın bir anlamı olduğunu ve bunun Cumhuriyet’e yakıştığını sanmıyorum.”

Gazete bu diklenen uyarılara karşın “kayyum” sözcüğünü kullanmaktan, Okur Temsilcisi de kendi görüşünü savunmaktan bir türlü vazgeçmez.   İnatlaşmanın ve karşılıklı restleşmenin ardından Güray Öz, 7 Aralık 2015’te eleştirel öfkesinin kalibresini yükselterek mevcut gazete yönetimine şöyle seslenir:

“Değerli arkadaşlar; haberlerde, yazılarda kullandığınız ‘kayyum’ sözcüğü yanlıştır. Türk Dil Kurumu sözlüklerinde kayyım ve kayyum aynı anlamda birleştirilmişse de 12 Eylül öncesi sözlüklerde ve imla kılavuzlarında kayyım tercih edilmiştir. Farklı anlamların aynı sözcükte birleştirilmesi dili zenginleştirmez, yoksullaştırır. Kayyum, Allah’ın sıfatlarından birisidir. Kayyım ise hukuki bir terimdir; bir şirkete usulsüzlüğü saptanan ya da soruşturulan yöneticiler yerine atanan kişilere verilen addır. Neden yanlışta ısrar edildiğini ben de okurlar da anlamakta zorlanıyoruz.”

MÜRACAAT EDİLMEYEN ASLÎ SÖZLÜKLER

Cumhuriyet gazetesindeki tartışmanın ardından Birgün gazetesinden “arkası sağlam” Attila Aşut,  4 Ocak 2016’da kelimenin yazımı konusunda kısa bir kaynak taraması yaparak şu bilgileri aktarır:  “Kayyum”, Arapça kökenli bir sözcük. Kaynaklarda, “kayyum”un “kıyâm” ve “kayyim” (yerine geçmek, yürütmek) sözünden türediği yazıyor. Türkçe Sözlük’teki açıklaması şöyle: “a. Ar. 1. esk. Cami hademesi. 2. huk. Belli bir malın yönetilmesi ya da belli bir işin yapılması için görevlendirilen kimse.”

Aşut, konu hakkındaki kaynaklı irdelemelerini şu şekilde sürdürür: TDK’nin ve Dil Derneği’nin sözlüklerinde “kayyum” ve “kayyım” yazımlarının ikisi de doğru sayılıyor.” Başka bir sözlükçü Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat’inde ise “kayyım” ve “kayyum” sözcükleri önce eşanlamlı gösterilmiş, sonra “Kayyûm” için ayrı bir madde açılarak, “Bâki ve kaim olan, ezeli” anlamında “Allah” diye açıklanmıştır.  Kaldı ki kelimenin kayyum ve kayyım kullanımları arasındaki ses odaklı farklılaşma da bunun bir yansıması olarak ele alınabilir.

“Yazar beşiği” olarak da anılması uygun düşen sözlükler arasında yol almaya devam eder Aşut. Nijat Özön’ün Güzel Türkçemiz (Milliyet Yayınları, 1986) adlı kılavuzunda “kayyım” ve “kayyum” sözcükleri ayrı ayrı yer alırken, Ömer Asım Aksoy’un Ana Yazım Kılavuzu’nda (Adam Yayınları, 1994) ve meşhur Necmiye Alpay’ın Türkçe Sorunları Kılavuzu’nda (Metis Yayınları, 2000) yalnızca “kayyum” yazımına yer verilmiş olması da önemli. Zira dil hassasiyeti üzerinden muhafazakârlara yüklenmeyi öne çıkaran “buyrukçu” tutum meselenin meşhur kullanımını nedense ihmal etmektedir. Hele mevzunun siyasi harareti düşünüldüğünde önemli olmakla beraber, son kertede İstanbul’un fethi esnasındaki meşhur pire tartışmasını akla getiren bir yanı da var bahse konu olan mevzunun.  Yoksa İbn “Kayyım” el-Cevziyye’yi bilenlerin bunu atlaması mümkün olmazdı.  Elbette, kendi dilimizi öğrenmek için kırk fırın ekmek yememiz lazım. Bunda şüphe yok!

Yürürlükte olan Türk Medeni Yasası ve Türk Ticaret Hukuku’nda, Prof. Baki Kuru’nun Hukuk Muhakemeleri Usulü adlı eseri ile Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun Medeni Hukuk kitabında da “kayyum” değil, “kayyım” sözcüğü yer almış.

Aşut, bunları aktardıktan sonra sözü şuraya getirir: “Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, “kayyum”un yazımı konusunda uzmanlar arasında bir oydaşma bulunmamakla birlikte, hukuk terimi olarak “kayyım” sözcüğünün ağır bastığı görülüyor. Bizim de bu yazım biçimini benimsememiz doğru olur.” Daha ne diyebilirdi?  Onun gazetesi bu konudaki uyarılarına hak vermiş olacak ki, kayyum yerine kayyım kullanımını tercih etmiştir. Diğerleri ise aynı kullanıma devam etmektedir.

Belki IAN Edebiyat’ın  “Sözlükçe” konulu dosyasına kısa erimli bir yürüyüş yapan Murat Yalçın haklıdır. Ne diyordu Yalçın? “Evet, sözlüklerin yaşayan kitaplar olduğu bilinir. Eklemeler, çıkarmalar, değiştirmeler, geliştirmelerle sürekli yenilenirler. Ama hiçbir lügatın yaşama hızı hayatın hızını yakalayamaz. Hiçbir lügatin genişliği hayatın derinliğini ele geçiremez.”  Bu bakımdan 15 Temmuz sürecindeki rehin/rehine, çözün sürecindeki âkil/âkıl adam vb. kullanımlarda siyasi olan etimolojiyi tabir caizse çarmıha germiştir. Nasıl ki kimi sözlüklere giden yol sokaktan geçerse, kimi sözlüklere giden yol siyasetten geçer. El hak doğrudur!

Gelelim Birgün gazetesindeki yazının kaynak taramasında ihmal edilenlere. Söz konusu yazıda kelimenin kullanım şekilleri ele alınırken Arapça sözlüklere bakılmamıştır. Keza “bir sözlüğe bakınca değişir her şey.”  O zaman biz bari bakalım: “İğneyle maden kuyusu kazanlardan”  Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât’ın “ķvm” maddesinde kelimenin bir şeyi gözetip koruma, muhafaza etme anlamına temas eder. Aynı yerde “Dinü’l kayyimü ifadesi” de bulunmaktadır. Kayyım, “Adaleti ayakta tutan, bir şeyi sapasağlam yapan, kararlı, sabit bir biçimde yapan” anlamındadır.  Bir başka sözlük el-Müncid’te “kvm” maddesinde kelime için emir, işin sahibi, otoriter, yetkin yönetici karşılıklarına yer verir.  Arapça sözlüklerin efendilerinden El- Mevârid, ise el-Kayyum’u Allah’ın isimlerinden, koruyan, kollayan elinde tutan tam kontrol eden şeklinde tanımlar. Nitekim Ayete’l Kürsi’deki kullanım bu şekildedir. el-Kayyimetü ise reis, başkan idareci, düzgün olan idareci olan, tam ve eksiksiz olan anlamındadır.  Dolaşımdaki sözcükler vesilesiyle biz de sözlükler arasında dolaşmış olduk.  Her kayyım günü gelir kıvrandırır, kıvrandıracaktır diyelim şimdilik.

Herhalde bu sözlüklere müracaat edilememiş olmasının en önemli sebebi dil devriminin oluşturduğu trajik başarıdır. O sebeple, Türkiye’deki Kemalizm tartışması hâlâ bir yanıyla güncel bir konu olma vasfını korumaktadır.  Doğrusu hatırlamamız, hatırlatmamız gereken de budur.

 Hatırlatmadan geçmeyelim: Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi hem kayyum’a hem de kayyım’a yer vermiş. Ansiklopedinin bu inceliğini takdir ettim.

Güncelleme Tarihi: 03 Ekim 2016, 10:18
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35