Kendini tanıyan dert sahibi olmaya adaydır

'Kitap Okuyorum'un hazırlayıcı ve sunucularından Halil İbrahim Uzun ve Mustafa Toprak, yaptıkları programa ve kitap okumaya dair konuştu

Kendini tanıyan dert sahibi olmaya adaydır

TRT Diyanet’nin sevilen programlarından “Kitap Okuyorum”un hazırlayıcı ve sunucularından Halil İbrahim Uzun ve Mustafa Toprak ile yaptıkları programa ve kitap okumaya dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Türkiye'de okuma oranının düşüklüğünden ve nitelikli okuma alışkanlığının gelişmediğinden söz edilir. Yaptığınız program sebebiyle gençlerle temas halindesiniz. Bu hâkim görüş sizce de doğru mu, okumuyor muyuz?

Halil İbrahim Uzun: Evet bir televizyon programı yapıyoruz ancak önce şuradan başlayalım ki gençlere temas edip etmediğimiz bilgisini kameralar karşısında konuşarak elde etmek mümkün değil. Hatırlıyorum da eskiden televizyon programlarına gelen mektuplar vardı, buradan bir geri bildirim almak mümkündü. Bugün insanların duygularını ifade etme güçlüğü yaşadığı da muhakkak. Sosyal medyanın etkisini yadsımamak gerek. Evet, gelen elektronik postalar var ama çok özet. Dolayısı ile bu temas meselesini farklı bir şekilde ölçmemiz gerekiyordu; okullardan, öğrenci topluluklarından, sivil toplum kuruluşlarından sürekli söyleşi davetleri geliyordu. Bunu kendimiz için bir öğrenme fırsatı olarak görüp söyleşilere başladık. Bu yıl yetmiş civarında okul, topluluk ve kuruluşla program yaptık.

Bizim tespitimiz şu: Jenerasyonlar arasında müthiş farklılıklar var. Yani doksan başları nesli hem sokağı biliyor hem teknolojiyi. Doksan sonları ve ikibin nesli sadece teknoloji ile sınırlı. Ancak güzel tarafından bakarsak bu bir avantaj. Çünkü kadim olana daha açık, daha meraklılar. Teknoloji çağı sebebiyle kullanamadıkları melekeleri hamlamış. Onu açmak için müthiş bir istek duyuyorlar. Okuma oranı düşük mü; bunu sadece satılan kitap sayılarına bakarak anlamak mümkün değil. Sonuçta bir halk otobüsünde herhangi bir gazetenin birçok kişi tarafından okunduğunu görüyoruz. Bu da okuma faaliyeti içine girer. Burada mesele fikri üretime dönük, nitelikli olarak tanımlayabileceğimiz okumadır. Bu var mı, bunu sorgulamak gerek. Programlarda mini anketler yapıyoruz. Gördüğümüz tabloya göre okuma eyleminin tüm çevrelerce çok materyalist bir faydaya tevil ettiğini, bunun insan ile uyumsuzluğu sebebiyle tutmadığını ve eylemin akamete uğradığını söyleyebiliriz. Ancak yaptığımız her program sonrası benim umudum artıyor. Özellikle günümüz lise öğrencileri azmimizi artırıyor. Potansiyel var.

Mustafa Toprak: Az okuyor oluşumuz kitap okumanın başlangıcında seçilen kitaplara dair hataları barındırsa da bir kitap okuma imajı var ve o imaj okumaya mani olabiliyor. Kitap okumak deyince bir çalışma masası, kütüphane, koltuk gibi düzenli bir ortam akla geliyor. Halbuki kitap her ortamda okunmaya açıktır. Tamam, bir felsefe metnini otobüste okumak biraz zordur fakat diğer kitaplar… Bizler koltuğunun altında kitabı eksik etmeyen büyüklerimizi görerek yetiştik. Bir nevi örnekliği oradan aldık. Kitap okumayı sadece masa başında konforlu ortamlara sıkıştırdıktan sonra gençlere okumuyorsunuz demek biraz haksızlık gibi.

Sizce okumaktan mana nedir?

Halil İbrahim Uzun: Materyalist faydaya tevil etmek meselesi. Yani “okursanız çok başarılı bir insan olursunuz, herkes size hayran olur, sizi dinlerler, tercih edilen olursunuz” gibi okuma eyleminin yan ürünleri merkeze oturtuluyor. “Başarmak”, dışardan dayatılan, aslında bizi oyaladıkları bir menzil. Halbuki hayat bir bütünlük arz eden, yerde kalmanın olmadığı ve sınavın son nefeste biteceği bir hikaye. Okumak içe dönük, hayata anlam vermemizi, başkalarının bizi farketmesini değil, kendimizi farketmemizi sağlayan bir eylem. Okumadan –yazılanı okumayı kastetmiyorum elbette– yazmak olanaksız. Montaigne’nin bir sözü var, “ben kitaplarımı değil, kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır” diyor. Kutlu bir mesleğin sahibi çoban şair Ahmet Aslan’ın bir ropörtajında sarf ettiği şöyle bir söz var. Diyor ki geçmiş çağlarda yaşamış bir adamın kitabını bu yaylada, dağ başında koyunların arasında okumak, o kişiyi buraya getirip onunla söyleşmektir, onu yaşatmaktır. Maddi bir hedefe ulaştıracak etkinlik değil, hayatı ihata eden bir aksiyondur okumak.

Sâdi "Ne kadar okursan oku, bilgine yaraşır şekilde davranmıyorsan cahilsin." diyor.Gökhan Özcan da bir yazısında şöyle der: “ ‘Bunca yıl akıp durdun’ diye sordu kendine meczup, ‘söyle neyi doldurdun?’”

Mustafa Toprak: Okumaktan mana pek uzağımızda değildir. Ölüm kadar yakındır bize. Rahmetli Ayşe Şasa, “Kıyamet günü Yaratıcı’ya anlamlı ve onurlu bir hikaye anlatabilmeliyim.” diyor. Okumaktan anladığımız, hakiki hikâyeyi bulabilmektir.

Kitap okuma alışkanlığının zayıflamasını televizyon, internet gibi nedenlere bağlayanlar var, ne dersiniz? Siz TV'de kitaplar üzerine konuşuyorsunuz. Bir ikilem yaşıyor musunuz?

Halil İbrahim Uzun: Televizyon ve interneti, okumayı engelleyen bir neden değil, bir aracı gibi görüyorum. Gençlerin televizyondan, internetten daha kuvvetli, daha dirayetli, daha sabırlı mihmandarlara, ağabeylere ihtiyacı var. Kainat boşluk kabul etmiyor ve bunu farklı şeyler dolduruyor. Bizim televizyon programı yapmamız meselesine gelince: Öncelikle hem Mustafa Toprak’ın hem de benim evimde televizyonumuz yok. Hatta Mustafa’nın senarist olduğunu, sinema alanında akademik çalışmalar yürüttüğünü de belirteyim. Ama internet kullanıyoruz. Bilgisayarda kontrol biraz daha bizim elimizde. Temel mesele de kontroldür zaten. İnsanın iradesinin elinden alınarak pasif hale getirilmesi. Oturuyorsunuz karşısına, hayal etmek yok. Güleceğiniz, ağlayacağınız, coşacağınız, alkışlayacağınız yeri hep gösteriyorlar. McLuhan’ın insanın araçlaştırılması meselesine gelip dayanırız.

Kitaplarda kontrol de güç de elimizdedir haddi zatında. İsmet Özel, teknolojiyi de içine alarak “O benden aldıklarını iade etsin, ben ondan aldıklarımı vermeye hazırım” diyor. Yani bu araçları ortadan kaldırmamız mümkün değil ve onu kaldırdığımızda oluşacak boşluğa oturtmamız gereken şeyi kuvvetlendirmek zorundayız. Buna kadim kültür diyelim, sözlü kültürü de katalım. Ancak yine kontrollü olmak kayd ı şartı ile televizyonda yer almakta fayda var şu an. Okuma konusunda da prensiplerimiz olmalı. İletişim araçlarının varlığı okuma eylemine müdahale etmemeli. İradenin kuvvetlendirilmesi lâzım.

Mustafa Toprak: Kitap okumak zahmetli bir eylem gibi duruyor. Bir farkındalık hali. Sürekli zihninizle başbaşasınız. Sizin diğer saydıklarınızda zihin dağınıklığını sağlayacak birçok unsur var. İnsanlar da farkındalık alanına girip kendilerini tanımaktan kaçınıyorlar. Zira kendini tanıyan dert sahibi olmaya adaydır. Dert sahibi olmak da modern çağın bireylerden var gücüyle sakladığı bir durumdur.

Okullara gittiğinizi söylediniz ve siz de bu okullardaki tezgahtan geçtiniz. Eğitim deyince neyi başaramadık, eksik olan nedir ki bu kadar şikâyet ediyoruz?

Halil İbrahim Uzun: Bir kere biz -Allah’ın lütfu tabi- biraz şanslıyız. Çok idealist öğretmenlerim oldu. Zihniyetleri birbirinden farklı insanlardı ama henüz ilkokul ikinci sınıf öğretmenim beni tiyatro ile, gazetecilik ile tanıştırdı. Ancak daha sonra kalbime dokunan öğretmenlerim oldu. Bugün hâlâ görüşmeyi sürdürdüğüm, himayesini sürdüren insanlar. Ferdiyetçiliğin pik yaptığı bu çağda eğitimcilerin öğrencilerin kalbine dokunmakta daha da zorlandığını veya böyle bir azmi olmadığını görüyoruz. Yalnız altını çizelim, bu toplumsal bir problem ve bir an önce çözmeliyiz.

Mustafa Toprak: Öğrenciler kendi emeklerinin karşılığını alınca mutlu oluyor. Onlara fazlasıyla destek vermekten kaçınmak gerekiyor. Şimdi imkânlar iyi fakat ideal noktasında sorunlar var. Biz bunu niçin yapmalıyız sorusunu soruyor öğrenciler haliyle. Bir ulvi amacı işaret etmediğinizde temel sorun ortaya çıkıyor. Daha önce yapılmış örnekleri, yapılmadığında neler olduğunu, bunları yapan öncüleri; Malcolm X, Necip Fazıl, Cemil Meriç, Nurettin Topçu, Aliya, Nuri Pakdil, Sezai Karakoç, Mustafa Kutlu, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt gibi değerlerimizi anlatmamız gerekiyor. Büyük Doğu, Edebiyat, Diriliş, Mavera dergilerine değinmemiz, onların örnekliğini göstermemiz gerekiyor.

“Kitap Okuyorum” ekibi bundan sonra neler yapmayı planlıyor? Anlaşılan o ki rahat durmayacaksınız.

Mustafa Toprak: “Kitap Okuyorum” ekibinde çok kıymetli isimler var. Turgay Ovalı, Kenan Çapık, Haluk Kurtuluş, Fatih Çalışkan. Bu isimler rahat durmazlar kesinlikle. Haliyle Halil İbrahim ve ben de. Hem TRT Diyanet’teki programız vesilesiyle hem de okullarda, STK’larda gençlerle buluşup gerçekleştirdiğimiz söyleşilerde var gücümüzle zihnimizde, gönlümüzde olanları anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü hepimiz Mustafa Kutlu’nun şu sözünün hakkını vermeye çalıyoruz: “Bir şey yap güzel olsun. Huzura vesile olsun, rikkate yol açsın, şevk versin, hakikate işaret etsin.” Bu söz bizim rahat uyumamamıza fazlasıyla yeterlidir.

Halil İbrahim Uzun: Ben de can-ı gönülden Mustafa’nın anlattığı planlamanın bir parçasıyım ve bundan ziyadesiyle mutluyum.

Son olarak şunu sorayım: Dünyanın kurtulacağı var mı? Varsa nasıl?

Halil İbrahim Uzun: Dünya bir yangın yeri ve kendimizi kurtarmaya mecburuz. Bu kurtuluşun tek yolu da insanlığın saadeti için çalışmaktır. Kötülük mutlaka hüsrana uğrayacak, iyilik galip gelecektir; koştukça dünya kurtulacaktır.

Mustafa Toprak: Sevmeyi öğrenmemiz gerekiyor. En azından sevme provası bile olsa yapmamız gerekiyor. Zira sevenler temiz bir dünyanın işaretçileridir.

Kaynak: Dünyabizim.com/ Orhan Gazi Gökçe

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 11:37
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35