banner15

'Kudüs düştüğünde sıra İstanbul'dadır'

Kudüs Bilinci Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Psikolog Gülşah Akçay Civriz ile Ümmet’in kanayan yarası Kudüs ve Mescid-i Aksa üzerine konuştuk

'Kudüs düştüğünde sıra İstanbul'dadır'

İbrahim Ethem Gören | Dünya Bülteni/ Kültür Servisi

“Bizim vatanımız sadece Türkiye değil, bizim vatanımız tarihi ve manevi mirasımızın olduğu her yerdir. Kudüs bu mirasın en değerlilerindendir. Mirasına sahip çıkan bugününe sahip çıkar, bugününe sahip çıkan yarınını inşa eder.”

Osmanlı Cihan Devleti dört yüzyılı aşkın bir süre boyunca Kudüs ve Şam diyarına hükmetmiş. Kudüs-ü Şerife çok büyük hizmetler yapmıştır. Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmeye başlamasıyla birlikte Filistin’in, Mescid-i Aksa’nın, Filistinli Müslümanları çilesi başlamış. Mezkur çilenin sancısını gönül evlerinde hissedenler Filistin için, Mescid-i Aksa için, İslam’ın ilk kıblesi, İsra hadisesinin gerçekleştiği topraklar için bir şeyler yapmanın çabası içerisinde bulunuyor.

Böylesi bir şuurla Kudüs Bilinci Derneği kurulmuş. Kudüs Bilinci Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Psikolog Gülşah Akçay Civriz ile Ümmet’in kanayan yarası Kudüs ve Mescid-i Aksa üzerine Ankara’da konuştuk.

İSLÂM DÜNYASININ ÜÇ MAYMUNU OYNAMASI İSRAİL’İN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ

İbrahim Ethem Gören: Kudüs’ün hali hazırdaki durumu hakkında bilgi istirham edeceğiz…

Gülşah Akçay Civriz: Kudüs’te son durumu anlayabilmek için biraz tarihsel süreci de bilmek gerekli aslında. Dört asır Osmanlı Devleti’nin üzerine titrediği Filistin topraklarının I. Dünya Savaşı’nda İngiltere tarafından işgalinin 100. yılına yaklaştığımız şu son aylarda, Kudüs’ün yalnızlığı ve işgal sonucu yaşadığı sıkıntılar had safhalara gelmiştir. 1948’de İngiltere’nin desteği ve Şerif Hüseyin’in Arap Yarımadası Kralı olma hırsı sonucunda oluşan zeminden faydalanılarak kurulan İsrail devleti, elli yıldır, adım adım Kudüs’ü Yahudileştirme ve Müslümanlardan tamamen temizleme üzerine çalışmaktadır. Arap devletlerinin kapalı kapılar ardındaki pazarlıkları, İslam dünyasının sessizliği ve Dünya kamuoyunun üç maymunu oynaması bu süreçte İsrail’in elini hep güçlendirdi ve gelinen son noktada ise 1948’deki işgalden beri Batı Kudüs tamamen İsrail kontrolünde ve Yahudi nüfusun egemen olduğu bir konumdadır.

Bu keyfiyet uluslararası anlaşmalara açıkça aykırı!

Maalesef İbrahim Ethem Bey, uluslararası anlaşmalara tamamen aykırıdır. Kasım 1947’de BM Paylaşım Planı'yla Filistin toprakları Araplarla Yahudiler arasında bölüştürülmüş ve Kudüs'e kendine has özel yasaları ve politik statüsü olan Birleşmiş Milletler dışında hiçbir yere bağlı olmayan “corpus separatum  statüsü verilmiştir. Daha önce elde ettiği Batı Kudüs’ten, BM kararına rağmen vazgeçmeyen İsrail bununla da yetinmemiş 1967’de açtığı Altı Gün Savaşlarıyla Doğu Kudüs’ü de işgal etmiştir. Bu savaşla, Doğu Kudüs’te, içerisinde Mescid i Aksa’nın da bulunduğu Eski Şehir olarak adlandırılan bölge uluslararası anlaşmalara göre Ürdün yönetimine verilmiş olsa aktif da olarak İsrail’in kontrolü ve işgali altına girmiştir ve o tarihlerden beri sürekli olarak bu bölgelere ‘yerleşimci’ olarak adlandırılan gerçekte işgalci olan Yahudi nüfus birçok hile ve zorbalıkla yerleştirilmiştir.

İslam topraklarının güncem durumu nedir?

Hâlihazırda bu bölgede belediye hizmetleri dahi İsrail tarafından verilmekte, daha doğrusu Müslümanlara hizmet verilmemesi için her türlü yol denenmekte, Müslümanların gündelik yaşantıları tamamen İsrail denetiminde ve zulmü altında sürmektedir.

Mescid-i Aksa’nın ve Kudüslü Müslümanların fiili durumlarına da değinir misiniz?

Elbette. Mescid-i Aksa başta olmak üzere şehirdeki birçok noktada İsrail askerlerinin zorbalığa varan kontrolleri söz konusudur. İsrail’in izni olmadan Kudüslüler evlerinde tadilat dahi yapamaz duruma gelmişlerdir. En ufak bir kural ihlalini bahane eden İsrail, Kudüslü Müslümanların evlerini ya da evlerinin bir bölümünü yıkma şeklinde yıldırıcı ve Kudüs’ten gitmeye insanları zorlayan müeyyideler gerçekleştirmektedir. Özellikle eylemlere karışan ve şehit edilenlerin ailesinin evlerini yıkmak ve yeniden yapılmasına izin vermemek de bu ev yıkma olaylarına yeni eklenen boyutlardan biridir.

KUDÜS, İSRAİL’İN TİCARİ TEKELİNDE

Bildiğim kadarıyla işgal yönetimi ticari hayata da sınırlamalar getiriyor.

Maalesef. Ticari hayatta İsrail adeta kendi tekelini oluşturmuş, halkın içeceği suyu dahi belirlemektedir. Bizim Türkiye’de boykot ettiğimiz markalara oradaki halk neredeyse mahkum edilmiştir. Uluslararası anlaşmalara tamamen aykırı olan bu durum gün geçtikçe şiddetini artırmakta ve insanın aklını zorlayacak noktalara varmaktadır.

Kudüs Müslümanları bizim namımıza şehirlerini savunuyor.

Yerinde bir tesbit. Kudüs’te yaşamayı kendine bir görev edinen Müslümanlar tüm bu eziyetlere direnme ve hayata tutunma gayreti içerisindeler. Benim ziyaretlerim sonucunda edindiğim izlenim bu yönde. Fakat İsrail’in zorbalığı Mescid-i Aksa ile bağlantılı konulara sirayet ettiğinde halkın sabrı taşıyor. Mescid i Aksa’nın altında II. Mabed’den kalıntılar bularak o topraklarda tarihi hak iddialarını meşrulaştırmak için başlattıkları fakat temelde Mescid i Aksa’yı çökertmeyi hedef alan kazıların yıllardır önlenmemesi zaten Müslümanları oldukça geren bir süreç, bunun üzerine son iki yılda İsrail’in Müslümanlarca Harem olarak kabul edilen ve gayrimüslümlerin girilmesinin kabul edilmediği Mescid-i Aksa’ya aşırı dinci Siyonistlerin girişinin desteklemesi ve organize etmesi de eklendiğinde Müslümanlar İsrailli askerlerle gündelik rutin hayat içerisinde çok gergin anları daha da sık yaşamaya başladılar. Haftanın hemen her günü, Ağlama Duvarı olarak anılan aslen Burak Duvarı dediğimiz bölgede kendi ibadetlerini yapan Siyonistler, bunun ardından asker eskortluğunda Mescid-i Aksa’ya girmekte, içeri girdiklerinde ise kimi zaman mescitteki Müslümanları tahrik etmekte, kimi zaman bayrak açmak veya talmudi ibadetlerini yapmak için girişimlerde bulunmaktadırlar. Son dönemde bununla da yetinmeyip kendi kutsal günlerinde Mescid-i Aksa’ya Müslümanların alınmamasını istemekte, bunun için İsrail Meclisi olan Knesset’de  yasal düzenlemeler yapmaya çalışmaktadırlar.

İSRAİL, KUDÜS’Ü MÜSLÜMANLAR VE YAHUDİLER ARASINDA BÖLÜŞTÜRMEK İSTİYOR

Tüm bunlar hangi amaç uğruna yapılıyor?

Bu girişimlerin amacı, Mescid i Aksa’yı Yahudiler ve Müslümanlar arasında bölüştürmek ve sonra tamamen Müslümanlardan almaktır. Maalesef böyle bir bölünme 1994 yılında Hz. İbrahim Camii’nde bir siyonistin açtığı ateş sonucu 67 Müslümanın şehit olmasından faydalanan İsrail’in, camiinin bir bölümünü güvenlik gerekçesiyle sinagoga çevirmesiyle gerçekleşmiştir. El Halil’de, mekânsal bölünmeyi başaran İsrail, şu anda Hz. İbrahim Camii’nde ezan okunmasını dahi engelleyecek kadar kontrolü ele almış durumdadır. İçinde bulunduğumuz günlerde Roş Aşana adı verilen Yahudi yılbaşı yaşanırken El Halil’de hayat Müslümanlar için durma noktasına gelmiştir.

Biraz da El Halil’deki duruma değinir misiniz?

Tabii ki. El Halil’de yaşanan gelişmeler Kudüslü kardeşlerimizin teyakkuzunu artırmakta ancak ne yazık ki tüm ümmetin Harem i Şerif’i, Hz. Peygamberin (sav) duraklarından biri olan ve yüzlerce peygamberin yaşadığı o mübarek toprakların derdine düşmek bir avuç Müslümanın omuzlarına yıkılmaktadır. Ancak tüm bunlara rağmen Kudüs’te hayat inadına canlı, inadına renklidir. İşgalle geçen yıllar insanlarda adeta bir çeşit bağışıklık yapmış, Kudüslü Müslümanlar, İsrail hangi yola başvurursa vursun bir çıkış yolu, bir direnme noktası bulup hayata tutunma noktasına gelmiştirler. Askerler yolları  kapattıysa, öğrenciler okula gidemiyorsa eve gidip hafızlık yapıyorlar. “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” ayetinin canlı numuneleri gibiler.

Mescid-i Aksa’ya evladına sahip çıkar gibi sarılan dedeler, nineler, çocuklar, gençler, kadınlar, erkekler sabah namazı için o dar sokaklardan geçip asker kontrolünü aşıp aşamayacaklarından emin olmadıkları halde evlerinden çıkarlar ve namazdan sonra kuşluk vaktini bekleyip ardından mescidin avlusunda İlim Halkalarını kurarlar ve bu arada içeriye giren siyonistlere karşı getirdikleri tekbirleriyle cihat ederler. Korkusuz ve muhteşem bir tevekkülle mescitte murabıtlık yapan bu Müslüman kardeşlerimiz Türkiye’den gelenlere karşı çok derin bir muhabbet gösterirler ve çoğunlukla şunu tembih ederler, “Bize para göndermeyin, buraya kendiniz gelin ki İsrail istediğine ulaşamasın.” İlahi bir vaat ile berekete mazhar olmuş olan Kudüs, bu kardeşlerimizin, sahip olduğu o muhteşem manevi enerjiyle insanı öyle bir kendine çeker ki ilk gidişinizin son gidişiniz olması neredeyse imkânsız.

Kudüs ziyaretinizde ne buldunuz?

Ben Kudüs’te gezerken kendimi hep aradığım çok önemli bir şeyi bulmuş, hep boşluğunu hissettiğiniz biz puzzle parçasını yerine koymuş gibi hissettim, bu nedenle belki hayatta yaşanabilecek en büyük acıların izlerini Kudüs’te canlı canlı görseniz de bunlar insanı o toprakların çok derin manevi enerjisinin lezzetini almaktan alıkoyamıyor.

Derneğiniz nasıl kuruldu?

İlk Kudüs ziyaretimde, grubumuzla sohbet eden Kudüslü bir ağabey demişti ki ‘Bize para göndermeyin, paranız bizi doyurur ama İsraillin bizi bu topraklardan göndermesini veya bizi öldürmesini engelleyemez, siz buraya gelin, bu topraklara sahip çıkın ki biz aç da olsak vatanımızda yaşayalım, Mescid-i Aksa’yı kurtaralım.” Bu cümleler beni ve birlikte gittiğimiz gruptaki arkadaşlarımızı çok etkiledi. O grup ziyaret sonrası dağılmadı. Belirli aralıklarla toplanıp faaliyetler gerçekleştirmeye başladı. Bu çalışmalar belgesel bile çekme noktasına gelince resmiyete dökülmesi gereken işler için bir kurumsallaşma gerekti ve Kudüs Bilinci Derneği böyle ortaya çıktı.

Kudüs Bilinci Derneği’nin kuruluş amacı nelerdir?

Kudüs Bilinci Derneği’nin amacı maddi yardım değil. Kudüs söz konusu olunca, zihnimizdeki tasavvur Kudüs’te savaş olduğu ve bu bölgedeki insanların maddi yardım ihtiyaçlarının çözülmesinin öncelikli olduğu yönünde. Hatta iki sene önce, benim ilk Kudüs ziyaretimle ilgili olarak eşime ‘Yenge canlı kalkan olmaya mı gidiyor?’ diye soranlar olmuştu. Bu kanaatlerin Kudüs’e ve Müslümanlara çok zarar verdiğini düşünüyorum. Medyanın bu konuda kaynağından, doğru bilgiyi vermekteki kasıtlı ya da kasıtsız eksikliği nedeniyle Kudüs denince savaş bölgesi gibi bir yer aklımıza geliyor.

KUDÜS’TE SAVAŞ YOK; İŞGAL VAR!

Kudüs’te savaş yok fakat işgal var. Normal bir günde, tamamen keyfi uygulamalarla, İsrail askerleri bir anda şehri savaş alanına çevirebiliyor, fakat bir anda da her şey normale dönüyor. “Eski şehir”e giden kapılardan birinin önünde askerle gençler arasında çatışma yaşanırken, diğer kapının önünden çocuklar oyun oynayabiliyor. Halk travmatize olmak yerine bu anlamda çeliklenmiş sanki. İşte Derneğimiz, oradaki hayatı, yaşananları, bu davayı ve buradaki hak mücadelesini doğru bir şekilde anlatmak için kuruldu. Bilgi, bilinç ve farkındalık olursa her Müslüman üzerine düşen asli görevleri zaten yerine getirecek.

Kudüs bilincinin hedefinde ne var?

Kudüs bilinci için öncelikli hedefin Kudüs’e gitmek olduğuna inanıyorum, savaş olduğu için canlı kalkan olmak amacıyla değil de saflarda canlı kalkan olmak için, varlığımızla İsrail’e mesaj vermek için… Bizler boş bir zihin ve ağlayan gözlerle Kudüs için para gönderirsek bu dava daha çok şehit verecek.

Amaçlarınıza ve bahusus çerçevesini çizdiğiniz Kudüs bilincinin oluşmasına matuf olarak hangi faaliyetlere imza attınız?

Amaçlarımıza yönelik olarak eğitim seminerleri veriyoruz, oradaki tarihsel süreç ve Kudüs’teki son durum hakkında doğru bilgileri halka ulaştırarak öncelikle mevcut hasarları gidermeye çalışıyoruz. Maalesef konu bu topraklara gelince halktan duyduğumuz hurafeler neden Mescid-i Aksa’nın bu kadar yalnızlaştığını bize daha iyi öğretti. ‘Araplar topraklarını sattı, onlar Osmanlı’ya ihanet ettiler, Allah da onları cezalandırıyor’, ‘Orada savaş var, oraya gidilemez ki’, ‘O sarı kubbeli yer Mescid-i Aksa değilmiş, İsrail mescit yıkılınca anlaşılmasın diye orayı Mescid-i Aksa gibi göstertriyormuş, Mescid-i Aksa daha başka bir yermiş’  gibi inançlar, mitler, çarpıtılmış bilgiler çok sık karşımıza çıkıyor. Bu nedenle Kudüs ve Mescid-i Aksa hakkındaki bilgileri insanlara doğru bir içerikle ve usulle ulaştırmak en önemli faaliyet alanımız.

Bu alanda neler yapıyorsunuz?

Bunun için sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanıyoruz, okullara veya davet edilen dernek veya vakıflara yönelik eğitim çalışmalarımız oluyor. Bir de biraz daha ileri düzey eğitimlerimiz var.

Nasıl bir eğitim?

Kudüs Uzmanı Yetiştirme Programı. Geçen sene ilk kez organize ettiğimiz bu eğitim programı için Lübnan’dan, Mısır’dan, İslâm coğrafyasının farklı ülkelerinden bu davaya gönül vermiş hocalarımız geldi. Öncelikle dernekte bu faaliyetlerin belkemiğini oluşturan bizlere ve diğer gönüllülerimize verilen bu eğitimlerle Kudüs konusunda siyasi, tarihi, dini, hukuki ve sosyolojik olarak konuya hâkim uzmanlar olmayı ve bu uzmanları yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Bilginin güç olduğu bir çağda yaşarken bilgiyi üretecek ve kendi kavramlarımızla yanlış bilgiyi, terminolojiyi alternatifini üreterek dönüştürecek uzmanları yetiştirmek en önemli hedeflerimizden. Doğru bilgi ile bilinç oluşturmak için gerçekleştirdiğimiz bir diğer faaliyet alanı da Belgesel gibi görsel unsurlarla halka ulaşmak. Geçtiğimiz Mayıs ayında galasını yaptığımız ’Biz Burada Kalacağız’ isimli belgeseli Tülay Gökçimen’in gönüllü olarak bizimle çalışması ile başardık. Bu belgeselin ülkemiz için bir ilk olma özelliği var. Kudüs konusundaki belgesellerde biz Kudüslüleri pek göremiyorduk. Daha çok insansız bir şehir hikâyesi tarzındaki belgesellerden faklı olarak bu yapımda biz hem Kudüs’ü tanıttık, hem de Kudüs’ü Kudüslülerin dilinden anlattık, hem de çocuklarımız ve ailemizle belgesel de yer aldık. Yönetmen Tülay Gökçimen, özellikle üniversitelerde belgeselin gösterimini takiben konuyu detaylı bir şekilde izleyicilerle değerlendirdiği organizasyonlarla “Kudüs Bilinci”ne çok emek veren bir arkadaşımız,  inşallah bir gün Boğaziçi’ne de gösterime geliriz.

Bekleriz… Başka neler yapıyorsunuz?

Bahsi geçen faaliyetlerin dışında Kudüs Fotoğraf Sergisi, Mescid-i Aksa murabıtlarının halkımızla buluşturulması gibi çalışmalarımız da var. Bunların dışında Akademik Arge çalışmaları yapıyoruz. Sosyal bilimci arkadaşlarımızla birlikte Kudüs üzerine tez ve makale yazımı, nicel ve nitel araştırmalar yaparak literatüre katkıda bulunmakla ilgili projelerimiz var. Bu anlamda Boğaziçili arkadaşlarımızın da desteğini bekliyoruz.

“KUDÜS BİLİNCİ OLMADAN TÜM İSLAM TOPRAKLARI FİLİSTİN OLUR.”

Son olarak okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Belgesel galamızı teşrif eden Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hocamızın çok güzel bir ifadesi vardı, -ki kendisi geçtiğimiz yıl Mescid i Aksa’da Cuma namazı kıldırıp, hutbe okuyarak El Halil’e ve Gazze’ye giderek çok anlamlı bir girişimde bulunmuş, bu konudaki tabuları yıkacak bir adım atmıştır- ‘Kudüs bilinci olmadan bütün İslam toprakları Filistin olur. Kudüs bilinci olunca bütün İslam toprakları vatan olur.’ 

BİZİM VATANIMIZ SADECE FİLİSTİN DEĞİL

Bizim vatanımız sadece Türkiye değil, bizim vatanımız tarihi ve manevi mirasımızın olduğu her yerdir. Kudüs bu mirasın en değerlilerindendir. Mirasına sahip çıkan bugününe sahip çıkar, bugününe sahip çıkan yarınını inşa eder. Bizler biliyoruz ki Kudüs düştüğünde sıra İstanbul’dadır, herkes kendi sahip olduklarıyla emanete sahip çıkmalıdır. Bizler çok kez şahit olduk ki İsrail, Müslüman ziyaretçiler olduğunda Mescid-i Aksa’da zorbalık yapamıyor, özellikle de Türkler olduğunda. Varlığımızın kendisi caydırıcı bir etkiye sahip. Bu nedenle imkânı olan herkes, mümkünse her sene Kudüs’e gitsin, avlusunda çocuklarıyla oynasın, ağaçlarının gölgesinde Hz. Meryem’i, Hz. Süleyman’ı, Hz. Zekeriya’yı, Hz. İsa’yı, Hz. Davud’u, Hz. Musa’yı ve Hz. Muhammed Mustafa’yı (sav) ansın…

Teşekkür ederim Gülşah Hanım.

Ben teşekkür ederim İbrahim Ethem Bey.

Güncelleme Tarihi: 07 Ekim 2016, 12:13
YORUM EKLE
YORUMLAR
Halit Pas
Halit Pas - 3 yıl Önce

Bir yanda kadim dostum,yıllardır okuru olmaktan şeref duyduğum İbrahim Ethem Bey diğer yanda eşi Mücahit Bey ve kendileriyle tanışmış olmaktan büyük mutluluk duyduğum kıymetli velim Psikolog Gülşah Akçay Civriz hanımefendi hasbihal ettikleri konu ise çok hassas olduğum konulardan biri olan; Kudüs..Gülşah hanımı tv programlarından izliyordum ancak böyle bir konuda yaptığı çalışmalar bendenizi çok mutlu etti.Yazınızı ve yapılan çalışmaları gıpta ve gururla okudum.Tebrik ediyor,başarılar diliyorum

Sedat KILIÇ
Sedat KILIÇ - 3 yıl Önce

Tek kelimeyle harika bir söyleşi olmuş. Kaleminize , yüreğinize sağlık.

Osman Aygün
Osman Aygün - 12 ay Önce

Küdüs düşerse,İstanbul düşer Allah korusun.
Bunu bilen ABD ve Siyonist katil İsrail ülkemizi bölmek ve parçalamak için ellerinden geleni arkalarına koymuyorlar.
Son olarak Rahip efendinin.! tutuklanması onlar için bir fırsat olmuştur.Rahip bahane ülkemize saldırmak şahane onlar için.
S400 füzelerini bana sormadan sen nasil alırsın,sen kendi kafana göre nasil yurt dışı operasyon yaparsın.
Bende seni bana eskisi gibi itaatkar olasın diye ekonomik olarak cezalandırırım.
Sonrada büyük İsrail devletini kurarım.
Allah sana fırsat verir mi..?
Ecele gelen it misali sonları Aziz Türk milleti eliyle olacak İnşaAllah.
Ben eskisinden çok daha Ümit varım üstadim..

banner39

banner36

banner37

banner35