banner39

Kütahya'dan naif ressam Hüseyin Yüce geçti

Kütahyalı Ressam Hüseyin Yüce’nin hatırasını sanatkârlarla birlikte yâd ettik

Kültür Sanat 16.02.2015, 15:23 16.02.2015, 16:03
Kütahya'dan naif ressam Hüseyin Yüce geçti

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

“Bir sanatçı, Allah’ın içine koyduğu sanatı ruh imbiğinden geçirerek bu ölümlü dünyaya sunar. Çünkü sanat, Allah’ı hatırlatır. Gerçeğin ve güzelin bir suretidir sanat. Sanatçı özgürdür lakin bütün zincirleriyle beynini ve ruhunu zorlayan bir sanatın işçisidir.”

Kütahya’nın bir köyünden Allah vergisi kabiliyetle dünyaya açılan bir ressamdı Hüseyin Yüce… Hiçbir tahsil, akademik resim eğitimi görmedi. Hüdainabit müstesna resim kabiliyetine sahipti. Ona Naif Ressam dendi. O da bu unvanı kabul etti… İsmi, dünyada naif resmin öncüleri arasına yazıldı. 87 yıllık ömrüne içinden kâinat tasvirleri geçen binlerce resim sığdırdı. Cumbalı ahşap evler, erik, incir ve ceviz ağaçlarının dalları, yeşil, narin yapraklar, verimli çorak topraklar, dereler, tepeler, ovalar ve her daim hayalleri geçti tuvalinin içinden…

Küçük yaşta babasını kaybetmişti ya ovalar, dağlar ona mekân oldu… Kân koyunları, kâh inekleri güttü; kanaatkâr bir çoban, ama iyi bir gözlemci oldu. Hayatını resim yaparak Kütahya’nın Göveççi köyünde geçirdi…

Eserleri koleksiyonerlerin dikkatini çekmeye başlayınca marifeti iltifat gördü. Ankara’da, Bilecik’te, Kütahya’da, Eskişehir’de sergiler açtı… Resimleri Monaco’dan Hindistan’a; Çekoslovakya’dan Mısır’a ve oradan Amerika’ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde sanatseverlerin, müzelerin en değerli eserleri arasında girdi…

Resimden, sanattan kazandıklarını Kütahya başta olmak üzere pek çok şehrimizde tahsil gören öğrencilere, eğitim ve hayır kurumlarına bağışladı…

Takvimin yaprakları 7 Şubat 2015 tarihini gösterirden fırçasında şekil; paletinde renk sustu, köyünün mezarlığında çocuk yaşta kaybettiği babasının yanında aldı soluğu gökkuşağının tüm renkleriyle birlikte…

Kütahyalı Naif Ressam Hüseyin Yüce’nin hatırasını sanatkârlarla birlikte yâd ettik…

Naif Ressam Hüseyin Yüce

1928-2015

Kütahya’nın Göveçci köyünde doğdu. Köy imamından hat dersleri aldı. Devletin açtığı gece kurslarında okumayı öğrendi. Köye resim yapmaya gelen Kütahyalı ressamlardan Necati Astarcıoğlu'nun yüreklendirmesiyle resme başladı.

Naif ressam, ilk sergisini köy öğretmeninin önerisiyle 1965'te Kütahya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde açtı. 1968'de gerçekleştirdiği ikinci sergisinden sonra başkent resim çevrelerinde adını duyurmaya başlayan Yüce, kainatı yalın, içinden gelen bir bakışla gözledi, güz ve kır resimleri yapmayı sevdi. Resimleri çocukluğundan beri içinde yaşadığı köy ve çevresinin masalsı ve büyülü yeryüzü yorumlarını içerdi. Sürekli bir gözlemle yaklaştığı doğaya, en küçük ayrıntısına kadar uzak ve yakın planda aynı ayrıntı ile ele aldı. Saf renklerle mistik bir kainat görüntüsü oluşturdu.

Yurt dışında Çekoslovakya, Hindistan, Monaco, Romanya, Finlandiya, Fransa, Macaristan ve İngiltere'de sergiler gerçekleştirdi, yurt içinde 30'a yakın kişisel sergi açtı.

Naif Ressam Hüseyin Yüce'nin, son çalışması Hacettepe Üniversitesi için yaptığı Hüseyin Yüce ağaçları ve renkleri ile bezeli büyük ebatlardaki tablosudur. Keman çalmayı çok seven sanatçı, hassas, duygulu, şakacı ve yardımsever bir kişiliğe sahiptir.

YALNIZ SANATIYLA DEĞİL HAYATIYLA NAİF BİR RESSAM

Arif Çelik (Hattat-Ressam/Vav-Der Geleneksel Sanatlar ve Kültür Derneği Başkanı )

Hüseyin Yüce’ye dair söylenecek o kadar çok şey var ki insan nereden başlayacağını şaşırıyor. İnsanları yüreklendirmeyi, resme özendirmeyi onun kadar beceren birisi yoktu. Ömründe ilk kez resim yapmış birisi ona gösterse “Ooo sen beni geçmişsin, ben böyle resim yapamam“ derdi. Sergilerden yeni ressamları teşvik amacıyla başkasına parasını vererek resim aldırır, kendisinin aldırdığının bilinmesini istemezdi.

Bir defasında evine gelen ve resimlerini beğenmeyen bir ziyaretçinin ardından çok üzüldüğünü duymuş, bu duruma hem biraz üzülmüş hem de sinirlenmiştim. Öyle ya onun konumunda bir ressam olsam, “O beğenmezse beğenmesin benim resimlerimi Dünya beğenmiş” diye düşünürdüm. Unuttuğum şey ise Hüseyin Amca’nın sadece sanatıyla değil hayatıyla da naif olduğuydu.

Oldum olası bana “Hattat” diye hitap ederdi. Kendisiyle ilk tanıştığımız yıl olan 2002’de bir muhabbetimiz esnasında hattı sevdiğimi, ilgilendiğimi söylediğimden beri benim adım onun için “Hattat” olmuştu. Onun nidası adeta bir duaya dönüştü ve Rabbim hattat olmayı nasip etti. Hocam Mahmut Şahin’den Aralık 2014’te icazetimi aldım Elhamdülillah.

DPÜ Güzel Sanatlar Fakültesinde yüksek lisansıma başladığım 2010 yılında tez için aklıma gelen tek konu hiç kuşku duymadan Hüseyin Yüce oldu. Kendisini ve sanatını tez konusu olarak seçtiğimi duyunca çocuklar gibi sevindi. Hayatının son yıllarında işitme ve konuşmada güçlükler yaşamasına rağmen tüm sorularımı yanıtladı. Her soru sorduğuma bana “Sen benim konuştuğumu anlamazsın istersen ben bunları bir yere yazayım sana yazılı olarak vereyim” diye tekrarladı durdu. Dediği gibi de oldu. Görüşme dökümünü yapmak beni oldukça zorlasa da onun her kelimesi defalarca dinlemek inanılmaz keyifliydi.

Hayatıyla kişiliğiyle gerçek bir naifin nasıl olduğunu yaşamı ile ortaya koyan ve kendisini “Ben 50 yıllık amatör ressamım” diye tanımlayan inanılmaz duygusal, içten ve çocuklar kadar coşkulu bir sanatçıydı.

Kendisine Allah’tan rahmet diliyor, birkaç cümleyle de olsa bana hakkında kelam etme fırsatı verdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.

HÜSEYİN YÜCE İLE ELLİ YIL

Bayram Yıldız (Ressam-Kütahya Kültür ve Sanat Derneği (KÜSAD) Başkanı)

Değerli büyüğümüz Hüseyin Yüce 1928 yılında Kütahya merkeze bağlı Güveşci Köyü’nde doğdu. Aslında dört-beş yaş kayıtlara geç verilmiştir. Yakın kaynaklarca da  bu doğrulanır. Dolayısıyla 1923 doğumludur. Köy imamından Hüsn-ü hat dersleri aldı. Köylerine resim yapmaya gelen Ressam Necati Astarcıoğlu’nu seyretmeye başladı ve  at ve eşek tüyünden, kaz kanadından yapılan fırçalar ve hırdavatçıdan aldığı yağlı boyalar ile  kendini resim sanatının içinde buldu…

Kütahya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi müdürü Ressam Cavit Atmaca onu tanıdı ve yardımcı olmaya çalıştı. Daha sonra Cavit Atmaca İzmir Resim Heykel Müzesi’ne tayin olunca yerine 1971 yılında gelen yeni galeri müdürümüz ve benim de hocam olan Ressam M. Sabri Tezcan hocamız, Hüseyin Yüce'yi bez tuvalle ve tüpte satılan yağlı boyalarla tanıştırdı; naif alanda eserler üretmesinde yardımcı oldu ve naif resme  bağlanmasını ve marka olmasını sağladı. Dostlukları son gününe kadar devam etti.

Hüseyin Yüce üstadımızla aramızda 30 yaş farkı olmasına rağmen o benim için bir arkadaştı. 1966 yılında karlı ve soğuk bir kış günü Kütahya Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nin atölyesinde tanıştık. O zaman ben ilk okul 5’inci sınıfına gidiyordum... O, yaptığım desenlere bakıp “Bu kadar güzel desenleri ben bile çizemem” diyebilecek kadar ince ruhlu  bir hoşgörü sahibiydi.

Bir şeyler yenilip içileceği zamanda “Burada en yaşlı benim” diyerek bizlere hesap ödetmezdi, son derece cömertti. Çok unutkan bir yapıya sahipti; çarşıya çıktığı zaman şapkasını bir yerde evinin siparişlerini bir yerde unuturdu. Ruhu, zihni devamlı sanatla meşgul bir yapıya sahipti.

Babasını küçük yaşta kaybettiği için çocuklara son derece düşkündü. 4 kızı vardı ve şehrin yanındaki kiremit fabrikalarında çalışır, geçimini oradan temin ederdi. Onun dizdiği kremit, tuğla ve çıtaların  düzgünlüğü herkeste hayranlık uyandırırdı. hayran bırakırdı.

Çok iyi keman çalardı Yüce üstadımız. En küçük kızı Fatma’nın doğum esnasında ölümü üzerine çok sevdiği kemanını masaya vurarak parçalamış; bu olay onun hayatının dönüm noktası olmuştu. Kızının vefatından sonra her gecen gün sağlığını kaybetmeye başlamıştı.

1990’lı yıllarda kısmi felç geçirerek sol tarafını kullanamaz hale geldiğinde onun için doğada çalışma devri de kapanmış oldu. Sonrasında özel şoförü Süleyman Bey’in yardımı ile hayata tutunmaya çalıştı. Bu tarihten sonra yapmak istediği peyzaj  çalışmalarını mahalline giderek beraber fotoğraflardık. Ogün 50 kadar fotoğraf çektim. Tab ettiğim 50 fotoğraftan sadece üçünü belki beşini değerlendirirdi.

İş hayatım nedeniyle Hüseyin Yüce ile biraz uzak kaldık. Yollarımız 1994 yılında Bursa DGSG sergi salonundaki karma sergide bir kez daha keşişti ve bir daha ayrılmadık. İlerleyen zamanda engin bir muhabbetimiz oluştu. Kütahya Kültür ve Sanat Derneği’nin çatısı altında bir araya geliyorduk. Orada genç sanatçıları bilge kişiliği ile aydınlatıyordu. Ve zamanla da  derneğimize olan katkılarından dolayı kendilerine onursal üyelik payesi verdik.

Hüseyin Bey üstadımız il dışında açtığı birçok sergisinin küratörlüğünü yapmamı talep etti. Benim için büyük bir onur olan bu görevi yerine getirmenin mutluluğunu yaşadım ve keyif aldım.

Hüseyin Yüce, naif resim sanatının Fransız gümrükçü Russeu ile birlikte en büyük temsilcisi ve duayenidir.

1974 yılında Çekoslavakya’da düzenlenen Dünya Naif Resim Bianeli’ne davet edilmiştir. Hindistan, Japonya ve ABD’de eserleri pek çok kataloga girmiştir. Binlerce eser üretmiş; sayısız karma ve kişisel sergiler açmıştır. Son sergisi, Ankara Fırça sanat galerisi ile Kütahya Kültür ve Sanat Derneği KÜSAD’a ait Galeri A’da açmıştır.

HÜSEYİN YÜCE VE SANATI

Yücenin sanatı hakkında birçok sanatçı, hoca ve akademisyen arkadaşımız yazdı ve çizdi… Bizler ise onun sanatını yaşadık. Resimlerindeki kompozisyon, sıcak ve soğuk renklerin kaynaşıp bir bütünü tamamlamasını, coşkulu, şiirsel ve son derece naif ve Anadolu samimiyetiyle yapılan üstün eserlerini temaşa ettik.

Eserlerinde kimi zaman ince dallı eflatun bir çınarı, kimi zaman sonbaharın güneşiyle yanmış kırmızı bir elma ağacını, sarı ve yeşilin binbir renginin keyfini yaşadık tuvallerinde…

Merhum üstadımız bana “Sen de suluboyanın naifisin” derdi. O kendi alanında erişilmez ve benzersizdi. Eserleri ile şahsiyetini birleştirmiş müstesna bir şahsiyetti… Dünya naif resim sanatına ismini altın harflerle yazdırmış; Kütahya’mızın ve Türkiye’mizin onuru oldu koca çınarımız.

NAİF RESSAM HÜSEYİN YÜCE

Erkan Bakım (Hattat-Türkçe Dil Bilgisi Öğretmeni)

Hüseyin Yüce’yi ilk defa, Kütahya’da açtığımız İsm-i Nebî sergisinde görmüştüm. Tekerlekli sandalyede yaşının demini almış munis bakışlarıyla etrafı süzen tanıdığı insanlarla tokalaşan bizden biri olarak gördüm onu. Arkadaşlarım Hüseyin Yüce’nin ressam olduğunu söylediklerinde heyecan ve gıpta ile tekrar baktım ona. Hemen tanıştım ve ne diyorsa dinlemek istedim. O günden sonra dört yıl boyunca sergilerde veya resim için bir araya gelinen muhabbetlerde bir arada olmaya çalıştım.

Kütahya’da ressamlarının çokluğuyla örnek bir şehirdir. Bu ressamların içinde Osmanlı sanat bakiyesinin son şahitlerinden biri olan ve kendini sanatın birkaç dalında ispatlayan Ressam Ahmet Yakupoğlu, A.Süheyl Ünver Hoca vesilesiyle gittiği İstanbul’da yetişerek sanatını ete kemiğe büründürmüştür. Ressam Ahmet Yakupoğlu’ndan sonra dünyaca bilinen bir değerimiz de Naif Ressam Hüseyin Yüce olmuştur.

Hüseyin Yüce ile muhabbetimizin benim için ortak noktaları; resim, hüsn-i hat ve şiir oldu. Hüsn-i hat sanatına meraklı olduğunu ve hep öğrenmek istediğini anlatırdı. Eline aldığı iki tane kurşun kalemi birleştirir, bir vav çekerdi. Sonra aynısını benden yapmamı isterdi. Ona göre gözlem, sanatın önemli noktalarından biriydi. Sanatta maharetini gördüğü kişileri takdir eder ve eserlerini incelerdi. İlerleyen yaşına rağmen elinden fırçayı bırakmadı. Belki de içindeki ressam onun titreyen elini tutup ona yardım ediyordu. Doğanın bilinen renkleri onun dünyasında değişebilirdi. Belki de onun renkleri bizim göremediğimiz bir dünyanın renkleriydi. Küçükken hayalini kurduğumuz renkli dünyaların çizeri gibiydi. Resimlerine her bakışımda renklerin zihnimdeki oyunlarını düşünür ve kendimi kızıl bir ufka bakarken görürdüm. Güneşin; dağ, taş, dal ve yaprak üzerindeki oyunlarıydı belki tasavvur dünyası.

Bir sanatçı, Allah’ın içine koyduğu sanatı ruh imbiğinden geçirerek bu ölümlü dünyaya sunar. Çünkü sanat, Allah’ı hatırlatır. Gerçeğin ve güzelin bir suretidir sanat. Sanatçı özgürdür lakin bütün zincirleriyle beynini ve ruhunu zorlayan bir sanatın işçisidir. Bana göre, Allah kendi sanatına anlatıcılar seçer. İşte Hüseyin Yüce de ölümsüz bir güzellik sanatının dünya temsilcilerinden biriydi. Hüseyin Yüce’nin fırçası belki de en ucuz fırçaydı. Ama o fırçanın tuval ile münasebeti başkaydı. Parmakların fırçayı intizamla tutması da değil mesele, önemli olan fırçanın onun elinde boyun eğmesiydi. Her sanatçı için bu böyledir. Kullanılan aletler sanatçıyla bütünleşir ve ruh kazanır. Âcizane bana göre de Hüseyin Yüce ve sanatı buydu.

Bir ressam için resimler; doğduğu, yaşadığı ve sonra da yaşamak istediği bir dünyadır. Hüseyin Yüce’nin teslimiyetle çobanlık yaptığı doğa, parça parça tuvallerine işlendi. Çocuklarımızı oynatmak, düğünlerimizi yapmak veya dünya telaşından kaçıp sığınmak istediğimiz bir doğayı çizdi Hüseyin Yüce. Makinelerin veya binaların soğukluğunun olmadağı sımsıcak resimler yaptı.

Bir yıldan az bir zaman önce hastaneye ziyaretine gittiğimde beni gördüğüne çok sevindi. Onun resmettiği havadan sudan konuştuk. Şiir kitabımdan verdim ona. İçinden şiirler okumamı istedi. Öyle mutlu oldu ki anlatamam. Bir daha bir daha okumamı istedi. Gözlerindeki mutluluğu ben anlatamam… Tekrar tekrar okumamı istediği şiirden:

“Büyüktün gözümde seneydin aydın

Sanki yıldız oldun usulca kaydın

Kurulu saat gibi geri saydın

Gittin ey gençliğim haber vermeden”

Şimdi onu öğrencilerime anlatıyorum. Onlar da merak ediyor ve seviyorlar onu. İnsan televizyondan, telefondan veya bir kâğıttan silinebilir ama hafızadan silinmez. Çünkü hafızanın sonsuzluk âleminde bir kaydı mutlaka vardır. Bir sanatçı; bende, sende, onda yaşadığı müddetçe anılacaktır. Rabbim Hüseyin Yüce amcamın mekânını güzel eylesin.

Şimdi yaptığı bir mor ağacın altında oturuyordur kim bilir. Elinde fırçası ve önünde tuvali…

banner53
Yorumlar (1)
Sabri DAĞHAN 6 yıl önce
Büyük Sanatçı Hüseyin Yüce'yi Kütahya ile ilgili araştırma yaparken bir Almanca ansiklopedide Köylü Ressam,Naif Ressam olarak okudum;çok etkilendim.KÜSAD'da tanışmak nasip oldu.O;duruydu,temizdi,ağır başlıydı,hoşgörü sahibiydi,iyimserdi,umut doluydu,çalışmayı seven bir yapısı vardı.Kısaca o,naif resim dünyasının tezenesiydi.Resimlerinde gördüğümüz onun, kendinin biçimlendirdiği ve renklendirdiği özgün dünyasıdır.Sağken sanatçısına sahip çıkan uluslar, geleceğine sahip çıkar.Işıklarda uyusun.
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?