banner15

Lübnan Burc El Baracna mülteci kampında yeşeren umutlar

İslami hassasiyete sahip bir avuç Müslüman yaz tatillerini Lübnan’daki Burc El Baracna mülteci kampında geçirerek Filistinli çocuklara bir yandan İngilizce eğitimi, diğer yandan da moral motivasyon desteği verdi

Lübnan Burc El Baracna mülteci kampında yeşeren umutlar

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni-Haber Merkezi 

Filistin, Ümmet-i Muhammed’in kanayan yaralarından biri… 70 yıldan beri Müslümanların    öz yurdunu gasp eden İsrail’in Siyonizm neşteriyle açtığı yaralar, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in, “Kazanda su kaynasa sanki ben pişiyorum; Bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyorum..." mısralarında ifadesini bulan hassasiyete sahip Müslümanlar tarafından kapatılmaya çalışılıyor.

Son cümlemizde ifadesini bulan ruhi olgunluğa ve İslami hassasiyete sahip bir avuç Müslüman yaz tatillerini Lübnan’daki Burc El Baracna mülteci kampında geçirerek Filistinli çocuklara bir yandan İngilizce eğitimi, diğer yandan da moral motivasyon desteği verdi. Kampa Türkiye’den katılarak gönüllü öğretmenlik yapan Emel İnal Alshava ile içinden Filistin, Filistinli çocuklar, eğitim ve ümit geçen bir sohbet gerçekleştirdik.

Emel Hanım, Filistinli çocuklarla olan çalışmalarınıza geçmezden önce Lübnan'da kamplarda barınmakta olan Filistinli mültecilerin durumunu sormak isterim. Filistinli kardeşlerimiz ne durumdalar? Kampların fiziki imkânları ve mültecilerin  temel sorunları hakkında bilgi verir misiniz?

Lübnan’daki programda öğretmenlik yapmak üzere İngiltere, Danimarka ve Türkiye’den  giden gönüllüler olarak ziyarette bulunmak üzere bize ev sahipliği yapan Lübnan’daki Filistinli Öğretmenler Birliği tarafından ‘Burc El Baracna’ isimli 68 senelik bir mülteci kampına götürüldük. 

Lübnan’da epey mülteci kampı var…

Evet öyledir. Lübnan’da çok sayıda mülteci kampı olduğu, kimisinde günler öncesi kimlik bilgileriyle başvurularak izin alınması gerektiği, kimisinde çatışma olayları ve güvenlik  sorunu bulunduğu bilgileri paylaşıldı bizimle.

Hizmet vereceğiniz kampta güvenlik sorunları mevcut muydu?

Bizim gittiğimiz kampa herhangi bir denetlemeye veya kimlik ibrasına ihtiyaç olmadan girilebiliyordu. Katıldığımız programın organizatörlerinden birinin orada yetişmişti. Senelerdir Avusturya’da ikamet ediyordu ve tüm yaz tatillerini Lübnan’da geçiriyordu. Hatta annesinin birkaç sene önce orada vefat etmiş olduğunu da öğrendik.   

Kampın bulunduğu yere ve fiziki şartlarına dair neler söylemek istersiniz?

Mülteci kampının bulunduğu yer Beyrut’a yakındı. Yoğun olarak Şii nüfuslu bir şehirdi. Bu keyfiyeti çevredeki camii mimarisinden fark ettik. Mülteci kampı denince akla  şehir dışında çadır kent tarzı bir yer geliyor.  Burası tam  tersine Eminönü ve Süleymaniye’nin birbirine yakınlığı gibi şehrin tam içinde ve oldukça eski binalardan oluşan bir yer.

Hangi tarihlerde inşa edilmiş?

Filistinlilerin Al Nakba (Felaket) olarak adlandırdıkları 15 Mayıs 1948’te kurulmuş burası. Mezkur tarih İsrail’in kuruluşunun yanı sıra bu kampın da kuruluş tarihi olmuş dolaylı olarak. 

Lübnan savaşlar kenti. İç savışın izleri çevrede hâlâ kendini belli ediyor mu?

Lübnan’ın geçirdiği iç savaş, tarihi unutturmamacasına binalarda izlerini muhafaza ediyor.  Oturanlar bu binaların sahipleri değil elbette…

Kimler ikamet ediyor bu tür binalarda?

Mülteciler. Lübnanlıların mültecilere bıraktığı yerler buraları. Kiralarının ucuz olması sebebiyle tercih ediliyor. Bununla birlikte tadilat ve yenileme yapmalarına asla izin verilmeyen bir bölge.

Filistinli mültecilerin 1948’den beri Filistin’e geri dönme umutlarıyla geçici olarak tutundukları bu yer, binalar arasına sıkışmış bir kabristanı da içine alan, umutlarıyla beraber hayatlarının da son bulduğu ve bedenlerinin kıyamete kadar barınacağı kalıcı bir mekâna dönüşmüş bir hüzün kenti burası.

Kaç mülteci barınıyor orada? Fiziki şartlardan ve kardeşlerimizin halet-i ruhiyelerinden bahseder misiniz?

UNRWA istatistiklerine göre 20 bin; bize söylenen rakamlara göre 60 bin kişi…

Filistinli mülteci kardeşlerimizin görünmeyen demir parmaklıklarla hapsedildiği yaklaşık 1 kilometrekarelik  bu yerde, “ALT yapı” olması gereken su ve elektrik tesisatları tüm sokaklarda rastgele oradan oraya çekilerek “ÜST yapı” haline getirilmiş.

Sokak kavramında tahayyül sınırlarınızı epey zorlamanız gerek. İstanbul’un en dar sokağı bile oradaki sokaklara kıyasla çok ferah kalıyor. Zaten çok dar olan bu sokaklarda, bir rüzgâr esmesi kadar bile nefes alma, havayı değiştirme olanağı vermeyen kablolar ve borular, bir de yukarıdan daraltıyor hem içinizi hem de mekânı.  Ve tek sıra halinde burnunuzu tutarak yürümek zorunda olduğunuz yollarda bazen de elektrik çarpmaması için eğilmek zorunda kalıyorsunuz.  Sarkan elektrik kablolarının, yaşamları gölgelemesi bir yana bazı yaşamların son bulmasına da sebebiyet veriyor. Kıyıda-köşede donuk ve boş bakışlarla oturan yaşlılar, hayatların ve ümitlerin söndüğü bu mekanın acı gerçeğinin yansıması olarak insanın kalbini sızlatıyor. 

Halkla ne türden temaslarınız oldu?

Kaldırım kenarına oturmuş yaşlı bir amcanın yanından geçerken İngilizce konuştuğumu duydu, nereli olduğum sordu. “Türk” cevabım üzerine gözlerinde gördüğüm mutluluk ve ümit ışığı; beklentinin ve sorumluluğumuzun büyüklüğünü vurgulaması açısından beni çok etkiledi.  

MÜLTECİ KAMPLARINDA HAYAT HER ŞEYE RAĞMEN DEVAM EDİYOR

Ya çocuklar…

Çocuk her yerde çocuk İbrahim Ethem Bey. Çocuklar her yerde çocuk olmayı bilip daha iyisinin varlığından haberdar olmama safiyetiyle oyunlarına devam ederken, genç erkeklerdeki dövmeler, duvar yazıları ve her tarafta Arafat resimleri dikkat çekiyor. Ama hayat her şeye rağmen devam ediyor.

Genel yaşam kalitesi ve ticari hayat nasıl?

Bu sıkışık sokak ve binaların alt kısımlarında belki ancak başınızı eğip girebileceğiniz yerlerde her çeşit hizmet sunan dükkânlar var. Dönerciden oto tamircisine, cep telefoncusundan manava, güzellik salonundan gelinlikçisine kadar mekâna tezat ve inat insanı var eden ümit mevcut orada. 

Lübnan’da genel olarak yaşam şartları kötü; sürekli kesilen elektrik, musluk suyunun kalitesizliği, çöp toplanmamasına bağlı olarak sineklerin çokluğu, yollarda nöbetçi askerlerin barikat ve kontrol noktalarıyla yavaşlayan trafik, yolların bozukluğu akla ilk gelenler.  Bir de üstüne mültecilerin kısıtlı maddi imkânları ve bulundukları ülkede yabancı olmaları itibarıyla çalışma izni sorunları ilave olunca insan haysiyetine uygun bir yaşamdan çok taviz veriliyor.  

Şartların iyileştirilmesi yönünde neler yapılabilir?

O daracık, lağım kokulu havasız sokaklarda dolaşırken sürekli olarak ‘Ya Rabbi ne  yapabilirim? “Ben bir iki saat durmaya tahammül edemezken bu insanlar bir ömür geçiriyor burada” diye sürekli düşündüm. 

İnsanın aklı en kolayına kaçıp Türkiye’den bir uçakla hepsini alsak diye geçiriyor ama sonradan düşününce bu insanlar vatanları Filistin’e dönmek için bekliyorlar. 

Yardımlar ne durumda?

Birçok uluslararası yardım kuruluşu internet sitelerinde yaptıkları yardımları anlatıyor ama ortada görünen büyük bir sefalet ve perişanlık… Anlatılanlar ‘devede kulak’ ve ‘dostlar alışverişte görsün’den ibaret kalıyor. 

Osmanlı Devleti’nin yıkılması için tuzak kuranlar,  sözüm ona Birleşmiş Milletleriyle kurdukları yardım kuruluşları yoluyla da algı operasyonu yapıyorlar diye düşünüyorum. 

Kapasite geliştirme ve eğitim en önemli konular, ancak gerçek çözüm Filistin’e dönüş  haklarını talep eden ve hukuki her yolu arayan kardeşlerimize bu yolda destek vermek.

İngiltere’de kurulmuş olan Palestinian Return Centre (PRC) 1996 yılından beri dünyadaki yurdundan çıkarılmış en uzun süredir sürgün hayatı yaşamaya mahkum edilmiş Filistinlilerin, BM İnsan Hakları Beyannamesi’nde temel haklar arasında ifadesini bulan özgürlükleri maalesef İsrail tanımıyor.

PRC’nin misyonlaına dair neler söylemek istersiniz?

Detaylar müessesenin linkinden http://www.prc.org.uk/portal/index.php  okunabilir.

Proje nasıl gündeme geldi? Siz nasıl dâhil oldunuz? Eğitim kadrosu kimlerden oluşuyordu?

Birkaç senedir Yeryüzü Doktorları’nın faaliyetleriyle ilgili seyrettiğim videoların etkisiyle böyle bir çalışmanın parçası olabilmek için dua ediyordum.  Biraz önce bahsettiğim mülteci kampında doğup yetişmiş ve şu an Avusturya’da yaşayan, yaz kampı programının organizatörlerinden olan kişi, aynı zamanda eşimin de arkadaşı.  Ramazan ayının öncesi arayıp benim  böyle bir programa gönüllü olarak katılmayı düşünüp düşünmeyeceğimi sorunca ben bunu duamın cevabı ve kabulü olarak algılayıp çok mutlu oldum.

Lübnan Filistinli Öğretmenler Cemiyeti ve Lübnan Suriyeli Filistinli Öğretmenler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde İngilizce eğitimi vermek üzere İngiltere, Danimarka ve Türkiye’den olmak üzere toplam 9 kişiydik.

Ev sahibi Cemiyetlerden katılan ve 09:00-13:00 saatleri arası  İngilizce programı sonrası tüm spor, elişi ve oyun faaliyetlerini düzenleyen, sabah namazından yatış saatine kadar çocuklarla ilgilenen 15-20 kişilik bir öğretmen ekibi daha vardı.

Çocuklar hangi yaş profilindeydi?

Katılımcı çocuklar 10-12 yaş arası; 4 ila 6’uncı sınıf aralığındaki öğrencilerdi.  Çok özveriyle çalışan, hevesli gayretli insanlarla bir arada olmak, içimizdeki Avrupa ve Türkiye’den gelen 16-19 yaş arası genç gönüllülere çok anlamlı bir hayat dersi oldu. 

Kısıtlı imkanlarla açılış ve kapanış programlarını renkli bir kutlamaya dönüştürmeyi ancak zor mültecilik sınavından diploma almış insanlar başarır. 4 gün gibi kısa sürede iki küçük çocuğuna rağmen 65 çocuğa elişi köpüğü kullanarak en ucuza mezuniyet kepi imalatını yapacak kadar becerikli, kaynak ve çözüm üreten insanlarla birlikte çalışmak bizim için çok değerli bir fırsat oldu. 

İngiltere ve Danimarka’dan gelenler ikinci ve üçüncü kuşak Filistin dışında doğmuş ve geri dönüş hakları ellerinden alınmış Filistinliler; Türkiye’den de kızım ve oğlumla beraber katıldık.  Eşim, mülteci statüsü olmayan ancak Filistin diasporasının ilk kuşağı olarak Filistin dışında doğmuş ve 1967’den sonra Gazze’ye geri dönmesine izin verilmeyen kuşaktan...  Manevi açıdan Filistinli mülteci çocuklara bizim mi faydamız oldu yoksa onların mı bize derseniz, herhalde ikinci seçenek daha doğrudur. 

Proje hakkında bilgi verir misiniz?

Proje, Avrupa Filistinli Öğretmenler Meclisi, Lübnan Filistinli Öğretmenler Cemiyeti ve Lübnan Suriyeli Filistinli Öğretmenler Cemiyeti olmak üzere üç cemiyetin sinerjik düşüncesiyle ortaya çıkmış ve gelişmiş. Ancak yardım kuruluşu olmadıkları için para toplama faaliyetinde bulunamadıklarından sponsorluk üstlenecek Filistin davasına gönül vermiş günümüzün politik hassasiyetleri göz önünde bulundurularak itimat edilir sponsor kurumlar arayışına girmişler. Hollanda menşeili Al Wafa European Campaign, Avusturya’da faaliyet gösteren Al Rahma, Social Aid, Save the Children, Mercy Internatıonal, Islamic Relief, gibi birçok kuruluş tarafından desteklenen ve ilki gerçekleşen ‘Learn Happily for Palestine’ İngilizce Yaz Kampı, umuyoruz ki geleneksel bir faaliyet haline gelir.

 

Genel olarak hangi amaçları hedeflediniz?

Üç ana hedefin ilki, Suriye’deki karışıklıktan mağdur olan Filistinli mültecilerin ikinci kez  mülteci konumuna düşerek Lübnan’a sığınmaları nedeniyle eğitim sistemindeki farklılıktan mağdur olan çocuklarını İngilizce takviyesiyle desteklemek…

İkincisi, çocuklara yalnız olmadıklarını hatırlatacak, maneviyatlarını  güçlendirecek psikolojik destek verecek bir tecrübe yaşatmak…

Son olarak da, Filistin dışında bir nevi sürgün hayatı üzere dünyaya gelmiş ikinci, üçüncü, hatta dördüncü nesli bir araya getirerek Avrupa’da doğmuş olan Filistinlilerle, Lübnan ve Suriye’de doğmuş olan Filistinliler arasında kaynaşma, yardımlaşma ve kardeşlik duygusunu canlandırmak.

HOW IS THE WEATHER?

Bahsettiğiniz amaçlara ne kadar ulaştınız?

9 günlük kampın her sabahı ilk gün öğrettiğimiz ‘How is the weather?’ https://youtu.be/I8GeA3anPdo   şarkısı ile bizi selamlayan; son günü tüm gönüllü gelen öğretmenlere sarılıp ağlayan çocukların duygu yüklü samimiyeti Allah’ın izni ile bir nebze de olsa amacımıza ulaştığımızın göstergesidir diye düşünüyorum. 

Filistinli çocukların sizlerle diyalogları nasıldı? 

Sanki bütün eğitim hayatlarında berabermişçesine yakınlık, zor şartlarda yetişmiş olmanın verdiği yaşın üzerinde olgunluk, kendi çocuklarımızda ve gelişmiş toplumlardaki ortak sorun olan her şeye kolay sahip olmanın verdiği şımartılmışlıktan uzak ve hâlâ eski neslin öğretmenlere olan saygı ve söz dinleme özelliğini taşımaları en belirgin noktalardı benim için. 

Tekrar düzenlenecek mi? 

Biraz öce belirttiğim gibi, bunun geleneksel bir faaliyet haline gelmesi temennimize ilave olarak daha fazla çocuğa ulaşmayı ve bu eğitimi daha uzun süreli olarak farklı farklı şehirlerde sunabilmeyi hedefliyoruz.

Bu sene elimizdeki sınırlı imkânlarla 65 çocuğun kaydını alırken, birçok öğrenciyi geri çevirmenin ve kampın yapıldığı Beyrut civarına daha uzak mesafede olan velilerin taleplerini karşılayamamanın üzüntüsünü yaşadık.  Verdiğimiz eğitimi yaygınlaştırmanın yanı sıra, özellikle aynı çocukların katılımını destekleyerek uzun süreli bir gözlem ve araştırma ile bu çocukların üzerindeki yapılan eğitim, öğrenim ve manevi destek faaliyetinin etkilerini ölçmeyi de umuyoruz.

Söz konusu eğitimin daha verimli olması için neler yapılması gerekir? Bu noktada komu oyuna ne tür görevler düşüyor?

Takdir edileceği üzere eğitimin etkili olabilmesinin en büyük şartı sürekliliktir.  Sene boyu haftada bir bile olsa verilebilecek bir eğitim, senede bir sefer yazın yoğunlaştırılmış 10-15 gün verilen bir eğitimden daha çok daha fazla iz bırakır.  Bu hedef üzere, Lübnan’da dört kuşaktır bulunan ve Suriye’de 60 küsur sene mülteciyken 2011’den beri Lübnan’a iltica etmek zorunda kalan Filistinli kardeşlerimizi eğitim yoluyla güçlendirmek konusunda süreklilik ancak yaşadıkları ortamda verilerek sağlanabilir. Kendi içlerinden bu eğitimi verebilecek yetişmiş insan gücünü ortaya çıkarmak, eğitimin sürekliliği yanında iş imkânı ve onlara kendi ayakları üzerinde durma olanağı sağlayacaktır. Bizim önümüzdeki aşılacak en büyük engel de bunu sağlayacak maddi imkânlardaki sürekliliği oluşturmaktır.

Kamptakilerin gündemlerinde neler vardı? 

Yaz kampında Arapça bilmeyen tek gönüllü olarak, gündemlerinde olanı çok takip edemedim ancak, nereli olduğum sorulunca, Allah’a hamdolsun, Türk olmanın getirdiği ilgi ve sevgiye mazhar oldum.  Gündem hemen Türkiye’ye olan sevgi, Türkiye’nin Filistinli mültecilere vize kısıtlamasına yönelik duydukları üzüntüye dönüştü. Tabii en yoğun yorumlar 15 Temmuz darbe girişiminde yüreklerinin yerinden koptuğu şeklinde ifade ettikleri endişe ve sabaha kadar dilleri duada, kulakları haber bültenlerindeki bekleyişleri konusunda oldu.

Ümmet-i Muhammed'in istikbali olan Filistinli çocukların halet-i ruhiyeleri, ruh halleri nasıl?

Bu yaz kampı ile ulaşma fırsatı bulduğumuz 65 çocuk bizlere motivasyon kaynağı oldu.  Hiç İngilizce bilmedikleri varsayımıyla hazırladığımız programa, öğrenme coşkuları ve heyecanlarıyla ivme kattılar.  Belki bir iki çocuk çok çekingen ve kırılgan bir görüntüyle özel alaka bekledi.  Diğerleri, öğretilenleri kısa sürede kavrayarak “Geleceğin Salahaddin’leri ve Fatih’leri yetişiyor” umudumuzu yeşertti.

Sizlerden, Türkiye'den ne tür beklentiler var?

Türkiye’den beklenti çok yüksek.  Filistin davasında bizi en büyük destekçileri olarak görüyorlar.  Yaşlısından  gencine hepsi Türkiye’yi ya ziyaret etmek ya burada eğitim almak idealini taşıyor.  Bu kampı belki THY ve TRT sponsorluğunda Türkiye’de yaparız fikrini ortaya atınca Lübnan Filistinli Öğretmenler Cemiyeti ve Lübnan Suriyeli Filistinli Öğretmenler Cemiyeti mensubu ve gönüllüsü öğretmenler “Bizi de unutmayın, bizi de davet edin” talebinde bulundular. Ayrıca organizasyon düzeyinde beklentiler var. Şu an merkezi Fatih İstanbul olan Uluslararası  Filistinli Meslek Adamları Derneği, doktorlar mühendisler ve öğretmenler gibi meslek kuruluşlarının dernek ve cemiyetlerine şemsiye bir kurum vazifesi görüyor.  Avrupa Filistinli Öğretmenler Meclisi, İngiltere’de gayri resmi kurulmuş ancak dernek kurmanın mali yükü orada çok yüksek olduğundan  dolayı resmi kayıt ve ruhsatlarını Türkiye’den almayı planlıyorlar.

Siz bu hasbıhale neler ilave etmek istersiniz? Okuyucularımıza nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Az önce ifade ettiğim gibi, eğitimin etkili olabilmesinin en büyük şartı sürekliliktir. Bu çerçevede yaz kampı organizatör ve gönüllülerinden oluşan bir heyet olarak Filistinli mültecilere de kurucusu olduğu STK ile destek veren; 2005’te bir suikast sonucu öldürülen Lübnan’ın eski başbakanı Refic Hariri’nin kız kardeşi Bahia Hariri’yi makamında ziyaret ederek çalışmalarımız hakkında bilgi verip ileriye yönelik projeler için işbirliği temennisinde bulunduk.

Her ne kadar bu yaz kampı buluşmaları ile Avrupa veya Amerika’da doğup büyüyen Filistinli gençlerin kimlik kaybına uğramamaları ve gönüllü faaliyetlerle kendilerinden daha zor şartlarda yaşayan kardeşlerine ulaşmaları, kaynaşmaları ulvi bir çalışma olsa da taşıma suyla değirmen dönmeyeceği için daha kalıcı olanı, kendi içlerinden bu eğitimi verebilecek yetişmiş insan gücünü ortaya çıkarmak, eğitimin sürekliliği yanında iş imkânı ve onlara kendi ayakları üzerinde durma olanağı sağlamak olacaktır. 

Suriye’den 2011 sonrası Lübnan’a iltica etmiş ve bana sabah namazlarından sonra vaktini ayırıp Kur’an okuyuşumu dinleyen genç bir Filistinli Hanım kardeşimin ifadesini aynen aktarayım: “Biz yardım paralarıyla yaşamak değil kendi alın terimizle herkes gibi mücadele ederek ve hiç kimsenin olanağında gözümüz olmadan kazandığımıza kanaat ederek yaşamak istiyoruz.”

Teşekkür ederim. 

Bana bu tecrübeyi paylaşma imkanı verdiğiniz ve değerli vaktinizi ayırdığınız için size ve okuyucularınıza Filistinli Öğretmenler Cemiyetleri, organizatörler, sponsorlar minik öğrencilerimiz ve velileri adına çok teşekkür ediyorum.

Güncelleme Tarihi: 22 Eylül 2016, 17:37
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35