banner27

Mehmet Niyazi Özdemir'e vefâ

Öğrencileri ve arkadaşları 11 Mayıs Cuma günü vefat eden yazar-romancı Mehmet Niyazi Özdemir’i Dünya Bülteni için kaleme aldı.

Mehmet Niyazi Özdemir'e vefâ

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

Fikir, dava ve aksiyon adamı, araştırmacı-yazar Mehmet Niyazi Özdemir 76 yıllık fena yolculuğunu tamamlayarak 12 Mayıs Cumartesi günü çok sevdiği İstanbul’da; Karacaahmet’te ebediyet âlemine sırlandı.

Gazete yazıları, makaleleri, konferansları ve kitaplarıyla iki nesil üzerinde tesir bırakan, tarih, millet ve ümmet şuurunun oluşmasına katkı sağlayan Mehmet Niyazi Özdemir’e rahmeti vesile kılarak vefayat dosası hazırladık. Dünya Bülteni camiası olarak merhuma rahmet; ailesine sabırlar, sevenlerine başsağlığı niyaz ediyoruz.


ÖMRÜNÜ İNANCI İSTİKAMETİNDE TANZİM ETTİ

Ahmet İyioldu
Yayıncı-Ötüken Neşriyat

 


Mehmet Niyazi Özdemir Bey benim 55 yıllık ağabeyim, arkadaşım dostumdur. Birlikte okuduk, birlikte mücadele ettik. Ötüken Yayınevini de birlikte kurduk. Uzun yıllara sari bir arkadaşlığımız söz konusu oldu. Aynı fakültede okuduk, benden birkaç yıl öndeydi.

Arz ettiğim gibi kendisini ilk gençlik yıllarından ve mücadele hayatından tanıyorum, dernek ve cemiyetlerden tanıyorum. Milli Türk Talebe Birliği’ne ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu’na büyük emek, gayret ve hizmetleri geçti. Milliyetçi, muhafazakâr ekibin mezkûr cemiyetlerde sez sahibi olması adına büyük mücadeleler verdi ve 1965 yılında Rasim Cinisli’nin MTTB Başkanı olmasını sağladı. Talebe Federasyonu’nda da Ekrem Özer’in başkan olmasını temin etti.

ÖMRÜNÜ İNANCI İSTİKAMETİNDE TANZİM ETTİ

Kendisi bütün ömrünü inancı istikametinde tanzim etti. Davası olan, idealist bir insandı. İnsan-ı kâmildi.

Okul bittikten sonra doktora için Almanya’ya gitti. Orada da insanımıza faydalı oldu. Almanya’ya tahsil için gidenlerin elinden tuttu.

Döndükten sonra kendini okumaya ve yazmaya vakfetti. Mehmet Niyazi Bey’e “Kütüphane adamı” diyebiliriz. Ömrünün 40 yılını kütüphanelerde geçirdi. İSAM’a giden kütüphanede onu görürdü.

DAVA ADAMIYDI…

Dava adamıydı. Vatanını, devletini, milletini, ümmetini seven bir insandı. Güzel yaşadı, geriye güzel eserler bıraktı.

Pek çok eseri var, hepsi mühim, lakin Çanakkale Mahşeri’nin yeri ayrı. Çanakkale Mahşeri’yle bir milletin Çanakkaye’nin aslî ruhunu keşfetmesini; Çanakkale’nin mana boyutuna dair şuurlanmasını temin etti. Bugün genç-yaşlı hemen herkes Çanakkale’yi gidip ziyaret ediyor. Bu gidiş-gelişlerde Mehmet Niyazi Bey’in epey tesiri vardır kanaatindeyim.

TARİHİ MACERALARIMIZI ANLATTI

Tarihi maceramızı anlatan eserler bıraktı, Yemen! Ah Yemen! De çok önemli bir eseridir.
Plevne’yi yazdı, Gaziosmanpaşa’nın direnişini anlattı. Kitapları, hikâye ve romanları onun mücadelesini sürdürmeye devam edecek. Varolmak Kavgası ilk İHL neslinin varoluş mücadelesini anlatıyor. Hâsılı tüm kitapları geride sadaka-i cariye sadedinden kaldı.

Çok velûd bir insandı. Kitaplarının dışında yüzlerce konferans verdi, yine yüzlerce makale ve köşe yazısı kaleme aldı.

Son zamanlarda sağlığı bozuldu. Bir aydır yoğun bakımdaydı.

Bir nesil; hatta iki nesil üzerinde ağabey olarak çok ciddi tesirler icra etti. Onlar tarafından nasıl sevildiği ise cenazede görüldü, devlet ricali Karacaahmet’teydi, zamanı, imkânı olan herkes oraya geldi, ramazan arefesinde bir cuma günü vefat etti. Bunu da anlamlı buluyorum.

UNUTULMAYANLAR ARASINDA YER ALDI

Unutulmayan arasında yer aldı, yeri de kolay dolacağı benzemiyor, her giden bir boşluk bırakıyor. Bundan sonra eserleriyle yaşayacak, gençler o eserlerden ilham almaya ve istikamet bulmaya devam edecekler. Mehmet Niyazi Bey’in, vefatından sonra da kitaplarıyla gençlerin dünya görüşlerinin oluşmasında olumlu katkıları olacak. Doğru görüşlerin, tarihe doğru bakışların oluşmasına yardımcı olacak. Milletimizin başı sağ olsun. Arkadaşımıza Allah’tan niyaz ediyorum.


ÖMRÜNÜ VAROLUŞ MÜCADELESİNE ADADI
Bekir Sıddık Soysal
Şehir Mimarisi Tasarımcısı

 


1960’lı yıllarda bizim Erzurumlu MTTB mensuplarının yiğitliğine ve delikanlılığına teberrüken adlandırması ile “Koroğlu” yani Köroğlu…

Sene 1964… Hemşehrimiz MTTB Genel Başkanı Rasim Cinisli, görev süresini tamamlamış. Genel kurul Kütahya’da toplanıyor. Divan Başkanlığına Mehmet Niyazi Özdemir seçiliyor. Çekişmeli, tartışmalı genel kurul sürecini büyük bir vukûfiyetle idare ediyor. Anlaşma zemini tesis edilemeyince yaklaşan Ramazan da gerekçe gösterilerek kongre 1965 baharına erteleniyor ve İstanbul’a naklediliyor.

Uzunca bir süre MTTB yönetimi kongre divanında kalmıştı. Bu stratejisiyle daha o yıllarda bir irade ve dava adamının intibalarını veriyordu.

Yıl 1967. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin genel kurulu için Erzurum’u temsilen, bir grup arkadaşımla Ankara’dayız. Kongrede Niyazi Ağabey müthiş bir konuşma yaparak kongrenin yıldızı olmuştu. Delegelerin, “görev al” tezahüratlarına, “Almanya’ya devlet felsefesi üzerine doktora yapmak için gideceğim” diye cevap veriyordu. Her türlü ısrara karşı kararlılığını sürdürdü.

Almanya günleri diğerkâmlık ve fedakârlık hatıralarıyla hafızalarımızda yer edindi.
Almanya’da tahsile giden gençlerimizin; kimlik ve ülke asabiyetlerini pekiştirerek, yoldan çıkarıcı cazibelere kapılmalarını önleyen bir misyon edindi. Türkiye'den gelen her genç, onun aguşunda barınma fırsatı buldu. O yıllarda yayıncılık faaliyeti için matbaa almaya giden Tevfik Fikret Göncüler; -tabutunun arkasından mezarlığa doğru giderken- onun evinde, çok sayıda gençle birlikte misafir olduğunu ve herkese oda ve yatak ayırdığı halde kendisinin holdeki dar bir kanepede uyuduğunu anlattı.

Yıl 1986, bir toplantı için Trabzon’dan Ankara'ya gitmiştim. Toplantı bir sonraki haftaya sarktı. Günlerden Cuma… Akşam bir arkadaşla buluşmak için Ankara’nın o yıllardaki sohbet ve buluşma mahfillerinden Bulvar Palas’ın lobisine gidiyorum. Arkadaşla otururken Niyazi Ağabey lobiye giriyor. Etrafına bakınıyor, beni görünce gülümseyerek bize doğru geliyor. Heyecanla ayağa kalkıyor, karşılıyorum. Hoş-beş, hâl-hatır, sonra oturuyoruz. Sohbetin bir yerinde İstanbul’da mukim annemi ziyaret etmeyi düşündüğümü, ancak pazartesiden itibaren yoğun bir toplantı süreci olacağı düşüncesiyle tereddüt içinde olduğumu söylüyorum. Hemen ayağa kalkıyor “bekle geliyorum" diye hızla ayrılıyor. Bir süre sonra dönüyor ve "kalk İstanbul'a gidiyoruz" diye kolumdan tutarak kaldırıyor.
Otobüsün en arkasındaki sırada sıkıcı bir yolculuğa, diğerkâm bir mesuliyet hissi ve ağabeylik hukuku ile katlanıyor.
Hayatın ve zamanın geçiciliğine galebe çalan bu hadise bir insanlık ve dostluk düsturu olarak hafızamda her daim diri kaldı.

ÖMRÜNÜ VAROLUŞ MÜCADELESİNE ADADI

Canı sıkıldığı için Var Olmak Kavgasını yazan, bütün bir ömrü var oluş mücadelesine adayan bu kalem mücahidi, bu ilk kaynağın çağlayanı halinde millî tarihimizin en büyük kırılma noktalarını destansı bir lirizm ile birer edebiyat şaheseri olarak kültür dünyamıza armağan etti.
Yükseklik çağlarının nesli tükenmiş şairlerini kendi şahsında canlandıran, benliğinin coşkunluğu ile ebediyet istikametinde büyük kapılar açan düşünce ve edebiyat eserleri verdi.

ZAMANI VE COĞRAFYAYI ZAMAN İMBİĞİNDEN GEÇİRDİ

Zamanı ve coğrafyayı vicdan imbiğinden geçirdi, tarihî olanla edebî olanı mezcedip, kanatlandırdı ve kültür semamızın kartalı haine getirdi.

Hayat sefinesini sessizlik deryasında seyrettiren, başı göklerde bir devdi o. Rabbim rahmetiyle sarmalasın.

 


MEHMET NİYAZİ ÖZDEMİR ÇELEBİ BİR İNSANDI

Bekir Ülker
Gazeteci

 

Mehmet Niyazi Özdemir ‘e Allah rahmet etsin. Mehmet Niyazi Bey bizim kendi aramızdaki deyimle “Niyazi abi” yurt içinde ve yurt dışında çok iyi eğitim almış, mütemadiyen ilmî çalışmalarını devam ettirmiş, bilge, mütevazı, çelebi bir insandı.

Mehmet Niyazi Özdemir Bey elinde bir çok şeye ulaşma imkanı olduğu halde “elini uzatmayan” gözü ve gönlü tok, yardımsever bir insandı. Etrafındaki gençlere sadece
sohbetleri ile değil bire bir ilgilenerek de her anlamda destek verirdi. Gençlerin heyecan ve hevesle çıkardığı amatör dergilere tevazu göstererek, çekinmeden, destek amacıyla yazı verirdi.

Bir defasında bir sohbet esnasında eski “Küllük”ünn çaycısının “Abi senin arkadaşlarının bir çoğu milletvekili oldu, Bakan oldu. Bir sen bir şey olamadın” dediğini kendisi gülerek anlatmıştı.

Niyazi Abi için sevilen, sayılan bir insandı demek çok sıradan kalır. Kelimenin tam anlamıyla “çok sevilen bir insandı. Yeri zor doldurulur bir insandı” Allah gani gani rahmet etsin. Hepimizin başı sağ olsun.

NİYAZİ AĞABEY NEZİH BİR İNSANDI

Cafer Vayni
Sosyolog-Telif Hakları Derneği Başkanı

Mehmet Niyazi Özdemir Ağabey ile ilk defa 1992 yılında Beyazit Devlet Kütüphanesi’nde karşılaştım. Daha önce Çağımızın Aşıkları adı altında çıkan ve kısaltılarak İki Dünya Arasında adı ile yeniden yayınlanan romanı o sıralar yayınlanmıştı. Hıristiyan kız ile Müslüman delikanlının mutlu sona ulaşması mümkün olmayan aşklarının ele alındığı roman beni de çok etkilemişti. Kütüphanede başlayan dostluk, İLESAM’ın yeri olan Sinan Paşa Medresesi’nde, Kızlarağası Medresesi’nde ve Birlik Vakfı gibi mahfillerde uzun zaman devam etti. Bu zamanlarda Kadırga’da ikamet ediyordu. On yıl kadar önce İSAM Kütüphanesi’ni çalışma mekânı olarak seçti. Evi de kütüphanenin yanında idi.

Niyazi Ağabey’in bütün eserlerini okudum. Hepsini de bana imzaladı. Çanakkale Mahşeri isimli kitabı yayınlanmazdan önce onunla röportaj da yapmıştım. İki Dünya Arasında ile daha az ilgi gören Ölüm Daha Güzeldi, Daha Dün Yaşadılar, Yazılamamış Destanlar ve Doğunun Ölümsüz Çocuğu isimli romanları sosyolog olarak beni daha çok dikkatimi çekenlerdi.

NİYAZİ AĞABEY NEZİH BİR İNSANDI

Niyazi Ağabey saygılı, nezih, nazik bir insandı. Kimseyi kırdığını görmedim. Çok çalışkandı. Çok dikkatli bir dinleyici ve gözlemciydi. Aynı zamanda bir konuyu yüzlerce defa anlatsa bile sıkılmazdık. Yani çok iyi bir anlatıcıydı. Çok iyi bir okurdu. Okuduğu kitaplardan layık olanlardan bir kısmını gazete yazılarında tanıtırdı. Bir okur ve aydın olarak Niyazi Ağabey’in hayat çizgisini gazete yazılarında daha fazla görebiliriz.

Türk düşünce hayatının en çetrefilli dehlizlerine girmiş ve bunları en sahih, anlaşılır ve hasbî olarak yazmıştır. Peyami Safa ile Necip Fazıl Kısakürek en çok dikkat çektiği şahsiyetlerin başındadır. Türk-İslâm ve Batı kültürünün ciddi kaynakları ve konularını gazete makalelerinde devamlı canlı tutmuştur.

Türk Devlet Felsefesi ve Türk İslâm Felsefesi başlıklı özgün eserlerini ilim dünyasının görmezden gelmesi üzerine roman yazmaya yöneldiğini ifade etmiştir. Bu bakımdan Türk bilim hayatı önemli bir değerini kaybetmiş ama Türk romanı güçlü ve geniş kitlelere hitap eden bir yazar kazanmıştır.

Başkanlığını yaptığım Telif Hakları Derneği’nin Yüz Yüze Konuşmalar projesi kapsamında konuştuğumuz elli edebiyatçımızdan biri de Niyazi Ağabey olacaktı. Bahtiyar Aslan dostumuz konuya çok iyi hazırlanmıştı. Sağlığı bozulunca bu görüşme gerçekleşmedi.

Mekânı cennet olsun. Amin.

DOĞUNUN ÖLÜMSÜZ ÇOCUĞU MEHMET NİYAZİ ÖZDEMİR’LE GEÇEN ÇEYREK ASIR
Prof. Dr. Cemal Zehir

Bu vefayat yazısı yazar, mütefekkir, dava adamı ve bir dost olarak Dr. Mehmet Niyazi Özdemir’i anlatıyor. Mehmet Niyazi Özdemir eserleri ve sohbetleri ile bir fikir adamı, bir gönül adamı, bir eğitmen ve 21.yüzyılda yaşamış tam bir Alperen Derviş Gazidir.

Bu dünyadan Osmanlı’nın son döneminde yetişen ve onların yetiştirdiği neslin önemli halkasının büyük temsilcisi göçtü. Mahir İz’in öğrencisi, Necip Fazıl Kısakürek‘in, Nurettin Topçu’nun, Peyami Safa’nin, İzzetin Şadan’ın, Ahmet Kabaklı’nın, Dilaver Çebeci’nin, Hilmi Oflaz’ın, Aziz Mekki’nin, Osman Yüksel Serdengeçti’nin, Hüseyin Nihal Atsiz’ın yâreni göçtü. Türk milletinin yetiştirdiği büyük yazar, fikir adamı ve mütefekkir Mehmet Niyazi Özdemir’i “bağışlayan” ve “af edici2 olan Yaratıcımıza yolcu ettik.

MEHMET NİYAZİ ÖZDEMİR GENÇLİK LİDERİDİR

1990 yılında bir kış günü tanıdığım ve gönüllü asistanı olduğum, her zaman Hocam, Üstadım ve Ağabeyim olan Mehmet Niyazi Özdemir’i çok özleyeceğim. Fikirleri ve görüşleri ile beni yetiştiren büyük insanı ahirete yolcu etmenin hüznü içindeyim. Mehmet Niyazi Özdemir Hocamız 27 Mayıs Askeri darbesinde tutuklanmış, 1960 ve 70’li yıllarda birçok defa tutuklanmış olup hiç ceza almamıştır. Sadece fikir planında eser veren değil aynı zamanda öğrenci ve gençlik lideri olarak da aksiyoner bir özellik gösterip öğrenci ve gençlik liderliği yapmıştır.

Özellikle benim hayatımda çok değişik etkileri oldu. Adeta hayatıma görülmez bir el gibi girip beni yerli, millî ve İslamî bir fikir dünyanın içine yerleştirdi. Kendisine bir tiryaki gibi çekti. Özellikle 1994 yılında Gebze Teknik Üniversitesi’ne asistan olduğumda Üstadım Mehmet Niyazi Özdemir’den ayrılmayıp onun sohbetlerinden mahrum olmayayım diye Gebze’ye taşınmadım. 2013’te Yıldız Teknik Üniversitesi’ne Prof. Dr. Kadrosuyla atanana kadar 18 yıl 7 ay Üsküdar’dan Gebze’ye gidip geldim. Her akşam servise binip Aksaray’da inip Üstadımla Beyazıt Kütüphanesi’nde buluşmayı ve oradan İLESAM’a gidip Hilmi Oflaz Abi ile gece saat 23:00-24:00’e kadar sohbet etmenin tadı hiç aklımdan çıkmadı ve çıkmayacak.

DOĞUNUN ÖLÜMSÜZ ÇOCUĞU İSMİNE LAYIK BİR İNSANDIR

Benim için Mehmet Niyazi Özdemir son dönemlerinde yazdığı “Doğunun Ölümsüz Çocuğu“ ismine layık bir insandır.

Mehmet Niyazi Özdemir’in eserleri benim açımdan incelendiğinde söyle bir çıkarım yapabilirim. Hocam bazı eserleri ile Osmanlı’nın gidişini en iyi anlatan ve yaşatan yazardır. Yani Kanije, Plevne, Ah Yemen, Yazılamamış Destanlar ve Çanakkale Mahşeri eserleri tarihi romanlardır. Fakat romandan öteye tarihi birey kaynak ve eserlerdir. İşlevi ise tarihi anlatmak değil yeni nesillerin ruhuna tarihten metafizik ürpertiler aktarmaktır. Bu eserleri okuyanlar hem o tarihi vakaları yaşar hem de o neslin gönüllü evladı olur. Kahramanlık ruhunu okuyanın damarlarındaki kana kadar işletir. Ayrıca Varolmak Kavgası, Ölüm Daha Güzeldi, Bir Bayram Hediyesi adlı eserleri ile kendi mücadele dünyasını anlatan vakalarla günümüzde izzetli, onurlu, vakarlı, yerli ve millî duruş nasıl sergilenmeli düşüncesinin temsilcisi örnek insanını göstermeye çalışmıştır.

MİLLÎ, YERLİ VE İSLAMÎ BİR DURUŞU VARDI

Mehmet Niyazi Özdemir Üstadımız İslam Devlet Felsefesi, Türk Devlet Felsefesi, Millet ve Türk Milliyetçiliği, Devlet, Kültür ve Medeniyetimizin analizi adlı eserleri ile Müslüman Türk evladını ve ben Müslümanım diyen her bireyin düşünce dünyasının fikrî ve bilimsel temellerini oluşturur. Bu temel yerli, millî ve İslamî saçayağını oluşturur. Bu eserleri okuyan bireyi hiç kimse etkileyemez, esir edemez ve mankutlaştıramaz.

İki Dünya Arası, Doğunun Ölümsüz Çocuğu aşk ve inançları arasında git-gelleri yaşayan bir Müslüman Türk gencinin nihai kararında nerde durması gerektiğini anlatıyor. Daha Dün Yaşadılar ve Deliler ve Dahiler adlı eserleri ile örnek şahsiyetleri ve toplumun içindeki bazı vakarlı şahsiyetleri örnek göstererek okuyucu kitleyi eğitiyor.

MEHMET NİYAZİ ÖZDEMİR: CEMALCİĞİM ARTIK BENDEN MEZUN OLDUN

Üstadım Mehmet Niyazi Bey ile yaşadığımız unutulmaz hatıralarım olmasına rağmen 28 yıllık süreçte binlerce sohbetimiz olmasına rağmen onunla geçen bir hatıramı anlatmak istiyorum. 1997 yılında bir gün Çanakkale Mahşeri kitabı ile ilgili bir konferansı vardı. Ben de konferansa beraber gitmek için Beyazıt Kütüphanesi’ne gelmiştim. Mehmet Niyazi Hocam bana o gün: “Cemalciğim, sen benden mezun oldun” dedi. Ben de o zamanlar konferansa nereye gidiyorsa gidiyor, hocamızdan yararlanmaya ve kendimi yetiştirmeye çalışıyordum, asla yanından ayrılmıyordum. Ben şöyle cevap verdim. “Çok şükür altı senede beni mezun ettiniz ama diplomayı kabul etmiyorum, ben öğrenciliğe devam ediyorum” dedim. Ben üniversiteyi 4 yılda bitirmiş, hatta yüksek lisans yaparken şeref derecesi almıştım. Yani Mehmet Niyazi ağabeyden mezun olmak bir lisans bird e yüksek lisans dönemi kadar derse devam etmeyi gerekmişti. Bu öğrenciliğim 12 Mayıs 2018 tarihindeki vefatına kadar devam etti. Bundan sonra da eserlerini tekrar tekrar okuyarak bu öğrenciliğimi devam ettirip ondan öğrendiklerimi yeni nesillere aktararak hocamı yeni nesillerin gözünde ölümsüzleştirmeye çalışacağım. Çünkü yazacak çok şeyi daha olmasına rağmen aramızdan erken ayrıldı. Onun doldurulamaz boşluğunu yine onu anlatarak doldurabiliriz. O elimize sönmeyecek meşaleler olan eserler bıraktı. Nesiller boyu bize rehberlik edecek fikirler bıraktı. Fikrî eserleri okudukça daha yeni yazılmış hissi uyandıran eserler…
Bu vesile ile bu yazıyı okuyan tüm dostlardan ruhuna Fatihalar istirham ediyorum.

CEMİYETİMİZİ KÜLTÜR VE İRFAN ÜSTADLARINA BAĞLAYAN BİR KÖPRÜYDÜ
Recep İncecik
Yapımcı-Yayıncı


Anadolu’dan İstanbul’a gelişimiz, Mehmet Niyazi Özdemir’in Almanya’dan Türkiye’le dönüşüne denk gelir. İşte o tarihte; 1990’lı yılların başında Niyazi Ağabey’le tanıştık.

Mehmet Niyazi Bey, o tarihlerde Taksim Ocak’da müdavimi olduğumuz haftalık tarih sohbetleri yapardı üniversite gençlerine.

Daha sonra 1992 yılında çıkardığımız Genç Akademi Dergisi’nde yazmaya başladı. Bu tarihten itibaren hemen hemen her gün görüşüp sohbet etmeye başladık. Bizden önceki kuşağı, önemli şahsiyetleri canlı hatıralarla ondan dinleme fırsatı bulduk. Bu konuda çok şanslıyız. Adeta bizi onlara bağlayan köprüydü.

Önceleri Beyazıt Kütüphanesi’nde çalışırdı. Çay molasını Beyazıt Kütüphanesi Müdürü Şerafettin Kocaman Bey’in odasında verirdik. O zamanlar internet daha yaygınlaşmamıştı. Daha sonra Nuruosmaniye Kütüphanesi’nde çalışmalarını sürdürdü. Akşamları Yazarlar Birliği’nin Kızlarağası Medresesi’nde geç vakte kadar sohbet ederdik. O tarihler en verimli çağlardı kültür açısından.

Daha sonraları Altunizade’de İslam Araştırmaları Merkezi’nde çalışmalarını sürdürmeye başladı. Bu tarihten sonra eskisi gibi her gün görüşemiyorduk.

Son görüşmemizde yapmak istediklerini yapamamanın, yazmak istediklerini bitirememenin üzüntüsü içindeydi. “Daha ortaya bir şey koyamadım” diye hayıflandı, ben de ona “Sen de böyle dersen, biz ne yapalım Ağabey” dedim.

Kendisi benim için bir ağabey, bir büyük, bir dost idi. Özellikle gençlik dönemimizde fikirlerinden, bilgi ve birikiminden, tecrübelerinden en fazla istifade ettiğimiz bir şahsiyetti.

Allah rahmet eylesin mekânı cennet olsun.

 

Mehmet Niyazi Özdemir

(d. 8 Nisan 1942 - ö. 11 Mayıs 2018) 8 Nisan 1942 yılında Akyazı`da doğdu. İstanbul Haydarpaşa Lisesi’ni ve İ.Ü. Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1967). Almanya’da Marlburg, Bonn ve Köln üniversitelerinde Türk Kamu Hukukunda Temel Hürriyetler konusunda doktora yaptı. Uzun yıllar Almanya’da kaldıktan sonra 1988 yılında yurda döndü. Gazetelerde günlük fıkralar yazdı. Ufuk Çizgisi, Bayrak, Genç Akademi, Türk Yurdu, İnsan ve Kainat dergilerinde makaleleri yayınlandı.

Mehmet Niyazi Türk kültür ve bilim hayatına hem hikâyeci, hem romancı olarak hem de fikir adamı olarak özgün katkılar yapmıştır. Yazılamamış Destanlar, Çanakkale Mahşeri, Yemen Ah Yemen kitaplarının yanı sıra yazdığı diğer roman ve hikâyeler de ele aldıkları dönemin toplumsal yapısını aksettiriş tarzları bakımından tarihî roman özellikleri taşımaktadır.

Fikrî eserlerinde millî konuları ön plana çıkarmıştır. Cemiyette sıklıkla tartışılan fakat hakkıyla bilinmeyen konuları zevkli bir üslupla irdelemiş, kökü derinlerdeki birçok önyargının yanlışlığını teşhir etmiştir.

Mehmed Niyazi’yi büyük bir sanatçı yapan hususiyetlerin ilki üst düzey bir gerçekçilikle birleşen samimiyettir. Okuduğunuz her cümlede yazarın gözyaşlarına, tebessümüne, burukluğuna ya da sevincine şahit olabilirsiniz. Bütün kitapları sadeliğin ihtişamıyla donanmıştır. Cümleleri gürül gürül akan bir nehri takip eder gibi takip eder ve bir kez başladıktan sonra elinizden bırakamazsınız. Bir romancı olarak Mehmed Niyazi karakterlerini gerçek hayattan, hatıratlardan ya da arşiv kayıtlarından özenle seçer. Malzemesini usta bir sarrafın rikkatiyle işler; sadece atmosfer oluşturmanın gerektirdiği kadar tadilat yapar. Bir bakıma belgesel romancılığın kurucusudur. Tamamıyla hayal mahsulü, mesnedsiz eserlerin karşısında Mehmed Niyazi’nin romanları bir abide gibi yükselmektedir.

Güncelleme Tarihi: 17 Mayıs 2018, 14:10
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner26

banner25