Muhafazakârlık algıları ve 'yeni muhafazakâr aile'

Muhafazakâr Düşünce dergisinin 36. sayısında yayımlanan bulgulara dayalı iki makale, muhafazakârlık konusunda sürdürülen aktüel tartışmalara önemli katkılar sunmaktadır.

Muhafazakârlık algıları ve 'yeni muhafazakâr aile'

Asım Öz - Dünya Bülteni / Kültür Servisi

Muhafazakârlık ve muhafazakâr siyaset üzerine oluşan/oluşmakta olan eleştirel literatüre dikkatle bakıldığında, İslâmcılık çerçevesinden dile getirilen eleştirilerin, liberal solun dile getirdiklerine nazaran bazı güçlükler  içerdiği  fark edilecektir. Çünkü Türkiye’de, muhafazakârlığı son kertede biçimlendiren yahut ona esas “havasını” veren unsurlar bir şekilde İslâm’la irtibatlı hâle gelmektedir. Söylenmesi gereken bir başka husus, muhafazakârlıkla İslâmcılığın iç içe geçmişliğini vurgulayan metinlerin daha çok oluşudur.   Bir örnek vermek gerekirse, muhafazakârlık “sorunu” ve konumu üzerinden AKP’yi yahut onun etrafında toplanan kültürel  sağcıları eleştirenlerin, Birikim gibi dergilerde “muhafazakâr” olarak anılmış olması dikkate alınması gereken önemli bir ayrıntıdır. Yine Kürt sorunu çerçevesinde yapılan analizlerde dindar/Müslüman gibi kavramların yerine muhafazakâr kavramının tercih ediliyor oluşu da aklıda tutulmalıdır. Bütün bunlar, muhafazakârlık üzerinden  belirginlik kazanan AKP eleştirilerinde iki farklı hattın varlığından söz edilebilir olduğu gerçeğini değiştirmemekte. Buna mukabil batıda da muhafazakârlığın özel mülkiyet, aile ve din üzerine vurgularıyla belirginlik kazandığı unutulmamalıdır. 

Meseleye aile üzerinden bakmaya çalışırsak, karşımıza şöyle bir manzara çıkmaktadır: 2000’li yıllarda İslâmcı çevrelerde aile vurgusunun öne çıkmış olması bir yönüyle ailenin bir sığınak/direnme mekânı(“kalpsiz dünyanın kalbi”) olarak görülmesinden bir yönüyle de dünyadaki muhafazakâr eğilimin bir tezahürü olarak ele alınmaya müsaittir. Öyle ki, Türk(iye) muhafazakârlığının şekilsizliğine dönük güçlü eleştiriler getiren İslâmcıların dahi son kertede, aile ve gelenek vurgularından dolayı ister istemez muhafazakâr anlayışla paralelleştikleri görülmektedir. “Hayat-ı aileyi dünyada en safalı hayat” olarak şiirleştiren Mehmet Akif’ten bu yana bir süreklilikten de söz edilebilir tabii.   Bu nedenle muhafazakârlıkla İslâmcılığın kesişme alanları,  ortaya konulan sert eleştirilerde bile karşımıza çıkmaktadır.  Öte yandan, Alev Erkilet’ten  hareketle söylersek; uyum zamanlarında eleştirel olmaya gayret eden İslâmcıların, “tavsayan” İslâmcıların içinde bulunduğu kabul edilemez görülen hâlleri tasvir için, muhafazakârlık özelinde gündemleştirdikleri  konular da ele alınıp tartışılması  gereken bir konu olarak varlığını korumaktadır.

 Ana hatlarıyla tasvir etmeye çalıştığım bu netameli mevzuda Muhafazakâr Düşünce dergisinin 36. sayısında yayımlanan iki makale, bütün kabullerine yahut muhafazakârlığın bütünüyle olumlanmasına karşın bazı noktalarda aktüel siyasi ve sosyal tartışmalara ciddi  katkılar sunmaktadır. Konya’nın muhafazakârlık algısı üzerine Mahmut H. Akın, Mehmet Ali Aydemir ve İbrahim Nacak’ın kaleme aldıkları uygulamalı çalışma dikkate değer bulgular içermekte. Ne taraftan bakarsak bakalım, muhafazakâr bir şehir olarak kabul edilen Konya, Türkiye’nin siyasal tarihinde ve kültüründe önemli bir yere sahiptir. Necmettin Erbakan, MNP ve MSP ilk akla gelen örnekler. Akabinde ise ANAP ve AKP’nin almış olduğu  seçmen desteği var.  Araştırmada muhafazakâr siyasal kültürün sembol şehri olarak Konya’nın üniversite eğitimi için farklı şehirlerden gelmiş öğrenciler tarafından nasıl algılandığı açıklanmaya çalışılmakta. Aynı zamanda, Konya özelinde ve Türkiye genelinde muhafazakâr kültürü belirleyen unsurlar ve bir muhafazakârlık tipolojisi tespit edildiği ifade edilmekte.

Muhafazakârlığın Aslî Unsurları

Muhafazakâr kimlik konusuna Konya özelinde değinilirken kurulan cümleler İslâmcılık muhafazakârlık ilişkisini düşünme sürecinde yararlı olabilir: “Konya’nın muhafazakârlığı farklı etkenlere dayanmaktadır. Bu kimliğin oluşmasında bazı unsurlar özellikle öne çıkarken bazı özellikler kendi içinde farklılıklar oluşmasına imkân tanımaktadır. Dindarlık ve daha çok İslâmcılı referanslara dayanan sağ siyasal kültürün gücü, Konya’daki muhafazakâr kültürün önemli kaynaklarıdır.”

Ardından, Tür(kiye) muhafazakârlığının siyasi alandaki görünümlerinin tasviri bir sunumu yapılırken, CHP karşıtlığının belirleyiciliğine temas edilir. Bu çerçevede Demokrat Parti, Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, ANAP, Refah Partisi ve AKP farklı dönemlerde muhafazakâr kesimlerin desteğini alan  partiler olarak zikredilir.  Destek düzleminde yapılan bu analiz bir yönüyle AKP’li yıllarda Türkiye’nin yakın tarihine dair yapılan araştırmalarda karşımıza çıkan kavramsal karışıklıları da düşünmenin zorunlu olduğunu gösteriyor. Kalkınmacı muhafazakârlık cihetinden yapılan analizlerde geçmişin bütün husumetleri adeta halının altına süpürülerek, bütünlüklü bir geçmiş inşasının hedeflendiği hemen fark ediliyor. Şunu da ifade etmeliyiz ki, AKP’li yıllarda sosyolojik araştırmalar düzleminde muhafazakârlığın “yeniden icadı” olarak tasvir edebileceğimiz bir durum karşımıza çıkıyor. Bunu yazarların ve düşünürlerin dünya görüşlerinin tasvir edilişinde de görüyoruz. Sözgelimi Mehmet Akif’in, geleneksel değerlerle modern değerleri uyum içinde uzlaştırmaya çalıştığı      varsayıldığından “yeni muhafazakâr” olarak adlandırılmaktadır. Aynı şekilde, doğumunun yüz ellinci yılında Said Halim Paşa muhafazakâr reformcu İslâmcı kimliğiyle anılmaktadır.   

Devletle bütünleşen/yahut öyle olduğu varsayılan bir siyasal parti olarak CHP’nin karşısında yer alan pek çok partinin muhafazakârlık şemsiyesi altında toplanmış olması beraberinde birtakım sorunlar doğurmaktadır. ANAP, Milli Görüş Partileri ve AKP gibi bazı konularda çok temel ayrılıkları bulunan siyasi partilerin,  Konya’dan almış oldukları seçmen desteğinin muhafazakârlık ve muhafazakâr kimlik üzerinden açıklanarak anlamlandırılması,  İslâmcılıkla muhafazakârlığın iç içe olduğuna ilişkin kalbi bir tasdikten kaynaklanıyor gibi görünmektedir. İslâmcılığın ayırt edici unsurlarının eskiden olduğu kadar şevk ve heyecanla dile getirilememesi de aslında bu tasdik hâlini, bir bakıma suskunlukla pekiştirmektedir. Zira, bugünden bakıldığında “azizleştirilen” Turgut Özal ve ANAP hakkında 1980’li ve 1990’lı yıllarda kaleme alınan eleştirel içerikli yazıların neredeyse hiç hatırlanmaması oldukça manidardır.

Din ve muhafazakârlık ilişkisinin mahiyetinin ne olduğu sorusu, kendilerini muhafazakârlık karşısında konumlandıran siyasetçilerin,  sosyal bilimcilerin ve gazetecilerin üzerinde durdukları konular arasında yer alır.  Şu anda CHP milletvekili olan Binnaz Toprak’ın, 2008’de gerçekleştirdiği, dindarların ve muhafazakârların kendilerinden olmayanları ötekileştirdiklerini açıklamaya çalışan “jurnal” mahiyetindeki Türkiye’de Farklı Olmak  araştırması bunun tipik bir örneğidir. AKP’ye verilen seçmen desteği ile dini muhafazakârlık arasında bağ kuran bu araştırma bir yönüyle, sol Kemalizm’in “gericilik” kavramında tecessüm eden dışlayıcı retoriğini muhafazakârlık kavramına yüklemiş gibidir.

Konya’nın muhafazakârlığı ile dindarlığı arasındaki ilişki konusunda makale yazarları şunları ifade ediyorlar: “Türkiye’de bir siyasal hareket olarak muhafazakârlığın, dini ve geleneksel değerlerin yaşanmasına vurgu yaptığı göz önünde bulundurulduğunda bu sonucun [Konya’nın muhafazakârlık algısında özellikle dindar bir şehir olarak tanımlanmasının öneminin büyük olmasının ]Konya açısından bir karşılığı vardır. Konya’da sol siyasetin birkaç ilçe ve kasaba haricinde ciddi bir ağırlığının olmaması, Konya’yı muhafazakâr siyasetin önemli merkezlerinden biri hâline getirdiği gibi ayrıca sağ muhafazakâr siyasetin güçlü olduğu pek çok şehirden de farklı kılmaktadır. Bu yüzden AK Parti döneminde yapılan her seçimde dikkatler bir şekilde Konya’ya çevrilmekte; Türkiye’nin muhafazakârlaşması meselesiyle ilgili tartışmalarda sembol bir şehir olarak Konya öne çıkmaktadır.”

Araştırmanın Konya’ya üniversite okumak amacıyla gelen öğrenciler üzerinde yapılmış olması muhafazakârlığın hangi özellikler çerçevesinde algılandığını anlamak bakımından da önemli. Aile, din ve gelenek burada öne çıkan başlıklardan birkaçı. Muhafazakârlığın bir yandan değişime direnç gösterdiği diğer yandan da dünya görüşü dönüşümünü hızlandırarak kimlik deformasyonuna sebep olduğuna dair epey yazı ve araştırma var.  Muhafazakârlığın aktüel tartışmalardaki yerini anlamak bakımından şu satırlar tartışılmayı hak ediyor: “Türkiye’de muhafazakârlık algısının modernleşme ile ilgili yürütülen tartışmalardan etkilendiği söylenebilir. Türkiye’de statükoya dayanan modernleşme anlayışının savunucuları muhafazakârlığa karşı tartışmayı din, gelenek, tutuculuk ve modern olmamak gibi dışlayıcı başlıklarda yürütmüşlerdir. Bu tartışmalarda bir taraftan değişime karşı bir direnç noktası olarak muhafazakârlık söylemi olumsuzlanırken diğer taraftan ise din ve geleneksel değerlere sahip çıkılması salık veren bir değişim alternatifi oluşturulmaya çalışılmıştır. Muhafazakârlık bizatihi böylesi tartışmaların gölgesinde anlaşılmıştır. Dolayısıyla muhafazakârlık algısının bağlamı bu tartışmalarla şekillenmiştir.(…) siyasal kimlikler ve muhafazakârlık arasında kurulan iişki bahsedilen bu mukayese için bir örnek teşkil ediyor. Yapılan tek yönlü varyans analizi, İslâmcı siyasal kimliği benimseyen öğrencilerle, Atatürkçü siyasal kimliği benimseyen öğrencilerin muhafazakârlığı tam da söz konusu iki kutuplu perspektiften algıladıklarını göstermektedir.”

“Yeni Muhafazakâr Aile” yahut “Pepe!”

Tartışmayı muhafazakârlığın üç önemli unsurundan biri olan aile özelinde sürdürürsek,  ailenin genel olarak muhafazakâr bir kurum olduğunu ifade edebiliriz.  Muhafazakâr aile,  olarak tanımlanan  yeni yapının özellikleri  “muhafazakâr değerleri diğer ailelere kıyasla daha çok benimseyen aile” şeklinde özetlenebilir.    Dergide  bu konuya  yoğunlaşan, Ahmet Faruk Kılıç’ın, Sakarya özelinde  kaleme aldığı “Türkiye’de ‘Yeni Muhafazakâr Aile’nin Ortaya Çıkış Süreci” başlıklı araştırma yazısı da önemli veriler sunuyor.  Kılıç’a göre, Türkiye’de 1980’lerden sonra (yeni) muhafazakâr kimlikli bir aile ortaya çıkmaya başlamıştır. (Bu yıllarda aileden sorumlu kurumun başında yer alan siyasetçinin AKP’li yıllarda da siyasi hayatını devam ettirdiğini hatırlayalım.) Zaten Yalçın Akdoğan’ın Muhafazakâr Demokrasi kitabı da, muhafazakârlığın en önemli bulduğu/gördüğü toplumsal kurumun aile olduğuna dikkat çeker. 1990’lı yıllardan itibaren İslâmcı yazarların kitap ve yazılarında aile vurgusunun öne çıkışının da ayrıca ele alınıp irdelenmesi zaruridir. Burada bir ara bilgi olarak şunu da hatırlayabiliriz. Görebildiğim kadarıyla klasik İslâmi literatürde doğrudan aileyi merkeze alan bir kitap yok. Bu aileyle ilgili meselelerin konuşulup tartışılmadığı anlamına gelmiyor elbette.  Eskiden aile mevzusu İslâmî bütünlük içinde ele alınmaktaydı.  Günümüzde bir ara yaygın olan kadın ilmihalleri( İzahlı, Büyük, Hanımlara Özel- hatta pratik- vb. başlıklarla neşredilen) yerini hızla (yeni) aile ilmihallerine bırakıyor.

Muhafazakâr aile, 2000’lerin başından itibaren sosyal hayatta daha çok  fark edilmeye başlamıştır Yeni muhafazakâr aile; bir taraftan muhafazakâr addettiği değerleri korumaya çalışırken, öbür taraftan da modernizmle  kendi anlayışı doğrultusunda başetmeye çalışmaktadır.  Sözünü ettiğim makalede bu ailenin gelenek ve modernlik arasındaki dikkate değer tutumları;  nicel açıdan da Sakarya örneğinde ele alınmaya çalışılmış.  Yazarın yeni muhafazakâr aile ile ilgili temel gözlem ve varsayımları şunlar: Türkiye’de yeni muhafazakâr aile toplumun içindedir. Teknolojiden kaçmamakta; televizyon, uydu anteni, internet, cep telefonu vb. iletişim araçlarını yoğun olarak kullanmaktadır. Öte yandan yükselen orta sınıf olarak manevi değerlerinden de vazgeçmemektedir. Bu tutumlar, hem yeni muhafazakâr aile hem de modern hayat için çok önemli tecrübeler sunmaktadır: “ Türkiye’de 2000’lerden itibaren, yeni bir muhafazakâr aile ile karşılaşıyoruz. Bu yeni aile; sosyal hayatın merkezine yerleşmiştir. Bu yeni muhafazakâr aile, birçok açıdan eski muhafazakâr formlardan farklıdır. Yeni muhafazakâr aile ise; bir taraftan modernizmden alabildiğine etkilenirken, bir taraftan da onun içinde varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.”  Bu hükümler ışığında, yazının başladığı sayfanın hemen karşı sayfasında yer alan Pepe çizgi filminden alınan kare, yeni muhafazakâr aileyi  anlatması bakımından son derece isabetli bir seçim. Muhafazakâr aile bireylerinin internet, plaj, AVM, flört, çocuk sayısı, eşcinsellik vb. konular özelinde yaşamakta olduğu  dönüşüm önümüzdeki on yılların “gelmekte olanına” dair son derece ciddi tartışmaları tetikleyecek gibi görünmektedir. Kanaatimce yazının ana vurgusunda karşımıza çıkan modernleşme eğilimi ise, muhafazakârlık içinde karşılaşılan ihtilafları ihmal etmektedir.

Yukarıda iki makale üzerinden ortaya koymaya çalıştığım manzara, muhafazakârlık ve İslâmcılık arasındaki farklılıklarla muhafazakârlığın ana gövdesinde yaşanmakta olan dönüşümü ele almanın sanıldığı kadar kolay olmadığını göstermektedir.

Güncelleme Tarihi: 08 Kasım 2013, 14:43
banner53
YORUM EKLE
YORUMLAR
Türkiye avrupa ülkesidir
Türkiye avrupa ülkesidir - 11 ay Önce

bakalım bundan sonraki 10 sene sonra nasıl değişecek ?

banner39