banner15

Muhafazakârlık eleştirisinin altında yatan nedir?

Kaygıdan mustarip sol öznelerin yaşananları kökünden çarpıtıp muhafazakârlığı olduğundan daha tehditkâr bir şey olarak algılamakta olduğu fikrini yabana atmamak gerekir. Genelleşmiş bakış bozukluğu çerçevesinde Mesele dergisinin 2013 tarihli 84. sayısında yayımlanan iki söyleşiye dikkat çekmek istiyorum.

Muhafazakârlık eleştirisinin altında yatan nedir?

Asım Öz/Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Türkiye’de, iki binli yıllar muhafazakârlık kavramı/siyaseti ile ilgili bitmek bilmeyen söylemlerin ve kaygıların kontrolsüz bir şekilde patladığı yıllar olması bakımından dikkat çekmektedir. Popüler medyadaki sunuluşundan entelektüel ortamlara, değinilerden akademik çalışmalara uzanan yayınlara bakıldığında, muhafazakârlığın yükselişinin ‘iyi’ ve ‘yüce’ önündeki nihai engel olduğu çıkarımının yapıldığı görülmektedir.

Ne kadarın gerçek ne kadarının vehim olduğu dikkate alınmaksızın bunun doğru olduğu şeklinde bir varsayımın son derece yüksek olduğunu fark etmek için dergilere göz ucuyla bakmak yeterli olacaktır. Şöyle bir çıkarım yapmak bile mümkün: Bilhassa son iki yıl zarfında AKP’yi eleştiren ve neredeyse her meselede “şikâyet kültüründen” muzdarip olarak anılmaması mümkün olmayan sol süreli yayınların muhafazakârlık kavramını ciddi bir biçimde öne çıkarmaları memleketteki tartışmaları anlamak için üzerinde durulmayı hak ediyor.

Gelgelelim buralarda öne çıkarılan muhafazakârlık kavramının arka planına bakıldığında İslâm’la ilgili eski önyargılarının büyük ölçüde yerli yerinde durmakta olduğu izlenimini edinmemek elde değildir. Öte yandan AKP’nin kimlik ibrazını yaptığı yıllarda sol süreli yayınlarda muhafazakârlık tartışmalarının çok yoğun olmaması da üzerinde durulması gereken bir husustur.

Muhafazakârlık Kaygısı

Türkiye’de, popüler olsun akademik mahiyette olsun muhafazakârlıktan bahseden yayınlar çoğunlukla Batı tecrübesine yahut erken Cumhuriyet devrine değinme gereği duyarlar. Oysa muhafazakârlığa dair kriminalleştirici ‘has’ eleştirilerde İslâm’la bağlantılı meselelere temas ediliyor oluşu meselenin karmaşık bir boyuta sahip olduğunun işareti olarak ele alınabilir. Bundan dolayı, muhafazakârlığın ana hatlarını aydınlatmak kadar günümüzdeki olayların geçmiştekilerden hangi noktalarda farklılık taşıdığını belirgin kılmak zaruridir. Zaten AKP’li yıllara dair yapılan çalışmalarda muhafazakârlığa dair kaygının belli bir döneme kadar örtülü kaygı belli bir dönemden sonra aleni kaygı şekline büründüğüne şahit olmaktayız.

Muhafazakârlık araştırmalarına büyük ölçüde damgasını vuran yaklaşımların araştırılıp çözümlenmesi yolunda ilerlemeyi denediğimizde ilk ve temel gelenek olarak aydınlanma ideallerine bağlı olan gelenekleri buluruz. Gelenek dedim zira bu çevreler uzun zamandır gelenek kavramına olumlu bir anlam yüklüyorlar aynı zamanda. Dahası bu yayınlar neredeyse her durumda ‘korkunç’ ‘ataerkil’ ‘cinsiyetçi’ ve rahatsız edici buldukları İslâmcılık ‘korkusunun’ hatırasını da alttan alta korumakta bir beis görmezler.

Kaygıdan mustarip sol öznelerin yaşananları kökünden çarpıtıp muhafazakârlığı olduğundan daha tehditkâr bir şey olarak algılamakta olduğu fikrini yabana atmamak gerekir. Genelleşmiş bakış bozukluğu çerçevesinde Mesele dergisinin 2013 tarihli 84. sayısında yayımlanan iki söyleşiye dikkat çekmek istiyorum. Söyleşilerin ortak bir yanı var: Her iki söyleşi aynı kişi tarafından farklı kişilerle yapılmış. Söyleşi yapılanların her ikisi de kadın. Şahika Yüksel’le yapılan söyleşiye “AKP, Kadının Beden ve Ruh Sağlığına Zararlıdır” başlığı uygun görülmüş. İkinci söyleşi ise Mukaddes Erdoğdu ile yapılan “Toplum Diri ve ‘Muhafazakâr’ Kılıfa Sokulmaya Uygun Değil.”

Söyleşilerin başlıkları bile günümüz sol kültüründe muhafazakârlık kaygısının ulaştığı boyutlar konusunda bize ipucu verebilecek mahiyettedir. Hani hep şikâyet edilir ya: ‘Akit dili yahut Akitleşme temayülü.” Oysa entelektüel bir şeritte yayın yapan Mesele dergisinin son sayılarının dilinin, eleştirilen gazeteden çok farklı olmadığı dikkat çekiyor.

Hemen söylemelim ki, muhafazakâr tehlike hakkında teorik bir zeminden hareket etmese de bakış tarzlarına nüfuz etmek için önemli bahsettiğim metinler. Yazarlar kendileri hakkında yazarken muhafazakârlık hakkında ne hissettiklerini, muhafazakâr dünyaya/uygulamalara ilişkin söylentiler eşliğinde mesafeli bir bakış açısıyla ifade etmektedirler. AKP’ye dair betimleme sadece bu metinlerle sınırlı değil, diğer metinlerde de benzer bir anlamı izhar eden satırlar var. Mesela, Özcan Karabulut’un romanını eleştiren Hayati Develi hoca da nasibini almış kurmaca bir esere ahlakçı bir telakki ile yaklaştığı için.

Gelgelelim bu kasvetli resmin inşa ettiği gerçeklik ne kadar doğrudur, sorusu pek sorulmuyor bana kalırsa. Sol kültür geçtiğimiz yılları büyük ölçüde esasen muhafazakâr siyaset odağında kavramsallaştırmış, ama son zamanlarda bu kavramsallaştırma, daha da yaygınlık kazanmıştır. Giderek çoğalan anlatı bombardımanına maruz kalan insanlara muhafazakâr zamanlardan çıkış için “yardım” amaçlı söylemsel bir endüstrinin filizlendiğine da şahit olmaktayız. Her tarafta Lenin’in mesiyanik kurtarıcılığına bel bağlanıyor adeta. Kemalist solla sosyalist solun aynı anda Lenin’i tekrar keşfetmiş olmaları düşündürücü olsa gerek. Umarım buralardan birileri ‘antti-komünist’ dile odun taşıdığımızı düşünmez.

Kavramlar Klişeye Dönüşünce

Esasında AKP’nin birtakım uygulamalarını temel alarak, kendi zihinlerinde oluşturdukları senaryo ile kimlik kriziyle baş etmeye çalışmaktadır bahsettiğimiz bakış açısı. Muhafazakârlığın yaygınlaşmasından duyulan kıyametçiliğin altında yatan sebep de budur. Muhafazakârlaşmaya ilişkin kaygı sol eleştirin ana hatları Şahika Yüksel’in şu satırlarında barizdir: “ Özetle; AKP baştan beri aynı muhafazakâr yapıda. Ancak bu yapı daha çok açığa çıkıyor. Zira, ataerkil, dindar anlayış nedeniyle değil, daha çok neo-liberal politikalarının dayatması olarak devreye girmek, bu politikaları uygulamak durumunda.” Tümüyle yanlış olduğu söylenemeyecek olan bu değerlendirmeler iki binli yıllarda, yıldan yıla farklılık taşımış dolayısıyla muhafazakârlık ve neoliberalizm kavramları etrafında oluşan çelişkili literatür oldukça kalabalıklaşmıştır.

Özetle, bu tür dergilerin ortalama havası öyle bir kokteyl sunuyor ki okuyunca ister istemez ağzınızda suçluluk tadı kalıyor. Zira 1990’ların karşı çıkış ideolojisi “irtica” ve “gericilik” üzerinden öcüleştirilirken günümüzde öne çıkarılan düstur şu gibi görünüyor: “Ne yaparsan yap yanlış yapacaksın, çünkü muhafazakârsın!” Tabi arada bir “gerici bir reformasyondan” da söz edilmiyor değil. Denilebilir ki, bu yaklaşım muhafazakâr ideolojinin ‘karanlık’ yüzünün aniden gün yüzüne çıktığı ve Allah korkusuna dayalı köktendincilikle birleşen korumacı yönetim anlayışını tehlikeli görmektedir. Ne var ki, konumlarının farkında olarak başkaları hakkında öne sürülen bu iddialar eleştirdikleri iktidardan daha kibirlidir. HDP ve ESP yönetim kurulu üyesi Mukaddes Erdoğdu’ya kulak verelim: “Uluslar arası sermayenin neoliberal iktisadi politikalarını, Türkiye’de AKP uyguluyor. Buna toplumsal destek alabilmek için İslami yaşam tarzını daha kolay yedirebilecek referanslar kullanıyor, siyasal İslamcılığın en gerici kanadı olarak bunu pervasızca dile getiriyor. Onu önceki İslamcı rejimlerden ayıran böyle bir konjonktürde iktidar olması diye düşünüyorum.”

Dolayısıyla muhafazakârlık eleştirisi, sol öznenin de dâhil olduğu aydınlamacı özneyi AKP’den ve türevlerinden korumaya çalışan bir işaret olarak ele alınabilir. Ne var ki bu eleştiri çoğu zaman tersine döner ve vaat ettiği çözümden uzaklaşmak durumda kalır. Muhafazakârlığa ilişkin bu kaygı günümüz toplumsallığında bilhassa İslâm’ı da içine alan eleştirel yaklaşımlarla da bağlantılı hale getirilir. Hal böyle olunca yerleşik hale gelme eğilimi gösteren muhafazakârlık eleştirileri, günümüz toplumsallığında daha kapsamlı değişmeler çerçevesinde ele alınmadığı takdirde boş gösteren olmaya aday görünmektedir.

Muhafazakârlık çerçevesinde yapılan AKP eleştirilerinin aktüel halinin anlaşılmasında, AKP’nin ‘milli görüşleşme temayülü” bağlamındaki ‘paralel’ yaklaşımların dikkate alınmaması meseleyi kavramayı güçleştirecektir. Erdoğdu şöyle diyor bir cephe siyaseti oluşturmak amacıyla: “İktidar İslami hayat tarzı dayatmalarıyla toplumu da sürüklemeye, önemli bir ağırlığı olan laik-modernist toplumun önünü kesmeye çalışıyor.”

Gelgelim, muhafazakârlık popüler imgelemde, sol ve aydınlanmacı yaklaşımlar için kaygı uyandırabilen bir ideoloji olarak okunabilse de, İslâmcılık açısından- cephe siyaseti de dâhil edilmek kaydıyla- bu süreçlerin nasıl anlamlandırılacağı hâlâ anlamlandırılmayı beklemektedir.

Öte yandan muhafazakârlık eleştirilerinin altında yatan temel saikleri bütünlüklü olarak kavramak için günümüz toplumsallığında ortaya çıkan yeni bireyciliğin de farkında olunması gerekir. Zira kişiler günden güne kendi kimliğinin yegâne yaratıcısı olarak öne çıkmakta, ailenin, ‘cemaatin’ ya da başka bir toplumsallığın değerleriyle günden güne daha az özdeşleşmektedirler.

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2014, 09:53
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35