banner39

Muhammed Hamidullah'ın bir tenkidi

Hamidullah, “İki Makale Hakkında” yazısında Pekolacay’ın, Karahanlılar devrindeki İslâmî eserler konulu yazılarını eleştirir

Kültür Sanat 18.02.2014, 11:21 18.02.2014, 13:52
Muhammed Hamidullah'ın bir tenkidi

Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Bir zamanlar adı “İslâmî Türk Edebiyatı Tarihi” olan fakat ne olduysa adı “Türk-İslâm Edebiyatı”na dönüştürülen alanın mahiyeti, dönemsel tartışmaları ve edebiyat eğitimindeki yeri üzerinde durulduğu söylenemez. Acaba neden? Mesele hakkındaki siyasi konumların ve yorumların farklı olması zikredilmesi gereken hususlar arasında ilk başlarda yer alacaktır muhtemelen.

Uzun yıllar Yüksek İslâm Enstitüsünde “Türk İslâm Edebiyatı” derslerini okutan Neclâ Pekolacay bu meselenin “teknik” boyutuna Geçtim Dünya Üzerinden adlı eserinde değinir. Oldukça uzun olan bu değiniyi önemine binaen nakletmek istiyorum:

ADLANDIRMA SİYASETİ

“İslâmî Türk Edebiyatı’nın epey bir süre sonraki adı Türk-İslâm Edebiyatı oldu. Ben bu ismi resmî yazışmalarda tabiî ki mecburen kullandım. Ama kitaplarımın hepsine ‘İslâmî Türk Edebiyatı’ adını verdim. Çünkü Türk Dili kuralı olarak sıfat ismin önünde gelir, yani Türk Edebiyatının İslâmî durumunu ancak Türk Edebiyatı terkibinin önüne gelecek İslâmî kelimesi ifâde edebilir. Ayrıca buradaki Türk kelimesinin ifâde ettiği mânâ farklıdır. Şöyle ki: İslâm Medeniyeti, Hıristiyan Medeniyeti denilmesi doğrudur ama medeniyet geniş bir alan kapsamaktadır. Edebiyatın ise, kültür içinde bir yeri vardır ve bu kültürün içinde din de bir unsurdur. Şu hâlde iki kültür unsurunun birleşik şeklini ancak İslâmî Türk Edebiyatı terkibi karşılayabilir, düşüncesindeyim. Şunu da ifâdeye koymak isterim: Türklerin İslâmiyetten evvel de de edebiyatları vardı; ancak, İslâmiyeti kabul etmelerinden sonra, İslâmî esaslar onların eserlerine yansımış veya o eserlerin temellerini teşkil etmiştir. Ancak önceki kültürlerinden gelen unsurlar da terk edilmiş değildir. Ancak İslâmî değeri olmayan hurâfeler kısmen ayıklanmıştır. Bazılarımızın zannettiği gibi İslâmî kelimesi başa gelince Türk unsuru ortadan kalkmaz; aksine kuvvetlenerek devam eder. Ama İslâmî edebiyat terkibi eksiktir; çünkü her milletin kendine göre kültürlerine dayanan algılayışları mevcuttur ve İslâmî Arap Edebiyatı, İslâmî İran Edebiyatı ve İslâmî Türk Edebiyatı vb. vardır.

Bu son ârızanın, yani Türk-İslâm Edebiyatı isminin gereğince düzeltilmesi dileğimdir.”

Bu bağlamda Yüksek İslâm Enstitüsünden sonra İlahiyat Fakültesinde de bu dersi okutmaya devam eden Neclâ Pekolacay’ın söz konusu edebiyatı kavrama şekline dair bir eleştirimizi de dile getirelim: Pekolcay’ın gerek kitaplarından gerekse yazılarından bu edebiyatı tarihin belli bir devrinde tamamlanmış bir edebiyat olarak telakki ettiği anlaşılmaktadır. Ne diyelim: “Hepimiz kusurlarımızla ve meziyetlerimizle insanız ve insanın kusurlarından arınmış olduğu söylenemez.”

Modern zamanlar dikkate alındığında, tasavvuf ve divan edebiyatı içinden yol alan bir araştırmacının “alanın” tümünü ihata edemeyeceği ise meselenin bir başka boyutudur. Pekolcay, bu minvaldeki çalışmalarından birkaçını İslâm Medeniyeti dergisinde yayımlamıştır. Ayrıca dergide onun İslâmi-Türk Edebiyatı kitabının reklamları da vardır. Bilindiği üzere 1968-69 yıllarında yayımlanan İslâm Medeniyeti dergisi esas itibariyle Yüksek İslâm Enstitüsü ile alakalı konuları gündeme taşıma gayretinde olmuş ve mümkün mertebe aktüel meselelerden “uzak durmayı” tercih etmiştir. Aktüaliteye ancak din eğitimi söz konusu olduğunda değinmiş bu konudaki tartışmalara cevap vermeye çalışmıştır.

Beklenmedik bir biçimde Pekolacay da bu aktüel meselelerden biri hakkında ayrıntılı sayılabilecek bir yazı kaleme almak mecburiyetinde kalmıştır. Kadıköy vaizi Mehmet Çiçek’in tevkifi sonrasında Yüksek İslâm Enstitülerini diline dolayan İlhan Selçuk’a verdiği cevap dergi tarafından ilave olarak okuyucularına sunulmuştur. Bunun dışında dergi sayfalarında Pekolcay imzasıyla “İslâmî Türk Edebiyatında Ramazan İçin Yâzılmış Mısrâlar”, “Karahanlılar Devrinde İslâmi Eserler” , “Kutadgu Bilig ve Atabetü’l Hakayık’ın Karşılaştırılması” yazıları yayımlanır. Bu yazılarda Pekolcay’ın yukarıda bahsettiğimiz adlandırma siyaseti konusundaki hassasiyetinin yansımaları görülmektedir.

Yazarın, derginin Ekim 1967 tarihli üçüncü sayısının 33 ve 34. sayfalarında yayımlanan “Karahanlılar Devrinde İslâmi Eserler” makalesi İslâmî Türk Edebiyatının başlıca ilk mahsulü olan Kutadgu Bilig başta olmak üzere Kaşgarlı Mahmud ve Ahmed Yükneki’yi ele alır. Makalenin önemli ve belki de “problemli” tarafı Karahanlılar devrinde Türkler tarafından kaleme alınan eserlere odaklanmış olmasıdır. Gelgelelim onun yazısını bu minvalde yazmış olması Muhammed Hamidullah tarafından derginin Haziran 1968 tarihli 11. sayısında tenkid edilir.

Hamidullah, “İki Makale Hakkında” başlıklı yazısının ilk kısmında Pekolacay’ın, Karahanlılar devrindeki İslâmî eserleri ele alma iddiasındaki yazısının Karahanlı hükümdarlarının hakkını veremediğini ifade eder ve şöyle devam eder: “Üç dört islâmî eserin bilinmesi, müslümanlara Çin’den (Kaşgardan) Portekize hattâ (el-Mesudî’ye bakılırsa) Amerikaya yakın adalara kadar yayılmış olduğu bir devir için çok sayılmamalıdır. Bunun gibi ilim hamisi olan ve uzun asırlar hükümdar olan Sasanî hanedanından tevârüs ettiği Orta Asyanın geniş topraklarına hükmeden bir imparatorluk için bu kadar kitap çok sayılmaz. Fakat ilmi yalnız Türk diline inhisar ettirmek niçin?”

TENKİDİN HAYIRLI SESİ

Müslümanların kültürel tarihine dair yapılan çalışmalarda karşımıza çıkan “kavmi kibri” eleştiren Hamidullah bu temel problemin ardından hem önemli bilgiler aktarmakta hem de bu meselede nasıl bir tutum/tavır takınılması ve ölçü geliştirilmesi gerektiği konusunda mutlaka hatırda tutulması lazım olan esasları hatırlatmaktadır:

“Karahanlılar devrinde Arapça üç kıt’ada yalnız bütün Müslüman milletlerde ilim dili değil, belki Avrupanın hristiyan ve Yahudi aydınları için de ilim dili idi. Eğer biz bunu Türkçeye inhisar ettirmezsek- ve yukarıdaki başlık da onu gösteriyor- göreceğiz ki bütün ilimler Karahanlılar devrinde büyük bir inkişafa mazhar olmuştu. Bay Yusuf Ziya Kavakçı son zamanlarda doktorasını bahis konusu olan bu devrin fukahası üzerine parlak bir tez vermek suretiyle verdi ve üçyüzden aşağı olmamak üzere fakıh ismi saydı. Onlar içinde Şemsül eimme Helvanî, Şemsül eimme Serahsi, Kadıhan, Kasanî,(meşhur el-Hidaye müellifi), Mergınani, Debusî ve daha niceleri gibi İslâm hukuku tarihinde şerefli isim yapmış olanlar da vardı.”

Bu sonu gelmeyen listeye Kasanî’nin Bedaiüs-senâi’in adlı eserini ilave eden Hamidullah söz konusu eserin    “İslâm hukukunu” en iyi tasnif eden eser olduğunu ifade eder. Alaeddin Semerkandî, Kasanî’nin ilminin büyüklüğünden ötürü ona kerimesi Fatımayi tezvic ettiğini belirttikten sonra sözü bir başka önemli noktaya getirir. Kasanî büyük ilmine rağmen bazı görüş ve fetvalarını eşine tashih ettirmiştir. Şöyle devam ediyor Hamidullah: “Demek oluyor ki, Karahanlılar devrinde kadınların talim ve terbiyeleri de ihmal edilmemiş”

Son derece hassas bir konuya; Karahanlıların dil siyasetine de değinir Hamidullah. Onların bütün dillere müsaade etmek bir yana kendi bölgelerinin dillerini bile feda etmekten kaçınmadıklarına özel bir vurgu yapar. Hamidullah, Karahanlıların takip ettiği dil siyasetinin takip edilmesi halinde pek çok meselenin çözüme kavuşacağı düşüncesindedir: “ O gün olduğu gibi bugün de yedi kıt’anın yediyüz milyon Müslümanı tarafından itirazsız kabul edileceği bir dil vardır, bu da Arapçadır. Bu Arapça yalnız Arapların dili değildir. Mukaddes Kur’anımızın dilidir. Bu Ümmühâtül’mü’münin’in dili olduğu için gelmiş ve gelecek bütün devirlerde bütün Müslümanların annelerinin dilidir. (Biliyorum ki bu, hayhat bir rü’yadır.)”

Hamidullah’ın bu tenkidleri karşılıksız kalmaz. Neclâ Pekolcay, derginin Temmuz 1968 tarihli 12. sayısında “Bir Tenkid Münâsebetiyle” başlıklı kısa bir yazı kaleme alır. Pekolcay, Hamidullah’ın makalesini memnuniyetle okuduğunu ifade eder, teşekkürlerini sunar ve şöyle devam eder: “Evvelâ bu makale bana bir neşir hatâsını düzeltmek imkânını verdi; çünkü aynı mecmuanın 15 Ekim 1967 tarihli 2. sayısına konulmak üzere verdiğim yazının başlığı Karahanlılar devrinde İslâmî Türk edebiyatı mahsulleri iken, yanlışlıkla, Karahanlılar devrinde İslâmi eserler şeklini almış, bu hatayı düzeltmek de mümkün olmamıştı. Prof. M. Hamidullah Bey’in de işaret buyurdukları gibi, bu başlık çok umumî bir mana taşımakta, hattâ İslâmi Arap edebiyatı mahsulleri dışında birçok ilmî eserden de bahsetmeyi zarurî kılmaktadır.

Yusuf Ziya Kavakçı Bey’in doktora tezi bu devir ilmî mahsulleri için dikkate şayan bir araştırma mahsulüdür; fakat tezin mevzuu benim ele aldığım mevzuun dışında bulunuyordu.

Şüphesiz ki; Karahanlılar devrinde Arapça bir ilim diliydi. Bu dil ile yazılmış birçok İslâmî, Arapça eser de mevcuttu. Fakat ben bu dil ile yazılmış İslâmi eserler hakkında bilgi vermek istemedim ve bunu mütehassıslarına bıraktım; zira bu sahada salâhiyetim mahduttur. Sahib-i salâhiyet olmadığım mevzularda fikir dermeyanından kaçınırım; gerekirse bu bilgiyi-mezkûr makalemde olduğu gibi-naklen veririm.

Pekolcay’ın cevabi yazısı pek çok hususu özellikle de yazının girişinde anmış olduğumuz adlandırma siyasetini aydınlatmakla birlikte benim aklıma şu hususlar takıldı: Acaba yazar yanlışını düzeltmek için neden on sayı bekledi? Şayet yazar haklı ise dergiyi çıkaranlar neden yazılı bir açıklama ile hatalarını düzeltme yoluna gitmediler?

Bu soruların cevabını bilmiyorum. Fakat zannım odur ki Hamidullah bir tenkid yazmasaydı -Allah-ü âlem- Pekolcay bu konuda herhangi bir açıklama yapmayacaktı. O yüzden tenkidin sesinde her zaman hayır vardır. Bana öyle geliyor ki; Hamidullah’ın son derece hassas olan tenkidinin, dergide Müslümanların kültür tarihi hakkındaki yazıların ekseriyetinin yanlış olan tutumuna da yöneltilmiş olduğunu düşünmek mümkün. Mesela Farabi’nin eserlerini Arapça yazmak suretiyle, Türk kültürüne hizmet etmediğini belirten bir yazı var dergide. Yani milliyetçi yaklaşım pek çok yazıda oldukça baskın. Bu bakımdan, Hamidullah’ın yalnızca Pekolcay’ı eleştirmediğini ifade etmek yanlış olmasa gerek.

Bu vesileyle vefat etmiş bulunan her iki isme Allah’tan rahmet diliyorum.

banner53
Yorumlar (0)
24
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?