banner39

Mustafa Sıbâi'nin özet Siyeri

Son dönemde Peygamberimizin hayatını konu alan eserler arasında yerini alan Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler adlı kitabın yazarı Mustafa Sıbâi... Kitap, Hz. Muhammed'in(s) hayatını özlü bir şekilde anlatmaktadır. Seksenli yıllarda tercüme edilen bu eserin girişinde Sıbâi, Hz. Peygamberin hayatının yakından incelenmesinin ve bilinmesinin akli ve tarihi şuurun oluşumu bakımından son derece gerekli olduğunu ifade etmektedir.

Kültür Sanat 02.08.2013, 17:51 03.08.2013, 10:56
Mustafa Sıbâi'nin özet Siyeri

Asım Öz - Dünya Bülteni / Kültür Servisi

Mustafa Sıbâi’nin(1915-1964) bir kitabı geçti geçenlerde elime; Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler adını taşımakta bu eser. M. Fatih Saraç tarafından tercüme edilmiş kitabın çekirdeğini siyerin kronolojik tarzda anlatımı yanında dersler ve ibretler oluşturmakta. Arap ülkelerinden yapılan tercümeler içinde görünürde iz bırakan eserlerden biri değil bildiğim kadarıyla bu eser.  Buna mukabil görünmeyen izleri olabilir. Şunu itiraf etmeliyim ki, ben kitabı Mustafa Sabri’nin kitabı diye almıştım. Nedense karıştırmışım Sıbâi ve Sabri’yi!

 Kuşkusuz çok kalın, okuması zor, kapalı bir kitap değil bu.  Eser, İslâm Sosyalizmi kitabı gibi üniversite öğrencilerine konferanslar şeklinde bölüm bölüm sunulmuş olsa da, kesinlikle herkesin okuyabileceği tarzda yazılmış bir kitap. Söz konusu olan gençleri aydınlatmak, uyandırmak dolayısıyla toplumu ıslah etmektir. Muhtemelen konuşmalar iyi sonuç verince, tabii olarak bu macerayı küçük bir kitaba dönüştürme fikri meydana gelmiş olmalı.

 Kitabı hap şeklinde özetlemek istemiyorum. Onun adı ölümü üzerinden yeteri kadar zaman geçtikten sonra, el kitaplarında hayatları üç satırla özetlenen kişilere benziyor. Zira, bu kitabın başındaki biyografisi de oldukça kısa: “1915’te Humus- Suriye’de doğdu.1950 yılında İslâm  Hukuku alanında profesör oldu. İslâm dünyasında eserleri ve şahsiyetiyle büyük ün kazandı. 1964 yılında vefat etti.”  Oysa birkaç hususun bu biyografiye dâhil edilmesi gerekirdi. Sözgelimi, 1945 yılında İhvan-ı Müslimin’i Suriye’de  kuran Mustafa Sıbâi, hayatı boyunca bu ülkede bu teşkilatın genel murakıbı olarak seçilmişti.  Sıbâi 1949′da yazdığı Sünnetin İslâm Hukukundaki Konumu adlı eseriyle doktor unvanını alır. Dostları düşmanları oldu. Öyle denir ya hem sevildi hem de nefret edildi.  Eser bir bakıma İslam alimlerinin sünnetin tedvini konusunda gösterdikleri hassasiyeti belirterek müsteşriklerin bu konudaki iddialarına cevap    verme sadedindedir.  Aynı eserin Özgün Yayınları arasında çıkan tercümesinin başında yer alan biyografinin oldukça ayrıntılı olduğunu da ekleyelim.

Mustafa Sıbâi’nin, en çok bilindiği varsayılan İslam Sosyalizmi kitabı ve  oluşturduğu tartışmalar dahi pek bilinmez aslında. Bu noktada mesele daha da zorlaşır. Belki  iyi bilinen fakat aşina olunmayan da denilmesi uygun düşer  fakat biz bilmek üzerinden devam edelim. 1960 sonrasında İslâm ve sosyalizm tartışmalarında hiçbir isim Mustafa Sıbâi kadar etkili olmamış, hiçbiri ondan daha yanlış anlaşılmamıştır. İş meselenin aslının ne olduğunu bilmemekle kalmaz, herkesin hemfikir olmadığı çelişkili açıklamalar da ortalıkta dolaşmaya başlar. Böylece işler ilginç bir hal almaya başlar. Gerçekte bu, İslam sosyalizmi terkibinin, İslâm’la sosyalizmin farklı  hatta esas sosyalizmin İslâm’da olduğu gibi İslâm’dan sosyalizm çıkarma teşebbüslerine de eşit ölçüde hizmet edebildiğini göstermektedir. Fethi Yeken’le başkalarının onun hakkındaki değerlendirmelerini hatırlamak gerekir bu bahiste. İster olumlu, isterse olumsuz, küçültücü anlamda kullanılmış olsun  ben bu çelişkili ve çatışmalı tasvirlerin son derece  önemli olduğunu düşünüyorum. Sıbâi, Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler adlı eserinde  Ensar ve Muhacir kardeşliği üzerinden devrin sosyal adalet tartışmalarına göndermeler yapılmakta ve şöyle yazmaktadır: “İslâm’ın sosyal adalet prensiplerini görmezden gelerek inkâr edenler, şüphesiz ki insanların kalplerinin onların gözlerini aydınlatan İslâm’a yönelmesini istemeyenlerdir.”

Son dönemde Peygamberimizin hayatını konu alan eserler arasında yerini alan bu kitap, Hz. Muhammed'in(s) hayatını özlü bir şekilde anlatmaktadır. Seksenli yıllarda tercüme edilen bu eserin girişinde Sıbâi,  Hz. Peygamberin hayatının  yakından incelenmesinin ve bilinmesinin müminin şuurunda akli ve tarihi  bakış açısının oluşumu bakımından son derece gerekli olduğunu ifade ederek şunları yazıyor: “Fikrî akımların çeşitlendiği, yıkıcı düşüncelerin ortalığı kararttığı günümüzde İslâm alimleri, düşünürleri, Allah yolunun davetçileri, aydınlar, Peygamber efendimizin hayatını en iyi şekilde bilmek zorundadırlar. İşte o vakit insanlığın kalbi  bu davete yönelir, geniş çaplı ıslah  hareketi o vakit başarı imkanı kazanır.”

Eser siyerin belli başlı özelliklerini belirterek başlıyor. Siyer-i Nebî’nin önemi, özellikleri ve kaynakları konularına değinilen kısımda Sıbâi’nin Sünnet konulu kitabını hatırlamamak mümkün değil. Burada, Yahudilik, Hıristiyanlık, Budizm gibi dinlerin kaynaklarıyla İslâm peygamberinin hayatını anlatma sürecinde yararlanılan kaynakların kıyaslaması yapılmakta ve sağlamlığına dikkat çekilmektedir.  Batılı düşünür ve araştırmacıların da bu hakikati itiraf etmek zorunda kaldıkları ifade edilirken, Hz. Muhammed’in hayatına dair ayrıntılı bilgilere atıf yapılarak;  Hz. Musa ve Hz. İsa hakkında pek fazla bilginin olmayışı üzerinde durulması    bahsinde dile getirdikleri yanlıştır. Eğer doğru anladıysam Sıbâi, bu iki peygamber  hakkında Yahudi ve Hıristiyanların zanlarına dayanarak açıklamalar yapmasından dolayı Müslüman’ca bir bakış ortaya koyamamaktadır. Sıbâi’nin, Hz. Muhammed’in hayatının insan ve toplum hayatının tümünü kapsayan örnekliğine vurgu yapması önemli. Fakat bunu yaparken Hz. Musa  ve Hz. İsa ile karşılaştırma düşüncesi bu iki elçiyi belli konularda noksanlıkla tasvir etmeyi beraberinde getirmektedir. Sıbâi şöyle yazmaktadır: “Musa(a.s) milletini kölelikten kurtaran, onların birlik ve beraberliğini sağlayan, faydalı ve esaslı kanunlar koyan bir önderdir. Fakat bununla beraber onun yaşantısında savaşçılarına komuta eden bir askeri yön, insanları idare eden bir siyasi ve eğitimci yön, devlet reisliği vasfı, örnek aile reisliği gibi özellikleri bu güzellik ve seviyede bulamamaktayız.

İsa’nın (a.s) hayatı ise hiçbir maddî yönü olmayan sırf bir davetçi olarak anlatılmıştır. Bizzat Hıristiyanların kitaplarında onun savaşçı yönünü, devlet reisliği vasıflarını, evlenmediğinden ötürü aile reisliği ve babalık özelliklerini göremiyoruz.” Böyle bir çıkarımda örtük olarak bulunan çelişki şudur: Adı geçen peygamberlerin hayatlarının belli kısımlarının anlatılıyor oluşu onların örnekliğinin eksik olduğu anlamına gelmez. Şüphesiz Mustafa Sıbâi de bunun bilmektedir fakat nedense kitabının girişinde bu tarz bir yaklaşımdan yarar ummaktadır. Nitekim kitabının ilerleyen sayfalarında “Cenab-ı Allah hiçbir elçisini tesadüf eseri seçmemiş, insanlar arasında kişiliği en güvenilir, düşüncesi en doğru, ahlâkı en güzel, mesajını yaymada, savaş ve barışta en maharetli kişileri seçmiştir.”

Müslümanların siyer yazımında karşımıza çıkan ayrıntı bahsinde, Hz. Peygamberin saç ve sakalındaki beyaz kılların  sayısının dahi yapılan araştırmalarda yer bulmuş olmasının hatırlatılıyor oluşu, siyer yazımındaki hassas noktaları işaret etmektedir.

Siyerin özellikle dersler ve ibretler kısmında söylenenler Türkiye’de, seksenli yıllardan itibaren  yaygınlık kazanan  “yeni siyer yazımı” olarak adlandırılan yaklaşımla bir arada düşünülmelidir. Kitaptaki, davet, istikamet, kötülüklere karşı savaş, ümmetin yeniden diriliş ruhu kazanması, topluma dahil olma gibi temalar bu duruma örnek olarak verilebilir: “Toplumun dışında kalarak onları yönlendirme çabaları ise her zaman eksik ve başarısız kalmaya mahkumdur. Kim toplumu yeni baştan birtakım esaslar etrafında toparlamak isterse toplumun içine girmelidir. Bundan dolayıdır ki dindar bir zümreye tesir etmek isteyen kişi, camilerde oturdukları meclislerde yer almalıdır. Aynı şekilde işçilere, çiftçilere tesir etmek istenildiğinde de, tarlada, fabrikada bu zümreler ile beraber olmak gerekir. Ve kim ki, ülkenin siyasî yapısına tesir etmek ister ise  onların siyasî yapılarıyla, sözlü ve yazılı propagandalarıyla, toplumun içinde bulunduğu şartlar, kültür seviyesi, siyasi görüşler bakımından insanlara hitap edebilecek bir donanımla birlikte yakın alaka ve ilişki içinde bulunması şarttır.”

Siyasi siyer yazımının önemli göstergelerinden biri olması bakımından şu anekdotlar son derece önemli: “Bizler çocukluk devremizde emperyalist Fransız kuvvetlerine karşı camii minberlerinin oynadığı  önemli rolün pek faydasını gördük. Sömürüye, emperyalizme, Siyonizm’e karşı bilinçlenme ancak camilerde olabilir. Cehalete karşı ilk meşale camilerden yükseltilmelidir. Bugün bu işlevselliği göstermeyen camilerimiz, bugünkü durumun sorumluluğu cehalet ve gaflet içerisinde yalnızca geçimlerini düşünen bazı kişilerin bazı camileri kontrolleri altına almış olmalarındandır. Fakat bununla birlikte bilinen odur ki, Allah ve Rasûlüne  samimiyetle bağlı, tüm müminlere nasihat eden, İslâm’ı bilen ve yaşayan insanların camileri işlevine kavuşturmasıyla, cami yeniden toplumun sosyal problemlerini çözen, fesadı ve kötülüğü ortadan kaldıran ve toplumu İslâm’a yönlendiren gerçek hüviyetine, gönülleri İslâm ile dolu, Rasûlullah ahlâkı ile ahlâklanmış mümin gençlerin minber ve mihraplara sahip çıkmalarıyla tekrar dönecektir inşallah.”

Müslüman Kardeşlerin 1948’de Filistin’deki çatışmalar yoğunlaşıp Filistinlilerin durumu kötüleşince bir yandan Filistinlerin yanında savaşa katıldığı diğer yanda da bu konuda propaganda çalışmaların ağırlık verdiği hatırlandığında bu satırların bağlamı daha iyi kavranacaktır.  Filistin ve 1948 sonrası süreç, böyle özel bir kavşak noktasında Sıbâi’nin siyerinin parçası olmaktadır.

Tecrübeler genellikle zorlu ve güçtür, tıpkı bu dönemde yaşananlar gibi. Hatıralarını kaleme aldığını biliyorum fakat içeriği hakkında çok fazla bir şey bilmiyorum. Yalnız şunun farkındayım; hatıralarının Türkçeye kazandırılması yakın tarih okumalarına ciddi bir katkı olacaktır.  En azından  öyle ümit ediyorum.

Mustafa Sıbâi, Peygamberimizin Hayatından Dersler ve İbretler Çeviri: M. Fatih Saraç, Risale Yayınları, 2010.

banner53
Yorumlar (0)
26
açık
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?