banner15

Nazikî Tekkesi nezaket bekliyor!

Soğukçeşme Sokağı’ndaki bütün binalarının otel olarak işletilmesi ve Nazikî Tekkesi’nin de turistlere konaklama mekânı olması halinde tekke binasının kuruluş fonksiyonunun dışına çıkılacağı ve Vakfiyeye aykırı bir durumun oluşacağı aşikâr...

Nazikî Tekkesi nezaket bekliyor!

İbrahim Ethem Gören/ Dünya Bülteni

“Soğukçeşme Sokağı’ndaki bütün binalarının otel olarak işletilmesi ve Nazikî Tekkesi’nin de turistlere konaklama mekânı olması halinde tekke binasının kuruluş fonksiyonunun dışına çıkılacağı ve Vakfiyeye aykırı bir durumun oluşacağı aşikârdır.”

Nazikî Tekkesi iki asırlık hizmet döneminde İstanbullulara mana ve hikmet yönünden katkıları sebkat eden bir tasavvuf ocağı.

İstanbul’un orta yerinde asırlar boyunca insanlarımızın hizmetinde bulunan tekkenin banisi, ismi unutulup gitse de hayır hasenatı baki kalan Babu's-Saade Ağası İsmail Ağa.

Malatyalı İsmail Ağa mal varlığının önemli bir bölümünü Naziki Tekkesi’nin inşasına vakfetmiş. “Bir mürşid-i kâmil zikir icra etsin” diyerek tekkede kendisinden sonra da Allah’ın adının mütemadiyen anılan meclisler kurulması şartıyla tekke için bir de vakıf kurmuş.

Tekke ve zaviyelerin kapatılmasını müteakip hamisiz kalan ve ardından temelleri üzerine yıkılan Nazikî Tekkesi’nin tarihin nisyan karanlığına sevk edilen adından şu sıralar söz edilmekte.

Otele dönüştürülmekte olan Nazikî Tekkesi üzerine kültür tarihçisi Mehmed Akif Köseoğlu ile hasbihal ettik.

BAB-I HUMAYUN MEYDANI ‘OSMANLI MEDENİYETİ’NİN AÇIK HAVA MÜZESİ GİBİDİR

İbrahim Ethem Gören: Nazikî Tekkesi Topkapı Sarayı’nın hemen yakınında sivil ehşap mimarimizin en güzel örneklerinin sergilendiği bir sokakta… Söze Soğukçeşme ve Topkapı Sarayı ile başlayayıl dilerseniz…

Mehmed Akif Köseoğlu: Hay hay. İbrahim Ethem Bey, Topkapı Sarayı’nı ziyarete gittiğinizde sizi ilk karşılayan kapı Bab-ı Hümayun’dur. Bu ihtişamlı kapının bulunduğu meydan, Osmanlı Medeniyeti’nin güzide örneklerini temaşa etmemizi sağlayan eşsiz bir açık hava müzesidir. Bir yanda Ayasofya Camii diğer yanda Sultan III. Ahmed Çeşmesi bulunurken arkadan Sultan Ahmed Camii’nin silueti bize gülümser. Hünkârın saraydan çıkıp Ayasofya Camii’ne gittiği kapı ise ayrı bir güzelliktedir. Bu kapının hemen yanından sarayın surlarını takip ederek bir yokuş şeklinde ilerleyen ve Gülhane Parkı’na ulaşan Soğukçeşme Sokağı ise ‘Osmanlı İstanbulu’nun cumbalı evleriyle müzeyyendir.

Böyle bir girizgâhın ardından Nazikî Tekkesi’ne geçelim.

Pekâlâ. Nazikî Tekkesi, Ayasofya’nın hünkâr kapısının karşısında bulunan, sokağın ilk binasıdır.

Banisi hakkında malumat verir misiniz?

Bu güzide eser, Babu's-Saade Ağası Malatyalı İsmail Ağa tarafından m.1740/h.1153 yılında bir vakfiyeyle inşa ettirilmiştir. Nazikî Tekkesi ‘Osmanlı Medeniyeti’nin yapı taşlarından olan tasavvuf kültürünün hayat bulduğu mekânlardan biri olarak 200 yıla yakın hizmet vermiştir.

TEKKEYİ KÜTAHYALI ŞEYH AHMED NAZİKÎ EFENDİ YENİDEN İNŞA ETTİ

Tekkede postnişinlik makamına ilk olarak kim oturmuş, burada tasavvufun hangi neşesi neşvü neva bulmuştur?

Üsküdar’ın manevî mimarlarından olan Aziz Mahmud Hüdayî Hazretleri’nin tarîki olan Celvetiyye’ye mensup Mudanyalı Abdu'r-rahman Efendi bu tekkenin ilk şeyhidir. Onun Hakk’a yürümesiyle postnişin olan Muhammed Ruşen Efendi 24 yıl bu tekkede dervişlerini irşad ettikten sonra Celvetiyye tarikatının İstanbul’daki merkezi olan Üsküdar’daki Aziz Mahmud Hüdayî Tekkesi’ne tayin olunmuştur. Yaklaşık bir asır müddetince Abdu’r-rahman Efendi’nin soyundan gelen şeyhlerin vazife yaptığı tekke harap olup kullanılmaz hale gelince bu defa 19. yüzyıl ortalarında Halvetiyye’nin Şa’bâniyye koluna mensup Kütahyalı Şeyh Ahmed Nazikî Efendi tarafından yeniden inşa ettirilmiştir.

Tekke ve zaviyelerin kapatılması Nazikî Tekkesi’ni nasıl etkilemiştir?

İbrahim Ethem Bey, malumunuz olduğu üzere Türkiye’de 1925 yılında tekkeler seddolunmuş ve dervişlerin topluca zikir yapmaları kanun yoluyla yasaklanmıştır. Vakıflar İdaresi’nce hazırlanan Rumî 1341 (Miladî 1924/1925) yılına ait Tekâyā ve ‘Zevayāya Mahsus Defter’de, o dönemde tekkenin şeyhi olarak Mehmed Hilmî Efendi’nin ismi kaydedilmiştir. Şeyh ailesinin 20. yüzyılda uzun süre ikametini sürdürdüğü, fakat zamanın tahribatına karşılık gerekli tadilatın gerçekleştirilemediği bina kullanılamaz duruma gelmiştir.

Nazikî Tekkesi ailesine mensup kamuoyunca bilinen kimler var?

Alpay var mesela. Ses sanatçısı Alpay’ın soyadı da Nazikioğlu olup kendisi bu tekkenin son şeyhlerinin torunlarındadır. 1924-1926 yılları arasında Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlığı yapan Nasuhi Esat Baydar da yine aynı ailedendir.

Temelleri üzerine yıkılan tekke binası tekrar ne zaman ihya edildi?

1980’li yıllarda TURİNG tarafından Soğukçeşme Sokağı’nın topluca restore ettirilmesi faaliyeti kapsamında Nazikî Tekkesi de yeniden inşa ettirildi. Ancak vakfiyeye uygun dinî faaliyetler maalesef binada gerçekleştirilmeyerek bina turistik amaçlarla kullanıldı.

VAKFİYELER HAYIR ESERLERİNİN KURULUŞ AMAÇLARINA SAHİP ÇIKAN VASİYATNAMELERDİR

Tekkelerin ihtiyaçlarının karşılanması için vakfedenler akar temini için muhtelif vakfiyeler kuruyor… Ne hikmetse mazbut hale düşen vakıfların vakfiye şartnamelerine riayet edilmiyor. Son olarak bu meyanda neler söylemek istersiniz?

Vakfiyeler, hayır sahiplerinin vakfettikleri eserlerin sonraki dönemlerde de kuruluş amaçları doğrultusunda kullanılmasını şart koşan vasiyet beyannameleridir. Osmanlı döneminde vakfiyelere gerekli hassasiyet gösterilmiş, Devlet idarecileri de yeni akarlar eklemek suretiyle vakıf gelirlerinin artırılmasını sağlamışlardır.

İslâm hukukunda da vakıfların ayrı bir yeri bulunmaktadır. Bu hassasiyet, kaynağını Kur’an-ı Kerim’den almaktadır. Vakfiyelerin kuruluş amaçları doğrultusundan saptırılmaması için de Vakfiye metninin sonuna Bakara Suresi’nin 181. ayetinin yazılması bir gelenek halini almıştır. Ayette mealen, “Her kim işittikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı ancak onu değiştirenlerin boynunadır. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” hükmü yer almaktadır.

Soğukçeşme Sokağı’ndaki bütün binalarının otel olarak işletilmesi ve Nazikî Tekkesi’nin de turistlere konaklama mekânı olması halinde tekke binasının kuruluş fonksiyonunun dışına çıkılacağı ve Vakfiyeye aykırı bir durumun oluşacağı aşikârdır.

Tekke binasının dinî bir müessese olarak kullanılması öncelikle vakıfların emanetçisi durumunda bulunan Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, sonrasında ise bütün İstanbulluların hassasiyet göstermesi gereken bir husustur.

İlginiz için teşekkür ederim.

Eyvallah, İbrahim Ethem Bey.

Güncelleme Tarihi: 27 Kasım 2015, 11:27
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35