banner15

Necip Fazıl ödülleri üzerine

“Yeni Türkiye’nin gazetesi” Star’ın Necip Fazıl Kısakürek’in “mirasını yaşatmak” amacıyla ihdas ettiği Necip Fazıl Kısakürek Ödülleri birkaç gün önce açıklandı.

Necip Fazıl ödülleri üzerine

Asım Öz/Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Türkiye’de edebiyat ve düşünce ödülleri üzerine öteden beri pek çok yazı yazılmış, çeşitli eleştiriler gündeme getirilmiştir. Ödül kurumunu açıklamaya kalkışan ya da ödül verenler için yol haritası çizmek isteyenler olmuştur. Gene aynı şekilde ödül kurumu içinde bulunanlar da bu tür eleştirileri dudak bükerek karşılamıştır genellikle. “Yeni Türkiye’nin gazetesi” Star’ın Necip Fazıl Kısakürek’in “mirasını yaşatmak” amacıyla “ihdas ettiği” Necip Fazıl Kısakürek Ödülleri birkaç gün önce açıklandı. Şiirde Hüseyin Atlansoy, hikâyede Güray Süngü, fikir araştırmada Gülru Necipoğlu Kafadar ve İsmail Erünsal ödüle layık görüldü. Necip Fazıl Saygı Ödülü ise Nuri Pakdil’e verildi. Değerli ve hayırlı olan bu girişimin sürekli olmasını dileyerek başlayalım.

Ödül Siyaseti

Hemen şunu ifade edeyim ki, insanın belli boyutlarıyla önemsediği sembolik değeri oldukça önemli olan  merhum Necip Fazıl adına verilen ödüller üzerine eleştirel bir yazı yazması gerçekten güç.  Bunu yanlış anlaşılmamak için söylüyorum.  Bu ödüller üzerine yazılmaması, hem ödül siyaseti hem de Necip Fazıl’ın mirası üzerine bihakkın düşünmeyi engelleyecektir.  Görebildiğim kadarıyla ödüller hakkında şimdiye kadar birbirinin tekrarı mahiyetinde olan haber metinleri dışarıda tutulursa sadece Zafer Acar bir yazı kaleme aldı. Acar’ın yazısında dile getirdiği düşünceler üzerinde de durulmalı fakat ben genel olarak onun yazısında değinmediği konulara dikkat çekmeyi arzu ediyorum.  Bundan dolayı bu ödüller etrafında birkaç meseleyi sorgulamanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Ödüller denildiğinde pek çok şey söylenebilir fakat Necip Fazıl adına ödül vermenin,  Türkçe edebiyat dünyasında herhangi bir yazar/şair adına ödül vermekten oldukça farklı olduğu daima göz önünde bulundurulmalıdır. Aksi takdirde işin içinden çıkmak zorlaşır. Star gazetesi yazarlarından İbrahim Kiras 9 Haziran 2014 tarihinde yayımlanan “Necip Fazıl Ödülleri” başlıklı yazısında şunları söylüyor:

“Star Gazetesi’nin başlattığı Necip Fazıl Ödülleri girişiminin amacı hem büyük şairimizin adını taşıyacak ve bugünkü edebiyat ve fikir dünyasında ihtiyaç duyulduğu aşikâr olan kapsayıcı ve itibarlı bir ödül müessesesi oluşturulması hem de bu ödüllerin süreklilik gösterebilmesi için gereken kurumsal altyapı ve maddi desteğin sağlanması. Dolayısıyla Türkiye’nin sanat ve düşünce hayatını olumsuz etkileyen bahse konu problemlerin aşılması mümkün olabilecek. Bunun için hem yapıcı eleştirilere hem de destek ve teşvike ihtiyaç olduğunu söylemeye gerek yok herhalde.”

Şimdi gelin bu satırlar üzerinden sesli düşünelim. Bu satırlarda yer alan “kapsayıcılık” ve “itibar” vurgusu etrafında pek çok meseleyi tartışabiliriz gibi geliyor bana. Özellikle kapsayıcılığın bir ödül kategorisi olarak düşünülmesi bir dizi meseleyi önümüze getirmektedir.  Neden bunu söyledim? Bir kere Necip Fazıl adına verilen ödülün başlı başına itibarlı olduğunda kuşku yok. Fakat şu sorular da akılda tutulmalıdır: Necip Fazıl adına verilen bir ödül ne kadar kapsayıcı olabilir? Yahut kapsayıcı olmak zorunda mıdır? Türkiye’nin sanat ve düşünce dünyasını olumsuz etkileyen durumların aşılması için Necip Fazıl adı işlevsel kılınabilir mi? Gerçekten kapsayıcı olmak düşüncesi sadece iyi niyetle sağlanabilecek bir şey mi, yoksa beyhude yere peşinden koşulan bir şey midir? Hiç kuşkusuz bu sorulara verilecek cevaplar bu ödüller üzerine düşünmek ve tartışmak açısından son derece önemli. 

Ayrıca burada dikkat çekilen  “maddi destek sağlama” boyutunun Türkiye’deki pek çok ödülde söz konusu olmadığını söyleyebiliriz.  Bildiğim kadarıyla Necip Fazıl ödüllerinin toplam maddi karşılığı, bir yayınevinin kurucusunun anısını yaşatmak için birkaç yıldır verdiği ödülün altı katından daha fazla. Dahası var, Mustafa Karalioğlu ödülün geç kalmış bir ödül olduğunu hatırlatarak şunları söylemiş: “Necip Fazıl Kısakürek’in hatırası daha büyük ödül ve organizasyonları çoktandır hak ediyor. Biz gazete olarak, Türkiye’de bu işin en çok yakışacağı gazetenin Star gazetesi olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Star gazetesi, entelektüel verimliliği ve kültür sanata verdiği önem, yazar ve düşünce kadrosu açısından önemli bir gücü barındırıyor.”  Birkaç yazı yazılabilir bu sözler üzerine. İlginç ve önemli bir konu bu. Burada şu kadarını söylemekle yetineceğim. Necip Fazıl adına verilecek bir ödülü neden Büyük Doğu Yayınları gibi görece “siyaset dışı”, özerk kurumlar düşünmüyor?

Neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye’de devam eden ‘kültür siyasetleri’ ve bunun bir devamı olarak ‘kültür savaşları’ açısından önemli bu girişim. Gelgelelim iki binli yılların başları için anlamlı gibi duran “gömlek çıkarma” metaforu üzerinde eğleşmeyi seçen ve hâlâ orada kalan aydınlardan biri bu yıl yayımladığı oldukça kalın kitabında bu durumun farkında olmadığını ayan beyan ortaya koyuyordu. Ne diyelim, insan olmakta olanı kavramayı istemezse bu türden yanılgıların süreklilik kazanması kolaylaşır.   Hatırlanacağı üzere Star gazetesi birkaç yıl önce Büyük Doğu dergilerinden bir kısmını okurlarına armağan olarak sunmuştu. Her ne kadar bu “seçici çağırma” durumu oldukça sınırlı olsa da Star bunu görmezden gelerek “Necip Fazıl’ın Büyük Doğu külliyatını okurlarla buluşturan” şeklinde cümleler kurmuş olsa da, meselenin altında yatan temel sebepleri bilenler biliyor, bilmeyenler ise tahmin yürütüyorlardı. Gazetenin okurlarına verdiği Büyük Doğu’lar merkeze alındığında, Büyük Doğu’nun hangi kısımlarının bugüne çağrıldığını anlamak da mümkün olacaktır. Benzer durum ödüller hakkında Star’da yayımlanan şu satırlarda da karşımıza çıkar: “Star Gazetesi'nin başlattığı, Necip Fazıl Ödülleri kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Gün boyu gazetemizi arayarak tebriklerini ileten sanat, edebiyat ve fikir dünyasından isimler, ödülün Necip Fazıl'ın izinden gidecek yeni nesillere ışık tutacağını dile getirdiler. Şiir ve düşünce dünyamıza eserleri ve görüşleriyle damga vurmuş bir isim olan Necip Fazıl Kısakürek adına daha önce böyle bir ödül ihdas edilmemesinin büyük bir eksiklik olduğunu vurgulayan sanat çevreleri bu eksikliğin giderilecek olmasından duydukları memnuniyeti dile getirdiler.”

İki Zıtlığın Ortası Yoktur

Neyse biz tekrar asıl meseleye gelelim. Ödül verilen eserler ve yazarların tümü hakkında teker teker bir şey yazarak başkalarının gönlünü daha fazla kırmak istemem. Necip Fazıl adına verilen ödüllerin kalıcı, saygın ve seçkin bir edebiyat ödülü olacağına inanmak istiyorum fakat bunu sağlayacak belirtiler yok. Çok yakından bakıldığında bu durum daha iyi fark edilecektir. Bu vesileyle birkaç hususu hatırlatalım: Necip Fazıl, 1940’lı yıllardan 1980’li yıllara kadar Türkiye’deki İslâmcılığın buğz siyasetini aşarak söz siyasetini güçlendirmiştir. Bundan dolayı, dili, üslubu, kalem kavgaları, dostlukları ve düşmanlıkları halefsiz ve büyük ölçüde selefsizdir. Aynı zamanda ikirciksizdir, hal böyle olunca kültürel ve manevi mirasını yaşatmak amacıyla hayata geçirilen ödüllerin kime verileceği daha da önemli hale gelmektedir.

Ne demek istiyorum? Sözgelimi Nuri Pakdil’e ahir ömründe Necip Fazıl saygı ödülü vermek için üstüne basa basa söylemeyelim ki,  önce Necip Fazıl’ı göz ardı etmek lazım. Çünkü Necip Fazıl, Nuri Pakdil’i dil tutumundan dolayı oldukça sert bir şekilde eleştirmiştir.

Gene, Necip Fazıl adına verilecek ödüllerde hikâye yerine tiyatro yahut senaryo yazarlığının öncelenmesi, gelmekte olan sanat türleri açısından daha anlamlı olabilirdi. Çünkü Necip Fazıl’ın hikâyeleri onun asli dünyasının aracı olmanın ötesinde bir değere sahip değildir.  Onun fikri dünyası nazarı itibara alındığında Gülru Necipoğlu Kafadar’a fikir-araştırma dalında ödül vermek anlamlı değil!  Bilmem yanılıyor muyum? Bunun eserin niteliği ile alakalı olmayan birkaç boyutu var. Öncelikle hazırlıklarına 1990’lı yıllarda başlanan ve The Age of Sinan: Architectural Culture in the Ottoman Empire adıyla 2005'te Londra'da (ikinci baskı 2011) yayımlanan bir kitabın, 2014 yılında ödüllendirilmesinin çok tuhaf kaçtığını ifade edelim. İkincisi Mimar Sinan’ı dünya mimarlık tarihi içinde gerçek anlamıyla ele almasından dolayı ödüle doymuş bir çalışma bu. Zira bu çalışma, 2005 Albert Hourani Kitap Mansiyon Ödülü (Middle East Studies Association) ile 2006 Fuat Köprülü Kitap Ödülü’nü (Turkish Studies Association) almıştır. Şunu da hatırlatalım, sözünü ettiğimiz kitap, Türkçeye Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu'nda Mimarî Kültür adıyla çevrildi ve Bilgi Üniversitesi tarafından 2013’te yayımlandı.

Sonra işin başka ve daha önemli bir yönü daha var: Adına ödül verilen yazarla ödüle layık görülen arasındaki derin fikri ve siyasi ayrılık. Hem de öyle hafife alınacak bir ayrılık değil sözünü ettiğim. Bununla neyi kastettiğimi anlamak isteyenler Toplumsal Tarih dergisinin 2014 Haziran tarihli 246. sayısının 15. sayfasında yer alan bildiri ile Necip Fazıl’ın 10 Nisan 1959 tarihli yazısını birlikte okusunlar.  Şayet Türkiye’deki birtakım siyasi tartışmaların merkezinde duran bu iki “klasik” metin okunursa görülecektir ki, ya Necip Fazıl’ın derdini anlamaktan uzak- ki içinde “manevi evlatların” da bulunduğu- bir seçici kurulla karşı karşıyayız ya da bilmediğimiz başka bir durum var. İlki düşünülemeyeceğine göre ikinci durum üzerinden meseleyi ele alabiliriz. Ödül seçici kurulunun Necip Fazıl’la olan ilişkisi hakkında ise ilave bir şey söylemek istemiyorum.

Gelgelelim siyaset ve fikriyat bakımından yetmişli yılların girişkenliğine dönüldüğü bir ortamda farklılık mekanizmasından kaynaklanan böylesi bir tercihin tutarsız olduğu söylenebilir. Belki Star’ın Necip Fazıl ödülleri bağlamında Zaman gazetesiyle ilişkili olan üç yazarı öne çıkarmış olmasından hareketle kültür ve siyaset ayrımı yaptığı düşünülebilir.  Gelgelelim Zaman gazetesi ödüller etrafında haber bile yayımlayamayarak, bu konuda kültür ve siyaset ayrımı yapmadığını ortaya koymuş oldu.  Görülen o ki, politik akılla eş anlamlı olmayan bu durumun üstesinden el çabukluğuyla gelinemeyeceği ortadadır. Hem bilenler bilir ki, Necip Fazıl’da saf çoğulculuk ve çokluk yoktur, dahası iki zıtlığın ortası yoktur.

Doğrusunu söylemek gerekirse,  bu iki metni birlikte okuyunca aklıma iki seçenek geldi. Ben sadece birini söyleyeyim: Gülru Necipoğlu Kafadar bu ödülü kabul etmediğini gerekçesiyle birlikte açıklamalıdır. Bunu niye söylediğimin ana çerçevesini ortaya koyması bakımından D. Mehmet Doğan’ın şu ifadelerini hatırlatmak isterim: “Yeni bir ödül ihdas edilirken bütün boyutlarıyla düşünülmeli ve doğru bir çerçeve çizilmelidir. Eğer söz konusu olan Necip Fazıl ise, daha da hassas hareket edilmesi gerekir. Edebiyat ve fikir Necip Fazıl’ın iki veçhesidir. Elbette ödüllendirmede bu dikkate alınacaktır.”

Gerçi, seçici kurul üyelerinin şiir, hikâye, roman, deneme, fikir ve araştırma dallarında yayınlanmış eserleri incelemeye aldıkları söylenen tarihle ödüllerin açıklandığı tarih arasında sadece bir haftaya yakın bir zaman vardı. Star’da yayımlanan 5 Haziran 2014 tarihli habere itibar edecek olursak-ki etmek durumundayız-,  seçici kurul üyeleri ilk kez 4 Haziran’da bir araya gelmişler ve ödül sahiplerini Haziran ayı sonunda açıklayacaklarını ifade etmişlerdi.  Ne var ki, ödüller 11 Haziran’da açıklandı. İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:  Seçici kurul üyeleri yayıncılığın ciddi bir olgu haline geldiği ve yüzlerce kitabın yayımlandığı Türkiye’de bu işi kısa zamanda çözmeyi nasıl başardı? Yoksa bir iki isim dışında ödül verilecek isimler zaten önceden belirlenmiş miydi?

Bildiğim kadarıyla ödül töreni Haziran ayı sonunda gerçekleştirilecek. Oysa Necip Fazıl’ın adını yaşatmak amacıyla düzenlenen ödüllerin onun doğum gününde hadi olmadı vefat gününde verilmesi daha anlamlı olmaz mıydı? O yüzden diyorum ya, bu ödül üzerinde çok düşünülmüş bir ödül değil, aceleye getirilmiş bir ödül.  Daha internet sitesinin bile olmadığını söyleyeyim de tam olsun bari.

En iyisi biz yaşadığımız akışkan modern çağın açmazlarını ve ikilemlerini bir bir önümüze sermekte oldukça mahir olan Zygmunt Bauman’nın Yaşama Sanatı’nda beklemekle hemen arasında yapmış olduğu ayrımı hatırlatmakla yetinelim. Tartışmanın başka yönlere çekilme ihtimaline karşın kestirmeden bir şeyler söyleyelim: Ya gazete ya seçici kurul üyeleri Haziran sonuna kadar beklemeye (daha doğrusu ter dökmeye)  tahammül edemedi galiba. Ha bir de Dünya Kupası var tabii!

Bin dereden su getirdim diyemem, diyeceğim şu:  Bu işi küçümseyenlerden değilim. Önemini, hafıza siyasetindeki yerini anlıyor ve sonraki ödüllere umutla bakmak istiyorum. Bu yüzden tekrar hatırlatayım ki, Necip Fazıl adına ödül vermek çoğu şair ve yazar adına ödül vermenin aksine çok çaba isteyen, ama aynı zamanda  “risk” içeren bir girişimdir.

 

Güncelleme Tarihi: 14 Haziran 2014, 15:33
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48