banner15

Nurettin Topçu bibliyografyası

İsmail Kara, Nurettin Topçu Hayatı ve Bibliyografyası adını taşıyan bir eser hazırladı. Öncelikle, geriye doğru kazı yapan böylesi bir çalışmanın ne kadar gerekli olduğunu hemen belirtmeliyiz. Bibliyografyada tüketici olmak veya son noktayı koymanın zorluğu hatırlandığında eserin bir yönüyle yeni bir yönüyle eski olduğu görülecektir

Nurettin Topçu bibliyografyası

Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi

Düşünce tarihi bakımından ele alındığında, Nurettin Topçu uzun zaman 'meçhul' kalmış bir isimdir. Yaşadığı yıllarda anlaşılmış ve etkili olmuş fikirleri olmuş olsa da devrin diğer isimleri kadar kitlelere mal olmuş bir isim değildir. Diğer taraftan, felsefî boyutunun doksanlı yıllara kadar kısmi bir karanlık içinde gömülü kalmasının sebepleri hakkında değişik izahlar yapılabilir. Bununla birlikte, onun ne zaman, hangi dergide, neleri yazdığının bilinmesi hatta bunun izinin sürülmesi belli konuların anlaşılması açısından gerekli bir çalışmadır. Makale ve yazılarının özellikle tarihsel-siyasî metinler olarak adlandırılabilecek olanları için hakkaniyetli bir yargıda bulunabilmek için lüzumludur bu.

Artık şimdi elimizde böylesi yorumlar için kılavuz niteliğinde bir çalışma var. İsmail Kara, Nurettin Topçu Hayatı ve Bibliyografyası adını taşıyan bir eser hazırladı. Geriye doğru kazı yapan bu tür çalışmalarda, tüketici olmanın yahut son noktayı koymanın zorluğu hatırlandığında eserin bir yönüyle yeni bir yönüyle eski dahası bir yönüyle de "eksik" olduğu görülecektir. Eserin ortaya çıkışında iki önemli dönemeç var: Hece dergisinin Nurettin Topçu özel sayısı için hazırlanan(sayı:109,2006) bibliyografya ile 2009 yılında Kültür Bakanlığı prestij kitaplar dizisinde yayınlanan Nurettin Topçu kitabında neşredilen bibliyografya. "Bibliyografya çalışmalarının eksiği bitmez diyor" İsmail Kara. Haksız sayılmaz; nitekim Topçu'nun kitaplarında yer alan sekiz yazının ilk defa hangi tarihte ve nerede yayınlandığının tespit edilememiş olması bibliyografyayı zorunlu olarak noksan kılmaktadır.

BİR DÜŞÜNÜRÜ TARİHSELLEŞTİRMEK

Bibliyografyanın okurlar açısından sevindirici bir yanı da, metnin görsel unsurlara bezeli oluşu. Hakkı verilmiş bir bibliyografya ile karşı karşıyayız. Eklemek gerekir ki; Kara'nın böylesi bir bibliyografyayı birçoklarına faydalı olmak için, seve seve üzerine aldığı söylenebilir. Sunuş, mukaddime ve üç bölümden oluşan eserin, Topçu'nun düşünce serüvenini anlamakta yararlı olacağını, daha da önemlisi yakın geçmişe dair ayrıntılı dönem okumalarına katkı yapacağını düşünüyorum. Mukaddime bölümünü Topçu külliyatının yayına hazırlanma süreci ve buradaki "tasarruflar" hakkında sunduklarından dolayı ayrıca değerli.

Burada şunu söylemek gerekir ki, Topçu bibliyografyası, onun fikirlerini bütünlüklü daha da önemlisi "tarihselleştirerek" analiz etmek bakımından önemli bir yayın. Hatta Türkiye'nin sosyal, siyasal ve kültürel şartlarında öne çıkan belli temaların izini sürmek açısından, tarihsel bakış açısını, tarihsel değerlendirme ve yorumlama ölçütlerini hatırlamamak mümkün değil. Neden bunu söylüyorum? Bunu bir nebze olsun açmak gerekli. Artık, zamanın geri çekilmesinin imkân tanıdığı bir yargıda bulunmanın vakti gelmiştir. Sözgelimi bibliyografyanın sayfaları arasında dolaşırken Topçu'nun Fikir ve Sanatta Hareket dergisi dışında en çok yazı yayımladığı [45 yazı] ikinci derginin Komünizme Karşı Mücadele(1950-1952) olduğunu fark etmem, geç dönem Topçu değerlendirmelerinde karşımıza çıkan anakronizmi aşikâr kılan gereken bir ayrıntı oldu benim için. "Aklın sosyalizmine kalbin liberalizmine inananların" da bunu fark etmesini umuyorum ve bekliyorum. Milli Gençlik dergisinde yayımlanan üç yazıdan ikisinin emperyalizmle ilgili olması bu dergiye dönük merakımı arttırdı. Maarif meselesine odaklanan yazıların önemli bir kısmının Büyük Doğu dergisinde ellili yılların sonuna doğru neşredilmiş olması dikkat çekici. İslâm dergisinde yayımlanan yedi yazının din psikolojisi konusuna hasredilmiş olması yanında, dergide mükerrer yazısının yer almamış olması İslâm dergisini neşredenlere dair var olan merakımı arttırdı. Milliyetçi mukaddesatçı entelijansiyanın önemli uğraklarından Türk Edebiyatı dergisinde telif ya da mükerrer bir yazısının yayınlanmamış olması da ayrıca dikkat çekiyor.

Muhtemelen Topçu'nun kendisinden izinsiz, değişik dergilerde mükerrer olarak neşredilen yazıları esasen, devrin okur yazar cemaatlerinin Topçu algısını yahut ondan duymayı arzuladığı, öncelediği fikirlerin izini sürmeyi mümkün kılmaktadır. Temayül olarak muhafazakârlığın soğuk savaş yıllarında öncelediği tutum ve tavırların dışında olsa da, bu yıllarda ortaya çıkan Topçu algısının, devrin siyasal tercihlerinin hizmetinde az çok çırpıştırılmış belki de çarpıtılmış olduğu da söylenebilir. Eminin biraz daha ayrıntılı tetkikler farklı sorunsalları gündeme getirecektir. Bu durumda, düşünürün kendi çağının şartları içinde kavranılması için, bibliyografyanın makalelerin/yazıların neşredildiği yayın organlarına ayrılan bölümünün, dikkatle tetkik edilmesi gerekiyor.

SESSİZLİĞİN ARDINDAN

Zihniyet tarihinin sosyolojisi ile meşgul olanlar, düşünce dünyasında öne çıkan isimlerin fikirlerinin ve alımlanma süreçlerinin güncel gelişmelerden bağımsız olmadığının farkındadırlar. 1975 yılında vefat eden Nurettin Topçu günümüzde bazı eserleriyle tanınan bir isim. Sözgelimi doksanlı yılların ortalarından itibaren onun okunması en güç eserinin adının bir klişe şeklinde pek çok yazıda zikredildiği hatırlanabilir. Bununla birlikte birçok yazı yazıldı hakkında değişik kişilerce. Değişik yayınevlerince onun fikirlerini irdeleyen kitaplar neşredildi. Belli ölçüde son yıllarda okunan yazarlar arasında sayılması yanlış olmayacaktır. Kitaplarının yeni bir düzenlemeyle okurlara sunulması ve talebelerinden bir kısmının onun tanıtmak için sarf ettikleri çaba hatırlanabilir. Buna karşın düşünce hayatındaki yol göstericiliği konusunda değişik kanaatlerin serdedilmesi mümkündür.

Okuma eyleminin zaman ve mekânla kayıtlı olduğunu hatırda tutarak şunu sorabiliriz: Peki Topçu, neden Türkiye'de gerekli ilgi ve alakayı erken tarihlerde görmemiştir? Bunun sebepleri arasında Topçu'nun üslubundan kaynaklı olanlar olduğu gibi devrin hâkim siyasallaşma eğilimlerinin bulunduğu aşikâr. Görebildiğim kadarıyla Nurettin Topçu aşağı yukarı doksanlı yıllardan itibaren 'özel' bir ilginin konusu olmaya başladı. Zannımca bunun çok farklı sebepleri olmakla beraber, ihtiyatlı olmayı bir yana bırakarak söylersek bir tanesi ötekilere çok üstündür. Doksanlı yıllarda İslâmcı ve muhafazakâr yazarlar açısından Dergâh dergisinin merkezi önemde bir dergi olmasının yadsınamaz bir payı vardır bu ilgide diye düşünüyorum. Özellikle doksan kuşağı olarak anılan isimlerin Topçu'ya yapmış oldukları yerli yersiz atıfları hatırlamak gerekir burada.

Neyin söz konusu olduğunu anlamamız için birkaç noktaya daha temas etmemiz gerekir: Benim ara duraklarım şöyle: Süleyman Seyfi Öğün'ün Nurettin Topçu konulu doktorası önemli bir eşik sayılabilir Topçu'ya dair yeni okumalar bağlamında. Öyle ki, bu eserin adında öne çıkan cemaatçi milliyetçilik kavramsallaştırması da tartışılabilir. Ezel Elverdi ile İsmail Kara'nın, Nurettin Topçu'nun kitaplarının ve makalelerinin olabildiğince tam bir kronolojisini tespit etme ve eserlerini külliyat düşüncesi ile yeniden yayına hazırlama yönündeki çalışmalarının doksanlı yılların ortalarına tesadüf etmesi bu bağlamda zikredilebilir. Öğün'ün, Dergâh dergisinin 19. sayısında(1991) yayımlanan "Ölümünün Onaltıncı Yılında Nurettin Topçu Üzerine Bazı Dikkatler" başlıklı yazısıyla Türkiye Günlüğü'nün 22. sayısında(1993) yayınlanan "Zor Zamanda İlkeli Düşünmek ya da Nurettin Topçu ve Mehmet Ali Aybar" başlığını taşıyan iki yazısını da mutlaka anmamız lazım. Bu yıllardan itibaren hakkında çıkan yazıların artışı beraberinde kitaplarına dönük bir alakayı ve yeni okumaları mümkün kıldı kanaatindeyim. Bu süreçte, zıtlıkları birleştirecek bir alanı tasarlayıp hazırlayanlar daha çok dikkat çekti. Nedense din adamları, hurafe vb. konularda serdettiği eleştiriler üzerinde ise yeterince durulmadı. Vaktiyle bu konulara değinen görüşlerinin ele alındığı müstakil bir yazının 1976'da Fikir ve Sanatta Hareket dergisinin Nurettin Topçu özel sayısı olarak hazırlanan 112. sayısında yer aldığını hatırlıyorum. Bana kalırsa, bu dergideki yazıların çoğunu içeren Nurettin Topçu'ya Armağan(1992) kitabında bu yazının yerine bir başka yazıya yer verilmiş olması Topçu okumalarını tarihselleştirmek bakımından son derece önemli. Bu bize şunu gösteriyor zannemca: Ortam ve koşulların değişmesi yeni okumalara izin verebilir.

İSYAN AHLAKI'NDAN BAŞLAMANIN HANDİKAPLARI

Öte yandan özellikle edebiyat kökenli kişilerce kaleme alınmış çok sayıda yazı/değini çıktı. Ne var ki, bu çeşitlenme yönelimi çoğu düşünürün gündeme getirilişinde olduğu üzere bir tür adını anma tavrının ötesine geçmedi. Öyle ki, hiç beklenmedik/olmadık yerlerde Topçu'ya atıf yapmak geçer akçe kabul edildi. Basit bir atıf/anma meselesi değildir bu. Bir düşünürün her konuda takdim edilebilir olması talebinden kaynaklanan bir basitliktir. Kimisinin ne kadar hafif olduğunu anlamak için sadece çoğu sansasyon yaratacak başlıklar taşıyan İsyan Ahlakı çağrışımlı yazılara göz atılabilir. Düşünce ve imaj arasında söylenebilecek ve gösterilebilecekler arasındaki uçurumu fark etmek için bu mutlaka yapılmalı. Gerçek bir alaka içermeyen ve derinlikli düşünmeye izin vermeyen güzellemelere yaraşır bu asûde durumun genel olarak konsensüs ilgisi olarak anılması uygundur. Bu hal, kesin bir dille söylendiğinde, çelişik yönelimlerin yan yana getirilmesini de içermektedir.

Bu bakımdan Nurettin Topçu'nun nasıl okunması gerektiği sorusu daha çok önem arz etmektedir. İsmail Kara'nın şu önerileri dikkate alınabilir. 12 Nisan 2010'da Aksiyon dergisinde yayımlanan Cemal A. Kalyoncu imzalı "Herkes Gibi Düşünmeyen Adam" başlıklı portre yazısından alıntılıyorum: : "Piyasadaki eserleri okuyan bir okuyucu Nurettin Bey'i rahat okuyamaz. Ona alışabilmesi için bir gayret sarf etmesi veya çok iyi bir yerden başlaması lazım(...) Mesela eline ilk geçecek kitap Var Olmak veya Yarınki Türkiye olması lazım. Var Olmak değil de İradenin Davası ile başladı ise işi zor. İsyan Ahlakı'nın adı çok cazip fakat onunla başlıyorsa yine çok zor. Yani İsyan Ahlakı ile ona ısınamaz bir insan. Çünkü takip edemez onu. İsyan Ahlakı'nı belki İradenin Davası'ndan sonra okuması lazım. Ama Var Olmak, Yarınki Türkiye veya Türkiye'nin Maarif Davası ile başlarsa Nurettin Bey'e ısınması daha düzgün gidebilir.(...) İslam ve İnsan'ın bir tehlikeli tarafı var; din adamları konusunda çok ağır tenkitleri var orada. Bunları okuyan bir insan 'bu adam din düşmanı' kanaatine varabilir. Çünkü din adamları ile ilgili tenkitleri çok serttir hakikaten, onları tabii çok inanarak yazmıştır."

Topçu'nun 1950'lerde, 1960'larda yazdıklarına göz gezdirmek, onun düşünce dünyasını çerçevelemek için bir giriş olabilir. Süleyman Seyfi Öğün'ün Mehmet Ali Aybar'ın ölümünün ardından kurduğu cümleleri Topçu için de kurmamız mümkün: "Onun düşüncelerini savunmak zorunda değiliz. Ama onun düşünüş tarzından ve kişiliğinden öğrenecek çok şeyimiz var. Yeter ki onun ürünleri kadir bilmezliğimize kurban olmasın, kitapları da ortadan kaybolmasın. Topçu'yu o zaman gerçekten öldürmüş oluruz."

Her şeyin günübirlik ele alındığı kültürel iklimde Topçu'nun düşünce tarzının biçimlenişinin tekilliğinin izini sürmek uygun olabilir.

İsmail Kara, Nurettin Topçu Hayatı ve Bibliyografyası, Dergâh Yayınları, 2013,136 sayfa.

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2019, 17:00
YORUM EKLE

banner39

banner50

banner47

banner48