banner39

Nuri Pakdil sağcı mı?/ Asım Öz

Sağcılık ve İslamcılık ayrımını fark ederek İslamcılık eleştirisi yapmak çap ister, bilgi ister. Yani bu iş, yetmişli yılların kültürel tortuları üzerine oturmanın getirdiği kibrin çapsızlığı ile üstesinden gelinebilecek basit bir mesele değildir

Kültür Sanat 02.04.2012, 10:13 02.04.2012, 15:07
Nuri Pakdil sağcı mı?/ Asım Öz

Asım Öz/ Kültür Servisi

Altmışlı yıllardan itibaren İslamcıların kendilerini sağcılardan ayrıştırmaya çalıştığı bilinir. Bu ayrıştırma süreci önce Müslüman dünyadan yapılan çevirilerin özümsenmesini sonra bunun  düşünce  ve edebiyat dilinde ifade edilmesi ile varlık kazanır. Ne kadar başarıldığı tartışılsa, eksiklikler bulunsa da bir hat, bir sınır olarak bu ikisi arasında  kesin ve kimsenin yadsıyamayacağı  farklılıkların bulunduğunu bilen biliyor.

Ne var ki bu farklı bilinç durumunun sol Kemalist çevrelerce anlaşılabildiğini veya kavranabildiğini hele memleketteki fikir hareketlerine "Fransız" kalanların bu farklılığı anlamak bir yana farkına vardıklarını söylemek bile mümkün değil. Elbette İslam, İslamcılık ve Müslümanlar hakkında zanları aşan bilgilere sahip olma sürecinde önemli sayılabilecek aşamalar kaydetti sol Kemalist çevreler. Fakat hâlâ alışkanlık hâline getirdikleri temelsiz hükümleri bugün bile tekrarlamaktan 'utanmayan' isimlerin varlığı da bir başka gerçek. Üstelik bu tekrar, sağcılığı dolaylı olarak reddeden  herhangi bir isim üzerinden değil,  bu kimliği  doğrudan reddeden Nuri Pakdil üzerinden yapılıyor.

KÜLTÜREL KİBİRLİLİK

Önce meselenin tekrar gündeme gelmesine sebep olan olay hakkında birkaç noktayı hatırlatmak gerekiyor: Bilindiği üzere Hece dergisi Nuri Pakdil'in edebiyat ve düşünce dünyasını merkeze alan birkaç sempozyum düzenledi. Bunlardan biri Paris'te; Avrupa'nın ikinci büyük fuarı Paris Kitap Salonunda düzenlendi.  Kütüphanede Cumhuriyet gazetesinin geçen haftaki sayılarını incelerken Paris'te düzenlenen Nuri Pakdil sempozyumu hakkında hem sağcılık yaftasını tekrarlayan hem de "muhbirliğe" soyunan bir yoruma rastladım.

Yorumun sahibi Cumhuriyet'in Paris muhabiri Uğur Hüküm... "Pakdil'in Batı Fobisi Türk Standında" başlığıyla 25 Mart 2012'de yayımlanan yazının gazetenin kültür sanat sayfalarında değil  "Pazar Yazıları" başlıklı bölümünde yayımlanmış olduğunu da belirtelim.  Odatv'nin bu yazıyı, başlığını değiştirerek, bazı kelimelerini çıkararak ve çarpıtarak gecikmeli bir şekilde yayımlaması ise meselenin başka hesaplarla ilgili olduğunu ortaya koyuyor.  Hatta, "Yaşayan Türk yazarları arasında yazdıklarını en çok merak ettiğim isim Nuri Pakdil" diyen Enis Batur'un bile bu  "başka hesaplardan" etkilenerek Pakdil sempozyumu hakkında akla ziyan değerlendirmeler yapmış olması pek hayra alamet değil.

Yorumunda öne çıkan hususlardan anlaşıldığına göre körelmenin ileri bir aşamasında ikamet eden Uğur Hüküm yaşını başını almış bir muhabir.  Sadece kör değil aynı zamanda sağır ve yabancı. Pakdil hakkında şunları söylüyor: "Türk standına geldiğimde Türkçe kitapların yığılı durduğu bir masanın üstünde ünlü Gallimard Yayınevi'nin kapak düzenlemelerini andırır albenisi yüksek Fransızca bir kitaptan da çok sayıda iliştirildiğini gördüm. Nuri Pakdil ve "Les Notes D'Occident/ Batı Notları". "Kim bu Nuri Pakdil?" diye sordum. Standda duran resmi görünümlü kişilerden biri bir davetiyeyle, bir adet kitabı uzatıverdi. "Tanınmış bir Türk edip, Edebiyat dergisini çıkartmıştı" diyerek sorumu cevapladı. 70'li yıllarda yayımlanan Edebiyat dergisini hatırlıyordum. Sağcıların diye hiç okumazdık. İçtenlikle sevinmiştim. Nihayet sağcı bir yazarı biraz olsun tanıyacaktım."

Her şeyden önce, konformizmin gereği olan kaba ve toptan sınıflandırma yapmanın sonucu bu yargılar.  Nuri Pakdil için sağcı diyen biri ne Pakdil'in   kültür haritasını biliyordur  ne de Edebiyat dergisini.  O nedenle bu sözleri dikkate almaya gerek yok diye düşünülebilir. Fakat mesele sadece Pakdil meselesi değil.

O halde önce Nuri Pakdil'in sağcılıktan ayrışma noktalarını kısaca açıklamaya çalışalım. Nedir onu sağcılıktan uzaklaştıran hususlar? Bu konuda pek çok şey söylenebilir. Sadece iki noktayı hatırlamak yeter bu farkı kavramak için: Çıkardığı Edebiyat dergisinde açıkça görüldüğü üzere kendisinin,  gerek kapitalizme karşı pratik tavırlar geliştirme düşüncesi gerekse o yıllarda genelde Kemalistlerin kullanmayı tercih ettiği sözcükleri çekincesiz bir biçimde kullanması onu sağcıların kulvarından uzaklaştırır. Öte yandan kendisini sağdan ayrıştıran veya bu çabayı önceleyen bir tavır içinde bulunan Pakdil'in  'sağcı' olarak anılması düşünce dünyasını değerlendirme noktasında klişelerin belirleyiciliğinin hâlâ terk edilemediğini gösterir.

Kibirli bakışın bağnaz indirgemeciliğinin kurduğu suskunlaştırma ve buradan güç kazanma durumu da var. Dolayısıyla bu bakışın İslamcıları 'sağcı' olarak tanımlamasının nesnel bir bilgi temeline dayanmadığı açık. Bir bakıma Batıcılıktan beslenen kibrin kültürel alan üzerindeki hegemonyayı sürdürmek amacıyla oluşturulduğunun yansıması Pakdil'e sağcı demek. Bundan dolayı şu gereklilikler asla ihmal edilmemeli:  Sağcılık ve İslamcılık ayrımını fark ederek İslamcılık eleştirisi yapmak çap ister, bilgi ister. Yani bu iş,  yetmişli yılların kültürel tortuları üzerine oturmanın getirdiği kibrin çapsızlığı ile üstesinden gelinebilecek basit bir mesele değildir.

Bu tür yargıların Cumhuriyet gazetesinin kültür sanat yorumlarında öne çıkan ve süreklilik arzeden önemli bir nokta olduğunu da belirtmemiz lazım. Daha önce Cahit Zarifoğlu ve Hece dergisi hakkında da bu bakışı yansıtan birkaç değini çıkmıştı. Yine kadın öykülerine yansıyan İstanbul'u derleyen Hande Öğüt'ün Kadın Öykülerinde İstanbul kitabında öyküleri yer alan Cihan Aktaş ve Yıldız Ramazanoğlu'nun resimlerini de bu kültürel süreklilik içerisinde yayımlamamıştı Cumhuriyet gazetesi. Biz iyisi mi, ayrıntıların içinde yolumuzu kaybetmeden esasa gelelim.

BATI ELEŞTİRİSİNDEN DUYULAN RAHATSIZLIK

"Nuri Pakdil ve Edebiyat Eylemi" adını taşıyan sempozyuma gidemediğini belirten Uğur Hüküm nereye olduğu belirtilmeyen dönüş yolunda, metroda heyecanla Batı Notları'nı okumaya başlar. Pakdil'in Batı eleştirileri hakkında ancak önyargılı savaşçı bir oryantaliste yakışan  şu cümlelere bir bakalım: "Daha ilk satırlarda beynimden kaynar sular döküldü. Elimde adeta bir "Paris Hakaretnamesi", Batı'ya, Fransa'ya ama özellikle de Paris'e -en kibarca- ilkel yergiler, aşağılamalar saçan proselitizmci, yavan ifadelerle bir dinin yüceltisini yapan bir broşür vardı".

Bu cümlelerle gün ışığına çıkan bir başka gerçek de şu:  Batıcıların Batı eleştirisinin İslam üzerinden yapılmasından duydukları rahatsızlığın boyutları da fark ediliyor burada. Sadece bunlarla sınırlı değil tabii. O yüzden yapılan "eleştirilere" biraz daha göz atalım.

"Türk-Fransız ilişkilerinin olağanüstü bir gerilim yaşadığı, yoksulluk ve cehaletin ittiği zavallı banliyö çocuklarının kamuoyunda İslam ile terörizmi aynı kefeye koymaya çalışanların tuzağına düşürüldüğü bir dönemde böyle bir kitabın varlığı, içeriği tam bir provokasyondu. Türkiye Cumhuriyeti'nin Paris'teki 4 günlük son derece anlamlı bir vitrini böyle çirkin ve beceriksizce bir manevraya nasıl alet olurdu? Sayın Pakdil'in "pek dilli" yandaşları, 1972 yılında belli siyasi ve dini hezeyanlarla acemice kaleme alınmış bu satırların yazarın bizzat kendisine ve Türkiye'ye zarar vereceğini bir an düşünmediniz mi?"

Kimi zaman nostaljik bir algının nesnesi kılınan Pakdil'de bir kıymet tasavvur edemiyor, İslamcıları sevmiyor, kendinize yakın bulmuyor olabilirsiniz, iyi de istihbaratçı gibi davranmanın ne anlamı var?  Avrupa 'eleştirisi', rasyonalizm, bireycilik ve endüstrileşmeyi yermeye ve oradan da tüm bunlara karşı tavır almayı "provakasyon" olarak görmenin kültürel teröristlik söylemine yapmış olduğu katkıdan dolayı muhabir Uğur Hüküm muhbir olarak da anılabilir.  Belki Batı Notları'nı Fransız istihbaratına veya polisine teslim etmiştir!

Batı Notları'nın Fransızcasındaki çeviri hatalarından yakınan muhabirin, hata dediği bu ifadeleri metnin orijinaliyle karşılaştırıp karşılaştırmadığını bilmiyoruz.  Fakat çeviri ile ilgili dile getirilen hususlar şüphe yok ki, ölçülendirmeden çok muhabirin Batıcılığını dolayısıyla da muhbirliğini perçinlemekle alakalıdır.  Yorum bütünüyle okunduğunda bu durum açıkça görülüyor.

Sözün özü eylemini evrensel kurtuluşla ilişkilendiren Nuri Pakdil'i  biraz olsun anlamak   için 'cahilliye'den  biraz da  olsa sıyrılmak zorunludur.  Öte yandan hem İslamcılığın farkını anlamayan kültürel kibir konularını hem de Batı eleştirisinin köklerini iyice didiklemek gerekiyor.

banner53
Yorumlar (0)
16
parçalı bulutlu
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?
Günün Karikatürü Tümü