Osmanlı Türk Evi özellikleri

Türk Evi; Osmanlı İmparatorluğu’nun kapladığı sınırlar içinde Anadolu ve Rumeli’de yerleşmiş, gelişmiş ve 600 yıl tutunmuş, kendi özellikleri ile egemen olmuş bir ev tipi olarak biliniyor

Osmanlı Türk Evi özellikleri

Dünya siyasi tarihini yönlendiren büyük devlet ve imparatorluklar kurarak, günümüze kadar varlıklarını sürdüren ve ilk olarak Asya’nın Çungarya bölgesinde tarih sahnesine atılan Türkler, Anadolu’ya gelinceye kadar yerleşik bir şehirleşme olgusuna sahip değildiler. Geçen yüzyıllar içinde fetih ve iskân faaliyetleriyle kabuk ve ihtiva değiştirerek Anadolu ve kısmen Mezopotamya’da kurulan Türk Medeniyeti daha sonra yönünü batıya dönerek Doğu Avrupa ve Balkanlarda gelişir ve yankılarıyla cihanşümul bir kisve kazanır. İşte burada sözü edilen Türk Evi; Osmanlı İmparatorluğu’nun kapladığı sınırlar içinde Anadolu ve Rumeli’de yerleşmiş, gelişmiş ve 600 yıl tutunmuş, kendi özellikleri ile egemen olmuş bir ev tipidir.

Bu geçişin rotasını hem kültürel bir sentez ilişkisi hem de baskın bir Türk kültürünün egemenlik etkileri açısından sanat tarihçilerimizden Ayan şöyle ifade eder: “Hiç kuşkusuz, at sırtında Anadolu’ya gelen Türkler, fethettikleri topraklarda yepyeni bir Anadolu kültürü ile karşılaşmışlardır. Önceleri fethedilen yerlerde, başta Bizans konutları olmak üzere mevcut evlerden yararlanılmış olması doğaldır.  Fakat bir süre sonra Osmanlılar, diğer sanat kollarında olduğu gibi mesken mimarisinde de, getirdikleriyle Anadolu’da hazır bulduklarını, kendi inanç, kültür ve estetik unsurlarıyla harmanlayarak Osmanlı Türk Evi dediğimiz konut tipini oluşturmuştur.”

İhtiyaca binaen değişkenlik gösterse de geleneksel Türk evinde esas kat daima tektir. Ve bu esas kat, birkaç katlı evlerde mutlaka en yukarıdaki kattır. Bir yandan güneş ışığı, rüzgârın geçiş yönü, hava sirkülasyonu, manzara gibi fiziki koşulları en iyi şekilde değerlendirmek öte yandan mahremiyet olgusu ile geniş aile olmanın gereklerini gözetmek için düzenlenen yaşama katı; zeminde daha çok giriş avlusu (Hayat), iş evi (Bağdami), kiler (Mahzen), ambar, samanlık, ahır gibi işlevsel bölümlerle tamamlanır. Çoğu evlerde zemin kat ile esas kat arasında bir ara kat vardır ki kat merdiveninin ara sahanlığından ulaşılan bu oda bir asma kat şeklinde olup ısı yalıtımı bakımından yeterli düzey sağlandığından kışlık oda olarak kullanılır.

Genetik mirasın kök saldığı geçmişten geleceğe uzanan zaman koridorunda hafızalara kazınan en belirleyici bölüm ise hiç şüphesiz evlerin sofalarıdır. Vücuttaki temiz kanın ana damardan kılcallara dağılıp; geçirdiği evrelerden ve uğradığı merkezlerden sonra tazelenmek üzere tekrar aynı kaynağa dökülmesi gibi; sofalar da diğer tüm odaların, katların ve birimlerin açıldığı ortak ve hayati toplanma alanlarıdır. Divanhane, çardak, sergâh, sayvan, sergi gibi değişik yörelerde farklı isimler alarak son dönem Osmanlı saray, kasır ve köşklerinde ise zengin ahşap oyma işçiliklerle; soyut süslemeler ve alçı tavanlarıyla sofalar bir mimari öge olmaktan çok; çarpıcı bir kültürel unsura dönüşür.

Cumba kültürü

Türklerde oda kavramı tarihteki atalarının yaşadığı “çadır”la aynı misyonu üstlenir. Nasıl ki çadır tek başına oturma, dinlenme, yemek hazırlama, yemek yeme, ısınma gibi tüm eylemleri karşılayabilecek donatıya sahipse odalar da; olabildiğince düzgün geometrik formlarla bu işlevlerin hepsini birden yerine getirir. İçerde kimi zaman yıkanma, abdest alma ve depolama alanlarının da “yüklük” formunda eklemlendiği çok amaçlı odaların sokak cephesinde ahşap çıkmalarla ve cumbalarla estetik bir boyut kazandığını görürüz. Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir yapı sanatı bu öğeyi(cumba) konut mimarisi ile bu kadar mükemmellikte bütünleştirememiştir. 

Üzerinde bulunduğu topoğrafyanın yapısından bağımsız olarak cumbalar evin üst katındaki cephenin olası eksiklerini tamamlarken odalara da klasik kare formu kazandırarak mekândan istifadeyi artırır. Sokak ya da bahçe cephesinde taş konsollarla ya da ahşap latalarla kimi zaman da evin tam bahçe-köşesinde taşıyıcı köşe direkleri üzerine oturarak günün her saatinde gün ışığından yararlanma imkânı sağlar. Sokakla kurduğu ilişki ve taşıdığı incelikli unsurlar açısından hiç şüphesiz bulunduğu odaya diğer odalardan daha fazla değer kazandırır. Dış cephede payandali ya da eli böğründe dediğimiz çıkmalarla desteklenirken içerde sedirler, halılar, minderler, yastıklar ve işlemeli örtülerle döşenerek Türklere has özel mekânsal işlevler kazanır.

Bağ evlerinde bu çıkmaların altı doldurulmadığı için hava akımına açıktır ve sedirlerde oturanlar, serin bir ortamın tadını çıkarırlar. Odalarda ısınma amaçlı ocaklar ve gündelik eşyaların tümünün saklandığı ahşap kapaklı dolaplar bulunur ve yapısı gereği bunlar mahremiyeti muhafaza ederek vitrin benzeri teşhir özelliği taşımazlar.

Bazı durumlarda odadan odaya geçen hareketli döner dolap sistemi yemek servisi için evin hanımı ile beyi arasındaki irtibatı sağlar ki; bunun da dünyada bir emsali daha yoktur. Safranbolu’daki gibi örneklerine rastladığımız bazı evlerde ise sofaların ya da en büyük odaların ortasında havuz vardır. Suyun sesi yutma özelliğinden ötürü; odanın bir tarafında konuşulanlar diğer tarafında duyulmazdı.

Kaynak: KO

YORUM EKLE

banner33

banner37