Patika'dan profil'e

Etyen Mahçupyan’ın ilk baskıları “Zihniyet, Değişim ve Kriz” alt başlıklarıyla 2008 yılında İletişim Yayınları arasında çıkan Türkiye’yi Anlamak ve Batı’yı Anlamak kitaplarının 2015 Ocak ayında Profil Yayıncılık baskıları ifade ettikleri kadar terkipleri açısından enteresan...

Patika'dan profil'e

Asım Öz / Dünya Bülteni / Kültü Servisi

Bugün, Türk siyasî hayatı ve toplumsal dönüşümün mahiyeti üzerine okumalar yapan biri, Türkiye gündeminin ana arterinin 1990’lara çok şey borçlu olduğunu çok farklı cenahlara ait yazılar ve kitaplar üzerinden kolaylıkla fark edebilir.

Kimlik sorunu ve toplum olma meselesi etrafında, dindarlar, Kürtler, Aleviler ve gayrimüslimler (ile bunlara ilave edilen yeni kimlikler) eksenli tartışmalara eşlik eden kavramlara yakından bakılması gerekir bunun için. Sadece güncel politik bir aktör olarak değil onun ötesinde içerimleri olan "Cemaat" (toplumun çeperinin cemaatleşmesi/merkezin devlete yamanarak cemaatleşmesi vb. mevzularda görüldüğü üzere) odaklı tartışmalar ve bunlar karşısında alınan pozisyonlar da hatırlanabilir.

Devlet tartışmalarında liberal yaklaşımın yaygınlık kazanmasından dolayı Sünnî/Hanefî yorumun devlet telakkisine dönük eleştirilerin- zaman ve zemin unsuru göz ardı edilerek- gerek ilahiyat gerekse siyaset bilim çerçevesinden eş zamanlı bir şekilde eleştirilmesi de bu dönemden bağımsız değildir. Bu açıdan bu yıllar günümüz siyasallığının da filizlenme zamanlarıdır. Elbette bu yıllarda ileri sürülen birtakım tezlerin bazıları “hoşgörü”, “öteki”, “kimlik”, “sözleşme” ve “hakem devlet” konusunda olduğu üzere gerekli gereksiz her yerde tekrarın getirdiği eprimeyle yüz yüze kaldı. Kaçınılmaz olan yıpranma bir yana bırakılırsa, 1990’lara esas şeklini veren ruhla yazılan kitapların “başkalık” izlenimi oluşturacak biçimde 2000’lerin ilk on yılının ikinci yarısından itibaren tekrar yayımlanma süreçlerine yakından bakılabilir. Pek çok meseleyle “normalleşme” adıyla da anılan hızlandırılmış bir zaman diliminde tekrar yüz yüze gelmenin payı da etkili bunda.

Bu çerçevede son iki yıldır “analitik” siyaset yazılarıyla daha çok gündeme gelen ve medyatik yanı hayli artan Etyen Mahçupyan’ın kitaplarının yayın seyrine dikkat kesilmek yararlı olabilir. Çünkü onun gerek 1990’ların iklimini yansıtan yaklaşımları gerekse sadece kamuoyu araştırmalarının yansıttığı/ inşa ettiği algılara bakan “bilimsel magazin” hoşluğunun ötesinde Türkiye için nasıl bir gelecek, sorusuna verdiği cevaplar günden güne daha ‘belirleyici’ olmaya başladı. Keza Mahçupyan, kendi zaviyesinden çoğu zaman payandalarla yapay desteklerle bir tartışma yürütmektense zihniyet ve dönüşüm konularına odaklanıyor. Hatta bu çerçevede tezlerinin mayasının tutmuş olmasından dahi söz edilebilir.

Zira tıkanma döneminde var olanın anlaşılması ve açıklanması noktasında yetersiz kalan ve itibar kaybına uğrayan pek çok köşebentin aksine siyaseti doğrudan etkiledi. Nitekim siyasî iktidar da bunu ona vermiş olduğu başdanışmanlık göreviyle de kabul etmiş oldu. Anladığım kadarıyla buna bir de – şu ana kadar yaptığım okumalardan edindiğim izlenim olarak söyleyebilirim- mevcut siyasi iklimin ana aktörü olan parti içindeki elit çekişmeleri eklendiğinde meselenin daha da çetrefilleşmesi durumu da eklenmeli. Bu yüzden 2014’te Profil Yayıncılık'tan çıkmış olan -Şener Boztaş ve Akif Memmi imzalı- röportaj kitap Etyen Mahçupyan ile Yüzyıllık Parantez’in önsözünde yer alan:

“Mahçupyan yazdıklarıyla/söyledikleriyle içinde bulunduğumuz puslu havanın deniz fenerlerinden biri” cümlesi, bir taltif ifadesi olmanın ötesinde bir anlama sahip. Kaldı ki bu kitap bile, hazırlayıcılarının Said Nursi’ye yaslanma tutumunun oluşturduğu yeni zamanlar taktisyenliği ilavesi bir yana bırakıldığında, yazarın pek çok kitabın “suyunun suyu” babında popüler bir özetti. Bu noktada kitabın dört ana başlık etrafındaki tasnifine bakılabilir. Buna mukabil bir entelektüel olarak Mahçupyan’ın 1970’lerin sonundan itibaren yazıp çizdiklerinde öne çıkan hususların yetkin bir biçimde irdelenmediği de açık. Okurlar daha ziyade onun doğrudan güncel siyasetle alakalı köşe yazılarına kulak kabartmış durumda. Oysa o, muadillerinden farklı olarak bu konudaki yorumlarında bile zihniyet sorunlarını daima ilk sıraya yerleştirir. Dolayısıyla çoğu okur/yazar onun metinlerini “konuşturmaktan uzak” bir konumdadır.

Anlama Çabasına Eşlik Eden Yardımcılar

Evvela bir hatırlatma yapalım: Bu metin, Etyen Mahçupyan’ın tüm kitaplarını ve yazılarını irdeleme iddiasında değil, onun birkaç kitabının okunmasıyla elde edilenlerin paylaşılmasına dayanan izlenimsel bir değerlendirme. Mahçupyan’ın ilk baskıları “Zihniyet, Değişim ve Kriz” alt başlıklarıyla 2008 yılında İletişim Yayınları arasında çıkan Türkiye’yi Anlamak ve Batı’yı Anlamak kitaplarının 2015 Ocak ayında Profil Yayıncılık baskıları ifade ettikleri kadar terkibi açısından enteresan, Kitapların ilk baskılarının “bugünün kitapları” serisinden yayımlanması da önemli aslında. Zira Mahçupyan’ın da belirttiği üzere “bugün” kelimesi günümüzde artık basit bir kelime olmanın ötesinde bir anlama sahip dolayısıyla kavram: “Yazarlar ‘bugün’ dedikleri zaman ‘artık dünkü gibi değil’ demek istiyorlar. Bir şeyler değişmiş ve yazar değişen şeyin betimlemesini ‘bugün’ diye yapmakta.” Nasıl sorusundan ziyade niçin sorusunun peşinden giden bu kitapların gazetelerde karşımıza çıkan popüler metilenlerden son derece uzak ama var olan bilim anlayışının cenderesine sığmayan teorik bir yanının var olduğu vurgulanmalı.

Önce kısaca var olanı zihniyet düzleminde anlama çabasına eşlik eden kitapların ne dediğine, neyi analiz ettiğine kabataslak da olsa biraz yakından bakılmalı: Batı'yı Anlamakkendimiz üzerinde düşünme, kendimizi değerlendirme ve anlama çabasının son kertede Avrupa’nın bir kuram niteliği taşıyan kendine özgü deneyiminin batı modernliğinin zihniyet perspektifinde kavranmasıyla mümkün olduğunu ifade ediyor. Etyen Mahçupyan, aydınlanmadan başlayarak modernitenin günümüz dünyasındaki konumunu geçmişiyle birlikte değerlendirirken modernliği Avrupa tarihinin içinden fakat detaylarda farklılaşan süreçlerle tanımlıyor.

İnsanlığı bir yerden bir yere taşıyan modernliğin, bir zihniyet analizine konu edildiğinde ne tür bir algılamaya denk düştüğü üzerine etraflı ve sistemli bir düşünme faaliyetine girişen Mahçupyan, zaman içinde kendi başına adeta sarsılmaz bir değer haline gelen “zihnî kalıpların” kökenlerini ele alıyor. Aydınlanmadan başlayarak, kapitalizm ve sosyalizm, liberalizm gibi birbirlerine karşıt gibi gözükseler de hemen hemen bütün ideolojilerin “harcında” yer alan modernizmin, günümüz dünyasındaki konumunu geçmişiyle birlikte değerlendirme tutumunu önceliyor. Böylece Batı modernitesinin kavranması yolunda önemli noktalara temas ediyor. Doğu ile Batı arasındaki karşıtlık ve farklılıkların yarattığı zihniyet geriliminden kapitalizm, liberalizm ve devlet arasındaki ilişkiler sarmalına; küreselleşmenin modernite üzerine etkilerinden “kimlik” sorunlarına; dinin modern dünyadaki konumlanışından günümüzde anlamlı olabilecek bir solun taşıyıcı kolonlarına bakan Mahçupyan, bugünkü dünyayı değerlendirmek ve “Batı’yı anlamak” için hem teorik hem pratik düzlemde anlamlı fakat tartışmaya açık kanaatler ileri sürüyor. Postmodern dünyayı modernliğin ürettiği kavramlarla anlamaya çalışmanın problemli tarafları da göz ardı edilmiyor. Görüldüğü kadarıyla çok katmanlı/boyutlu bir Batı tablosuyla karşı karşıyayız. Neresinden baktığınıza göre değişen fotoğraflar sunuyor bu kitap.

Etyen Mahçupyan, Türkiye’yi Anlamak’ta ise Türkiye toplumunun Osmanlı’nın “duraklama” ve “gerileme” döneminden itibaren yaşamaya başladığı krizlerden günümüze uzanan bir hatta yaptığı gözlem ve analizlerle, Türkiye’de modernleşmenin Batı modernleşmesinden farklılıklarını ve benzerliklerini inceliyor. Ülkenin yüzyıllardır adeta sarsılmaz kalıplar olarak benimseyip taşıdığı ataerkil, otoriter ve liberal zihniyetlerle yüzleşmeye gayret eden, bunların arka planlarına bakmaya çalışan bir perspektif var karşımızda.

Merkeziyetçilikten melezliğe Türkiye zeminindeki siyasî sosyal, kültürel ve entelektüel hareketlerin nereye doğru evrimle potansiyeli yaşadığına dair öngörüler de söz konusu. Aslında Mahçupyan, analitik yaklaşımıyla değişimin zorunluluğu karşısındaki uzun direniş yıllarını; başarıldı sanılan Batı’yla zihnî adaptasyonun aslında ne kadar havada kaldığını; dünya üzerinde kendine bir rol biçen Türkiye’nin nerelerde, niçin ve nasıl tıkandığını ele aldığı makalelerle okuyucuya sürekli vurguladığı “demokrat zihniyet” çerçevesinden ucu açık bir gelecek sunuyor. Yazının girişinde dediğim gibi tezlerini ifade ederken ortaya konulan analitik yaklaşım bu kitapları farklı bir zaviyeden ele almayı zaruri kılıyor. Bu yönüyle kalitesini kaybeden fikrî tartışmalara başlamak için iyi bir patika olabilir bu kitaplar.

“Bu Kısım Hazırlanırken …”

O zaman şu soruyu sormak lazım: Peki, bu kadar önemli meseleleri tahlil eden kitapların terkibi neden enteresan? Çünkü bölüm sonlarındaki birkaç Doğu Batı ve Birikim dergisi atıfları dışında her iki kitap temelde yazarın şu kitaplarına dayalı olarak hazırlanmış: Osmanlı'dan Postmoderniteye ( Patika Yayınları, İstanbul, 2000), İdeolojiler ve Modernite: Bir Demokrat Manifestoya Doğru (Patika Yayınları, İstanbul,1996), Türkiye’de Merkeziyetçi Zihniyet Devlet ve Din (Patika Yayınları, İstanbul, 1998) ve Batı’dan Doğu'ya, Dünden Bugüne Zihniyet Yapıları ve Değişim (Patika Yayınları, İstanbul, 2000). O kadar ki sonraki kitaplarda yer bulan birçok değerlendirmenin malzemesi doksanlı yıllardaki analizlerle sınırlı. Yahut bu yılların sundukları sonrakilere nazaran oldukça kapsamlı. Elbette bu kitaplarla son iki kitabın bilimsel bir format içinde karşılaştırılması da gerekir fakat bu metinde bu yapılmayacaktır. Dolayısıyla yazıda detaylı bir döküm yapılmayacağı başlıkta açık bir biçimde vurgulanmakta. Aslına bakılırsa Mahçupyan’ın kitaplarının çıktığı yayınevlerinin adları aynı zamanda onun medyatik serencamını özetler mahiyette.

Uzunlu kısalı bölümlerin sonlarına kalıp şeklinde kitap ve dergi adları değişmek kaydıyla şu notlar düşülmüş: “Bu kısım hazırlanırken … adlı kitaptan faydalanılmıştır”, “Bu kısım hazırlanırken …. adlı dergiden faydalanılmıştır.” Dergiler için bir şey denilemez fakat yazarın yukarıdaki kitaplarının temel yaklaşımlarını muhtasar bir biçimde yineleyerek okurlarına sunması problemli. Çünkü kitaplara yazılan önsöz ve sonsözler bu konuda tatmin edici bir açıklama getirmiyor. Gerçi yazar, Batı’yı Anlamak kitabının bir yerinde “derlemeden” hem de “karmaşık bir kişisel hüzün sürecinin içindeyken ortaya çıktı” diyor ama burada kastedilen kitabın makale derlemesi olmasına ilişkin bir vurgu. Hüzün ise kitapların ithaf edildiği Hrant Dink’in katledilmesiyle alakalı. Şener Boztaş ve Akif Memmi imzalı “zihniyet analizi yapmaya ve sosyolojiyi anlamaya çalışan” Etyen Mahçupyan ile Yüzyıllık Parantez’in kitabı bile pek çok kitabın “suyunun suyu” babında popüler bir özetti. Bu noktada kitabın dört ana başlık etrafındaki(Osmanlı, yarım kalan hürriyet, paranteze sığmayanlar, parantez kapanırken) tasnifine bakılabilir.

Ancak asıl ironik olan şu ki, yayıncılar ve kitap dünyasının nabzını tutan “kültür görevlileri” bu tür kitaplara nesnel bir biçimde ve mesafe alarak bakmıyorlar. Çünkü kitapların künyelerinde yer alan “1.Baskı Ocak 2015” bilgisine itibar ediyorlar ve oluşturulmak istenen “henüz çıkmış olmak” şeklindeki yeniliğe kolayca tav oluyorlar. Ayrıca sadece kitapların sunu kısımlarına bakıldığından olsa gerek, yazarın Batı’yı Anlamak ve Türkiye’yi Anlamak kitaplarının ilk kısımlarında detaylı bit biçimde otoriter ve ataerkil zihniyet çerçevesinde sola ve dindarlara dair getirdiği zihniyet eleştirilerini bırakın sorgulamayı, tasviri bile yapılamıyor. Bu meseleyi örnekler üzerinden eleştirmek için daha geniş bir alıntı yapılması daha doğru olurdu ancak ben iki ufarak alıntı yapmakla yetineceğim. Mahçupyan’ın, ataerkil zihniyetle dinler arasında kurduğu belirleyici münasebet konusunda daha rafine bir özet sunan söyleşi kitabındaki şu satırları okuyalım:

“Dinî herhangi bir şey ataerkildir zaten, İbrahimî dinler ataerkildir. İbrahimî dinlerin öğretisi bir ideolojik kalıp olarak incelenseydi bunun arkasındaki zihniyet nedir diye, ataerkil zihniyetin çok baskın olduğu ortaya çıkardı.” Türkiye’yi Anlamak kitabında Osmanlı dünyasının yapı taşlarının irdelendiği şu satırlar meseleyi biraz daha somutlaştırmaktadır:

“Bütün dinler gibi İslâmiyet de ataerkil bir zihniyete sahiptir. Gerçeğin ‘doğru’ algılanması, kutsal kitapla ve Hz. Peygamber’in sünneti ile mümkündür. (…) Osmanlı’daki ataerkil anlayış İslâmiyeti çevreleyen bir kabuk sağlamakta, buna karşılık İslâmiyetin özellikleri ataerkilliğin mantığını yumuşatmaktadır. İslâmiyet ataerkil yapı ve mekanizma içindeki tüm boşlukları dolduran bir sıvı gibidir.” Bu açıdan bakıldığında Osmanlı anlam dünyası başta olmak üzere bir şekilde dinle ilişkili görülen/yüceltilen her yapının eleştirisi bu teorik cephane sayesinde mümkün olmaktadır. Böylelikle onun demokrat zihniyet çerçevesinde vazettiği olması gerekenler tavsiyeleri, metinlerinde belirginlik kazanan zihniyeti en az eleştirdikleri kadar normatif kılmaktadır. Yani Türkiye’nin özgüllerini açıklama sadedinde kendine has ayrı bir anlama gücünden neşet eden değerli yorumları bulunan yazarın zihniyetinin dış gerçekliği açıklama noktasında “tarafsız” bir konumu yok. Bilakis dış gerçekliği anlama/açıklama noktasında zihniyetler arasında hiyerarşi kuran ve demokrat zihniyetin her halükarda üstünlüğüne inanan bir “mahkûmiyet” var.

Kısaca söylemek gerekirse, Mahçupyan’ın demokrat bir zaviyeden hareketle, zihniyetlerin anlam dünyasını deşifre etmeye çalışırken din temelli zihniyet eksenini –melezlik dışında- bütünüyle “problemli” görmesi bihakkın algılanabilmiş bir mesele değil. Burada biraz açık konuşmak gerekirse, şu anda var olan okuryazar profilinin ve gazetelerde faaliyet gösteren kişilerin biraz da kasıtlı olarak bu tür ana konulardan uzak durmayı tercih ettiklerini belirtmek lazım. Çünkü bu konuların konuşulması aynı zamanda içeriği çok farkında olunmayan demokrat zihniyetin sorgulanmasını da beraberinde getirecektir. O nedenle bugün üzerine İslamî zaviyeden laf etmek isteyenlerin zihniyet analizleri çerçevesinde ontolojik görecelilik üzerinde temellenmiş ve tekil olmayan demokrat zihniyetin ürettiği anlam dünyasıyla yüzleşmeleri beklenir.

Yararlı olabilecek analizlerin olmadığını söylemiyorum. Çok ayrıntıya girmeksizin bir iki noktaya değinmekte yarar var. Son günlerdeki sistematik güç ilişkilerini bir kenara iterek ama aynı zamanda “cemaatçiliğin” aparat olma vasfını örten püriten bir konumun konformizminden yürütülen ikinci fakat aynı zamanda bir o kadar da basmakalıp analizlerin serdedilmesine zemin hazırlayan “operasyonel” İslâmcılık tartışmalarında unutulan adaptasyon yeteneği konusunun hiç gündeme getirilmemiş olması açısından da ilginç onun metinlerindeki analizler. Mahçupyan, hem kültürel hem de zihniyet olarak var olan duruma adaptasyonun farklı zihnî tutumların iç içe geçişini beraberinde getireceği kanaatinde.

Yeni gelen İslâmî kuşağın İslâmcı olmayan rölâtivist zihniyetle bütünleşme ihtimalinin artışı ve entelektüellikten uzaklaşan bir Müslümanlık dünyasının yeşereceğine dair öngörüleri de hatırlanabilir. Tüm bunların kendi içinde olumlu ve olumsuz yönleri var elbet. Bunlar doksanlardan beri bilinmiyor değil ama bununla alakalı bir anlama gayreti içine girilmiyor. Bu durum kendi başına zaten yazarın popüler olduğu durumlarda mesafenin tamamen yitirilmesinin ne kadar kolay olduğunun en önemli göstergesidir.

Yazının ana meselesine dönersek kitaplardan birine yazılan sunuştan hareketle şu soruları sormamız yadırgatıcı görülmemeli: Bahsettiğim iki “buçuk” kitabın yayın sektörünü olduğu kadar aydınların kitap çatma tarzını anlamak bakımından ihmal edilemez derecede önemi var. Yayıncıların neden böyle hareket ettiğini, aydınlarımızın niçin bu tür temayüllerinin olduğunu, nasıl olup da bunları yadırgamadığımızı anlamak ise ancak bu anlamanın bir tür “yüzleşme” şeklinde yaşanmasıyla mümkün.

Elbette şu iki hususu göz ardı ediyor değilim: İlkin Etyen Mahçupyan yazarların pek çoğunun her kitabı bir yolculuk olarak gören “kibirli” yaklaşımından son uzak. Çünkü o bunun okuyucuyu kitaba mahkûm kıldığı kanaatindedir. İkinci olarak kitapların farklı zamanlarda farklı işlevleri var. Hele yeniden hatırlama dönemlerinde. Bu yüzden bu kitap oluşturma tarzının sadece ona özgü olduğunu söylemek tabii ki mümkün değil. Ne var ki bunlar bahsettiğim yayın sorunlarının ağırlığını ortadan kaldırmıyor.

 

Etyen Mahçupyan, Batı’yı Anlamak Zihniyet, Değişim ve Kriz, Profil Yayıncılık, 2015, 331sayfa.

Etyen Mahçupyan, Türkiye’yi Anlamak Zihniyet, Değişim ve Kriz, Profil Yayıncılık, 2015, 365 sayfa.

Şener Boztaş- Akif Memmi, Etyen Mahçupyan ile Yüzyıllık Parantez, Profil Yayıncılık, 2014, 247 sayfa.

 

 

Güncelleme Tarihi: 17 Temmuz 2015, 14:29
banner53
YORUM EKLE

banner39