Prof. Nihat Erdoğmuş ile Kurumsal Yönetim Akademisi'nden açılmış bir sohbet

İbrahim Ethem Gören, Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş ile yürütme kurulu üyesi olduğu İlke İlim ve Kültür Derneği bünyesinde tesis ettikleri Kurumsal Yönetim Akademisi üzerine hasbihal etti.

Prof. Nihat Erdoğmuş ile Kurumsal Yönetim Akademisi'nden açılmış bir sohbet

İbrahim Ethem Gören/Dünya Bülteni

Ülkemizin önde gelen yönetim ve organizasyon hocalarından biri olan Nihat Erdoğmuş alanında adından söz ettiren başarılı bir akademisyen; ilminin zekâtını veren bir entelektüel, topluma ve insana fayda üretmek için tesis edilmiş olan pek çok STK’lara hizmet etmekte olan bir gönüllü.

Prof. Dr. Nihat Erdoğmuş ile yürütme kurulu üyesi olduğu İlke İlim ve Kültür Derneği bünyesinde tesis ettikleri Kurumsal Yönetim Akademisi üzerine hasbihal ettik.

STK’LAR BESLENDİĞİMİZ VE BİZİ DİRİ TUTAN YERLER

Nihat Hocam. Kamuoyu sizi akademiye intisap eder etmez STK çalışmalarının içerisinde gördü. STK’larda ne arıyorsunuz?

STK’larda ne aradığımız sorusu insanın varoluş gayesiyle ilgili bir soru. Bu bağlamda STK’larda bulunmanın iki temel sebebinden bahsedebilirim: Birincisi sahip olduklarımızın bir kısmını paylaşmak ve diğer insanların faydasına sunmak. İkincisi de STK’lar beslendiğimiz ve bizi diri tutan yerler. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” hadisi STK’larda ne aradığımızın cevabıdır diyebilirim. Buna istinaden STK’lar bulunmak benim için hem bir sorumluluk, hem de bir motivasyon kaynağı.

Aradıklarınızın ne kadarını buldunuz?

STK’lar kendimizi, çevremizi, içinde yaşadığı toplumu ve insanlığı güzelleştirmeye aracılık eden zeminler. Bu zeminlerde daha fazla fayda oluşması için, insani olanın yanında, mesleki olarak yapabileceğim çok şeyin olduğunu düşünüyorum. Akademik çalışma alanım “yönetim ve insan kaynakları” alanı ve STK’ların bu konularda ciddi desteklere ihtiyacı var. Bu yüzden STK’ların yönetimi konusunda çalışmalar yapmayı ve uygulama desteği vermeyi çok anlamlı ve önemli görüyorum.

BÜYÜMEYİ VE DEĞİŞİM SÜRECİNİ YÖNETMEK STK’LARIN EN ÖNEMLİ YÖNETİM MESELESİ

Önce, genel bir soru tevcih edelim: Türkiye’deki STK çalışmaları hizmet/fayda ürettikleri zeminlere yerli yerince oturabilmiş midir?

STK’ların katkısını değerlendirirken içinde bulundukları zamanı ve zemini dikkate alarak değerlendirmek gerekiyor. Ülkemizde birçok vakıf, dernek ve gönüllü kuruluşun bin bir güçlükle ve büyük fedakârlıklarla güzel işler yaptığı ve yapmaya devam ettiklerini özellikle vurgulamam gerekir. Bununla beraber, uluslararası gelişmeler, sosyal, ekonomik, siyasi ve teknolojik değişimler gönüllü kuruluşları ciddi biçimde etkilemektedir. Bu değişimler STK’ların organizasyon, yönetim, çalışma usulleri ile profesyonel ve gönüllü istihdamı meselelerini yeniden ele almalarını zorunlu kılmaktadır. Yani hizmet ve fayda üretmenin zemini değişmekte, STK’ların da bu değişimi dikkate almaları önem arz etmekte.  Bu açıdan baktığımızda doğru zemine oturmak bakımından “büyüme ve değişim sürecini yönetmek” gönüllü kuruluşların önündeki en temel yönetim meselelerinden birisi olarak durmaktadır. Bu sürecin, önemli olmakla beraber, bir o kadar da zor ve meşakkatli olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Sorunu görmezden gelmek veya ertelemek yerine, yüzleşmek ve çözmeye çalışmak yolu tercih edilirse STK’ların geleceği için daha doğru bir yaklaşım tercih edilmiş olur. Yani zemin değişiyor ve yeni zemine hazırlık yapmak gerekiyor.

Türkiye’deki STK’ların genel sorunları nelerdir?

Son dönemlerde gönüllü kuruluşların sayı, faaliyet alanı ve büyüklük bakımından çeşitlendiğini görmekteyiz. STK’ların sorunlarını da bu çerçevede değerlendirmekte yarar var. Gönüllü kuruluşlar için genel geçer ve tek tip çözümler yeterli değildir. Faaliyet alanı, ölçek ve uluslararası iş yapma durumuna göre sivil toplum kuruluşlarında sorunların türü ve düzeyi de değişmektedir. Buna bağlı olarak çözüm yollarının da farklılaşması gerekmekte. Küçük ve/veya büyüme aşamasında olan bir STK ile büyük ve/veya uluslararası faaliyet gösteren STK’ların ortak sorunları kadar farklılaşan sorunları da bulunmakta.

Yeni kurulma aşamasında olan ya da görece olarak daha küçük STK’ların öncelikli sorunları arasında organizasyonel yapı, insan kaynakları ve mali kaynaklar bakımından yetersizlik dikkat çekmekte. Kurucu ve/veya kurucu ekip bunların tümünü üstlenmek durumunda kalmaktadır. Başlangıçta kurucu kişi ya da kurucu ekibin yüksek çaba ve gayreti gerekirken, zamanla bu yükün diğer kişilere ve birimlere dağıtılması gerekmektedir. Maalesef bu geçiş sürecini yönetmekte sıkıntılar var. Bu sorunun iki yönlü olumsuz etkisinden bahsedebiliriz. Birincisi, STK’nın yükü az sayıda kişinin üzerine kalmakta (hatta tek kişi bile denilebilir), kollektif çaba yerine kişilere bağımlılık artmakta ve performans düşmektedir. İkinci sorun ise, tek kişi ya da bir kaç kişinin öne çıktığı yapılarda katılım sorunu öne çıkmakta ve diğer kişiler yavaş yavaş kopmakta ve işlevsiz kalmaktadır. Böyle bir durumda sorunun kaynağının çoğu zaman yanlış yerlerde arandığı görülmektedir. Burada temel konu,  kurucu ya da kurucuların hem yapısal olarak hem de yönetim tarzı olarak diğer profesyonel ve gönüllüleri sürece katabilmesidir. Bu sorunun temelinde STK’yı bir “kurum” olarak yönetme beceri ve deneyimi eksikliği olarak ifade edebiliriz.

BÜYÜK ÖLÇEKLİ STK’LARDA BELLİ BAŞLI GELENEKLER OLUŞUYOR

Nispeten daha büyük ölçeğe ulaşmış STK’ların kurum olarak belli geleneklerinin oluştuğunu gözlemlemekteyiz. Bu gelenekler hem avantaj hem de kısıt olabilecek türden gelenekler. İnsan kaynağı ve mali kaynaklara ulaşma konusunda küçük STK’lara göre daha avantajlı olduklarını ifade edebiliriz.

Büyük STK’ları bekleyen meydan okumalar neler?

Büyük STK’ları bekleyen en önemli meydan okuma, niceliksel büyüme ve genişlemeyi niteliksel büyüme ve genişlemeye doğru dönüştürme konusu. Bu açıdan konuyu ele aldığımızda, STK’ların gayelerine odaklanmaları, gayelerini tüm profesyonel ve gönüllü çalışanlarıyla paylaşabilme, yeni zemine göre stratejik tercihlerde bulunma, etkin işleyen bir organizasyon yapısı oluşturma,  nitelikli profesyonel ve gönüllü istihdamı yapabilme ve süreklilik gösteren finansal kaynaklara ihtiyacı bulunmakta. Daha da önemlisi tüm bunları gönüllülük ruhunu kaybetmeden etkin işleyen bir kurumsal yapı ve kurum kültürü oluşturarak yapmak gereği dikkat çekmekte. Bu noktada benim kanaatim şudur: Bunları sorun olarak algılamak ve bunlarla yüzleşmek yolu tercih edilirse çözüm yollarının da bulunabileceğini düşünüyorum. STK’ları bekleyen asıl sorun bu problemleri algılamamak, ertelemek ya da yüzleşmekten kaçınmaktır. Sorun görülüyorsa ve sorun konuşuluyorsa çözüm imkânının yolu da açılmış demektir. Bu arada bir hususun altını çizmekte yarar var: Sorunları el yordamıyla çözmek yerine, kurumların büyümesi ve değişimi hakkında sistematik bilgi ve deneyimden yararlanmak gerekmekte. Bu konuda şu tespitle bu kısmı noktalamak isterim. Büyük STK’lar hem içinde bulunduğumuz şartların değişmesi, hem de bulundukları yaş itibariyle yapısal, yönetsel ve kurum kültürü bakımından değişim ihtiyacı içindeler. Temel değerleri ve gayelerini göz ardı etmeden bu değişimi gerçekleştirmek gerekmekte.

Bunun dışında STK’larda Mali kaynak bulmak ve geliştirmek, mali kaynakların yönetiminde iyileşme, iş ve işlemlerde şeffaflığın sağlanması ve hesap verebilir sistemler oluşturmak diğer bir kurumsal yönetim konusudur.  Gönüllü kuruluşların büyük ölçüde hayırseverlerin yardımları ile faaliyetlerini gerçekleştirdiklerini biliyoruz. Hayır faaliyetlerinde “bir elin verdiğini diğer elin bilmemesi” hassasiyeti yanında, gönüllü kuruluşlarda yanlış, ihmal ve hataların olmaması için nasıl bir şeffaflık ve hesap verme sistemi olmalı sorusu üzerine de çokça düşünmemiz gerekiyor.

SORUNLARIN ÇÖZÜMENDE STK’LARI KURUM OLARAK ELE ALMAK GEREKİYOR

Bahsettiğiniz sorunlar nasıl çözüme kavuşturulabilir?

Sorunların çözümünde STK’ları birer “kurum” olarak ele almak gerekiyor. Kurum olma sürecinin on yıllar aldığını görüyoruz. Bu kurum olmanın bir yönü. Kurum olmanın ikinci bir yönü ise, kurum olmak biraz durağanlaşmak demek, biraz katılaşmak demek. Yani kurumun yaşı ilerledikçe biraz da durağanlaşmaya başlar. Kurumların sürekliliği için buna ihtiyaç da vardır. Burada dikkat etmemiz gereken husus şudur: İyi yönetilemezse, ya da vakti geldiği zaman gerekli dönüşümler yapılamazsa kurum kolaylaştırıcı olmak yerine kısıtlayıcı olmaya başlar, yönetici ve çalışanları teslim alır. Kurumların ve kurum kültürünün oluşumunda kurucuların rolü çok belirleyici. Var olan kültürü dönüştürmek yeni kültür inşasından daha zor.  Bu yüzden kurucuların nasıl bir yapı ve kültür oluşturdukları konusunda hassas ve sorumlu davranmaları gerektiğini bir daha hatırlatmakta yarar var. Söz konusu kurumlar STK’lar ise daha organize olmaya çalışırken gönüllüğü kaybetmeyecek bir organizasyon yapı ve kültürüne ihtiyaç var. STK yöneticilerinin bu yapı ve kültürün üzerinde kollektif aklı (buna kurumsal mantık da diyebiliriz) ve katılımcılığı öne çıkaran bir yönetim tarzı uygulamaları olmazsa olmaz bir diğer gerekliliktir.

NİHAT ERDOĞMUŞ: İYİ KURUMLAR GÜÇLÜ İNSANLARI GEREKSİZ KILMAZ

İyi kurumlar güçlü insanları gereksiz kılmaz. Aksine daha çok hizmet ve faaliyet üretmeye aracılık eder. Güçlü kişilik/liderlik ile kurumsal yönetim birlikte götürülmesi kolay olmayan bir gerilim alanı. Bu gerilimde güçlü liderlik fazla baskın olursa kollektif katkı ve süreklilik sorunu karşımıza çıkar. Bu gerilimde kurumsal yapı fazla baskın olursa fazla katılaşma ve hantallaşma riski ortaya çıkar. Bu sorunların farkında olarak, koşullar gerektirdiği zaman bazen güçlü liderlik, bazen de kurumsal yapı öne çıkabilir. Günümüzde genelde kurumların, özelde STK’ların bu gerilimi yönetilebilir düzeyde tutmalarının çok kıymetli bir yaklaşım ve beceri olduğunu düşünüyorum.

Mutlak ve her durumda geçerli bir kurumsal yapı ve yönetim tarzından bahsetmek mümkün değil. Burada STK’ların yaşı ve ölçeğine göre kurumsal yapı ve işleyişi ve buna uygun yönetsel tarz oluşturmalarını ifade edebiliriz.

Şirketler kadar STK’lar için de kurumsallaşma olmazsa olmaz. STK’ların kurumsallaşması için neler yapılmalı? İşe nereden başlamalı?

STK’LARDA KURUMSALLAŞMA BİR SÜREÇ OLARAK ELE ALINMALI

Kurumsallaşmayı bir süreç olarak ele almak gerekir. Öncelikle belli bir gaye ile yola çıkmak ve bir değerler setine sahip olmak gerekiyor. Daha sonra faaliyet gösterilecek zemin (politik, ekonomik, sosyal ve teknolojik çevre) analiz edilmeli. Sonra gayenin gerçekleşmesi için odaklanılacak stratejik alanlar ve faaliyet konuları belirlenmeli. Faaliyetlerin gerçekleşmesi için uygun bir organizasyon yapısı ve işleyişi oluşturulmalı. Organizasyonun ihtiyaçlarından yola çıkarak yönetim ve diğer kadroların oluşturulması lazım.  Yine faaliyetlerin devamı için gerekli finansal kaynakların temini ve devamlılığı sağlanmalı. Buraya kadar saydığım ögeler kurum olmanın teknik yönlerine karşılık geliyor. Bunun yanında STK’ların genel gönüllülük prensibi ve özelde ilgili STK’nın gaye ve değerlerini yansıtan bir kurum kültürü oluşturulması gerekmekte. Yani teknik ve sosyal yönün uyumlu işlediği bir canlı organizmadan bahsediyoruz.

STK’LAR KAMU VE ÖZEL SEKTÖRÜN YANINDA ÜÇÜNCÜ SEKTÖRDÜR

Sohbetimize konu olan Kurumsal Yönetim Akademisi ne tür bir ihtiyaca binaen kuruldu?

Sivil toplum alanı kamu ve özel sektör(ün) yanında üçüncü sektör olarak kabul edilmektedir. Bu kuruluşlar devlet ve özel sektörün ulaşamadığı pek çok alanda faaliyet göstererek önemli bir boşluk doldurmaktadır. Toplumsal değişimin önemli aktörleri arasında yer alan STK’ların sayı, faaliyet alanı, ölçek ve uluslararası iş yapma kapasitesi bakımından büyümeye devam ettiği, çeşitlendiği ve değiştiği görülmektedir. Bunun yanında, günümüzde sivil toplum ve gönüllü çalışmalar alanını etkileyen önemli gelişmeler yaşanmaktadır. STK’ların karşı karşıya kaldığı sorunlar ve meydan okumalar bu kuruluşlar için “geleceğe hazırlanma”, “strateji geliştirme”, “organizasyonel yapılanma”, “yönetim becerileri” ve “insan istihdamı” gibi yönetsel konuları daha da önemli hale getirmiştir. 

İLKE DERNEĞİ UZUN YILLARDIR GÖNÜLLÜ ÇALIŞMALARA DESTEK OLUYOR

İLKE Derneği (İlim Kültür Eğitim Derneği) uzun yıllardır gönüllü çalışmaları desteklemekte, bu konularda eğitim, araştırma ve yayınlar yapmaktadır.  STK’ların bugün geldiği durum ve karşı karşıya kaldığı meseleler dikkate alındığında gönüllü kuruluşlara verilecek desteğin daha güçlü ve sistematik olması ihtiyacı bir süredir gündemimizdeydi. Özellikle yönetim ve insan kaynakları konularının öneminin daha da arttığını gördük. Bu ihtiyaçtan hareketle Kurumsal Yönetim Akademisi’ni kurduk.

KURUMSAL YÖNETİM AKADEMİSİ’NİN GAYESİ STK ÇALIŞMALARININ DAHA VERİMLİ VE SÜREKLİ OLMASINA KATKI SAĞLAMAKTIR

Amaçlarınız, misyon ve vizyonunuz hakkında bilgi verir misiniz?

Kurumsal Yönetim Akademisi temel olarak, sivil toplum alanında kâr amacı gütmeden faaliyet gösteren kuruluşların “kurumsal kapasitelerini” ve bu kuruluşlarda “gönüllü ve profesyonel çalışanların yetkinliklerini artırmayı” hedeflemektedir.

Kurumsal Yönetim Akademi’sinin gayesi; sivil alandaki çalışmaların gönüllülük ruhunu ve motivasyonunu kaybetmeden daha organize, verimli ve sürekli olmasına katkı sağlamaktır. 

Kurumsal Yönetim Akademisi STK’larla ilgili hangi stratejik alanlara odaklanacak?

Kurumsal kapasite geliştirme çalışmalarını, nitelikli ve gönüllü insan kaynağı yetiştirme ve elde tutmaya yönelik faaliyetleri, iyi model ve uygulamaların belirlenmesi ve yaygınlaştırılmasına destek vermeye yönelik çalışmaları ve yönetim düşüncesi ve kültürü üzerine akademik çalışmalar odak noktalarımız olacak.

Bahsettiğiniz amaçların tahakkukuna yönelik neler yapmayı planlıyorsunuz?

Kurumsal Yönetim Akademisinin temel faaliyetleri şunlar olacaktır:

Gönüllü kuruluşların geleceğe hazırlanmasına yönelik olarak Arama konferansları, Sektör analizleri yapılarak, Stratejik plan oluşturma çalışmalarına destek verilecektir.

STK’ların Kurumsal kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik, Kurumsal kaynak, kabiliyet ve kapasite analizi,Organizasyonel yapılanma,Yıllık plan, faaliyet raporu hazırlama ve denetleme sistemleri oluşturma,Kurumsal performansın izlenmesi,Kurum kültürü oluşturma çalışmalarına destek verilecektir.

Eğitim ve Geliştirme Programları ile, gönüllü kuruluşlarda çalışan kurum yöneticileri ile gönüllü ve profesyonel çalışanlara yönelik eğitim ve geliştirme programları düzenlenecektir.

STK Konuşmaları yoluyla, STK’ların gündemini oluşturan ve etkileyen konular ile sivil toplum alanındaki yeni gelişmeler gündeme getirilecek, bu konularda müzakerelerin yapılması ve önerilerin oluşturulması sağlanacaktır.

Akademik çalışmalar kapsamında; STK’larda yaşanan sorunlar, iyileşme alanları ya da geleceğe hazırlık kapsamında, konunun ilgilileri ile derinlemesine müzakerelerin yapılacağı çalıştaylar gerçekleştirilecektir. İkinci akademik çalışma alanı olarak, yönetim düşüncesi birikimini anlamaya yönelik okuma, araştırma ve yayınlar yapmak, bu alanda çalışan akademisyenler ve akademisyen adaylarına mesleki çalışmaları ve gelişmeleri için destek verilecektir.

Araştırma, Rapor ve Yayınlar kapsamında,  gönüllü kuruluşlar alanında var olan sorunlar, yeni gelişmeler ve geleceğe hazırlık kapsamında raporlar hazırlanacak, araştırmalar ve yayınlar yapılacaktır. Her yıl sivil toplum ve gönüllü kuruluşlar alanına yönelik “Sivil toplum alanında mevcut durum, eğilimler ve geleceğe hazırlık” raporu hazırlanacaktır. Bu rapor ile mevcut yılın değerlendirilmesi ve gönüllü kuruluşların gelecek yıllara yönelik planları için veri ve bilgi sağlamak amaçlanmaktadır.

STK’lara yönelik kurumsal gelişim desteğinden bahsettiniz. Bunu biraz açar mısınız? STK’lar hangi alanlarda ne türden kurumsal gelişim desteklerine ihtiyaç duyuyor?

STK’larda kurumsal gelişimi konuşurken şirketlerden farklı olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bir organizasyon olarak STK’ların şirketlerle benzerlikleri olmakla beraber kendilerine has yapılar olduklarını unutmamak lazım. Bu yüzden STK’lara yönelik çalışmalarda özel bir dikkat ve rikkat gerekiyor. STK’lar için ahlaki değerlere uygun,  etkin, adil, şeffaf ve güvenilir bir yönetim sisteminin ve daha verimli çalışabilen kurumsal yapıların oluşturulması ihtiyacı dikkat çekmekte. Bir diğer önemli ihtiyaç ise bilgi ve birikim açısından donanımlı yönetici, profesyoneller ve gönüllülere STK’larda duyulan ihtiyaçtır.

Bu yüzden sivil toplum alanında kâr amacı gütmeden faaliyet gösteren kuruluşların “kurumsal kapasiteleri” ve bu kuruluşlarda “gönüllü ve profesyonel çalışanların yetkinliklerini artırmaları” öncelikle ele alınması gereken konuların başında gelmektedir. STK’lara kurumsal gelişim desteği vermenin temel amacı, STK’ların gönüllük ruhunu kaybetmeden daha organize, verimli ve sürekliliği sağlamaya yaracak sistemlerin oluşturulmasıdırBu bağlamda stratejik yönetim anlayışının geliştirilmesi, uygun organizasyonel yapı ve işleyişin oluşturulması, yönetim ve denetim sistemlerinin kurulması,profesyonel ve gönüllü istihdamına uygun çalışma ortamlarının oluşturulması, sürdürülebilir mali kaynakları temin yöntemleri destek konuları arasında sayılabilir.

STK’lar ve çalışanları Kurumsal Yönetim Akademisi’nin kendilerine yönelik ürettiğiniz hizmetlere ne kadar ilgili?

Gönüllülük temelli ve doğru ihtiyaçlardan hareketle oluşturulan hizmetlere ihtiyacın ve talebin yoğun olduğunu söyleyebilirim. Genel geçer ve her yerde yapılabilir türden faaliyet ve çalışmalar yerine, pek ele alınmamış doğru ihtiyaçlara odaklanılırsa var olan ilginin daha artacağını görüyorum.

Bu ilginin artırılması ve sıcak tutulması için neler yapıyorsunuz?

Faaliyet ve çalışmalara ilginin artırılması için faaliyet konularıyla ilgili hedef kitle belirleme çalışması gerçekleştirdik. Faaliyetlerin öncelikli olarak hedef kitleye duyurulması ve onların katılımını sağlıyoruz. Yaptığımız faaliyetlerin genel olarak STK’ların kendi kurumlarında ve tek olarak yapamayacağı türden faaliyetler olmasına önem veriyoruz. Bu süreçte gözlemlediğimiz ve daha sonra bunun gelişmesini çok önemsediğimiz bir hususu özellikle zikretmek istiyorum. Faaliyetlerimize katılan STK’ların bir birleriyle tanışması, iletişim kurması ve aralarında bilgi alışverişinin artmasını da çok önemli bir kazanım olarak görüyoruz.

Faaliyet ve çalışmalarımızda ilgili kişilere ulaşabilmek adına WEB sayfamız ve sosyal medya hesaplarımızı iletişim yolu olarak kullanıyoruz. Bazı faaliyetlerimiz için ilgilisini bulup bizzat davet ettiğimiz STK’lar oluyor. Genele açık faaliyetler yanında, konu bazlı daveti önemsiyor ve bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Özellikle, çalıştaylar ve STK konuşmaları buna örnek verilebilir.

Bir de yayın ve raporlarınıza değinir misiniz? Bu alanda öncelikli hedefleriniz nelerdir?

Kurumsal Yönetim Akademisi’nin yayın ve raporlarının öncelikli hedefi, gönüllü kuruluşlar alanında var olan sorunlar, yeni gelişmeler ve geleceğe hazırlık kapsamında veriye dayalı bulgular ve tespitler ortaya koymak, çözüm önermek ve farkındalık oluşturmaktır. 2017 yılı bitmeden iki araştırmamızı tamamlamış oluyoruz. Bu kapsamda ilk araştırmamız İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Lütfi Sunar’ın gerçekleştirdiği, “Türkiye’de İslami STK’ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi” adlı araştırma. Bu araştırmada son yirmi yılda İslami STK’ların yapı ve faaliyetlerinde yaşanan değişim ele alındı. Doç. Dr. Lütfi Sunar, önde gelen 30 İslami STK’dan 40 kıdemli yönetici ile derinlemesine görüşmeler yaparak, vaka analizleri ve doküman incelemelerine dayanılarak nitel bir araştırma yaptı.

İkinci araştırmamız ise STK’ların pratik ve güncel bir sorunlarını ele almaktadır. “STK’larda Gönüllü ve Profesyonel Çalışan İstihdamının Geliştirilmesi” araştırması da alana önemli katkı sağlayacaktır diye düşünüyoruz.  Araştırmalar yanında periyodik olarak alana yönelik politika notları da hazırlıyoruz.

Bunun dışında STK’larda yönetim ve insan kaynakları konuları ile ilgili kitap çalışmaları devam etmekte. 

STK’lar gönüllü teşekküller. Vakıf, dernek ve cemiyetleri adanmışlık, ihsan, mütemadiyen karşılıksız vermek ve adanmış bir ruhla hizmet etmek gibi amiller ayakta tutuyor. Bu noktada yakın çevremizden en uzağına kadar iyi gönüllü uygulamalarına şahit oluyoruz. Bu noktada iyi gönüllü uygulamalarının teşviki de önemli. Akademinizin hassas merceğiyle şahit olduğunuz iyi gönüllü uygulamalarına misaller verir misiniz?

İyi örneklerin bulunması ve teşvik edilmesi önemsediğimiz bir husus. İyi örnekler bir şeylerin mümkün olduğunu göstermesi bakımından cesaretlendirici ve teşvik edici. İyi örnekler konusunda ölçü ayarlanamazsa reklam yönü öne çıkabiliyor. İyi örnekleri sadece isimleri ve faaliyet alanları ile vermek yerine daha sistematik ele almamız gerekiyor. Kurumsal Yönetim Akademisi olarak bizim daha fazla ilgimizi çeken konu iyi uygulamaları doğuran değerler, sistem ve uygulamalar bütününü ortaya çıkarmak, buradaki süreklilik unsurlarını teşvik etmek. İyi örneklerin arkasında uzun, sürekli ve sistematik çabalar var. Bizim amacımız bunu bulmak ve diğer kurumlara referans olmasını sağlamak.

MARİFET İLTİFATA TABİDİR

Bu konuda değişik alanlarda bireysel ve kurumsal örnekler var. Bu noktada misal vermek az önce bahsettiğim yaklaşım ile konuya nasıl baktığımızı ifade etmiş olayım. İyi uygulamaların teşviki ve ortaya çıkarılması konusunun nazik olduğunun farkındayız. Görünürlük öne çıkmaya başlayınca, gönüllülük ruhu ve hassasiyetlerini korumanın kolay olmadığını düşünüyoruz. Ama şunu da unutmuyoruz: Marifet iltifata tabidir. Buradan dengeli bir yaklaşım çıkarabileceğimizi umuyorum.

Türkiye’deki İslami STK’ların Kurumsal Yapılarında ve Faaliyet Alanlarında ne türden değişmeler gözlemliyorsunuz?

İslami STK’ların Kurumsal Yapılarında ve Faaliyet Alanlarında önemli değişimler olduğunu gözlemliyorduk. Bu sorunun cevabını bu konuda Doç. Dr. Lütfi Sunar’ın  yaptığı ve Kurumsal Yönetim Akademisi yayını olarak basılacak araştırmanın temel bulguları ile cevaplamak istiyorum. “Türkiye’de İslami STK’ların Kurumsal Yapı ve Faaliyetlerinin Değişimi” araştırmasının temel bulguları bize aşağıdaki değişimleri göstermekte.

İslami STK’larda yaşanan değişimleri;

  • Geleneksel Cemaatsel Yapılardan Yeni Kurumsallaşmış Yapılara
  • Bilinçlendirme Temelli Misyondan Bilgilendirme Temelli Misyonlara
  • Yeni Kamusal Temsil Biçimlerinin Doğuşu
  • Yerel Toplumsal İlişkilerden Uluslararası İlişki Ağlarına
  • Geleneksel İslami Mali Kaynaklardan Yeni Dışsal Fonlara
  • İçe Dönük Faaliyetlerden Dışa Dönük Proje Temelli Çalışmalara
  • Cemaatsel Temelli Toplumsal İlişkilerden Gönüllülük Temelli İlişkilere – Oradan da Profesyonel Örgütsel Yapılara
  • İslami STK’larda  kadınların ağırlığının artması
  • Toplumsal Hizmetten Profesyonelleşmiş Uzman Kuruluşlara
  • Adanmış İnsan Tipinden Eğitimli İnsan Tipine
  • Devlete Karşıt Bir Konumdan, Devlete Yardımcı Bir Konuma 

Bu bulgular bize İslami STK’ların faaliyet alanları, örgütlenmeleri, ilişkileri, mali kaynakları ve görünürlülük gibi alanlar bakımında soyolojik ve yapısal değişim geçirdiklerini/geçirmeye devam ettiklerini göstermektedir. 

Benim burada kritik gördüğüm husus, bu değişimlerin bilinçli bir tercihin sonucu olup olmadığı hususu.  Bu değişimleri büyük ölçüde pratiğin şekillendirdiği, sonrasında da bu pratiği meşrulaştıran zihinsel düzenlemeler yaptığımız yönünde. Bu değişimler büyük niceliksel sonuçlar doğurdu ancak niteliksel sonuçlarını biraz tartışmamız ve sorgulamamız gerekiyor. STK’lar için söz konusu olacak değişim, gaye ve değerlerden beslenen fikri bir çerçevenin yönlendirdiği planlı bir değişim çabası olmalı. Planlı değişim ile kastım, bilinçli bir tercihin sonucu ve bir modele dayanan değişim süreci. 

STK’LARIN YENİ PERSPEKTİFLERE VE PROJEKSİYONLARA İHTİYACI VAR 

İlave etmek istediğiniz hususlar nelerdir?

Bugün STK’ların geldiği nokta, içinde bulunduğumuz şartlar ve geleceğe yönelik trendler dikkate alındığı zaman STK’ların yeni perspektiflere ve projeksiyonlara ihtiyacı var. Stratejik bir yaklaşım geliştirme ve yeniden yapılanma ihtiyacı açık. Bu bağlamda gönüllü kuruluşların faaliyetlerini yürütürken gönüllülüğü kaybetmeden daha organize, sistemli ve verimli çalışmaları önem arz etmektedir. Diğer bir ifadeyle STK’larda gönüllülük, kurumsallık, verimlilik ve sürekliliği bir bütün olarak ele almak ve geliştirmek gerekiyor.

STK’LAR, EN GÜÇLÜ VE ENERJİK OLDUĞUMUZ DÖNEMLERDE ZAMAN AYIRMAMIZ GEREKEN HAYIR SAHALARI

Okuyucularımıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

STK’lar toplumsal sorumlulukları, rolleri ve katkıları ile öne çıkan yapılar olmanın yanında, aynı zamanda insanlığımızı da hatırlatan ve diri tutan yapılar. Emeklilik dönemine ya da boş zamanlara hapsedilecek faaliyetler olmanın ötesinde, bilinçli ve planlı biçimde, en güçlü ve enerjik olduğumuz dönemlerde zaman ayırmamız gereken hayır alanları. Niyetlenir ve biraz da kafa yorarsak her birimizin sahip olduğu bilgi, deneyim ve ilişkinin STK’larda ciddi katkılar sağlayacağını düşünüyorum. Bunun için STK’ların ihtiyaçları ile insanların birikimlerini eşleştirmeye ihtiyaç var. Bu eşleştirme organize ve sürekli olduğu ölçüde fayda doğuracaktır.

Bahsettiğimiz eşleştirmeleri kim/kimler yapacak?

Bu eşleştirmeyi kim yapacak dediğimiz zaman STK’lara daha çok sorumluluk düşüyor. İhtiyaçlarını iyi tanımlayabilirler ve planlı çalışma sistematiği oluşturabilirlerse, beklentilerinin üzerinde destek bulabileceklerini görüyorum.

İnsanımızda hayır yapma ve yardımcı olma niyetinin yüksek olduğunu, ancak düzenli çalışan ve güvenilir oluşumlar aradıklarını vurgulamak istiyorum. Tabi bu söylediklerimle, kişilerin STK’lardan davet beklemeleri anlamı çıkmamalı. Davet olmadan da biz harekete geçersek çok daha anlamlı ve güzel bir davranış sergilemiş oluruz.

İlginiz için teşekkür ediyorum.

Ben de teşekkür ediyorum İbrahim Ethem Bey.

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2017, 14:15
YORUM EKLE

banner39

banner36

banner37

banner35