banner39

Roger Garaudy'nin mirası nedir?

Dergâh dergisinin 287. sayısında (2014 Ocak) Cemal Aydın’la yapılan orta sayfa konuşması Roger Garaudy hakkında epey bilgi aktarıyor. Hakkını teslim etmek gerekir Cemal Aydın’ın. Mütercim olmanın ötesine geçerek Garaudy’yi farklı yönleriyle tanıtması övgüye değer bir çaba.

Kültür Sanat 27.01.2014, 17:14 27.01.2014, 17:14
Roger Garaudy'nin mirası nedir?

Asım Öz/Dünya Bülteni/Kültür Servisi

Roger Garaudy’nin hayatı ve fikirleri son derece karmaşık bundan dolayı da çeşitli tartışmalara sebebiyet verecek niteliktedir.  Çok çeşitli yaratıcı etkinlikleri sığdırdığı hayatında kimilerinin kopma, kimilerinin kırılma dediği noktaların olup olmadığı bile tartışıldığına göre hakkındaki zanların saymakla biteceği söylenemez.

Dergâh dergisinin 287. sayısında (2014 Ocak) Cemal Aydın’la yapılan orta sayfa konuşması Roger Garaudy hakkında epey bilgi aktarıyor. Hakkını teslim etmek gerekir Cemal Aydın’ın. Mütercim olmanın ötesine geçerek Garaudy’yi farklı yönleriyle tanıtması övgüye değer bir çaba.  Neler var bu söyleşide? Garaudy’nin hayatı, komünizm anlayışı, Fransız Komünist Partisi ile ilişkileri, aile hayatı, İslâm’la tanışması, tasavvufla ilgisi, sanatçı yönü ve tanıdığı şairler ilk elde anılabilir. Hatıraları başta olmak üzere çoğu düşünce yazılarını bile şairane bir dil kullanarak düzyazı şiir yazar gibi yazmış olan Garaudy bu tarzıyla, Bachelard, Bataille, Thomson, Caudwell gibi düşünürleri çağrıştırır.  

Cezayir’e sürgün edilen Garaudy burada İbadi askerlerin komutanların emrini İslâmi gerekçeyle dinlememelerinden etkilenir. Komutanın emrinden daha yüce bir emre baş eğmenin göstergesi olan İslâm’ı merak eder, araştırmaya başlar. Gariptir ki, felsefe doçenti olacak seviyede felsefi birikimi bulunan Garaudy, İslâm felsefesi konusunda kendisine tek kelimenin öğretilmediğini fark edecektir.  Bu yıllardan itibaren İslâm felsefesi ve medeniyeti üzerine yapmış olduğu araştırmalar onun sonraki çalışmalarının önemli bir parçasını oluşturacaktır. Partiden ihraç edildikten sonra İslâm konusuna daha derinlikli olarak eğilme gereği duyan Garaudy, Muhammed Esed’in mealinin İngilizcesini okur. Ardından tasavvufi eserler başta olmak üzere önemli İslâm klasiklerini okur. O halde şunu diyebiliriz: Garaudy’nin düşünce dünyasının git gelleri hayli karmaşıktır. Muhammed Esed’le belli konularda aynı yolda yürümüş olsalar da, her ikisinin hayati önemi olduğunu düşündükleri konularda yol ayrılıklarına düştükleri açıktır. Sözgelimi İslâm’ı kavrama, anlama biçimleri büyük ölçüde farklılık taşır.

Roger Garaudy’nin Türkiye’ye İntikali

Cemal Aydın, Garaudy’yi tanıma sürecine ve onun eserlerinin Türkiye serüveninin başlangıç yıllarına dair nitelikli bir betimleme sunarken aynı zamanda memleketin neşriyat dünyası hakkında hatırlatmalarda bulunuyor:

“Aslında Roger Garaudy(Roje Garodi)’yi daha lise yıllarındayken, yani 1965’lerde ismen tanıyordum. Gazete bayilerinde ‘Sosyalizm ve Ahlâk’ kitabını görmüştüm. ‘Sosyalizm ve İslâmiyet’ adlı kitabı da aynı yıllarda kitapçılardaydı. Fakat o yıllarda sosyalizm denilince bizim aklımıza komünizm geldiği, komünizm de tam bir öcü veya umacı gibi gösterildiği için o eserlere hiç iltifat etmemiştim. Aslında Doğan Avcıoğlu ile E. Tüfekçi( ki onun ünlü komünist lider Mihri Belli olduğunu daha sonra öğrendim) ‘Sosyalizm ve İslâmiyet’ başlığını koyacaklarına, orijinalindeki gibi ‘Arap-İslâm Medeniyetinin Tarihî Katkısı’ adıyla yayımlasalardı, benim gibi herkes mutlaka alıp okur ve Garaudy’yi çok daha erken keşfederdi. Çünkü biz o zamanlar İslâm’dan bahseden eserlere karşı o kadar çok susuzluk çekiyorduk ki velev ki aleyhinde olsun, başlığında İslâm ve Peygamber Efendimizin adı geçen eserleri görebilmek için kitapçı vitrinlerine bakar dururduk.”

İkinci Dünya Savaşı’nın yeni bittiği yıllarda kaleme alınan ve dilimize Sosyalizm ve İslâmiyet adıyla tercüme edilen eseri bir dönem Türk solu ciddiye alır gibi olmuştur. İslâm’la komünizm arasında yakın bağlar kurmaya gayret eden derinlikli olmayan fakat “militanca” görülen bu eser, bir yönüyle Fransa’daki Hıristiyan Marksizm’i tartışmalarını da hatırlatır aslında. O yıllarda Arap-İslâm Medeniyetinin Tarihî Katkısı adlı eserin sol çevrelerce tercüme edilmiş olması da dikkate şayan bir durumdur.  Bunun sebebi sağ çevrelerde doğru dürüst mütercim bile yokken, sol çevrelerin yabancı yazar ve sanatçıları iyi tanıyor olmalarıdır. Fethi Naci’nin 1953-1956 arasında yazdığı yazılardan oluşan İnsan Tükenmez adlı eserinde zikrettiği düşünürler arasında Roger Garaudy’nin de bulunduğu hatırlanırsa sol çevrelerin onu dikkatle takip ettikleri görülecektir. Denilebilir ki, dönemin sol çevreleri onun belli düşüncelerini dikkat çekici ve ilham verici olarak kabul etmişlerdir. Ne var ki 1960 sonrası Türk düşünce dünyasında önemli tesirleri olacak olan eserin orijinalinden farklı bir adla neşredilmiş olması büyük bir talihsizliktir.

Türkiye’de Garaudy’nin “yeniden” keşfi 1980’li yıllarda gerçekleşti denilse abartılı olmaz. Kendisinin bu yıllarda Müslüman olması dünyada olduğu kadar Türkiye’de de büyük yankı uyandırmıştır. Tüyap Kitap Fuarına gelmesi, Yaşayanlara Çağrı kitabının çevrilmesi onun popülaritesini arttırmıştır. Doğrusu, bu keşfe rağmen fikirleri üzerinde hayattayken pek fazla yazılıp çizildiğini söylemek mümkün değildir.  Gelgelelim, Garaudy üzerine aynı fabrikada imal edilmiş pazar centilmenlerini andıran yazılar yayımlandı daha çok. Her birinin ekinde aynı cümleler ve benzer vurgular olan sayfalarda dolanıp kopyalarını selamladılar.  Türkiye’ye gelip gittiği yıllara denk gelen birkaç söyleşi de yapıldı tabii.

Garaudy’nin Türkiye’deki konferanslarında çoğu zaman mütercim bazen de dinleyici olarak bulunan Cemal Aydın, onun konuşma ve konferansları hakkındaki izlenimlerini de aktarıyor. Hem mütercim hem dinleyici olarak kendi deneyimlerine başvuran Aydın’ın şu sözlerini okumakta yarar var:

“Felsefe ve edebiyattan tutun da dinlerden güzel sanatlara kadar uzanan geniş bir ilgi alanı vardı. O yüzden kendisini hakkıyla anlayıp tercüme etmek zordu. İyi hatipti, uzun cümleler kurardı. Bir ara kendisine bu zorluğu anlattım. Çevirilerin pek sağlıklı olmadığını anlattım. Beni dikkate aldı. Konuşma metnini önceden hazır etmeye başladı. Daha da ileri gidip,  benden baştan sona metni okumamı, anlamadığım bir yer varsa sormamı ister oldu. Bir televizyon veya radyo adına mülâkat yapılacağında da soruları önceden yazılı olarak görmek ister, cevap vermek istemediği soruların üzerini çizerdi. Bir de lâfını hiç esirgemezdi. İran Konsolosluğu’ndaki bir toplantıda kendisine İran soruldu. Devrimin ilk yıllarıydı. Şu cevabı verdi: ‘ Silahsız bir halk onca kurban vererek dünyanın yenilmezler unvanlı beşinci askerî gücünü hürriyeti için yendi. Şimdi o hürriyet o halka verildi mi, hiç de emin değilim!”

Siyonist Lobi, Paulette Hanım ve Eleştiriler

Garaudy’nin Müslüman olması Fransa’da hem aydınlar arasında hem de halk arasında İslâm’a olan rağbeti arttırır. Öyle ki, Garaudy’nin, Müslüman olmadan önce kaleme aldığı Geleceğimizde İslâm Var kitabının geniş halk kesimlerince gördüğü ilgi belli çevrelerde kaygı uyandırır.  Müslüman olmasının ardından kaleme aldığı İsrail, Mitler ve Terör’le yasaklı kitabı İlâhi Mesajlar Toprağı Filistin kitapları Yahudi katliamını inkâr ettiği suçlamasını beraberinde getirmiştir. Bu kitaplara kadar eserleri Fransa’nın büyük yayınevlerinden çıkan Garaudy’nin eserlerinin yayın sürecinin sekteye uğramasında Siyonist lobinin faaliyetleri etkili olmuştur. Açıkçası Garaudy’nin söylemek istediği soykırım endüstrisinin ‘döküntü’ yığınıdır. Garaudy bu endüstrinin oluşturduğu yanılsama üzerinde durmayı öncelemiştir.

Cemal Aydın’ın, Garaudy’nin eşi Paulette hakkında anlattıkları da ilginç. Hatta bir yönüyle Ali Şeriati’nin eşi Puran Şeriati’yi hatırlatıyor. Paulette hanım Garaudy’nin eserlerinin müsveddelerini bile evin mahzenindeki raflara özenli bir şekilde dizmiş. Şöyle devam ediyor Aydın :  

“ Bu çok değerli hanımefendi Garaudy’nin vefatından bir sene önce beni evin mahzenine götürdü. Fransızların mahzenlerinde her çeşit yıllanmış şarap bulunur. Onların mahzeninde ise, kitaplar, kitaplar ve klasörler hâlinde dosyalar vardı. Pırıl pırıl bir mahzen. Tek toz yok. Eserlerin müsveddelerini bile Paulette Hanım özenle raflara dizmiş. Bütün bunları nasıl bir zevkle yaptığı hareketlerinden ve gözlerinden okunuyordu. Kendisine  ‘Her büyük adamın arkasında mutlaka fedakâr bir kadın vardır, derler. Ne kadar doğru!’ dedim. O yaşta mahcup bir hâl aldı, yüzünü bir görmeliydiniz. Bütün samimiyetimle söylüyorum, eğer o hanım olmasa, Roger Garaudy, Roger Garaudy olmazdı.”

Anlaşılan o ki, Paulette Hanım Cemal Aydın’ı çok etkilemiş. “Neden?” sorusuna cevap verirken izlenimlerini ve ondan duyduklarını anlatmaya devam ediyor:

“Dünyada son derece ender kadınlar öylesi çileye seve seve  katlanır da ondan… Bir seferinde hanımı Paulette’ten aile albümünü istedim, Garaudy’nin yeni fotoğrafları elimin altında olsun diye. Öyle bir albümlerinin olmadığını belirtirken ‘Ama hiç burada olmuyor ki!’ dediği anda gözlerindeki o hüznü ve hasreti size tarif edemem. Evinde durmayan bir adam! Evini kıt kanaat geçindiren bir kadın! Garaudy hatıralarında anlatır, evine döndüğünde kızının kendisinden nasıl kaçtığını. Babasını tanımayan ve yabancı zanneden kız! Çünkü o çocuk bir iki yaşındayken Lâtin Amerika ülkelerine gitmiş ve tam altı ay sonra dönmüştür. Ve ‘Sessiz olun yavrularım! Baba kitap yazıyor!’ diye çocuklarını susturan bir anne! Hanımının bana anlattığı çok daha acıklı sahneler de var, fakat onları anlatmayayım, çünkü belki bana sır olarak vermiştir.”

Garaudy’e göre Müslümanların taklitten sakınmaları, her an yeni bir işte olmaları zorunludur. Ona göre, tarihteki önemli kişiliklerin kendi dönemleri için buldukları çözümleri mutlaklaştırmak çözüm değildir. Önemli olan atalar ocağındaki közü harlamaktır yoksa sadece küllere sımsıkı sarılmak bizi kurtarmayacaktır. Cemal Aydın, Garaudy’nin bize bıraktığı mirası şu satırlarla özetliyor:

“Garaudy’nin bize bıraktığı en büyük fikri mirası, İslâm’ın yeniden yaşayan ve insanlığı huzur içinde yaşatan niteliğine kavuşması için şu iki taklitten kaçınıp kurtulmaktır: Birincisi, dünyayı uçuruma sürüklemekte olan Batı’yı körü körüne taklitten… İkincisi de, geçmişi olduğu gibi taklitten, daha doğrusu kendisinin ifadesiyle İslâm’ın ana kaynaklarını ölülerin gözleriyle okumaktan…”   Bunu kavramak çok önemlidir, ama ne yazık ki sadece bu tezler üzerinden Garaudy’nin düşüncelerini kavramak imkânsızdır. Tabii Garaudy’nin bu yaklaşımlarına itiraz ederek, közü muhafaza edip koruyanın küller olduğunu dile getirenler de olmuştur ve olacaktır.

Tam da bu noktada, Türkiye’deki okuryazarların Garaudy’e yönelmelerinin altında yatan sebeplere ve bu yönelişe yön veren eserlere değinebiliriz. 1980’li yıllar bir bakıma tercümeler çağı ama aynı zamanda ihtidalar devriydi. Aslında buradan itibaren Garaudy’nin Türkiye’deki serüvenine dair kaba bir tasvir yapmak uygun olacaktır. Doksanlı yılların sonuna gelindiğinde okuduklarını anlayıp tefekkür etmeye başlayan İslâmcılar, Garaudy’yi o yapan görüşlere dair ilk eleştirilerini yapmaya başlamışlardır. Buna karşın İsrail’e dönük eleştirilerini her fırsatta yardıma çağırdıklarından dolayı nihai bir ayrılık yaşamamışlardır.  

Şunu söylemek abartılı olmasa gerek:  Türkiye’de Garaudy’ye çeşitli yaklaşımlar eşliğinde yönelinmiştir. Fakat ona doksanlı yıllardan sonra  gösterilen ilgide her zaman başat olan İsrail meselesi olmuştur. Sol ise onu sosyalizm üzerinden tanımış, ardından sosyalist gerçekçilikten kopuşun ipuçlarını sunan Kıyısız Bir Gerçekçilik Üzerine’si ile bu ilginin yönünü farklılaştırmıştır. İslâmcıların AKP’li yıllarda sanata dönük ilgilerinin artışına paralel olarak yayımlanan Don Kişot kitabı ise hak ettiği ilgiyi bir türlü görememiştir.  İslâmcılık eleştirileri ise hiç hatırlanmamıştır. Hâsılı bir genelleme yapmayı göze alarak diyebiliriz ki, Türkiye’de, Garaudy’nin sanıldığı kadar büyük bir tesiri yoktur. 

Artık övgü cümlelerini geride bırakarak, Garaudy’yi daha iyi kavramak için eserleri üzerinde daha derin bir şekilde eleştirel olarak düşünmek yararlı olacaktır. Şevket Kotan’ın Kuran ve Tarihselcilik kitabıyla,  Mustafa Öztürk’ün “Kur’an’ın Aktüel Değeri-Roger Garaudy’in Kur’an Tasavvuru Üzerine-”  başlıklı makalesini bu manada önemli ve öncü çalışmalar olarak anmalıyız. Elbette Kriter dergisinde Garaudy'nin Müslüman oluşundan sonra onun düşünceleri hakkında Türkçede çıkan ilk eleştiri metnini kaleme alan M. Sait Çekmegil’i de unutmamak lazım gelir. Garaudy’nin düşüncelerini anlama konusunda önemi olan bu metinlerdeki temel vurguların, aynı zamanda onun kitaplarının okunması konusunda bir ‘usul’de önerdiklerinin farkında olunmalıdır.   

Cemal Aydın’ın övgüye değer çabasından söz ettik. Keşke, Aydın, Garaudy ile yapılan söyleşileri derli toplu bir kitap olarak hazırlasa! Ne diyelim, belki hazırlamaya başlamıştır bile.  Böylesi bir kitap,  kabına sığmaz düşünürün anlaşılma sürecine büyük bir katkı sunacak gibi görünmektedir.

Yorumlar (0)
Günün Anketi Tümü
Türkiye Esed rejimiyle diyalog kurmalı mı?